| Gökçe Fırat |
|
Son halifeye karşı Sahtecilik mi suç bölücülük mü? AKP’nin iktidara gelmesinin üzerinden 10 ay geçmiş durumda ve Türkiye yeniden seçimi konuşmaya başladı. Demek ki AKP iktidarına tahammül süresi en fazla 10 aymış. Türkiye’nin Cumhuriyet güçleri bu 10 aydan sonra AKP iktidarının bir şekilde gitmesi gerektiğini düşünüyor. Ama bu nasıl olacak? DEHAP’ın Yargıtay’da süren davası pek çokları için bir umut olmuş durumda. Bilindiği gibi DEHAP, örgütlenme barajını aşamamış ama sahte belge düzenleyerek bu açığını kapatmıştı. Şimdi DEHAP’ın bu sahte belgelerle seçime girmesi dolayısıyla seçimlerin iptali gündemde. Şimdi insanlar bu sahtecilik nedeniyle DEHAP’ın oylarının iptal edilmesini ve seçimlerin yenilenmesini istiyor. Ama ortada çok büyük bir terslik var. Tersliğin birinci noktası şu; DEHAP’ın sahte belge nedeniyle seçimlere katılmasından Türk devletinin medet umması son derece acı. Çünkü DEHAP, sahteciliği nedeniyle değil, bölücülüğü ve PKK terör örgütüne yardım ve yataklığı nedeniyle zaten çoktan kapatılmış olması gereken bir parti. Nitekim partinin kapatma davası halen sürüyor ve PKK, DEHAP’ın kapatılması ihtimaline karşı yedek bir parti kurdu bile! Zaten bunu gören Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu DEHAP’ın seçimlere katılmasına izin verilmemesi gerektiğini, çünkü kapatılmak üzere olduğunu belirterek Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuştu. Ama o başvuru kabul edilmedi. Şimdi ise bölücülükten kapatılmak üzere olan partinin sahteciliği nedeniyle seçimlerin iptalini tartışmak durumundayız. Cumhuriyet’i koruma cesaretinden Bu tartışma, seçimlerin meşruluğunun ve hukukiliğinin sanki bu sahtecilik nedeniyle zedelendiğini düşünmemize yol açıyor. Oysa 3 Kasım seçimleri, baştan sona, yasalara, Anayasa’ya, Seçim Kanunu’na karşı hile ile yapılmıştır. Ve sonuçlar da bu hileyi yapan kuvvetleri iktidara getirmiştir. Hilenin büyüğünü AKP yaptı. Bu partinin de kapatma davası vardı hatırlayacak olursanız. Genel başkanının siyaset yasağı vardı. Ama tüm bunlara karşın seçimlere sokuldu. Bu, seçim kanununun ihlaliydi ama YSK bunu görmedi, daha doğrusu görmek istemedi. Hilenin devamı bu hileli seçimle işbaşına gelen iktidarın Anayasa’yı ve yasaları çiğneyerek Tayyip’i başbakan yapmasıydı. Yine kimse sesini çıkartmadı. Birileri Tayyip’in ve AKP’nin önünün açılması için düğmeye basmıştı. Ve o kuvvet, Anayasayı, yasaları çiğneyerek Tayyip’i başbakanlığa taşıdı. Tayyip iktidarı ise, Anayasa’yı hilafet yolunda değiştirmeye başladı. Şimdi Türkiye’de herkes, bir süre sonra ortada Cumhuriyet diye bir şeyin kalmayacağını anladığı için seçim istiyor. Ama bu kesimler Cumhuriyet’i savunma bilincinden, kararlılığından ve cesaretinden o kadar yoksun ki, tüm bu hukuksuzlukların üzerine gideceğine bu sahteciliğe sığınıyor. Ama sığınmaları nafile. Eğer bu değişmiş Anayasa ile, aynı seçim yasaları ile ve aynı hükümet ile seçimlere gidilecek olursa, Türkiye 3 Kasım’dan çok daha beter bir sonuçla karşı karşıya kalır. AKP’ye razı olanlar sonuçlarına katlanır Nedenine gelince. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyen Şeriatçılar ve bölücüler, geçen seçimlere ayakları titreyerek girmişlerdi. Ancak gerek 3 Kasım gerek 3 Kasım sonrası yaşananlar bu kesimlere büyük cesaret vermiş oldu. Bunlar Türkiye’de Şeriatçılığın ve bölücülüğün artık engellenmeyeceğini gördükleri için bunun rahatlığı içinde davranacaklar. Dolayısıyla bunların tabanında büyük bir ferahlama yaşanmıştır ve bu, seçimlere de yansıyacaktır. Üstelik değişen Anayasa ile birlikte, ABD ve AB seçimlere çok daha fazla müdahale edecektir. Hele Tayyip iktidarının ABD ve AB’ye verdiği tavizler düşünüldüğünde, ABD ve AB’nin tüm gücüyle Tayyip’i destekleyeceğini bilmeliyiz. Bu seçimlerin ikinci bir handikapı ise, bölücü partinin seçimlerde çok daha özgür hareket olanağı bulmasıdır. Yani yeni bir seçim, Şeriatçıların ve bölücülerin cirit attığı bir ortam yaratacaktır. Şeriatçılığın ve bölücülüğün bu kadar serbest bırakıldığı bir ülkede, hâlâ bu seçim hesapları ile Cumhuriyet’i koruyup kollayabileceklerin düşünenler var mıdır bilemiyoruz. Bu kadar saf olmanın hiç alemi yok. Şeriatçı iktidar eline geçen ilk fırsatta MGK’yı bile ortadan kaldıracak cesareti bulmuştur. Bunlara ikinci bir fırsat verilirse şüpheniz olmasın Cumhuriyet’i de ortadan kaldıracaklardır. O halde ne yapacağız diye soracak olursanız. Türkiye’nin AKP iktidarından kurtulması gerekmektedir. Ama bu böyle bir seçim tekrarı ile olamaz. AKP’nin ve PKK’nın sokulmayacağı bir seçim yaptırmadıktan sonra sonuç değişmeyecektir. Böyle bir şeye ise kimse girişmek istememektedir. O halde buna razı olanlar sonuçlarına da katlanmak zorundadır. Hem görevini yapmamak hem de bu hükümet bu şekilde gitsin demek olmaz. Kıbrıs: Son direniş mevzisi Atatürkçü güçler açısındansa AKP iktidarı olabilecek en kötü şeydir. Ancak buna katlanmak Türkiye’nin geleceği açısından hayırlıdır. Türkiye’nin bu kötü deneyimi yaşaması gerekmektedir. Böylelikle Atatürkçüler bu ülkenin kıymetini, Şeriatçının gerçek yüzünü görecek ve eğer istiyorsa Cumhuriyet’i bu Şeriatçılara teslim etmeyecektir. Bundan sonra iş, Türkiye’nin Atatürkçü kuvvetlerine kalmıştır. Atatürkçü kuvvetler derken de başta Türk Ordusu olmak üzere, Cumhurbaşkanlığını, bağımsız yargıyı, üniversiteleri ve Atatürk gençliğini kastediyoruz. Bizim tavsiyemiz, Şeriatçılıkla mücadelenin, hele hele Şeriatın arkasındaki emperyalistlerle mücadelenin böyle seçim tekrarıyla olmayacağını artık öğrenmemizdir. Burada Atatürkçü güçlerin artık Türkiye seçimini bir kenara bırakıp Kıbrıs seçimlerine önem vermelerini öneririz. Türkiye, seçimle Şeriatçılara ve dolayısıyla ABD ve AB’ye teslim edildi. Şimdi ise aynı seçim Kıbrıs’ta tekrarlanacak. ABD ve AB uşağı, Rum işbirlikçisi sözde muhalefet partilerinin tümü, Denktaş’a karşı birleşmiş durumda. Eğer seçimleri bu hainler kazanırsa, Türkiye’deki hainlerle elele Kıbrıs’ı Rum’a teslim edecekler. Dolayısıyla Kıbrıs seçimleri Türk milletinin son direniş mevzisi haline gelmiş durumda. Türkiye’de iktidarı ele geçiren hainleri, Kıbrıs’ta durdurur ve Türk’ün onurunu, bağımsızlığını korursak, hainler Türkiye’de de yolun sonuna gelir. Çünkü bu hainlerin en önemli desteği emperyalistlerdir. Onlar için Kıbrıs önemlidir. Kıbrıs’ta kaybettikten sonra Tayyip’in onlara vereceği diğer hizmetlerin çok önemi kalmayacaktır. Tayyip, son halife olma yolunda ilerliyor. Ama önünde önemli bir engel var; son mücahit: Rauf Denktaş. Denktaş, Türk milletinin yetiştirdiği yiğit bir mücahit olarak Kıbrıs’ta Rum terörüne karşı Türklerin hem silahlı mücadelesini başarıya ulaştırmış bir mücahit, hem de hukuki alanda Kıbrıs Türk devletine sonuna kadar sahip çıkan bir devlet başkanı. Dolayısıyla şu anda ise Denktaş’ın mücadelesi, sadece Kıbrıs Türkü’nün özgürlük mücadelesi olmaktan çıkmış, Türkiye Cumhuriyeti’nin direnme savaşı haline gelmiştir. Atatürkçü güçlerin yapacağı son bir görev kaldıysa Türkiye için, o da son halifeye karşı son mücahidin yanında olmaktır.
|