| Sabahattin İsmail (KKTC Volkan gzt. başyazarı) |
|
Dış güçlerin KKTC’ye yönelik Dış güçlerin KKTC’deki işbirlikçileri, Türkiye’yi “KKTC’de psikolojik harekat uygulamakla suçluyorlar. Bunu yaparken beslendikleri dış güçlerin yıllardır içimizde uyguladıkları psikolojik harekatı gizlemeye çalışıyorlar. Oysa bugün karşı karşıya bulunduğumuz kaos ve karmaşa ortamına bir günde gelinmemiştir.. Emperyalist dış güçler tam 20 yıldır bu ortamı yaratmak için uğraştı. Solcular yıkılmaz sandıkları Sovyetler’in çöküşü karşısında derin bir travma ve şok içindeydi. O güne kadar politikalarını Sovyetler’in siyasetlerine göre saptayanlar boşlukta kalmıştı. Psikolojik Harekat çerçevesinde her yıl birçok genci burslu olarak Sovyetlere göndermekteydiler...Sovyetlerin yaptıkları davetlerle parti-sendika yöneticileri Doğu Bloku ülkelerinde gezmekte, tatiller yapmakta, toplantılara katılmakta, AKEL liderleri ile buluşup ortak kararlar almaktaydı. Parti kadroları grup grup Sovyetler’de eğitilmekteydi... Sovyetler çökünce, durumu çok yakından izleyen ABD, kendi psikolojik harekat uygulamalarını başlattı. Hemen “conflict resolution” projesi ile boşluğu doldurdu. Bu proje çerçevesinde her yıl ayrılan 15 milyon dolar harcanarak 1990 yılı başında önce liberal ama ulusal davaya bağlı işadamları arasında başlatılan kadrolaşma ve eğitim çalışmaları, kısa süre sonra sosyal demokrat kadrolarla meslek örgütü yöneticilerine, ardından da bir boşluk ve arayış içinde olan eski Sovyetler’in KKTC içindeki kadrolarına yayıldı. Bu çalışmalara daha sonra AB da katılarak eğitim çalışmaları için bir 15 milyon Dolar da onlar harcamaya başladı. 20 yıl içinde tam 600 milyon dolar KKTC içindeki psikolojik harekat, örgütlenme ve beyin yıkama operasyonları için harcandı. Rum yönetimi ise zaten 1983 Bağımsızlık ilanından sonra yaşadığı kısa süreli şoku atlatarak bir psikolojik savaş projesi olan “yakınlaşma ve iki toplumlu temaslar” projesini yılda 100 milyon KL.sının üzerinde bir para harcayarak uygulamaya koymuş, hatta KKTC’de günlük gazete bile yayınlamaya başlamıştı. İngiltere zaten hiçbir zaman KKTC içinde kadro devşirme hareketinden ve bu amaçla İngiltere’de workshoplar düzenlemekten vazgeçmemişti. Almanya ise oluşturduğu “Kıbrıs-Alman Forumu” ile son beş yıldır bu harekata balıklama dalmış, malum vakıflarını bu amaçla görevlendirmiş, milyonlarca mark harcayarak Berlin ve Kıbrıs’ta workshoplar düzenlemeye başlamıştı... Böylece kısa süre içinde her meslek grubunda ve her sivil toplum örgütünde en zeki, en başarılı, en örgütçü, liderlik yeteneği olan kişiler 50-60 grupta örgütlendi, eğitildi ve eşref saati beklenmeye başlandı. Günü geldiğinde düğmeye basılacak, Yugoslavya’da yaptıkları gibi ellerine düdükler ve AB bayrakları verilen kitleler, bu eğitilmiş kadrolar tarafından sokaklara dökülecekti... Beyin yıkama ve örgütlenme faaliyetlerini ifşa eden en önemli itiraf, Yenidüzen gazetesi yazarlarından CTP’li Sevgül Uludağ’dan gelmiştir. Uludağ, 16 Temmuz 2001’de CTP yayın organı Yenidüzen’de yayınlanan ifşaatında “Bizi 30 kişi olarak Amerikalılar eğitti. Biz de 3000 kişiyi eğittik, 10 bin kişiyi harekete geçirdik, 100 bin kişiyi etkiledik” demiştir. Bu eğitimlerde o derece ileri gidilmiştir ki workshoplara çağrılma yaşı 15-16’ya kadar düşürülmüştür. Fulbright Vakfı, her yıl ABD’de düzenlediği iki toplumlu yaz kamplarında yüzlerce liseli gencin beynine uyduruk “KIBRISLILIK” bilinci aşılamaya devam etmiştir. ABD’de başlatılan bu çalışmalar, grup grup her ayın belli bir gününde Pile’de dış güçlerce kiralanan “KIBRIS EVİ”nde sürdürülmüş ve gençlik, göz göre göre Türk kimliğinden koparılmıştır. Bu çalışmalardan cesaret alan ABD Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı Denktaş’a, 2000 yılı içinde “şu anda 3 bin kişiyiz, 10 bin kişiye ulaştığımız anda altınızdaki tabanı çekip almış olacağız” diyebilmiştir. Son olarak ABD Elçisi Klosson son 20 yılda bu amaçla 300 milyon dolar harcadıklarını itiraf etmiştir. Son 20 yılda AB da aynı miktarda parayı KKTC’ye yönelik psikolojik savaş için harcamıştır. AB Türkiye eski temsilcisi Karen Fogg ise yazarlarına ve eğittiklerine “Denktaş’ı yıpratın, itibarını sarsın, Türkiye’ye karşı ayaklanın, yollara çıkın, gösteriler yapın” talimatını verebilmiştir... Ne acıdır ki bütün bunlar devletin gözü önünde olmuştur. Devlet ve hükümet, bu beyin yıkama, psikolojik harekat ve örgütlenme faaliyetlerine ses çıkarmamış, VOLKAN’ın yaptığı uyarılara kulak tıkamıştır. Oysa yapılması gereken, bu dış kaynaklı psikolojik savaş saldırısına her yolla karşı koymak, yasal boşlukları doldurarak dıştan para almaya, dış ülkelerce maaşa bağlanmaya, “iki toplumlu temas” adlı örgütlenmelere izin vermemek, Fulbright yaz kamplarını ve conflict resolution eğitimlerini durdurmak, eğitilmiş militan öğretmenleri belirleyip öğrencileri zehirlemelerini önlemek, sendika ve derneklerin dıştan para almalarını yasal kurallara bağlamak, harcamalarını denetlemek, sendikalar, dernekler, partiler yasalarındaki boşlukları süratle doldurmak ve gençliği, kendilerine yönelik psikolojik harekat konusunda bilgilendirecek bir eğitim çalışması içine girmekti. Bunlar yapılmadı. Ve, şimdi dış güçlerin psikolojik harekatlarında eğitilenler ve eğitmen olarak, propagandist olarak görev alanlar hiç utanmadan Türkiye’yi KKTC’ye psikolojik harekat uygulamakla suçlamaya kalkıyor... Yetkililer de “dış güçler altımızı oydu” diye yakınıyor. Devlet, kendini koruyacak önlemleri almazsa, şikayete hakkı kalır mı? Gelinen aşamada emperyalist güçlerin, Rum-Yunan ikilisinin ve içteki işbirlikçi-mandacı takımının büyük saldırısı altında bulunan Kıbrıs Türk Halkı, Kuvay-ı Milliye ruhu ile direnişini sürdürmektedir... Bu saldırının amacı KKTC’yi içten çökertmek ve Annan Planı marifetiyle Kıbrıs’ı Türkiye’den kopararak, dolaylı enosisi gerçekleştirmektir...Böylece Türkiye’nin 70 km. ötesinde Yunan, AB, İngiltere, ABD’nin her an Türkiye’ye karşı kullanacağı bir batmayan uçak gemisi meydana getirilecek ve Anadolu’nun Güneyden de kuşatılması tamamlanacaktır... Türkiye ve Kıbrıs’taki tüm ulusal güçlerin bu emperyalist komploya karşı kararlılıkla direnmesi ve ikinci bir Sevr olan Annan planının mutlaka akamete uğratılması en acil görevdir.... Bunun da ilk aşaması, Aralık ayında yapılacak ve şimdiden emperyalizmin tüm gücüyle müdahale ettiği seçimleri ulusal güçlerin kazanmasını sağlamaktır.... |