Arama: 
29.09.2003/Sayı:40
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Söyleşi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kıbrıs Erten Kasımoğlu (KKTC Vatan gazetesi sahibi)

Körlük içinde barış olmaz!..

Dostluk isteriz, Kardeşlik ve Barış isteriz...

Savaşsız, Askersiz ve Silahsız bir Kıbrıs isteriz...

Ama, sömürüsüz, insanı insana yutturmayan düzenin kurulabileceği bir Kıbrıs olsun!!!...”

Bu tür yaklaşımlar, gerçek anlamda barış isteyen kitlelerin Kıbrıs üstüne kurdukları idealin genel bir kompozisyonudur...

Eğer Kıbrıs Türk ve Rum halkları yarım yüzyıldır kıran kırana bir ayrılığın sürecini yaşamamış olsalardı, böylesi yaklaşımlar gerçek barışın elde edilmesi yolunda daha umut verici bir anlam taşırdı...

Ancak, adamızdaki çeşitli “barışçı ögelerin” Kıbrıs üstüne kurdukları bu ideallerin yaşama geçirilmesine hem Türk, hem de Rum halklarının yıllar yılı geçirdikleri tarihsel deneyimler ne acıdır ki olanak vermiyor...

En azından, yakın gelecek için böylesine güzel böylesine insancıl ve böylesine çağdaş bir oluşum pek olası değildir...

Ama bu, yakın gelecek için olası değil ise, ilelebet böyle kalacak anlamında da değildir!!!...

Barış ideallerinin dört dörtlük bir çatı altında toplanması yakın gelecek için neden olası değildir?

- Adada barışın sağlanması için sürekli olarak vurgulanan ve sorunun temelini oluşturan; iki halkın karşılıklı güven sorunudur...

- Türk ve Rum halkları tarihsel ayrılık sürecinin 1950’lerden, hatta 1930’lardan günümüze dek yaşanmış gerçekleri ile birbirlerine güven duyuyorlar mı?

- İki halk birbirinin sosyo ekonomik, kültürel ve özellikle ulusal karakterlerine, yaşadıkları tarihsel gerçekler doğrultusunda tahammül gösterebilecek düzeyde yakın geçmişi unuttular mı?

- Türk halkının adadaki varolma güvencesi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Rum Halkı duyarlılık içinde tahammül gösterebildi mi? Veya gösterebiliyor mu?

- Biz Kilise Papazlarının kasaba kasaba, köy köy dolaşıp ellerindeki haçlarla Kıbrıs Helenizmi yolunda amin duası çekmelerine tahammül gösterebildik mi? Veya gösterebilir miyiz?

Bu ve benzeri tür karşılıklı halklar arası tahammülsüzlüklere yıllar yılı alışageldiğimiz de dört dörtlük bir gerçek olarak ortada durmuyor mu?

Biz çocuklarımıza daha düne kadar Anaokulundan başlayarak Lise ve hatta Üniversite eğitimine kadar “Kahpe Yunan bu dünyada durdukça” diye başlayan şiirleri ezberletmeyi kendimize “ulusal kültür” saydık... Bizi buna, Rum ve Yunanlının insanlık dışı zulüm ve katliamları zorlamadı mı?

Onlar da çocuklarını “kuzeydeki Atilla sürüleri” yada “Girne Kalesi ve Beşparmak Dağlarına Yunan Bayrağı çekme” masallarıyla uyutmayı “Helenizm Kültürü” addetmediler mi?

Yıllar yılı iki halk birbirine taban tabana zıtlaştı... Daha doğrusu zıtlaştırıldı!!!

Yıllar yılı, kan ve öfkenin tohumlarıyla yeşertmek istedik güzelim Kıbrıs topraklarını...

Bunu yapmak için adeta yarıştık...

40 Yıldır silkinip kendimize geleceğimize, hala daha sınırlardan, barikatlardan kaçak mal takası veya işçi pazarı yaratmaktan öte insancıl bir ilişki kuramadık...

Bırakmadılar!...

Rum, çeyrek yüzyılı aşkın süredir ambargo adı altında bu adadaki 200 bin Türk’ün dünya ile her türlü sosyo ekonomik ve kültürel bağını koparmayı hala daha kendi için “Ulusal Dava” addetmeyi sürdürüyor...

İşte bugün oldu hala daha, birbirimizin bu adadaki varolma gerçeğini göremiyecek denli körlük içinde “barış” arıyoruz...

Hangi barış!...

Nasıl bir barış dendi mi, dudaklar kitlenip soluklar kesiliyor!...

Nasıl Barış?

Neye dayanan,

Hangi karşılıklı değerleri içinde barındıracak olan,

Hangi geçmiş güzelliğin üstünde fışkıracak bir barıştır bu barış?

Kin, öfke, kavga ve kan birikintisinin üzerine yığılacak olan barış duvarı, hangi dostluğu, hangi ortaklığı, hangi kardeşliği ve hangi kardeşçe yaşama ilişkisini getirecek Kıbrıs’a...

Barış adına hep “karşılıklı güven” diyoruz...

Yarım yüzyılın yukarıda sıraladığım tüm bu yaşanmışlıklarını hadi bir an için unutalım!

Barış adına, o kutsal ideal uğruna unutalım...

İnsanlık adına unutalım...

Peki ya, hala daha bugün oldu, eli haçlı papazların ve güneydeki siyasi liderlerin kasaba kasaba, köy köy dolaşıp “Girne’yi ele geçirene kadar mücadelemiz sürecek... Beşparmak Dağları’nda Yunan Bayrağı ergeç dalgalanacak” sözlerini duymazlıktan ve görmezlikten gelebilir miyiz?

Gelemeyiz...

Gelemediğimiz için de; “Hangi barış?” diye kendi adımıza değilse bile çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için, bunu hep, ama hep bu adanın yeniden kan gölüne dönmemesi adına sormalıyız...

İşte o zaman, Kıbrıs’ta “Barış, anlaşma ve çözüm” adına varılabilecek tek noktanın “egemen iki ayrı devlet” olduğunu göreceksiniz...

Zorlayın hafızalarınızı!...

Hatırlayın 1950’leri, 1958 ve 1959’ları...

Bilemediniz 1963-1974 Yıllarını anımsayınız...

Küçücük bir adada bizim kuşağı 11 yıl denize bile girmekten mahrum eden çağdışı zihniyetin “Helenizm” adına yaptıklarını anımsayın...

Hiç bilemediniz bizim çocuklarımıza, şimdiki genç kuşaklara uygulanan çağdışı ambargolarla neyi murat ettiklerini birazcık düşünerek kavrayın!...

Bu ambargolar, adada Türk’e yaşam hakkı tanımama eğilimleri “Barış” adına mı?

Yoksa; Kıbrıs’ı Yunan adası yapma Megalo İdeası adına mı?1