Arama: 
18.08.2003/Sayı:37
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Söyleşi
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Yön Özgür Billur

Özgürlükçü sol mu ulusal sol mu?

Komprador sermaye komprador solu göreve çağırdı

Radikal “Kızıl Elma” kampanyasında solda da bir cephe açmayı unutmadı. Tartışma, Ahmet İnsel’in 3 Ağustos 2003 tarihli “Ulusalcı Türk Solu” yazısıyla başladı. Bu yazıdan sonra sağ veya sol görünümlü liberal yazarlar koro halinde ulusal sola ve TÜRKSOLU gazetesine saldırmaya başladılar. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarınının kalemleri iki hafta boyunca bizlere solculuk dersleri verdiler. Aydın Doğan’ın kampanyasına şeriatçı ve Kürtçü gazeteler de katıldı ve nasıl bir sol istediklerini ilan ettiler.

Tüm bu tartışmanın ne ifade ettiğini en iyi özetleyen yazı, aslında Ahmet İnsel’in kampanyayı başlatan yazısıydı. Ahmet İnsel’in yazısının sonunundaki tespite aynen katıldığımızı belirtelim: “...yıllardan beri yolları ayrılmış olan ulusalcı solla özgürlükçü sol arasında, ikisinin de sol sıfatını sahiplenmesi dışında, artık ortak hiçbir nokta yoktur.”

Türkiye’de komprador sermayenin en önemli temsilcilerinden birinin gazetesinde başlayan kampanya bunun en açık kanıtıdır. Ortada gerçekten de kendisine sol diyen iki akım vardır. Birincisi emperyalizme karşı Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, kapitalizme karşı da halkçı-devletçi bir alternatifi savunur. Yani ulusal solun mücadelesi emperyalizme ve onun yerli işbirlikçisi konumundaki komprador sermayeye karşıdır. Ne var ki özgürlükçü olarak tanıtılan sol komprador sermayenin sağladığı olanaklarla ve onun bahşettiği köşelerden Türkiye’nin bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne, halkçılığa ve devletçiliğe saldırır durur.

Bu gerçeği biz TÜRKSOLU’nu ilk çıkarmaya başladığımızda belirtmiştik. Kendisine özgürlükçü sıfatını yakıştıran bu sol, aslında komprador soldur ve bu yüzden onu Türkiye’de solun bir parçası olarak ele almak yanlıştır. Bu sol anlayışla mücadeleyi, emperyalizme karşı mücadelenin bir parçası olarak ele almak gerekir.

AB Uyum Yasaları ve ABD dayatmaları ile Türkiye’nin sömürgeleştirilme sürecinde son aşamaya doğru gelinmesi, komprador sol ile ulusal sol arasındaki bu karşıtlığın çok net biçimde ortaya çıkmasını sağladı. Herkes safını belirliyor. Bir tarafta küreselleşmeyi savunan, AB’ci, piyasacı, azınlıkçı, Türk düşmanı özgürlükçü sol, diğer tarafta Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı, antiemperyalist ulusal sol.

Sömürgeci Batı’nın her saldırısı bu iki kutup arasındaki farkı daha da belirginleştiriyor. Türk solunun, emperyalizmin Türkiye’ye siyasi, askeri, iktisadi ve kültürel saldırılarına gösterdiği tepki ve direnç, komprador sermayeyi çileden çıkarıyor. Komprador sermaye de komprador solu göreve çağırıyor.

“Özgürlükçü sol”un telaşı

İnsel’in yazısında bir ikinci doğru da şu; İnsel, TÜRKSOLU’nun özel sayısındaki ortak kabülün, yani “Batı, Türk kimliğini ve Türk varlığını ortadan kaldırıyor” tespitinin halk arasında çok geniş bir kabule sahip olduğunu gözlemliyor. Ancak bu tespitin halkla buluşmasının onun için bir önemi yok. Çünkü komprador sol zaten halktan kopmanın, halkı aşağılamanın ve halk düşmanlığının teorisidir. Bunun için de bu çok doğru tespit İnsel’in elinde Türk halkıyla dalga geçeceği bir malzeme haline geliyor.

Ancak aslında dalga geçilen şey kendi yalnızlıklarıdır. Çünkü Türk halkı, ülkesini bekleyen tehlikelerin farkındadır ve dostu-düşmanı ayırmaya başlamıştır. Ulusal sol fikirler geniş kesimler tarafından benimsenirken, “özgürlükçü sol”un etkisi halktan kopuk aydınlarla sınırlıdır. Bu aydınların çoğu gazetelerde köşebaşlarını tutmuş olsalar bile, halk üzerinde hiçbir ağırlıkları yok. Kaynağını bu topraklardan almayan “o tür” sol, arkasındaki parasal güce rağmen halk içinde tutunamamış ve marjinal kalmıştır.

Ulusal sol ise, son bir-iki yıldır hem ideolojik hem de politik düzeyde ciddi bir diriliş yaşıyor. TÜRKSOLU’nun “Türk’ün Ateşle İmtihanı” başlıklı 35. sayısı bunun en son örneği. Bu sayıda Türk siyasetinin farklı isimlerinin Atatürkçülük ve milliyetçilik temelinde bir araya gelmesi “özgürlükçüleri” bayağı telaşlandırdı. Bu, aslında ulusal solun yeniden 60’lardaki gibi bir çekim merkezi haline gelmeye başladığının da kanıtı. Çünkü 60’larda sol Türk halkının ulusal tepkisinin adıydı. Amerikan emperyalizmine karşı Türkiye’nin bağımsızlığını savunan tüm milliyetçi tepkiler ulusal solun çekim alanına giriyordu.

O zaman bu durum egemen güçleri çok rahatsız etmiş ve derhal yükselen bu antiemperyalist solculuğa karşı operasyon başlamıştı. Bugün de Radikal gazetesi, ülkücü ve Türkçülerin bir kesimi ile ulusal solun Türkiye’nin kuşatılmışlığına karşı ortak tepki göstermelerini ve bunu TÜRKSOLU’nda dile getirmelerini manşete taşıdı. Bu yakınlaşmaya “Kızıl Elma Koalisyonu”adını verdiler. Arkasından Türk solunu faşistlikle suçlamaya kadar varan yazılar yazıldı.

Aslında iyi de oldu. Herkes eteğindeki taşları dökmeye başladı. “Özgürlükçü”lerin TÜRKSOLU’na saldırıları gerçeğin daha rahat görünmesini sağladı.

Özgürlükçü sol Aydın Doğan’ın kapıkulu

Aydın Doğan’ın “sol” kolu Radikal, ulusal sola karşı, “özgürlükçü sol”un teorik ve politik yayın organı haline gelmiş durumda. Bu gazetenin ulusal soldan kendine yönelen hücumları savuşturmanın yolu olarak uzunca dönemdir başvurduğu bir yöntem var: “özgürlükçü solu göreve çağırmak”.

Radikal İki’de yayınlanan Kemal Gündüzalp imzalı “Özgürlükçü/sosyalist sol göreve!” başlıklı bir yazı bu olguyu başlıktan duyuruyor. Küreselleşmeyi açık açık savunan ve milliyetçiliğe saldıran yazı, demokrasiye inanan demokratlarla solcuları dünyayla bütünleşmek hedefi için iş başına çağırıyor.

Bu çağrının Türkiye’nin en büyük patronlarından birinin gazetesinde yapılması “statükoya düşman”olduğunu iddia eden bu solun nereden beslendiğini göstermesi bakımından oldukça çarpıcı bir örnek. Ama zaten bu patronun da üyesi bulunduğu TÜSİAD aynı nitelikteki duyurularını yine aynı gazetede yayınlamıyor mu?

Beyefendiler pek hızlı solcudurlar, Kemalizm’e küçük burjuva bürokrasisi derler, ancak kendileri katıksız piyasacıdırlar. Özgürlükçü toplum modelleri TÜSİAD’ınkinden farksızdır. Kol kola girdikleri TÜSİAD ise statüko sayesinde palazlanan ve onların kurduğu statükodan beslenen bir parazittir. İşbirlikçi büyük burjuvaziye sırtını dayamış bu özgürlükçü sol, Türkiye’de gerçek solun ortaya çıkmasından ve ülkücü-Türkçü kesimler ile Atatürkçülük temelinde başlayan yakınlaşmadan fazlasıyla rahatsız.

Bu rahatsızlık onlardan önce en büyük patron ABD’nin ajanı Graham Fuller tarafından da dillendirilmemiş miydi? Ama doğaldır, ağa babaları Wolfowitz “Saddamcı Atatürkçülük” tehdidinden söz ederken de bunlar Saddam Hüseyin ve TÜRKSOLU aleyhinde Amerikancı kampanyalar düzenlemişlerdi. Hem de solculuk adına. Bu tip bir solculuk görüldüğü gibi yalnız komprador solculukla da tanımlanamıyor. Bu bir kapıkulu solculuğudur. Hükümdarı nereye çağırırsa oraya koşturan bir kapıkulu ordusuna benzer. Dün Wolfowitz’in çağrısıyla Saddam avına çıkan özgürlükçü solcular bugün de birilerinin çağrısıyla Kuvayı Milliyeci uyanışı boğmaya çalışıyor.

Akıl Hocaları İsmet Berkan ve Cüneyt Ülsever

Radikal içindeki bildiğimiz “özgürlükçü solculuk” bir ekiptir. Ancak bu sefer ekibin bildiğimizden de geniş olduğunu gördük.“Özgürlükçü sol”u göreve çağıran bu yazıdan önceki hafta liberal olmakla övünen ve solcu olmadıklarını defalarca açıklayan İsmet Berkan ve Cüneyt Ülsever ulusal sola söven yazılar yazdılar. Bu normal. Anormal olan sol düşmanı yazarların solculuk dersi vermesiydi. Bu anlamda solcu olmayanlar “özgürlükçü” ve “demokrat” solculara akıl hocalığı yaptılar.

İsmet Berkan, “Türkiye’nin Türkçü-Turancılarıyla kendilerine utanmadan ‘sol’ adını veren birtakım Kemalist milliyetçiler biraraya geliyor.” diyerek veryansın ediyor.

Oysa ki İsmet Bey solcu değil. Liberal olduğunu defalarca açıkladı. Farzedelim ki “solcular böyle bir tavır alamaz” diye bir kural var, bu İsmet Bey’i niçin ilgilendirsin? Sonuçta bu solcuların düşüneceği bir şey değil midir? Kaldı ki tescilli sol düşmanı Berkan “utanmadan”solun standartlarını neye dayanarak belirliyor? Bu yetkiyi ona kim vermiş?

Patronuna ve tarikatına gönülden bağlı Cüneyt Ülsever de, milliyetçiliği savunan solcu aydınları “yeni faşist” olarak tanımlıyor. Bu aydınları militarist ve demokrasi düşmanı olmakla suçlayan Ülsever, “gerçek” solcu arkadaşlarını ayrı bir yere koyuyor. Örneğin, Birikim ekolünden(Ömer Laçiner, Murat Belge) çok şey öğreniyor ve ÖDP’yi heyecanla izliyor. Ulusal solcular ise “üfürükten” solcu. Cüneyt Bey öyle heyecanlanmış ki, “yaşasın gerçek sol!”diye bitiriyor yazısını.

Sırf bu iki ismin aldıkları tavır bile gerçeği açıklıyor. Cüneyt İlsever ve İsmet Berkan TÜSİAD’ın Aydın Doğan medyası içindeki sözcüleridir ve açık açık sol kanatlarının kim olduğunu ortaya koyuyorlar.

Atatürkçülükten ödleri kopuyor

Bu liberal yazarlar ve sol uzantılarının bir başka rahatsızlıkları daha var: Yükselen Atatürkçü hareket ve bu hareketin kendini sol olarak adlandırması.

İsmet Berkan gibiler, Ataürkçülük AB karşıtlarının tekeline geçti, diyerek isyan ediyor. Meğer ki o da Atatürkçüymüş ama bir gün önceki yazısında Kemalist milliyetçilere utanmaz diyebiliyor! Ona göre Atatürkçülük Batı tipi demokrasiye ulaşmanın aracı. Hasan Bülent Kahraman ise, Türkiye’de solun Atatürkçülükten kendini sıyırmasını istiyor. Batılı sosyal demokrasi için Kemalizmden kopuşun gerekliliğini anlatıyor. Birincisi Ataürkçülüğün içini boşaltmayı önerirken, diğeri de solun Atatürkçülükle bağını kesmeye çalışıyor. Farklı yönlerden yürütülen ortak bir çaba.

“Özgürlükçü sol” da tıpkı liberalizm gibi Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşıdır. Açıksözlü olanları bunu cesurca ifade ederlerken, daha geniş bir kesim Atatürkçülüğün tarihsel işlevini tamamladığını, hâlâ Atatürkçülüğü savunmanın statükoyu ve bürokrasiyi savunmak olduğunu söylerler. Bunlara göre, ilericilik, sivil toplumun gelişmesi ve AB ile uyum olduğundan Atatürkçülük gericiliktir. Bugunkü mevcut siyasi yapı Kemalizmin mirası olarak ele alınır. Devletçilik ve milliyetçilik onların tüylerini diken diken eder. Çünkü “özgürlükçü sol” efendisinin sesidir ve serbest piyasayı savunur. Milliyetçiliğe karşıdır. Çünkü Türkiye’de azınlık yaratarak ve mevcut azınlıkları kullanarak bölücülük yapmaktadır.

Ulusal sol ise, Türk solu geleneğinin bir devamcısı olarak Atatürkçüdür. Atatürk sadece tarihimizdeki bir kahraman ve Cumhuriyetimizin kurucusu değil, Türkiye’nin ulusal solunun programı Altı İlkenin yaratıcısıdır, ideolojik lideridir. Ulusal sol, Türkiye’nin emperyalist sistemden kopuşu ve bağımsız, çağdaş bir ülke olma hedefine varmak için Atatürk’ün programından başka bir programa ihtiyaç duymaz.

1960’larda ve 1970’lerin başında Atatürk’ün programını savunan sol halkla kaynaştı, geniş kitleler sol fikirlerle harekete geçti. Bugün benzer bir süreç yaşanıyor. Özgürlükçü-liberal solun tahammül edemediği ve çekindiği de bu. O yüzden solun Atatürk’ten uzaklaşmasını istiyor.

Solcu Kürt ırkçısı bile olur ama milliyetçi olamaz

Ulusal sola yapılan ikinci saldırısı ise milliyetçilik üzerinden. Atatürkçülüğe sataşırken biraz çekingen yaklaşan liberaller, milliyetçiliğe gelince daha cesur davranıyorlar ve küfür etmeye başlıyorlar. Milliyetçilik, tarihin çöplüğündeki bir fikir; milliyetçiliği savunanlar da faşist oluveriyor.

Kendileri ise halklara özgürlük sloganıyla etnik milliyetçiliği destekler ve ırkçılık yaparlar. Bunun adı demokrasi, vatanı savunmak ise faşistliktir! Solun ise Kürtçülük, Rumculuk yapma hakkı saklı tutulur ama Türk milliyetçiliği yasaktır, faşizmdir.

“Özgürlükçü sol” enternasyonalist, evrenselleşmeci ve hatta küreselleşmecidir. Bu sebeple milliyetçilik onun kâbusudur.

70’lerde Türkiye’de sol hareket içine milliyetçilik düşmanlığı yerleştirilmeye başlandı. Enternasyonalizm masalıyla uyutulan sol kendi devrimci köklerinden uzaklaştı. Emperyalizm tarafından Atatürk’e, Türk milletine düşmanlık fikirleri ithal edilmeye başlandı.

Ancak tüm bu saldırılara rağmen, sol içinde milliyetçilik yok edilemedi. TÜRKSOLU gazetesi çıkmadan evvel, sol içinde birkaç aydın tarafından açıktan savunulan milliyetçilik, artık bir siyasi hareketin ideolojik ekseni durumunda. Komprador solu asıl telaşlandıran bu.

Bahsettiğimiz sol, enternasyonalizmi savunur ve vatansızdır. Vatanı olmadığı gibi milleti de yoktur. Milliyetçiliğe karşıdır, onu burjuva ideolojisi olarak tanımlar. Oysa asıl burjuva ideolojisi vatansızlık ve küreselleşmedir. Sermayenin vatanı yoktur, ama işçi sınıfının bal gibi vatanı vardır. Dünyada neredeyse bütün sol devrimler, işçi devrimleri antiemperyalist milliyetçi bir eksende gelişmedi mi? Bu ülkelerin burjuvazisi milliyetçi emekçilere karşı işgalciyle işbirliği yapmadı mı? Sermayenin vatanı olmadığından, sermayenin sol kolunun da vatansız olması hiç şaşırtıcı değildir. TÜRKSOLU işte tam da bu yüzden solcu olduğu için milliyetçidir. Milliyetçilik bir sınıf tavrıdır.

Statükocu kim, devrimci kim?

Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği benimsemiş Türk solu, liberaller tarafından statükoculukla suçlanıyor. Çünkü Atatürkçülük bunlara göre devletin resmi ideolojisi. Atatürkçülüğün ve milliyetçiliğin bugün ne ölçüde uygulandığı tartışmasına hiç girmeden, şunu belirtelim, ulusal sol kaba bir devlet düşmanlığı yapmaz. Devlet, sınıfların mücadele zeminidir aynı zamanda. Ve devlet ezilen sınıfların bazı taleplerini kabul edip uygulayabilir. Daha önemlisi bugün Türk devletinin temel dayanakları emperyalistler tarafından tasfiye edilmektedir. Başta ordu olmak üzere tüm devlet bürokrasisi emperyalizmin hedef tahtasındadır. Ulusal sol bu tehditin farkındadır ve milli devletin direnç noktalarını kararlılıkla savunur.

Bu durum Cüneyt Ülsever’i pek rahatsız ediyor. Terbiyesiz bir uslüpla ulusal solcuların statükoya düşkün insanlar olduğunu ve askeri vesayete sığındığını yumurtluyor. Statükoculuk konusunda konuşacak en son isim Ülsever’dir. Her zaman en güçlü sermayeye sırtını dayayıp devrimcilere saldıran bu zat şimdi statükoculuğa karşı devrimcilik dersleri veriyor. Arkasına Amerikan ve Avrupa postalını almış, Türk ordusundan postal diye bahsediyor.

Ulusal sol, adı gibi ulusaldır ve Türk halkından başka hiçbir dayanağı yoktur. Türk halkının emperyalistler tarafından ordusuzlaştırılma ve devletsizleştirilme saldırısına karşı durur. Kıbrıs, Kuzey Irak, Ege Denizi gibi Türkiye’nin güvenliği ile her konuda ABD ve AB’nin yanında yer alıp, statüko düşmanlığı yapmak da ancak Cüneyt Bey gibilerine yakışır.

Atatürkçüleri statükodan beslenmekle suçlayanlar hiç çevrelerine bakmazlar mı? Bu lafları söyleyenler Atatürk sonrası kurulan Tanzimatçı statükonun yarattığı kapıkulları değil de nedir? Atatürkçüleri statükodan beslenmekle suçlayanlar, Türkiye’de hakim tekelci tefeci sermayenin gazetelerinden aldıkları maaşla ve o çok karşı oldukları devletin teşvik kredileriyle yaşamlarını sürdürürler. Para kaynaklarının onlara emrettiği statükonun dışında da tek satır yazamazlar. Fikirleri birbirini tekrarlayan on kelimeden ibarettir. Padişaha sadık ulema gibi durmadan fetvalar çıkarırlar.

Asıl ittifak karşı tarafta

Ulusal sol ile ülkücülerin ittifak yaptığını yazan sağ veya sol liberallerin fikirlerine kimlerin sarıldığına bir bakarsak karşımızda gerçekten kutsal bir ittifak olduğunu görüyoruz.

Geçtiğimiz iki haftanın Özgür Gündem, Evrensel, Yeni Şafak gazetelerini şöyle bir taradığımızda, ulusal sola yönelik yukarıda bahsettiğimiz yazarların fikirlerine aynen katılan yazılar göreceğiz.

Milliyetçilik temelinde biraraya gelenleri Kızıl Elma koalisyonu kurmak ve faşistlikle suçlayanların oluşturduğu ittifak ise çok renkli ve tanıdık. Şeriatçısı, bölücüsü kolkola vermiş “özgürlükçü sol”a sahip çıkıyor ve aynı argümanlarla ulusal sola ve Atatürkçülüğe saldırıyorlar. Bu ittifak yeni de değil. 12 Eylül sonrası emperyalistlerin Türkiye’de biraraya getirdiği liberal, etnik ırkçı ve gerici koalisyon kurumlaşma aşamasına bile gelmiş durumda. Cepheler de kurdular, partiler kurmaya da kalktılar. Yeni olan bu gayrımilli cepheye tepki gösterenlerin biraraya gelmesi. İşte bu kadar yaygaranın nedeni de bu.

Devletçi, milliyetçi, Atatürkçü sol

Türk siyasetinin farklı isimlerinin biraraya gelmesiyle ilgili bir değerlendirme yapmak için yine Ahmet İnsel’in yazısına dönüyoruz: “Kutsal Devlet, Aziz Ulus, ve Yüce Kurtarıcı’nın gölgesinde gerçekleşen bu ulusalcı sol ve milliyetçi muhafazakar buluşmasına, Kemalist düşün artık rehberlik ediyor”

Ahmet İnsel, doğruya yakın bir gözlem yapmış. Hem “özgürlükçü” solu hem de ulusal solu aynı anda tanımlıyor. Yani diyor ki “ben devlete karşıyım, millete karşıyım, Atatürk’e karşıyım” ulusal sol ise bunları temel alıyor. Evet, Türkiye’de Kemalizmi kendisine rehber edinmiş ulusal sol ile, emperyalizmin saldırganlığına karşı vatan kaygısı taşıyan milliyetçi kesimler Atatürkçülük temelinde yakınlaşıyor. Bu yakınlaşma ne partiler arası bir işbirliği, ne de bir ittifaktır. Solculuk yeniden Kuvayı Milliyeci bir kimlikle ortaya çıkmakta ve kendi özüne dönmektedir. Çekim merkezi haline gelmesinin nedeni budur.

Ulusal sol, bugün Türkiye’nin sorunlarının ancak geniş halk yığınlarını bir araya getirecek bir Kuvayi Milliye hareketi ile çözülebileceğini söylüyor. Bugün yaşanan birliktelik bu yolda atılmış önemli bir adımdır. “Özgürlükçü sol”un korkusu bundandır.