| Bedri Baykam |
|
Türkiye hiç haketmediği bir dönemi, çeyrek asırdır yaşamaya devam ediyor. 12 Eylül 1980 darbesiyle sola vurulan darbe, CHP’nin kapanması ve devrimci/aydın kadrolara getirilen kıyım Türkiye’nin hala atlatamadığı bir karanlık dönem. 12 Eylül sonrasında, solun önünü dincilikle kesmeye çalışan mantık, imam-hatiplilerin önünü açtı ve Türk-İslam sentezi dönemini başlattı. Devlet Planlama Teşkilatı’na konuşlanmış olan “Takunyalı”ların başını çeken Turgut Özal’ın, 1983’de ANAP’la iktidarı ele geçirmesinin ardından Faisal Finans ve Al Baraka gibi İslami finans kuruluşlarının önünü açması, bu kurumların da vakıf ve dernekleri rahatça beslemesi, adım adım köktendinciliği geliştirdi. SHP kadroları ve kimi aydınların büyük bir saflık içinde Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesinin, 141 ve 142. maddelerle beraber kaldırılmasına seyirci kalmaları ne yazık ki ülke içinde köktendinciliğe kayışı hızlandırdı. Sözde “demokrasi” adına önleri açılan köktendinciler, büyük bir dayanışma içinde kendi gelişmelerini sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yaparken, sol akıl almaz bir aymazlıkla bölünmeye devam etti. Baş sorumlu Bülent Ecevit Bunun başlıca sorumlusu, tabii ki her türlü birleşme çabasına anında set çeken Bülent Ecevit’tir. 12 Eylül’ün ardından CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa eden, daha sonra DSP’yi eşiyle beraber kuran Bülent Bey, 1980’lerin her aşamasında diğer sol partilerden ve aydınlardan gelen birleşme taleplerini hep ısrarla reddetti. Turgut Özal bu yüzden hep kendisine karşı minnet borcu taşıdı. Üst üste aldığı seçim başarılarının arkasında, hep Rahşan Ecevit ve Bülent Bey vardı. Ecevit, siyaset yasağının kalkmasından sonra solun parçalanıp yokedilmesi konusunda direkt bir “sorumluluk” aldı. 1990’ların başlarında, CHP’ nin kurulmasıyla beraber CHP-SHP-DSP üçlü sacayağının getirdiği dağınıklık içinde, Özal, merkez sağı değil, aşırı ve dinci sağı genişletti. Ecevit’in sola ve CHP’ye duyduğu kin, Özal’ın gizli köktendinciliği ile birleşip adım adım ülkeyi Refahyol iktidarına kadar taşıyacak olan sürecin başlangıç işaretini verdi. Taban operasyonu CHP-SHP birleşmesi 1993’te gerçekleşti ama, önce bu birleşmeyi 1997’den beri körükleyen “Taban Operasyonu”nun sorumlusu olarak, sonra da 1995’de CHP Parti Meclisi’nin üyesi olarak içinde yaşadığım bu süreçte, ne yazık ki solun ergenlik çağı hastalıkları başgösterdi. Her ne kadar bu iki parti doğru adreste, yani CHP’de birleşmiş olsa da, ne yazık ki bu partinin içinden insanlar birbiri hakkında hep “eski CHP’li”, “eski SHP’li” olarak sözetmeye devam ettiler. Tabii bu iç ayrımcılık, bu birleşmenin, hiçbir aşamada sağlıklı bir bütünleşmeye dönüşememesine neden oldu. Ne yazık ki dedikodular, çekişmeler ve ana “politika”lar CHP-SHP’yi tekrar çözdü ve bu birlik bozuldu. CHP’nin içinden son 4 yılda Mümtaz Soysal’ın, Yekta Güngör Özden’in ve Karayalçın’ın partileri çıktı. Her ne kadar kendisi DSP’den gelmiş olsa da, İsmail Cem’in partisi de sonuçta CHP çıkışlıydı. DSP’den daha sonra kopan Uluç Gürkan ve 9’lar da sonuçta CHP mayasından geliyorlardı. Yapay bölünmelere acilen müdahale Türkiye’de kitlesel sol, yani reel politikte siyasete yön vermiş olan tek parti CHP’ydi. Buna 80’li yılların ikinci yarısında SHP’yi oldukça kısa bir süre için ekleyebiliriz. 27 Mayıs Devrimi’ne giden günlerde “İlk Hedefler Beyannamesi”nden, Toprak Reformu’na, Halk Sektörü’ne ve Ortanın Solu’na kadar, ilerici 1961 Anayasası’ndan, Parlamentodaki ve sokaktaki kayda geçen yasa değişikliklerinin en önemlilerine kadar her şey CHP imzalıdır. Cumhuriyeti kuran, demokrasiyi getiren, 27 Mayıs mücadelesini veren CHP, bugün 23 yıldır 12 Eylül’ün bedelini ödemeyi sürdürmektedir. İşin acı tarafı, CHP’de birleşemeyen solun tamamı bu bedeli hala ödemektedir. Uzlaşmacılıktan, hoşgörüden, dayanışmadan hiç anlamayan liderler yüzünden, Türkiye gelir dağılımı uçurumlarının alıp başını yürüdüğü, laikliğin ve Atatürkçü düşüncelerin yerlebir edildiği bir ülke haline gelmiştir. Zaman, acilen bu yapay bölünmelere müdahale etme zamanıdır. AKP meydanın boş olmadığını görmelidir.
|