Arama: 
18.08.2003/Sayı:37
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Söyleşi
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Mustafa Aykut Akşit

Eve mi dönecekler?

Türkiye’nin büyük kentlerinde bombalar patlıyor. Eve Dönüş Yasası çıkaran milletvekilleri ile adeta alay ediyorlar. Yaptıkları eylem “Zaten biz evdeyiz” diyen bir mesaj gibi ama anlayan kim?

Bu bombalama eylemleri bir yerlere daha mesaj veriyor. Patronları Batı Emperyalizminin senaryocuları tarafından yazılan senaryoya göre 100 adet PKK-KADEK önde geleni gözden çıkarılmış durumda. Sam ve David Amca; eroin paralarınızı gidin Karayip Adaları’nda yiyin keyfinize bakın dedi de, bu durumdan rahatsız olan Baronlar bombalı mesaj mı gönderiyor? Veya bu yüz adamın yerine göz dikenler çıktı da, öbürlerine haber mi veriyor? Bilemiyoruz. Ankara’daki siyaset dehaları daha iyisini bilirler. Bildiğimiz bir şey varsa o da bu dahiyane kanunu çıkaranların hayal gördüğüdür.

Osmanlı Devleti’ni yönetenler veya yönettiğini sananlar da aynı akılda gitmişlerdi. Avrupa Devletlerinin ve çoğunluğu Yahudi olan Galata Bankerleri’nin borç sarmalına girmiş bulunan Osmanlı; hükmettiği topraklarda çıkan ayaklanma ve ayrılıkçı hareketlerin arkasında gene Avrupalı’nın bulunduğunu bir türlü göremedi. Millet o ferasetteki insanlar tarafından yönetilme şansını hiçbir zaman bulamadı. Bulması da imkansızdı. Zira Avrupa endüstrileşme yolunda hızlı adımlar atarken, devrin yöneticileri, ülkede çıkan isyanların sebeplerini arıyordu. 1789 Büyük Fransız Burjuva İhtilali ile ortaya atılan Hürriyet, Adalet, Eşitlik kavramları; Sırp, Bulgar, Rum, Ermeni, Araplar tarafından farklı algılanırken, Devleti yönetenler ve aydınlar tarafından daha farklı algılanıyordu. İttihat ve Terakki Partisi içinde yerleşenler, devletin ahaliye verdiği hakların yetersiz olmasından dolayı ayaklanmalar çıktığına inanıyor, daha fazla haklar verilmesini savunuyordu. Tıpkı bugünkü İnsan Hakları Dernekleri gibi. 1864 Anayasası ile ele alınan haklar ise tamamen “Azınlık Hakları” şeklinde ortaya çıkıyor ve Meşrutiyet'’in ilanından sonra yapılan seçimlerin ardından oluşan Meclis-i Mebusan’a etnik kökenli mebuslar doluyordu. Meclis kürsüsünden Türk Milleti’ne hakaretler yağdıran bu adamlar, hak değil ayrı bir devlet istediklerini bağıra bağıra söyledikleri halde iktidara sahip olanlar bilmemezlikten gelmeyi yeğliyorlardı. Bilseler de yapacakları bir şey yoktu.

Tarihi gaflet ve hatta ihanet sahneleri yeniden yaşanıyor.

Kendilerine Muhafazakar Demokrat adını resmen vermiş bulunan AKP, 20. yüzyılın başındaki Meşrutiyet mantığının aynısına sahip. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çoğunluğu ile her konuya el atabileceğine inanan, etnik kimlikli ve tarikat bağları ön plana çıkmış, bir zümrenin egemenliği altına girmiş bulunuyor. Liberal Sol CHP de muhalefetçilik oynuyor. Adamlar CHP’lilerin gözlerinin içine baka baka İnönü Oligarşisini yıkıyorlar. Yani CHP’nin varlık sebeplerini ortadan kaldırıyorlar.

PKK’yı kurulduğu 1972 yılından bu yana izleyenler; ayrılıkçı Kürt hareketi olduğunu tespit etmişlerdi. Türkiye üzerinde hesapları olan her devletin Eliti ve istihbaratından da destek aldıklarını gene herkes biliyordu. Emperyalist Batının taşaronluğunu yapan PKK, şimdiye kadar 5415’i sivil, 5871’i asker-polis olmak üzere 11.286 insanımızı katletti. 6068 sivil, 12.004 asker ve polisi de yaralamıştır. Bu 18.072 insanımızın 7.578’i iş göremez haldedir ve sakatlanmışlardır. Ağa, siyasetçi, tarikat şeyhi zulmü altında inlemesi yetmiyormuş gibi PKK zulmü altında ezilmiş Kürt asıllı vatandaşlarımızdan ölenlerin ve yaralananların sayısı yukarıdaki rakamlara dahil değildir. PKK ile mücadele için harcanan paralar ise Devlet bütçesinde kara delik oluşturmuştur. Çıkarılan kanun adında Adalet kelimesi olan partinin adaleti kimler için kullanacağını ortaya koydu. Eh …tezekten terazinin ……tan olur direği demişler. Bezirgân kafasından ancak bu kadar adalet çıkar.

Eve dönecekler mi?

PKK-KADEK yapılanması dikkatli incelendiğinde hiçbir yere dönmeyecekleri, hatta onların Türkiye’ye dönüp cici vatandaşlar olmaları birilerinin işine gelmediği için bunu yapmaları imkansızdır. Zira PKK yalnız siyasal yapılanma içinde değil, Uluslararası kaçakçılık örgütleri ile iç içe çalışan bir örgüttür. Eroin, silah, elektronik alet kaçakçılığı başta olmak üzere her türlü yasa dışı ilişkiler içindedir. Avrupa’dan haraç toplamaktadırlar. Lider kadro Lord’lar gibi yaşayıp gitmektedir. PKK militanları da zavallı muamelesi görmektedir. Oysa hiçbiri zavallı değil, bilinçli olarak bu yolu seçmişlerdir. Terör makinası olarak yetiştirilmişlerdir. Gözden çıkarılmayı zor kabul edeceklerdir.

ABD’yi yöneten Anglo Sakson/Yahudi koalisyonu, Irak ve Suriye’yi, uzun vadede İsrail güdümünde bir devlet haline getirmek istemektedir. Sömürgede huzur sağlamanın yolunu aramaktadır. Avrupa’dan topladığı milyonlarca euro haraç ve eroin parası ile krallar gibi yaşayan PKK terör örgütünün elebaşlarının Irak’ta bulunması sakıncalı bulunmaktadır. Bir kısım militan kadro İran’da kullanılmak üzere örgütlenmektedir. Bir kısmı Türkiye’ye konuşlandırılmıştır. Ellerinde silahlar, dağda emir beklemektedirler. Dağdaki unsurlar kendi başlarına karar verebilecek durumda da değildirler. Zira ipleri siyaset ve kaçakçılık mafyasının elindedir. Dönecekleri evleri de yoktur. Yapabildikleri tek iş adam öldürmektir. Dönerler ise yapabilecekleri iş eroin baronlarının tetikçiliğini ve bazı siyasi partilerin emri ile ortalığı karıştırma görevi yapmaktır. Biz döneceklerini sanmıyoruz. Zira KADEK yeni şartlar öne sürmektedir.

Bir başka gerçeğe daha dikkat çekmek isteriz. Soycul yapıları Eşkenazi Yahudisi olan Barzaniler, Kürt kökenlileri ne Irak’ta ne de başka bir yerde söz sahibi olmuş konumda görmek istememektedir. Aksi halde Barzani’nin misyonu sona erer. İleri bir tarihte siyasal anlaşmalık sonucu silahlı çatışmalara girmeleri ihtimali gelişmektedir.

KADEK siyasallaşma yönünde adımlarını AKP’nin açık desteği ile sürdürmektedir. APO’nun sürgüne razı olması demek PKK’nın emrinde olduğu güçler tarafından bölündüğünü gösterir. Aralarında kanlı bir hesaplaşma ve yok etme planı çoktan yapılmıştır. Bu hesaplaşmayı hangi coğrafyada yapacakları önemlidir. Bu hesaplaşma bize göre büyük kentlerin caddelerinde olacaktır. Türk polisine de ceset toplama görevi düşecektir. Özgür Politika adlı yayın organını izleyenler ve satır aralarını okumayı becerenler, olacakları görebilirler.

***

AKP’nin ideolojik yapısını anlatan kitapta, toplumun cemaatlere dayalı bir yapılanma istediği görülmektedir. Bu yapı içinde de PKK’lılara terörist kimlikleri ile yer yoktur. Bu nedenle PKK-KADEK’lilerin silah bırakarak cici anayasal vatandaşlar olmaları gerekmektedir. Siyasal görüşlerini savunmalarına hoşgörü gösterileceği de belli olmaktadır. Ancak söz konusu siyasi yapılanma, çıkar ve koltuk kavgasına dönüştüğünde, kağıt üzerinde yapılan hesapların ne yöne kayacağı belli olmayabilir. DEHAP içinde faaliyet gösterme ile ayrı bir yapılanma içinde çalışma arasında tercih yapma durumu aralarında hır çıkmasına neden olabilir.

Yukarıda saydığımız olaylar olurken, Türk Milliyetçileri’nin tavrı ne olacaktır?

Gittikçe derinleşen Türk-Kürt düşmanlığı bu olaylar sırasında daha da derinleşebilir. Bu durum Türkiye’deki hesapları bitmemiş olan çevrelerin arayıp da bulamadığı bir ortam oluşturur. Geçmişte; ajan provokatörler, benzeri ortamları kullanarak ülkemizi kan gölüne çevirmişlerdi. Oyuna gelmemek için Türk Milliyetçileri ayrılıkçı Kürt hareketi ile yoksulluktan başka sermayesi olmayan Kürt vatandaşlarımızı aynı kefeye koymaktan kaçınmalıdır.

Başta AKP genel başkanı olmak üzere, Liberal İşbirlikçi aydınlar (?) Türk Milliyetçileri’ne karşı kampanya başlatmışlardır. Bu kampanyanın hedefi bellidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anadolu Federe Devletleri’ne dönüştürülmesine karşı çıkacak olan vatanseverlerin birleşmesini engellemektir. Daha şimdiden bazı güdümlü merkezlerde Kürt-Türk çatışmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyip gezen milliyetçiler (!?) türemiştir. Bu ajanların yapmak istedikleri bellidir. Başarılı olmamaları için herkes elinden geleni yapmalıdır. Diyalektik diyor ki; Eğer size bir çakal sürüsü saldırıyorsa ısıracaktır. Bu sürünün saldıracağı hırlayışından bellidir. Zira onun karakterinde saldırma, ısırma vardır. Soy kütüğünde asildir, usludur, eğitilmiştir yazması asıl niteliklerini ve adını değiştirmez. Çıkardığı seslerin korkunçluğu gücünü de göstermez. Ama gene de elimize bir taş almamız gereklidir. Bu taş, önce kendi yaşamımızı ve vatanımızı korumak için sonra da başkalarının yaşamını korurken gerekli olacaktır. Bizlerin taşı aklımızdır.