Arama: 
15.09.2003/Sayı:39
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye İnan Kahramanoğlu

Terör serbest,
kontr-terör yasak!

“Gizli” yönetmelik bahane,
asıl dertleri Türk devleti

Radikal gazetesinin MGK Genel Sekreterliği’nin “gizli” yönetmeliğini açıklaması Ordu düşmanı çevreler için bulunmaz bir fırsat yarattı. Habere göre MGK Genel Sekreterliği bünyesinde çalışan Toplumla İlişkiler Başkanlığı (TİB) bir psikolojik savaş merkezi olarak çalışmakta ve Türk halkına yönelik yasadışı psikolojik savaş operasyonları yürütmekteydi.

Bir kere yönetmelik derken zaten yasal, içeriği ve amaçları maddeler ve fıkralar halinde belirlenmiş bir işleyişten söz ediyoruz. En başta gizlilik ve yasadışılık kavramlarını birbirinden ayırmak gerek. MGK yönetmeliği “gizli” ama “yasadışı” değil. Gizlilik de zaten güvenliğin gereği. Siz dünyanın neresinde herkese açık bir güvenlik anlayışı gördünüz? Güvenlikte gizlilik esastır. Hadi bunu bir kenara koyalım, peki bu kadar eleştirilen yönetmeliğin içeriği nedir?

MGK Genel Sekreterliği’ne bağlı olarak çalışan Toplumla İlişkiler Başkanlığı’nın 23. Maddesinin ‘d’ fıkrası şöyle: “ d. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin emir ve direktifleri ile;

1. Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliği ve anayasal rejimin korunmasında;

2. Türk toplumunu Atatürkçü düşünce, Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda ve milli ülkü ve değerler etrafında birleştirerek, milli birlik ve bütünlüğü sağlayıcı her türlü psikolojik tedbirin alınmasında;

3. Anayasa düzenine, milli birlik ve bütünlüğe, Türk milletini Atatürkçü düşünce, Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda ve milli ülkü ve değerler birleştirilerek milli hedeflere yönlendirmeye karşı, yurt içi ve yurtdışında oluşan tehdidin etkisiz kılınmasında;

Milli Güvenlik Kurulu kararları ile bunlara ilişkin Bakanlar Kurulu karalarına istinaden gerekli olan psikolojik harekât hizmet ve faaliyetlerini planlar, ilgili bakanlık, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarda bu konudaki uygulamaları koordine, takip ve kontrol eder, görevli birimleri planlar istikametinde yönlendirir”

İnsanın“ İyi de bu yönetmeliğin nesine itiraz ediyorlar” diye sorası geliyor. Bu yönetmelikte aklı başında bir Türk vatandaşına zarar verecek ne var?

Ama devlet ve Ordu düşmanı çevrelerin katlanamadığı ne varsa bu yönetmelikte var: Devletin bölünmez bütünlüğü ve bağımsızlığı, Anayasal rejimin korunması, Atatürk İlke ve İnkılapları. Bunların hepsi Türk ve Atatürk düşmanı çevrelerin en çok saldırdıkları kavramlar.

Sokaktaki çoçuğun bile bildiği “gizli” yönetmelik

İşin asıl ilginç yanıysa 20 yılı aşkın bir süredir yürürlükte bulunan, herkes tarafından bilinen ve ulusal güvenliğin gereği olarak zaten gizli olması gereken bir yönetmeliğin Radikal’de yayınlanmasının büyük bir gazetecilik başarısıymış gibi sunulması. Bu yönetmeliğin varlığını sokaktaki çocuk bile biliyor ama galiba bir tek Radikal’in haberi yok!

Şimdi dönüp bu haberin ardından Ordu’ya dört bir koldan başlayan saldırıyı değerlendirdiğimiz de görüyoruz ki Türk Ordusu’nu psikolojik savaş uygulamakla suçlayan Radikal’in kendisi bu haberiyle bizzat bir psikolojik savaş aracına dönüşmüş durumda. Uyum paketleri yoluyla tasfiye edilmeye çalışılan Ordu bu kez de halk içindeki güvenilirliğini yoketmeyi amaçlayan bir operasyonla karşı karşıya. Radikal’in haberi de Ordu’ya yönelik bu ABD merkezli psikolojik savaş operasyonunun bir parçası.

ABD’nin Irak saldırısının ardından başlayan tezkere tartışması sırasında bizzat Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, ABD’nin psikolojik savaş gideri olarak Türk medyasına 200 milyon dolar ödenek ayırdığını ve bu paranın Amerikancı gazetecilere dağıtıldığını açıklamıştı. O nedenle şimdi Radikal’in bu buram buram psikolojik savaş kokan haberi kimseyi şaşırtmamalı.

Radikal’in müthiş zamanlaması!

Haberin zamanlaması da oldukça ilginç. Radikal’in haberi gündemi “sarsmadan” önce Türkiye neyi tartışıyordu diye sorduğumuzda gerçekleri görmek daha da kolaylaşabilir.

Aslında bu haberi hazırlayan süreç “Genç subaylar rahatsız” haberiyle başlamıştı. Daha sonra da ABD’nin Türk Ordusu’na Irak’a çekerek teslim alma planlarına karşı Çetin Doğan, Tuncer Kılınç ve Hurşit Tolon’un açıklamaları gelmişti. Komutanlar hem asker göndermeye karşı çıkarak Amerikan planlarını boşa çıkartmışlar hem de AKP tehdidine dikkat çekmişlerdi. Medya ise bu açıklamaları komutanların bireysel görüşleri olarak gösterip Ordu’nun kurumsal tavrını yansıtmadığı havasını yaymaya çalışmıştı. Ancak hem medya hem de medyanın arkasındaki güç olan ABD, komutanların açıklamalarının Türk Ordusu’nun görüşlerini yanasıttığının farkındaydı.

Biz de TÜRKSOLU olarak komutanların açıklamalarıyla başlayan tartışmaları “Emekli Paşalar değil Türk Ordu’su konuşuyor” haberiyle duyurmuştuk. İşte Radikal’in “müthiş” haberi tam da böyle bir ortamda ortaya atıldı ve Türk Ordusu’nu yıpratma amaçlı bir psikolojik saldırıya dönüştü.

Aydın cinayetlerinin hedefi
milli devleti ortadan kaldırmak

Ancak bu kez psikolojik savaşın dozu o denli abartıldı ki Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan; Bahriye Üçok Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu cinayetlerini bile Ordu’ya yükleyecek kadar ileri gidebildi. Bu cinayetlerin ardından toplumda büyük bir laik tepki ortaya çıkmıştı ve Berkan Ordu’nun ya da “derin devlet”in tam da bu amaçla bu cinayetlerin faili olabileceğini ima etti. Berkan’ın bu komik iddialarını Radikal yazarı Gündüz Aktan bile “insafsızlık” olarak değerlendirdi. Ancak işin içine psikolojik savaş girince Berkan’ın bu kadar saçma sapan iddiaları “araştırmacı gazetecilik” olarak sunulabiliyor. Dahası Türk düşmanı medya koalisyonu tarafından alkışlanıyor. Şimdilerde herkes Berkan’ın aydın cinayetlerine yönelik bu “can alıcı” açıklamalarını tartışıyor.

Oysa sadece katledilen aydınlarımızın kimlikleri ve siyasi duruşları bile bu cinayetlerin hedefini ve arkasında kimlerin olduğunu görmeye yeter. Katledilen aydınlarımızın hepsinin ortak kimliği Atatürkçü ve milliyetçi olmalarıydı. Ve yine hepsi bölücülüğe, gericiliğe ve bunların arkasındaki emperyalist güçlere karşı mücadele eden ve Türkiye’nin üniter yapısını, milli devleti savunan aydınlardı.

Uğur Mumcu öldürülmeseydi ABD ve PKK arasındaki bağlantıları açıklayacaktı. Necip Hablemitoğlu ise Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı istihbarat teşkilatlarının planlarını ve devlet içindeki Fethullahçı örgütlenmeyi hedef alan çalışmalar içindeydi.

Dolayısıyla katledilen aydınlara yönelik saldırı aslında milli devleti ortadan kaldırmaya yönelik bir emperyalist planın bir parçasaydı. O halde bu cinayetlerin arkasında “derin devlet”i değil ama emperyalist güçleri aramak hiç mi aklına gelmiyor diye sormak gerekir Berkan’a.

Terör varsa Kont-terör de vardır

Berkan’ın başlattığı tartışmaya katılan köşe yazarları demokrasi, hukuk, şeffaflık gibi bir çok kavramı gündeme getirdiler ancak ulusal güvenlik konusunda kimsenin tek kelime ettiği yok. Zaten bunlar açısından ulusal güvenlik diye bir ihtiyaç sözkonusu bile değil. Bunu açıkça ifade edemedikleri için “gizli” yönetmelikleri ön plana çıkartarak ulusal güvenliği hedef tahtasına koyuyorlar.

Ancak “gizli” diye saldırdıkları yönetmelikler bütün dünyada devletler tarafından ulusal güvenliğin gereği olarak kullanıyor ve gizli tutuluyor. Devletler güvenliklerin korumak, kendilerine yönelik tehlikeleri savuşturmak için psikolojik savaştan silahlı mücadeleye kadar her türlü silahı kullanmaktan çekinmiyorlar. Silahlı saldırıya nasıl silahla cevap veriliyorsa psikolojik savaşa da psikolojik savaşla karşılık veriliyor. Devletlerin İstihbarat örgütleri vb. kurumları bunun için var. Bu yaşadığımız dünyanın gerçeğidir.

Amerikancı basın da bunun farkında fakat onlar açısından asıl sorun bu mücadele yöntemlerini Türk devletinin kullanıyor olması. Yoksa ABD dünya çapında sayısız darbelere, katliam ve işgallere girişirken ya da devlet başkanlarına ölüm emri çıkartırken bu zevatın sesi hiç çıkmaz.

Türkiye’nin güvenlik ihtiyacını tam da bu eleştiriyi bildikleri için açıkça reddedemediklerinden bu kez de “devlet kendi halkına karşı nasıl psikolojik savaş uygularmış” diyerek yan çiziyorlar. ABD de psikolojik savaşa başvuruyormuş ama bunu kendi halkına yapmıyormuş. Görüyor musunuz “halkçı”larımızı, gözlerimizi yaşartacaklar neredeyse.

Ama Türkiye ABD gibi emperyalist bir devlet değil ve o nedenle başka ülkelerin halkları üzerinde psikolojik savaş yürütmesi kadar saçma bir şey olamaz. Türkiye sadece kendi ulusal bütünlüğünü korumaya çalışıyor ve bu da en doğal hakkı.

Radikal’in “derin devlet” dediği güç halka karşı değil PKK’ya karşı savaşmak için kuruldu. Dünyanın her yerinde ayrılıkçı hareketler silahla bastırılır. PKK ise halk değil terör örgütüdür. Bu nedenle de “derin devlet” ve hele “kontrgerilla” gibi kavramlar işin özünü açıklamaktan uzaktır.

PKK kendine gerilla dediği için devlete de Kontgerilla diyor. Peki İsmet Berkan’a ne oluyor? Ortada terör varsa terörle mücadele de vardır. Bunun adı da kontr-terördür.

Kaldı ki, ABD’nin düşmanlarını ortadan kaldırmak için dünyanın bir ucundaki bir ülkeyi bombalaması ya da işgal etmesi son derece makul bir davranış olarak gösterilirken Türk devletinin kendi ulusal güvenliğini korumak için kontrterör merkezleri kurması neden bunları bu kadar rahatsız ediyor? Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve karşı karşıya bulunduğu tehditler düşünüldüğündeyse Türkiye’nin ulusal güvenlik ihtiyacı daha da anlam kazanacaktır.

Bölücüye terör serbest
devlete kontr-terör yasak

Bütün bunlar ortadayken kalkıp “gizli yönetmelikler”, “örtülü operasyonlar” edebiyatı yapanlara söyleyeceğimiz şudur; bu tür haberlerin sizi getireceği tek yer vardır, o da ABD’nin kucağıdır. Zaten şimdi tam da orada oturuyorsunuz.

Ama Türk devletinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, milli devlet vasfını korumaktan vazgeçmesini bekliyorsanız yanılıyorsunuz. ASALA terörü bürokratlarımızı katlettiğinde de, PKK terörü askerlerimizi şehit ettiğinde de Türk devleti gerekli mücadele yöntemlerini bulmaktan ve uygulamaktan kaçınmadı.

Bugün Türkiye hala ABD ve AB destekli terörden kurtulamadıysa bunun sebebi gizli yönetmeliklerin uygulanmasında değil uygulanmamasında aramak gerekir. MGK da eğer suçlanacaksa psikolojik savaş yaptığı için değil yapmadığı için suçlanabilir. Onların demokratik düzeninde Türk düşmanları Türk devletini ortadan kaldırmak için her şeyi yapabilirler. Hatta bölücü örgüte bağlı milletvekilleri, bakanlar, belediye başkanları, partiler ve dernekler demokrasinin gereği olarak olarak seçimlere girebilirler, bölücü örgüt propagandası yapabilirler.

Demokrasi onlara her türlü hakkı tanımaktadır. Bu hak yalnızca Türk devletine tanınmaz. Devlet kendisini koruyacak önlemlere başvurduğu anda antidemokratik ve yasadışı faaliyet yürütmekle suçlanır. Radikal’in istediği şudur; bölücü çete terör uygulayacak ama devlet oturup bekleyecektir. Teröre karşı mücadeleye başladığında ise İsmet Berkan gibiler tarafından halka karşı savaşmakla suçlanacaktır.

Üstelik terörle mücadeleye karşı bu suçlamalar bizzat bölücü örgütün gazetesinden yapılır. Kimse de çıkıp “kardeşim sen terörist değil misin, demokrasiyi ve hukuk devletini savunmak sana mı kaldı” diyemez.

Esas psikolojik savaş aygıtı
Aydın Doğan medyası

Esas psikolojik savaş aygıtının Aydın Doğan gazeteleri olduğu Radikal’in haberlerinden bellidir. Madem ki Türkiye Radikal’in “ortaya çıkardığı!” bu yönetmeliklerle idare edilmektedir, İsmet Bey bir hafta boyunca bu haberleri nasıl yayınlayabilmiştir?

Sadece o da değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “Kontgerilla Cumhuriyeti” diyerek saldırıyı başlatan Perinçek’ten beri yllardır her önüne gelen bu konuda nasıl istediği gibi kalem oynatabilmiştir? Devletin gizli belgesini yayınlamak yasak olmasına rağmen buna göz yuman, yayınlayanlara hiç bir şey yapamayan bir “Kontgerilla Cumhuriyeti”nden sözediyoruz”.

Öyle bir “Kontgerilla Cumhuriyeti” ki Apo’nun kardeşleri elini kolunu sallaya sallaya gezebiliyor, ailesi basının önünde Apo için kurbanlar kesebiliyor, DEHAP Genel Başkanı öldürülen PKK yöneticisinin evini heyetlerle ziyaret edebiliyor, dahası Apo günlük bir gazetede köşe yazarlığı bile yapabiliyor. Böyle bir “Kontgerilla Cumhuriyeti”ni nerede gördünüz?

Radikal’in kampanyasının amacı Türk Ordusu’nu baskı altına alarak teröre karşı mücadelesini engellemektir. Yani psikolojik savaşı MGK değil Aydın Doğan medyası yapmaktadır. Her psikolojik savaş aygıtı bir derin devlete bağlı olduğuna göre varın bunun da nereye bağlı olduğunu siz düşünün.

 

Perinçek’ten Radikal’e
Vakit’ten Gündem’e
bir “gazetecilik başarısı”

Radikal’de yayınlananan “gizli” yönetmelik haberinin ardından her fırsatta Ordu’ya saldıran ordu düşmanı ittifak yine ortaya çıktı. Radikal’in büyük gazetecilik başarısı Aydın Doğan’a bağlı Milliyet, Şeriatçı Vakit, PKK’nın yayın organı Özgür Gündem ve Kürtçü Evrensel gazetelerinin sayfalarında günlerce tartışıldı.

Bu psikolojik savaş operasyonun boyutu o denli genişledi ki daha önce de Ordu’ya olmadık iftiralarda bulunup Türkiye’den “Silahlı Kuvvetler Cumhuriyet’i” diye bahseden Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı da hemen Ordu düşmanlarıyla birlikte saf tuttu.

Dikkat edilirse Ordu düşmanı çevreler Radikal’in haberiyle birlikte hep beraber saldırıya geçiyorlar ve birbirleriyle paslaşıyorlar. Bölücü örgüt’ün yayın organında, Kürtçü Evrensel ve Şeriatçı Vakit gezetesi’nde Radikal’i öve öve bitiremiyorlar. Radikal’in başarısını kutluyorlar.

Oysa Toplumla İlişkiler Başkanlığı’nın (TİB) çalışmaları kurulduğu günden beri zaten biliniyor ve Ordu düşmanları o günden beri aynı malzemeyi ikide bir sanki yeni bir şey bulmuşlar gibi gündeme getirerek Ordu’ya saldırıyorlar.

TİB ile iligili ilk haberler şimdilerde Atatürkçülük ve Kuvayı Milliyecilik oynayan Doğu Perinçek’in İkibin’e Doğru dergisi’nde yayınlanmıştı. Perinçek’in dergisi 1991 Haziran’ında TİB’den “Türk Gladiosunun psikolojik savaş aygıtı” olarak bahsediyordu. Şimdi Orducu kesilen Perinçek 1991’de seçim konuşmasında TV’de şöyle diyordu:

“Açık konuşalım, bugün Türkiye’yi parlamento ve hükümet yönetmiyor. Devletin temel kararlarını Milli Güvenlik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve MİT üçlüsünün oluşturduğu çekirdek belirliyor. Kontrgerilla Avrupa ülkelerinde açığa çıkartıldı. Türkiye’de hâlâ yeraltı faaliyetinde. Birbiri ardısıra gelen tertiplerde ve şiddet olaylarında parmağı var. Militarizmin ülkemiz siyasetindeki gizli ve açık rolüne son vermeden demokrasi ve özgürlüğü kazanamayız... Darbelere karşı genel grevle, direnişle halkın mücadelesini örgütleyeceğiz...”

Liste uzayıp gidiyor. Perinçek’in dergisinin 12 yıl önce kapağa taşıdığı TİB şimdi Aydın Doğan’ın Radikal’i tarafından ortaya çıkartılıyor! Hizbullah ve İBDA-C gibi terör örgütlerinin hamiliğini yapan Şeriatçı Vakit aynı haberden yola çıkarak 28 Şubat’ı ve Ordu’yu yerden yere vuruyor, PKK’nın yayın organı Ordu’yu “gerillalarına” örtülü operasyon yapmakla suçluyor.

İnsan ister istemez “bayram değil seyran değil şimdi bu haber nerden çıktı” diyor. Bir de bu müthiş kadroyu biraraya getiren gücü merak ediyor ister istemez.