Arama: 
29.09.2003/Sayı:40
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Söyleşi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Yön Güneş Ayas

Fuller’in “Kuvayı Milliye”sine neden karşıyız?

Fuller’in Kuvayı Milliyesini niçin ciddiye aldık?

“Fuller’in Kuvayı Milliyesi” yazımızdan sonra kimi okurlarımız merak etmiş, sordu: “Bunları bu kadar ciddiye almaya ne gerek vardı? Kim olduklarını bilmeyen mi vardı?”

Bazı iyi niyetli insanlar ise bu konu açıldığı zaman her ne kadar Fuller’in Kuvayı Milliyesine karşı olduklarını ifade etseler de yine de bir dışlayıcı olmamak kaygısı içindeler.

Oysa ki okurlarımız bilir, TÜRKSOLU olarak, çıktığımız günden bu yana hep son derece birleştirici olduk. Farklı kökenlerden gelen ve halen TÜRKSOLU’nda yazan bir çok aydınımız bunun kanıtıdır.

TÜRKSOLU’nda oluşturduğumuz birliktelik partileri dışlayan bir birliktelikti. Buna karşın; bırakalım Kuvayı Milliyeci diye ortaya çıkan bir düzine parti ve hareketi, samimiyetine hiç bir zaman inanmadığımız İP’i bile hedef alan tek satır yazmadık. İP’in yayın organlarında defalarca TÜRKSOLU’na hakaret eden, tehditler savuran ve hatta açık açık kimi yazarlarımızı yalan yanlış haberlerle üniversite yönetimlerine, polise ihbar eden, hedef gösteren yayınlara bile ciddiye alıp cevap vermedik.

Çünkü TÜRKSOLU’nun mücadelesi şu veya bu partiye karşı değil, emperyalizme ve Türk düşmanlarına karşıdır. Eğer herhangi bir parti veya hareketi hedef alıyorsak bilin ki o parti emperyalistlerin Türkiye üzerinde oynadığı bir oyunun temel aktörü haline gelmiştir.

“Fuller’in Kuvayı Milliyesi”ni ciddiye aldıysak bunun tek nedeni vardır, o da bu “Kuvayı Milliye”yi oluşturanların bir Amerikan planının taşeronları olmalarıdır. Fuller’in Kuvayı Milliyesi gerçek Kuvayı Milliyeci uyanışı marjinalleştirmek ve tecrit etmek amacıyla ABD tarafından örgütlendiği için ve bu durum da vatanın geleceğini ilgilendirdiği için bu konunun üzerinde durduk.

Yoksa İP ile MHP’nin birleşmesinden bir Kuvayı Milliye doğmayacağını sadece TÜRKSOLU değil aklı başında olan herkes görebilir. Nitekim Türk halkı bunu çoktan görmüş olacak ki Perinçek’in partisi 30 yıldır binde birlik bir partidir, Bahçeli’nin partisi de ne hikmetse “tam Kuvayı Milliyeciliğe başlayacakken” Türk halkı tarafından iktidardan indirilmiş, barajın altına yuvarlanmıştır. Onların çağrısıyla örgütlenen bir “Kuvayı Milliye”yi de kimse takmamış mitinge ancak 500 kişi gelmiştir.

Ancak mesele bu değildir. Esas tehlike yanlış bir Kuvayı Milliye anlayışının yaygınlaştırılmasıdır. Kuvayı Milliyeciliğe niyet eden insanların önüne bu Fullerci Kuvayı Milliye konulmaktadır.

Peki nedir bu “Kuvayı Milliye’nin” esasları? Bu Kuvayı Milliye hangi ideoloji temelinde örgütlenecektir? Aslında mesele burdan başlar; öyle bir Kuvayı Milliye’den bahsedilmektedir ki bu Kuvayı Milliye’nin hiç bir esası yoktur. Kuvayı Milliyeciyim diyen, vatanımı seviyorum diyen herkes bu Kuvayı Milliye’de yerini alabilir. Bu Kuvayı Milliyeciler için hiç bir sınır hiç bir ilke söz konusu değildir.

Adamın biri tutar ben Maocuyum, Atatürkçü değilim, enternasyonalistim bu yüzden Türk kimliğine karşıyım der, ama yine de Kuvayı Milliyeci olabilir. Bir diğeri şeriatçıyım der, Orduya ve Atatürk’e karşı çıkar, Türklüğü reddeder ama bu Kuvayı Milliye’de ona da ön sıralarda yer vardır. Bir başkası ise Atatürk’ü değil Türkeş’i lider olarak kabul eder, yıllarca Amerikancılık yapar, sonra AB’ci olur, bütün uyum yasalarının altında imzası vardır ama o da Kuvayı Milliyecidir.

Bu Kuvayı Milliye’nin tek ilkesi ilkesizliktir. Herkes geçmişte neyse yine o olacaktır, kendi kimliğiyle koalisyona katılacaktır, bu çorbanın adına da Kuvayı Milliye denecektir.

Tayyip’in Türkiyeliliği Fuller’in ulusalcılığı

Şimdi soralım, ideolojisi ve kimliği olmayan bu Kuvayı Milliye’nin Tayyip’in “Türkiyelilik”inden ne farkı var? Ne diyordu Tayyip? Kürt kendine Kürt desin, Gürcü Gürcü desin, Çerkes de Çerkes desin ama hepimiz Türkiyelilik kimliğinde birleşelim. Türk kimliği ayrım yaratır. Hatta aynı Tayyip Sivas’ta bu müthiş icat temelinde bir Kuvayı Milliyecilik oyunu oynamadı mı?

Peki diğer Kuvayı Milliyeciler ne diyor? “Gel ne olursan gel, şeriatçı da olsan gel, Türkeşçi olsan da gel, Maocu olsan da gel, bin kere Apo’yu savunsan da gel, bin kere Türk ordusuna sövsen de gel, tövbe etmene de gerek yok ulusalcılıkta birleşelim gel”

Peki siz bu kimlikleri bıraksanız da Türklükte, Atatürkçülükte birleşsek? “Yoo olmaz, işte bunlar ayrımcılık yaratır, cepheyi böler, biz Maocu kalalım, enternasyonalist kalalım, Türkeşçi kalalım, tarikatçı kalalım ama Türkiye sevgisinde birleşelim”

Söyler misiniz bunun Tayyip’inkinden ne farkı var? Zaten küçük Perinçek de öyle diyor “Gerekirse Tayyip’le bile birleşiriz. ‘Mehmetçik Coniye kalkan olamaz’ desin yeter” Yani bu ittifakta Tayyip’e bile yer vardır. Ama Tayyip herhalde iktidarda olduğundan daha hidayete varamamış, yani “ulusalcılığı” keşfedememiştir. Bir iktidardan düşsün nasıl olsa o da Hocası gibi Kuvayı Milliyeci olacaktır.

Fuller’in Kuvayı Milliyeciliği iktidar olamayanların veya iktidardan düşenlerin oynadığı bir oyundur. Bu, istisnasız bütün “Kuvayı Milliyeci” partilerin ortak özelliğidir. Onun için Türk halkından tokadı yiyen birden Kuvayı Milliyeci olur, böylece bu sahte Kuvayı Milliye cephesi de büyüdükçe büyür ve Tayyip’i bile içine almaya heveslenir.

Onun için de TÜRKSOLU Kuvayı Milliye anlayışını ilan ederken ilk sıraya şu ilkeyi koyar: siyasi partilerle Kuvayı Milliye olmaz. Çünkü “parlamenter sistemin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler” Kuvayı Milliye’nin özüne aykırıdır. Kuvayı Milliye ne bir seçim ittifakıdır, ne de Avrupa’da benzerlerini gördüğümüz bir halk cephesidir.

Siyasi partilerle Kuvayı Milliye olmaz

Kuvayı Milliye olağanüstü koşulların ürünüdür. Bundan yola çıkarak demektedirler ki “koşullar olağanüstü olduğu için tüm siyasi partiler birleşebilir” Tersine koşulların olağanüstü olması parlamenter çözümlerin iflasına işarettir. Kuvayı Milliye fikri siyasi partiler Türk milletinin ihtiyaçlarına cevap vermediği, dahası hepsi Türkiye’yi farklı yollardan emperyalistlere sattığı için ortaya çıkmıştır, onun için de siyasi partileri dışlar, dışlayıcıdır.

Söylemeye gerek var mı bilmem ama vaktiyle bu siyasi partilerde yer almış insanları elbette ki dışlamaz. Tersine Kuvayı Milliye mücadelesine MHP’den de katılan olur DSP’den de. Ancak Kuvayı Milliyeciliğe bir kere niyetlenen insan artık bir tek Kuvayı Milliyecidir, particilik onun için bitmiştir.

Herkesin uydurduğu bir Kuvayı Milliye masalı var. Ama Mustafa Kemal’in Kuvayı Milliyesi’nin bu masallarla hiç bir ilgisi yoktur. Türkiye’de en çok sayıda siyasi parti ne zaman kuruldu biliyor musunuz? Mütareke döneminde. Türkiye işgal edilirken 100’e yakın partimiz vardı. Bunların bir kısmı “millici”ydi bir kısmı işbirlikçi, peki söyler misiniz, 1920’ye geldiğimizde Mustafa Kemal’in Kuvayı Milliyesi’nde bu partilerden birinin adına rastladınız mı?

Veya her şeyi bir kenara bırakıp şunu düşünelim. Mustafa Kemal Kuvayı Milliye’yi örgütlerken belki de en çok İttihat Terakki’nin eski üyelerinden ve yurt çapındaki teşkilatlarından faydalandı. Peki Kuvayı Milliye kurulurken İttihat Terakki adı geçiyor muydu? Şimdi herkes Sivas Kongresi’nden bahsediyor. Bakın Atatürk Sivas Kongresi’ne katılan delegelerden hangi yemini etmesini istemiş: “İttihat ve Terakki’nin ihyasına (diriltilmesine) çalışmayacağıma yemin ederim”

Hatta İstanbul’da türlü tehlikeleri göze alarak Kuvayı Milliyecilere silah kaçıran Karakol örgütüne (ki o da İttihatçıların devamıdır) Atatürk ne demişti, Nutuk’u okuyanlar bilir; derhal o örgütü kapatın ve Milli Mücadele örgütüne tabi olun.

Örnekler çoğaltılabilir. Ama durmadan Atatürk’ün Kuvayı Milliyesi’nden bahsedenlerin şunu hatırlamasını beklemek hakkımız. Atatürk’ün Kuvayı Milliyesi’nde hiç bir parti yoktu. Hatta şimdikiler gibi bol keseden nutuk çeken partiler değil, ciddi ciddi cephede savaşan parti ve gruplar bile dışlandı. Onlara söylenen şuydu: “İttihatçı, şucu veya bucu olmayı bırakın yalnız Kuvayı Milliyeci olun.”

Şimdikilerle İttihatçıları karşılaştırmak aslında bunlara iltifat etmek olur. Ama saflarımızda maalesef öyle bir saflık hüküm sürüyor ki adam Kuvayı Milliyeciyim dedi mi olay bitiyor. Gerisini kimse kurcalamıyor. Şimdi de bazıları diyor ki “Ya tamam biz de biliyoruz ki bu adam Apo’yu savundu, Kıbrıs müdahalesinde Rumları destekledi, yıllarca bölücülük yaptı, Ordu düşmanlığı yaptı ama ona neden değişme fırsatı tanımıyoruz?”

Öyleyse soralım Apo’ya neden değişme fırsatı tanımıyoruz? O da cezaevinde hidayete erdi ve Perinçek’le aynı şeyleri söylüyor. Türkiye’nin bölünmemesi için Kurtuluş Savaşı politikaları uygulanmalıymış, Kürt gerçeği tanınarak bir Türkiyeli kimliği yaratılmalıymış, bu Mustafa Kemal’in çözümüymüş. Hadi, Apo’ya da fırsat verelim desenize?

Bakın görün bu Kuvayı Milliyeciliğin bir sonraki aşaması Apo’yu da davet etmek olacak. Zaten Perinçek’in dergisi daha şimdiden Apo’nun İmralı’da yaşadığı olumlu dönüşümden bahsetmeye başladı. Hem de kendileri için bir övünme payı çıkararak. Öyle ya Perinçek Bekaa’ya Apo’yu Atatürkçü yapmak için gitmemiş miydi!!!

TÜRKSOLU kimsenin geçmişine veya nereden geldiğine bakmaz. Herkes hata yapabilir ve herkes bu hatasından dönebilir. Ama bir insan iki senede bir dönüyorsa, bu hızlı dönüşler iki şeyi kanıtlar:

Bir; bu adama güvenilmez, iki; bu hızlı dönüşlerin arkasında başka bir güç vardır. Bizi ilgilendiren de zaten bunların arkasında yer alan emperyalist güçtür. Elli defa dönen olsa olsa topaçtır ve o topaçın ipini tutan da emperyalistlerdir.

Bahçeli’nin partisi için de bu dediklerimiz geçerlidir. Deniliyor ki 80 öncesini unutalım, bu 25 sene öncede kaldı. Tamam, diyelim ki 25 sene öncesini unuttuk bir sene öncesini nasıl unutacağız? Daha dün tahkimi kabul edenlerin, İkiz Yasaları imzalayıp da Meclise hemen getirmeye utananların, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB’ye girmesine onay verenlerin, uyum yasalarının ve ulusal programın altına imza atanların, Helsinki ve Kopenhag kararlarını onaylayanların ve Kemal Derviş’i Türkiye’ye getirenlerin acaba başına saksı mı düştü ki iki ay içinde Kuvayı Milliyeci oldular?

Madem Kuvayı Milliyecilerdi iktidardayken niye Kuvayı Milliyeciliğin kırıntısını bile göremedik, madem Kuvayı Milliyecilerdi Türk milleti bu kadar vefasız mıydı ki onları %8’lere düşürdü.

80 öncesi ABD tarafından kullanılıp sonra bu hatayı anlamak anlaşılır bir şeydir ama 80 sonrası da bu çizgiyi sürdürmek artık işin “hata” boyutunu aşarak bugüne kadar süren bir kullanılma serüvenine dönüştüğünü gösterir.

Bu işin neden siyasi partilerle olamayacağı da buradan çıkar. Çünkü Türkiye’de siyaset kurumu 50’lerden beri emperyalizmin uzantısıdır. Öyle bir siyaset mekanizması yaratılmıştır ki partiler Amerikancı, Avrupacı, Rusçu, Pekinci diye ayrılır, ama aralarından bir tane Türkçü çıkmaz. Bu mekanizma zaten Türkiye’nin bağımsızlığını savunan güçler iktidardan uzak olsun diye kurulmuştur. Türkiye’de gerçekten bağımsız olduğumuz ve herşeyin Türklük cephesinden değerlendirildiği tek dönem Atatürk dönemidir. Zaten siyaset kurumu Atatürk’ü tasfiye etmek üzere örgütlenmiştir.

Fuller’in Kuvayı Milliyesi Atatürkçülüğe set oluşturuyor

Bu noktada Kuvayı Milliyeci uyanış da iki temelde gelişmektedir, siyaset kurumu karşıtlığı ve Atatürk’e dönüş özlemi. Bugün herkesin dilinde Kuvayı Milliye varsa bunun nedeni Türk milletinin uyanışıdır. Türk milleti artık siyaset kurumuna güvenmemektedir ve Atatürkçülüğe dönmektedir. Bunun için de daha önce sağda ve solda yer almış bir çok insan bugün kendisini Atatürkçü ve Kuvayı Milliyeci olarak tanımlamaktadır.

İşte Fuller’in Kuvayı Milliyesi’ne verilen başka bir görev de bu eğilimin önünü kesmektir. Hep 80 öncesine dönmemekten bahsediliyor. Ne vardı 80 öncesinde? Maoculuk vardı, Türkeşçilik vardı, Rusçuluk vardı, Amerikancılık vardı ama Atatürkçülük yoktu. Şimdi ise hem ülkücü kesimlerde hem de solun farklı kesimlerinde Atatürk yeniden keşfediliyor. Vatansever insanlar bu sefer kendilerini şucu bucu değil Atatürkçü diye tanımlamaya başlıyor.

Tam bu sırada birileri çıkıp diyor ki “Atatürkçülüğe gerek yok, kimse kimliğinden vazgeçmesin ulusalcılıkta buluşalım”

Yani bu hareket yalnız Kuvayı Milliye’yi tecrit etmek ve marjinalleştirmekle kalmıyor, Atatürkçülüğe yönelen Türk milletinin önüne de bir set çekiyor. Atatürkçü olmayan bir Kuvayı Milliye ilk defa Fuller’in Kuvayı Milliyecilerinin icadı olarak piyasaya sürülüyor.

Kuvayı Milliye Atatürk’ün önderi olduğu hareketin adıdır. Ama bugün Kuvayı Milliyeci olduğunu iddia eden iki parti de kendini Atatürkçü olarak tanımlamamaktadır. Yani içinde bir tek Atatürkçülerin olmadığı bir Kuvayı Milliye cephesinden söz edilmektedir.

Millicilik mi milliyetçilik mi?

TÜRKSOLU ise bazıları bunu dışlayıcı saysa da ideolojisiz bir Kuvayı Milliye’yi kabul etmiyor. Bizce Kuvayı Milliye’nin iki temeli var: Atatürkçülük ve Türk milliyetçiliği. Türk milliyetçiliği Atatürk ilkelerinden birisi olmasına rağmen özellikle ayrıca belirtiyoruz. Çünkü bu Atatürkçülüğün en çok tahrif edilen oku haline getirilmiş durumda.

Türk milliyetçiliğine karşı olanlar Türkiyeciliği veya ulusalcılığı savunuyor. Oysa ki bu kavramların Tayyip’in Türkiyelilik’inden hiç bir farkı yok. Milliyetçilik bir ideolojidir ve her gün sınanması gereken bir tavırdır. Ulusalcılık, millicilik veya Türkiyecilik denilen şeyler ise başka ideolojilerin konjonktürel olarak aldığı bir takım tavırlardan başka bir şey değildir.

Şöyle örnekleyelim, siz Rus ajanı olabilirsiniz ve bunun için Türkiye’nin “milli çıkarları gereği” NATO’dan çıkmasını savunabilirsiniz, bu basbayağı milliciliktir. Yine Amerikancı olabilirsiniz, ama AB üyeliğine “milli çıkarlarımız gereği” karşı çıkarsınız. Hatta “en millici” olursunuz, hem AB’ye hem ABD’ye karşı çıkarsınız, ama aynı zamanda her koşulda Çin’i veya Rusya’yı savunabilirsiniz. Bunların hiçbirisi milliyetçilik değildir ama konjoktürel olarak bu tavırların hepsi “millicilik” olarak ortaya çıkar.

Fuller’in Kuvayı Milliyecilerine dönersek; Perinçek milliyetçi değil millicidir. Başka bir deyişle söyleyelim Atatürkçü değil Maocuyum der, bunu da Parti programına yazmıştır. Enternasyonalizmi savunur.

Peki bu acaba o kadar önemsiz bir ayrım mı? Yoksa kelime oyunu mu yapıyoruz? Bunu ancak tavırlara bakarak anlayabiliriz. Çünkü milliyetçilik her tavırda sınanan bir ideolojidir.

Perinçek Karabağ’da Ermenilerin yanındadır, Doğu Türkistan’da Çinin, bu tavrı da hala değişmemiştir. Geçmişte de yine hem millici olmuş hem de PKK’yı destekleyebilmiştir. Bu enternasyonalist ideoloji gerçek bağımsızlığı ben savunurum der ama 1974’te Kıbrıs’a müdahale eden Türk Ordusu’na faşist işgalci diyebilir.

Bu enternasyonalist idelojinin bir sonucunu daha söyleyelim. Bunlar ne kadar Kuvayı Milliyeci olsalar da hâlâ kendilerine Türk diyemezler, Türkiyeli derler. Perinçek’e göre Türkiye’de Türk milleti değil Türk ve Kürt halkları yaşar. İkiz yasalara niçin karşılardır biliyor musunuz? Tayyip onayladığı için. Yoksa aynı Perinçek “iktidara gelince biz aynı yasaları çıkartacaktık” demekten çekinmez. Çünkü hala Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunurlar. Çünkü programlarında milliyetçilik ve Atatürkçülük değil enternasyonalizm ve Maoculuk vardır.

Her milli görünen tavır milliyetçilik değildir. Bunun için de Bahçeli’nin partisi ABD’ye karşı çıkmayan bir AB karşıtlığı yapabilmiş, buna millicilik denilmiştir. Şeriatçılar ise AB’ye karşı çıkmayan bir ABD karşıtlığı yapmaktadır ama onlara da millici denmektedir. Zaten onlar ideolojileri gereği Türk milleti diye bir şeyi de kabul etmezler.

İdeolojisiz bir Kuvayı Milliye emperyalizmin aleti olur

Bu kadar farklı ideolojiden ve Atatürkçülüğün olmadığı bir ortamdan Kuvayı Milliye çıkar mı? Çıkmaz, çıkarsa da böyle bir Kuvayı Milliye çıkar. Bu, Kuvayı Milliye herkesin dalga geçtiği, alaya aldığı bir Kuvayı Milliyedir. Bu yüzden de ona katılan her güç marjinalleşir. Holding medyasının maskarası olur.

Ama böyle bir Kuvayı Milliye maskara olmakla kalmaz ABD’nin aleti olur. ABD’nin bu oluşumu ne tip tertipler içinde kulanacağının kokusu çıkmaya başlamıştır.

İki kafadarın medyaya verdikleri “gerekirse silaha başvururuz” demeci bu açıdan son derece tehlikeli bir gelişmedir. Hatırlarsanız bundan üç ay önce emperyalist güçler Türkiye’yi 80 öncesine götürmek için TÜRKSOLU’na bir tuzak kurmuşlar ve PKK’lı teröristleri Atatürkçü gençlere saldırtmışlardı. TÜRKSOLU “bu oyunda yokuz” diyerek oyunu bozdu. Ama anlaşılan şimdi başkaları kendiliğinden bu göreve talip olmakta, adeta 80 öncesini hatırlatır biçimde “silaha sarılmaktan” bahsetmektedir.

Emperyalizmin aleti haline gelmek idelojisiz bir Kuvayı Milliye’nin doğal olarak varacağı son duraktır. Şimdi Kuvayı Milliye tartışmaları sırasında televizyonda Mehmet Gül’ün Perinçekçilere dönüp “biz 80 öncesi ne yaptıysak doğru yaptık, ihtiyaç olursa yine yaparız, zaten sizi de bi kaç kere dövdük ama şimdi beraberiz” demesi izleyenleri güldürebilir. Ama böylesine ciddi bir dönemde böylesi sözler komik değil, vahim sözlerdir.

Madem ki insanlar 80 öncesi hata yaptık, kullanıldık artık birleşelim demektedir, öyleyse Maocu Maoculuğu, Türkeşçi de Türkeşçiliği bırakacak ve Atatürkçülüğü benimseyecektir. Bunun dışındaki bilumum “Kuvayı Milliyeler” gerçek Kuvayı Milliye’yi geciktirmekten başka bir işe yaramaz.

Peki sıkça sorulan bir soruyu da yanıtlayalım. TÜRKSOLU’nun önerdiği anlayış doğrultusunda kurulacak bu Kuvayı Milliye’nin çatısı ne olacaktır? Yoksa TÜRKSOLU da “tek doğru benim herkes bana gelsin” mi demektedir?

Çok açık söyleyelim; Türkiye’de yeniden bir Kuvayı Milliye oluşacaksa bu TÜRKSOLU’nun Kuvayı Milliye anlayışına göre oluşacaktır. Çünkü bu zaten Atatürk’ün Kuvayı Milliye anlayışıdır. Çatı meselesine gelince, Kuvayı Milliye çatı değildir ve Kuvayı Milliyeciler de çatı matı kurmaz. Kuvayı Milliye’yi Türk milleti kurar ve elbette ki TÜRKSOLU da Türk milletinin kuracağı Kuvayı Milliye içinde bir nefer olarak üzerine düşen vazifeyi yerine getirecektir.