| Öner Yağcı |
|
Kim nerede?
Her şeyin hızla kirletildiği bir dünyada yaşamanın sancılarını yaşıyoruz. Tüm değerleriyle birlikte insan ve insanlık kirletilirken, bazı değerlerin, kavramların anlamlarının da kirletilmeden uzak kalmaları düşünülemez. Özellikle yaşadığımız koşullarda dünden gelen, dünün birikimi üzerine yükselen ve bugün de amansızca sürdürülen değer kayıpları, bugünün sorunlarına yaklaşımda atacağımız adımların yanlışa yönelmesine yol açabiliyor. Bugün; - Küreselleşmenin, "ulusları ve ulus devletleri" yok etme amacına doğru yol aldığı; - Küreselleşen emperyalizmin dünyaya egemen olma politikasının bir gereği olarak ABD emperyalizminin saldırganlığının boyutlarının ölçülemez noktalara taşındığı; - Bunun bir parçası olarak yüzyıl öncesi emperyalist politikaların "Sevr" dayatmasıyla ülkemizi de programına aldığı; - Bu programın gerçekleştirilmesi için yıllar süren operasyonlarla yeterli "işbirlikçi" desteğinin sağlandığı; koşullarda, yakın tarihimizde bir geziye çıkarak günün yaşattıklarının öne çıkardığı bazı terimlerin bizim gerçeğimize uygun anlamlarını belirlemek zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, "hasta adam" haline getirilen, sömürgeleştirilen ve sonunda parçalanıp yok edilen Osmanlı'nın küllerinden "Kuvayı Milliye" hareketini oluşturmaları ve "Misakı Milli" olarak belirledikleri sınırlar içerisinde, "gecikmiş" bir "millet" ("ulus") yaratma savaşımının sonunda doğdu. Bu savaşım, aynı zamanda emperyalizmin sömürgeleştirdiği Doğu'nun mazlum uluslarının emperyalizme karşı yükselttiği bağımsızlık savaşlarının da öncüsüydü (1919-1923). 1923 doğumlu Cumhuriyet'in, dünya devletleri arasında eşit olarak yer alıp varlığını sürdürebilmesinin baş koşulu, bağımsız, özgür bir ulus olabilmesinden ve çağdaşlaşarak emperyalist sömürü zincirinden kopmasından geçiyordu. Bu da, hilafet, saltanat gibi feodal dönemlerin egemenlik kurumlarının tasfiyesini; dinin yaşam biçimi ve egemenlik kaynağı olmaktan çıkarılmasını, kendi dilinin ve kültürünün bilincinde olan bir ulusun benliğine kavuşturulmasını gerektiriyordu. Bu savaşım, aynı zamanda özgür bir ulus yaratma savaşımıydı. Cumhuriyet'in devrimcileri, bu yolda attıkları özellikle kültür, dil, eğitim-öğretim, laiklik alanlarındaki devrim adımlarıyla bağımsız, özgür, onurlu bir Türk ulusunun çağdaş tarihteki yerini almasını sağladılar; bu devrim adımları sırasında bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi, laik, devrimci, halkçı, milliyetçi, devletçi idiler (1923-1938). Osmanlı kalıntıları ve Cumhuriyet devrimlerinin düşmanları ise, bir yandan bu kavramların karşısında yerlerini alırlarken bir yandan da bunları özlerinden uzaklaştırmak için uzun süreli savaşıma girdiler. Bu savaşım, aynı zamanda devrimle karşıdevrimin savaşım sürecidir. ABD'nin "Soğuk Savaş" politikasıyla birlikte ülkemizde de sol-sağ savaşımının yoğunlaşması ve Cumhuriyet devriminin sürdürücü olan ilericilerin, ulusal değerleri ve onun tüm ilkelerini, her şeyi göğüsleyerek savunurken ABD ve işbirlikçisi hükümetlerle birlikte gericilerin -kimi değerlere sahip çıkıyor görünerek- ilericilere saldırması yaşandı. Bu süreç, laiklikten uzak, dinci tarikatlarla iç içe, icat ettikleri ırkçı ve dinci bağnazlıkla donanmış ve adına "Türk-İslam Sentezi" dedikleri bir milliyetçilikle ve Mustafa Kemal'in özgür ve kimlikli bir ulus yaratma savaşımının ilkelerinden olan milliyetçiliği de bayrak edinmiş görünerek ülkemizi sömürgeleştirme ve bağımlılaştırma politikalarını uygulayan ABD emperyalizminin tetikçiliğine soyundular (1945'ten başlayarak). Soyut bir "komünizm" tehlikesini öne sürüp, asıl tehlikenin, sömüren ve bağımlılaştıran emperyalizmin yanında yer alarak yurtseverlik gösterdiklerini sananlar, bu görevlerini yanlarında yer alan dinci gericilikle birlikte sürdürdüler. Emperyalizme karşı çıkan gerçek yurtseverlere kan kusturan bir politika ile ABD emperyalizminin sömürgeleştirme politikalarına canla başla hizmet ettiler. Cumhuriyet'in yarattığı değerlerin, siyasal iktidara sahip olanlar aracılığıyla sinsi sinsi, adım adım yok edilmesi operasyonlarının önemli bir ayağı oldular. Bu dönem "milliyetçi" ya da "ülkücü" sözcüklerinin gerçek anlamlarından koparılıp emperyalizmin hizmetine sokulduğu dönemdir. Bu hizmette; - Türkçenin özleşmesine karşı çıkıp Osmanlıcayı savunmak; - "İnsan olma, ulus olma davası" olan Köy Enstitüleri ve benzer eğitim kurumlarına karşı çıkıp dinsel eğitimi, imam-hatip okullarını, türbanı savunmak; - Cumhuriyetin ve cumhuriyetçiliğin temeli olan laikliğe karşı çıkıp tarikatlarla iç içe olmak; - Emperyalizme karşı dövüşen yurtsever solcuları tek tek ya da katliamlarla yok etmek; - Özgür düşünceye yönelik terör ve şiddeti doğal hale getirmek; - Bağımsızlığı, halkçılığı ve devletçiliği savunanları, özelleştirmeyi savunanların yanında yer alarak yok etme saldırıları sürdürmek; - Sürekli devrimci olan Mustafa Kemal'in devrimcisi olmayı bırakın devrimci sözcüğünü bile yasaklayarak "inkılap" sözcüğüne sığınmak; gibi gerçeklikler emperyalizm işbirlikçiliğiyle birlikte sürdürüldü. Hem dildeki ulusal benliğin kazanılmasının gerektirdiği öz Türkçe kaygısıyla hem de bu nedenle, "millet", -özellikle "milliyetçi" sözcüğü-, ne yazık ki benimsenen bir değeri tanımlayan sözcük olmaktan çıktı ve yerine "ulusal", "ulusalcı" sözcükleri gerçek yurtseverler, devrimciler, bağımsızlıkçılar, laik bir düzenden yana olanlar tarafından kullanılmaya başlandı. Gerçek yurtseverliğin, milliyetçi ya da ulusal kimliğe sahip olmanın yeni bir mihenk taşı var şimdi karşımızda. Emperyalizmin, yıllardır sürdürdüğü politikalarla oluşturduğu, dinsel eğitimden geçirilip "Ilımlı İslam" ya da "Yeşil Kuşak" teorileriyle beslediği, ona uygun oluşturduğu sermaye ve medya ile artık iktidarı tümüyle ele geçirmeleri gerekir düşüncesiyle Cumhuriyet'i yok etme görevini verdiği işbirlikçilere karşıyım demek yetmiyor. Yaşanan gerçekliğin yurtsever insanlara verdiği görev, yanlışlıklarından ve uğradıkları değer yitiminden kurtularak, yakın tarihimizde yaşananların bugünkü içinde bulunduğumuz durumun hazırlayıcısı olduğu gerçekliğinin kabul edilmesidir. Bugün, ancak, emperyalist politikalara, bağımlılık ilişkilerine, köleleştiren soygun düzenine karşı çıkmakla ve Cumhuriyet devrimlerini ve değerlerini bir bütün olarak savunmakla yurtsever olunabilir, milliyetçi ya da ulusalcı olunabilir. - Biraz dincilik, biraz laiklik; - Biraz Amerikancılık-Avrupacılık, biraz milliyetçilik; - Biraz özelleştirmecilik, biraz devletçilik; - Biraz çetecilik, biraz halkçılık; - Biraz Osmanlıcılık, biraz Cumhuriyetçilik; - Biraz tutuculuk-muhafazakârlık, biraz devrimcilik; olmaz. Biraz köle biraz özgür olunamaz çünkü; ya kölesindir ya da özgür. "Ya bağımsızlık ya ölüm!" diyen kim?
|