|
Fuller’in “Kuvayı Milliye”si
Bugün “Kızıl Elma Koalisyonu” diye adlandırılan birliktelik aslında TÜRKSOLU’nun 21 Temmuz tarihli “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kapağıyla birlikte gündeme gelmişti. Radikal gazetesi manşet yaptıktan sonra da solcu-milliyetçi birlikteliği ve Kuvayı Milliyecilik tüm Türkiye’nin tartıştığı bir konu haline geldi. Bu ortamda “Kızıl Elma” denildiğinde insanların aklına ne bir parti geliyordu ne de Atatürk’ten başka bir lider. Gerçi biz “Kızıl Elma” tanımlamasını kendimiz bulmuş veya benimsemiş değildik ama Türk milletinin gözünde “Kızıl Elma koalisyonu”nun karşılığı vatanı tehlikede gören insanların tüm siyasi partileri dışlayarak Atatürkçülükte ve Kuvayı Milliyecilik’te birleşmesiydi. 30 Ağustos eylemi: Kuvayı Milliye’yi tecrit operasyonu Şimdi ise aradan bir ay geçti ve karşımızda bambaşka bir “Kızıl Elma” portresi var. Bir tarafta MHP, bir tarafta İP, ellerde üç hilalli bayraklar, bozkurt işaretleri, Alparslan Türkeş resimleri, babasının tahtına hazırlanan küçük Perinçek, Tepebaşı’na sıkışıp İstiklal Caddesi’nde yürüyecek kalabalığa bile ulaşamamış 500 kişi ve klasik YÖK protestolarını andıran marjinal bir sokak gösterisi. Görenlere “Bu muydu Kuvayı Milliye?” dedirtecek bir görüntü. Bu görüntü, aslında, Kuvayı Milliyeci uyanışa karşı yürütülen Amerikan operasyonunun portresidir. ABD, Kuvayı Milliyeci uyanışı görmüş ve önce kendi yazarlarıyla, sonra da İP aracılığıyla buna müdahale etmiştir. Amaç Kuvayı Milliyeyi sulandırmak, marjinalleştirmek ve tecrit etmektir. Operasyonda kullanılan Doğu Perinçek ise son otuz yılın bütün marjinalleştirme operasyonlarının değişmez figürüdür. Şimdi yine Perinçek kullanılarak Kuvayı Milliye sulandırılıyor, halkın önüne güvenilmez ve marjinal bir Kuvayı Milliye konuluyor. TÜRKSOLU’nun girişimiyle başlayan umut “işte peşinden koşacağınız Kuvayı Milliye bu” denilerek söndürülmeye çalışılıyor. Operasyonun seyir defteri
Operasyonu başlatan CIA’nın Türkiye Masası eski şeflerinden Graham Fuller oldu. Los Angeles Times’ta yazdığı makaleyle kampanyanın startı verildi. Graham Fuller, “Türkiye’de Amerikan karşıtlığı yükseliyor ve Türk solu ile aşırı sağcı Türk milliyetçileri arasında beklenmedik bir koalisyon kurulmuş durumda. Bu koalisyon Amerikan düşmanlığı noktasında birleşiyor.” diyor ve bu antiAmerikan uyanışı engelleme çağrısı yapıyordu. TÜRKSOLU tam da bu sırada “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adıyla piyasaya çıkmıştı. Tarih 21 Temmuz’du. Daha önce kendini solda veya sağda ifade eden aydınların hiçbir partiye gönderme yapmaksızın Atatürkçülük temelinde birleşmesi, TÜRKSOLU sayfalarından AB’ye, ABD’ye ve Türkiye’nin bölünmesine karşı Kuvayı Milliye çağrısı yapması büyük yankı uyandırdı. Tam bir hafta sonra, yani 28 Temmuz’da Yasemin Çongar ABD’den Abdullah Gül’e iletilen mesajı yayınladı. ABD’li yetkililer aynen Graham Fuller gibi yükselen Amerikan düşmanlığından şikayet ediyor, “nasyonal sosyalizm” tehlikesine karşı Abdullah Gül’ü önlem almaya çağırıyordu. Abdullah Gül de artık bu gelişmelere sessiz kalmayacaklarını belirtiyordu. Bu noktada bir şey hatırlatalım. Bundan bir kaç ay önce de Wolfowitz, Birand ile yaptığı görüşmede isim vererek Türk solunu, yükselen milliyetçiliği ve “Saddamcı Kemalizm”i tehdit olarak algıladıklarını söylemişti. Kısacası önce Wolfowitz, sonra Fuller, en son Abdullah Gül’ün ağzından ABD TÜRKSOLU’nu düşman ilan ediyordu. Bu noktadan sonra Kuvayı Milliye’ye karşı Amerikan operasyonu başlayabilirdi. Kampanyanın basın ayağı hemen harekete geçti. Ertuğrul Özkök 2 Ağustos’ta “zaten dergilerine baktığınızda, hayalinize bile gelmeyecek yol arkadaşlıklarının oluşmaya başladığını görürsünüz” diyerek TÜRKSOLU’nu hedef alan kampanyanın işaretini verdi. 3 Ağustos’ta ise yine Aydın Doğan’ın gazetesi Radikal “Kızıl Elma Koalisyonu” haberiyle basındaki büyük kampanyayı başlattı. Bundan sonra yaklaşık 20 gün boyunca kesintisiz olarak TÜRKSOLU’nu hedef alan yazılar yayınlanmaya başlandı. Ana tema solcu-milliyetçi birlikteliğini engellemek üzerine kuruluydu. Solculara siz nasıl milliyetçi olursunuz, milliyetçilere de siz nasıl solcu olursunuz diyerek yoğun bir baskı uygulandı. Ama aklın yolu birdi. Kimse 80 öncesini bir daha yaşamak istemiyordu. Herkes Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalizme karşı Türklerin birleşerek bir Kuvayı Milliye yaratmasını istiyordu. Onun için bu propagandaların hiç biri tutmadı. Birinci operasyon tutmayınca ABD B planını devreye soktu. İşte 30 Ağustos eylemi tam da bu koşullarda alelacele hazırlandı. ABD’nin halkın önüne Kuvayı Milliye diye sunacağı bir rezilliğe ihtiyaç vardı. Onun için de 20 gün boyunca sesi soluğu çıkmayan İP ve MHP birden Kuvayı Milliye’yi keşfettiler. Bu sefer medyanın propagandası değişmişti. Solcu-milliyetçi birlikteliğini engelleme olanağı olmadığını gören medya Kuvayı Milliye’yi sulandırma kampanyasına başladı. Basının söylediği artık şuydu: “İşte sizin Kuvayı Milliye dediğiniz şey somut olarak 30 Ağustos eylemidir. Onu da kimlerin ve kaç kişiyle yaptığı ortadadır.” Gerçekten de eylemin bir tarafında hayatının hiç bir döneminde Kuvayı Milliye’yle uzaktan yakından ilgisi olmayan Doğu Perinçek vardı, diğer tarafta ise uzun zamandır ABD’nin kontrolü altında faaliyet gösteren MHP . Perinçek’in misyonu Daha 10 sene önce Apo’ya gül veren, Kıbrıs müdahalesi sırasında Türk ordusuna faşist işgalci deyip Rumları savunan, Yunan komünistleriyle Kıbrıs pazarlığına oturan, “Türkiye’nin etnik haritası”nı ilk kez kendi dergisinde yayınlayıp Gürcücülük, Çerkescilik ve Süryanicilik gibi bilimum azınlık tüccarlığını Türkiye’ye sokan ve üstelik kendisinin de Ermeni kökenli olduğu iddia edilen Doğu Perinçek’in Kuvayı Milliye’ci diye ortaya çıkması en hafifinden Türk insanını güldüren bir gelişme. Ama zaten Doğu Perinçek’in misyonunu da bu şekilde ortaya koymak gerek, ulusal bir uyanış başladığında hemen içine sızmak, sulandırıp bitirmek. Geçtiğimiz yıl Kıbrıs davasının gündemde olduğu dönemde Doğu Perinçek’in örgütlediği Kıbrıs mitingi akıllardadır. Şehit anaları Perinçek’i görür görmez alanı terk etmişlerdi. Ulusal birlik çağrısı yapılan mitinge katıla katıla 800 kişi katıldıysa bunun sebebi Perinçek’ten başkası değildi. Bugün sahte Kuvayı Milliye’siyle TÜRKSOLU’nun karşısına çıkan Perinçek Kuvayı Milliye’ye sadece bu şekilde saldırmıyor. Bundan üç ay önce, Barbaros Bulvarı’nda PKK, Dev-Sol, MLKP ve TİKKO gibi terör örgütleri Atatürkçü gençlere satırlarla saldırdığında da Perinçek bir açıklama yaparak saldırganları desteklemişti. Bu saldırı aynı zamanda TÜRKSOLU’nun yükselişini durdurmak için Amerikancı cephenin ne tür tertiplere girişebileceğinin de göstergesidir. Wolfowitz’in çocukları çeşit çeşittir, bir kısmı Barbaros’ta Atatürkçülere saldırır, bir kısmı bunlara alkış tutar, bir kısmı da gazetesinde “Saddamcı Atatürkçülere ölüm” kampanyaları düzenler. Dün Barbaros’taki saldırılarda PKK’yı savunan ve TÜRKSOLU’na saldıran cephe bugün de aynı konumda. ABD kendi yönlendirdiği partiler aracılığıyla uyduruk bir Kuvayı Milliye örgütlüyor, basın da Fuller’in Kuvayı Milliyesini allayıp pullamakla meşgul. Her ikisi de TÜRKSOLU’na saldırıyor. Fuller’in Kuvayı Milliyesi gerçek Kuvayı Milliye’ye karşı TÜRKSOLU ilk günden beri bu tip eylemlerin ve “ittifak”ların dışında kalacağını açıklamıştı ama basın TÜRKSOLU’nu bu eylemlerin içinde göstermekle kalmadı, bu eylemlerin fikir babası olduğunu ilan etti. Böylece TÜRKSOLU’nun siyasi partileri dışlayan Kuvayı Milliye anlayışına duyulan güven yok edilmeye çalışıldı. 30 Ağustos eylemiyle birlikte operasyonun bu bölümünün tamamlandığı görülüyor. Bugün Türk milletinin gazeteleri veya televizyonu açıp da gördüğü Kuvayı Milliye, Fuller’in Kuvayı Milliyesidir. Dikkat edilirse bu konuda bunca televizyon programı yapıldı, ama “Kızıl Elma’nın fikir babası” olarak gösterilen TÜRKSOLU nedense hiçbirine davet edilmedi. Neden? TÜRKSOLU’nun olduğu yerde Fuller’in Kuvayı Milliyesi’nin foyası meydana çıkar da ondan. Fuller’in Kuvayı Milliyesi’nin tek bir misyonu vardır, o da gerçek Kuvayı Milliye’yi sulandırmak ve tecrit etmek. 30 Ağustos eylemi ABD’nin Kuvayı Milliye’yi tecrit etme operasyonundan başka bir şey değildir. TÜRKSOLU’nun Bu operasyon sırasında sulandırılmaya çalışılan TÜRKSOLU’nun Kuvayı Milliye anlayışını burada tek tek yeniden açıklıyoruz. 1) Kuvayı Milliye tüm siyasi partilerden bağımsızdır. Kendini Atatürk dışında hiç bir siyasi hareketin devamı olarak görmez. Türkiye’de bugün nerdeyse her partinin, hatta her tarikatın bile bir Kuvayı Milliyesi oluşmuştur. Madem ki bu partiler Kuvayı Milliyeciydiler şimdiye kadar nerdeydiler? Meclis’e giremeyince mi Kuvayı Milliyecilik akıllarına geldi? Perinçek’in, Erbakan’ın, Haydar Baş’ın, Mehmet Ağar’ın veya Bahçeli’nin Kuvayı Milliyelerini kabul etmiyoruz. Kuvayı Milliye tektir. Kuvayı Milliyecilik yapmak isteyen bırakır partisini Kuvayı Milliyecilik yapar. Çünkü Kuvayı Milliye zaten parlamerter çözümlerin iflası üzerine kuruludur. 2) Kuvayı Milliye’nin tek bir ideolojisi vardır, o da Atatürkçülüktür. İP gibi hem Maocu hem Kuvayı Milliyeci, MHP gibi hem Türkeşçi hem Kuvayı Milliyeci, Erbakan ve Haydar Baş gibi hem Şeriatçı hem Kuvayı Milliyeci olunamaz. 3) Kuvayı Milliye’nin temeli milliyetçi bir mücadeledir. Türk milliyetçiliğini kabul etmeyen bir Kuvayı Milliye olamaz. Kuvayı Milliye’nin temel dayanağı Türk milletidir. Türk kimliğini reddeden “Türkiyeci” bir Kuvayı Milliye kabul etmiyoruz. 4) Kuvayı Milliye çeşitli partiler veya moda deyişle sol ve sağ arasında kurulan bir ittifak değildir. Kuvayı Milliye Türk milletinin Atatürkçülükte birleşmesidir. Kuvayı Milliye Türk milletinin dışında salonlardaki gizli toplantı ve pazarlıklarla kurulmaz. Kuvayı Milliye’yi Türk milleti kurar. 5) TÜRKSOLU ne 80 öncesi çatışmaların bir tarafıdır, ne de çatışan taraflardan birinin devamıdır. TÜRKSOLU kendini Atatürk’e dayandırır. Ancak Kuvayı Milliye’yi oluşturacak olanlar arasında hem sağ hem de soldan gelenler 80 öncesinin hesabını vermek, samimi bir özeleştiri yapmak zorundadır. 80 öncesindeki çatışma ortamı emperyalist güçlerin Türk’ü Türk’e kırdırma oyunudur. Hiçbir Kuvayı Milliyeci bu oyunu sahiplenmemelidir. 80 öncesinde bir tarafta Dursun Karataş, Doğu Perinçek gibiler varsa diğer tarafta da Türkeş ve Erbakan gibiler vardı. Hem 80 öncesinde kullanıldık deyip hem de Türkeşçiliği sürdürmek tutarsız bir tavırdır. Fuller’in Kuvayı Milliyesi’ne karşı gerçek Kuvayı Milliye Maocuların, eski Apocuların ve Türkeşçilerin birleşmesinden değil Türk milletinin ayağa kalkmasından doğacaktır. Türk milletini ayağa kaldıran tek fikir de Atatürkçülüktür.
|