Arama: 
21.07.2003/Sayı:35
Anasayfa
Kapak

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
  Doç. Dr. Yıldız Sertel
    İktisatçı-yazar

ABD’nin amacı Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmek

ABD Türkiye’ye sömürge muamelesi yapıyor

Bugün Türkiye’nin temel meselesini bağımsızlık oluşturmaktadır. Bağımsızlığımızın önündeki en büyük engel ise ABD’dir. 11 Subayımızın tutuklanması olayı aslında, ABD-Türkiye arası ilişkilerde oluşan genel durumun doğal bir sonucudur. Uzunca bir süredir, özellikle de ABD’nin Irak saldırısından sonra Türkiye ve ABD arasında çıkarlar çatışmaktadır. ABD bölgede bir Kürt Devleti kurmak istiyor. Türkiye ise bunu kendisi açısından tehlikeli sayıyor. Bu yüzden de bölgeye asker göndermekte ısrar etti. Hükümet ise büyük bir ikilemde kaldı. Bir taraftan Amerika stratejik müttefikimiz dediler, diğer taraftan da ABD müttefikimiz gibi davranmadı. Hükümet bunu bilerek hareket etmeliydi, ama böyle birşey de bekleyemeyiz çünkü bu hükümet başından beri ABD’ye teslim olmuştur.

Herşeyden önce yaşanan son olay 11 askerimizin değil 11 subayımızın tutuklanması olayıdır. Rütbe farkı önemlidir. Özellikle “asker” kelimesini kullanarak olayı küçültmeye, örtbas etmeye çalıştılar. Erdoğan hükümetinin bütün taktiği bir takım tartışmalarla, karşılıklı komisyonlarla bu süreci ertelemek, uzatmak ve bizleri uyutmak. Bu aslında büyük bir skandal. Hiçbir bağımsız devletin kabul edemeyeceği bir muameleye maruz kalmış durumdayız. Zaten uzunca süredir ABD, Türkiye’ye sömürge muamelesi yapmaktan kendisini alıkoyamıyordu. İşin ilginci özür dilemesi gereken ABD bunu yapmak bir yana, yüzsüzce bunu bilinçli bir biçimde yaptıklarını ve asıl özür dilemesi gerekenin Türkiye olduğunu söylüyor. Nota vermekle, hatta diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle neticelenebilecek bir olay varken hükümet hiçbir tepki vermemeyi tercih etti ve olayı sürece yayarak gelecek olan tepkileri yumuşatmak istedi. Hiçbir Türk vatandaşının kabul edemeyeceği bir durumdur bu.

Bu operasyondaki temel maksat TSK’nın bölgeden çıkmasını sağlamaktır. ABD bu olayla bir provokasyon yapmaya çalıştı. Bu durumda Rumsfeld’in “pişman değiliz” açıklamasından sonra yapılabilecek tek şey diplomatik ilişkileri kesmek ya da en azından bir nota vermektir. Hükümet bunu da yapmazsa Türk halkı bu durumu daha fazla kabul edemez.

Amaç Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmek

Bush yönetimi, bugün fanatik bir tutum içerisinde İran ve Suriye’ye de saldırmayı planlamaktadır. Yani oynanan oyun büyüktür. Amerika tüm Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmekte kararlıdır. Bazı kaynaklara göre öncelikli plan Türkiye-ABD ve İsrail’in beraberce İran’a saldırması. Bu büyük bir çılgınlık ve Irak’taki başarısızlıktan sonra bu tarz planlarda ABD içerisinde de önemli bir muhalefet oluşmuş durumda. Bu planı uygulamaları çok zor fakat diğer taraftan da plan için uygun koşulları hazırlamaya çalışıyorlar. Böyle bir süreçte Türkiye’nin ABD’den kopması kendi ulusal güvenliğini sağlaması açısından çok önemli. Sonuçta söz konusu ülkeler Türkiye’nin komşularıdır. ABD’ye karşı koyabilmek ancak Türk halkının çıkarlarını savunacak, bağımsızlığımızı koşulsuz savunacak bir iktidarın oluşmasıyla mümkün olacaktır. Aksi takdirde Türkiye ABD’nin peşinde sürüklenmeye devam edecektir.

ABD diğer taraftan da, bugün Kuzey İran’daki ayrılıkçı hareketi desteklemektedir. Amaçları bölgedeki Azerileri Tahran’a karşı ayaklandırıp, saldırı süreceni hızlandırmaktır. İran Azerbaycanında bir bağımsızlık hareketi geliştirecekler, İran’ı ikiye bölecekler ve bu da İran hükümetini sarsacak. Ardından da İran’ı işgale teşebbüs edecekler. ABD gözü dönmüş bir biçimde kendisine sadık uşaklar aramaktadır bölgede.

Bugünkü hükümet geniş halk kitlelerine düşmandır, indirilmelidir

Bugünkü hükümetin durumu, ABD’nin bu planlarını uygulayabilmesine çok müsaittir. Tam bir Amerikan dostudur. Türk halkının tek çaresi bu plana karşı koyabilecek bir iktidar yaratmaktır. Bugünkü iktidardan hiçbir şey bekleyemeyiz. Dolayısıyla bugün halkın önünde duran temel görev bu iktidarın düşmesi için çalışmaktır. Bu hükümet öyle bir hükümet ki Türkiye’yi ABD’nin peşinden İran’a bile sürmeye kalkışabilir.

Bugün Erdoğan hükümeti iç duruma hiçbir önem vermemektedir. Bu hükümet Ordu’ya, Cumhurbaşkanı’na, anayasal kurumlara karşı olmanın da ötesinde geniş halk kitlelerine de karşıdır ve onlara düşmandır. Ücretleri düşük tutulan işçiler, köylüler, esnaf... Herkes tedirgin ve şikayetçidir. Özelleştirmeler, milli varlıklarımızın satılığa çıkarılması, ormanlarımızın peşkeş çekilmesi... Bunlar hep halk karşıtı bir programın uygulamaları. Bilinçli ve organize eylemler neticesinde bu hükümetin kıskaca alınması gereklidir. Herkes karşı durumdayken bu hükümet güçsüz düşürülmelidir. Kitle örgütleri, sendikalar ve Atatürkçüler bu hükümete karşı çıkışlar yapmalıdırlar. Bu hükümet bu kadar oy aldığını söylüyor ancak bir tezkereyi bile geçiremedi. Planlı eylemler neticesinde bu hükümetin düşürülmesi yakındır.

Son süreçle birlikte ABD’nin Türkiye’nin dostu olmadığının herkesçe görülmesi önemli bir aşamadır. Ortada büyük bir propaganda var. “Tek güç ABD, buna karşı kimse duramaz” denilmektedir sürekli. Ancak bu görüş pratikte hep yanlışlanıyor. ABD bu gücüyle ne Vietnam’da bir başarıya ulaşabildi, ne Afganistan’da bir başarıya ulaşabildi ne de Irak’ta bir başarı sağlayabildi. Her gün ABD askerlerinin öldürülme haberleri geliyor, ABD askerleri cepheden kaçmak istiyor, kendi içlerinde bile büyük bir muhalefet oluşmuş durumda. Böyle bir durumda Avrupa, ABD’nin kurmaya çalıştığı bu hegemonyaya belli ölçülerde karşı çıkmaktadır. Çin, Rusya ve Hindistan gibi ülkeler de bu tür bir eğilim içindedir. Bu yüzden de Türkiye’nin sorunu Avrupa değil, kendi ekonomisini düzeltmek, kendi bağımsızlığını kazanmak sorunudur. Ülkemizin bunu yapacak gücü ve her çeşit olanağı var. Ancak IMF’den ve ABD’den de kopması lazım. Bunun dışında Avrupa ile işbirliği yapılabilir ancak ABD gibi AB’ye de teslim olmamızla sonuçlanacak bir süreç başlarsa bunun bize hiçbir yararı olmaz.

Avrupa istiyor diye bir takım yapısal değişikliklere gitmek kadar saçma birşey olamaz. Bu yapılanın ismi demokratikleşme değildir. Demokratikleşme dediğimiz süreç halkın kendi ihtiyaçlarını ortaya koymasıyla gelişir. İç sorunumuzdur. Avrupa’nın dayatmaları ve talimatlarıyla öyle tepeden inme demokrasi olmaz. Dışarıdan elbise giydirir gibi demokrasi giydirildiği görülmemiştir bugüne kadar. Demokrasi mücadelesini halk kendisi verecektir, bu Avrupa’nın dayatmalarıyla oluşabilecek birşey değildir.

Milliyetçiliğin çerçevesi bağımsızlığın ve sınırların korunmasıdır

Atatürkçü ilerici kesimler halkı etkileyebilecek ekonomik söylemler geliştirmelidirler. Ekonomik ve sosyal düzeni tümden değiştirecek sloganlar atmak gereklidir. Atatürkçülük dar anlamda ortaya konulmamalıdır. Liberal ekonomiden kopmak, planlı ve güdümlü ekonomiyi savunmak da Atatürkçülüğün bir gereğidir ve savunulmalıdır. Atatürkçülük denildiğinde akla laiklik geliyor. Bu elbette çok önemli ancak sorunu sadece laiklikle sınırlandıramayız. Şeriatçılığa olduğu kadar emperyalizme ve liberal ekonomiye de savaş açan bir Atatürkçülük anlayışı ortaya koymak zorundayız. Aslında bunların hepsi zaten Atatürkçülüğün özünde var, ancak halka bunları açıklamak lazım.

Sonuç olarak Misak-ı Milli sınırları içerisinde kendi kendini koruyabilen, kollayabilen bir Türkiye yaratmak mücadelemizin temel yönelimi olmalıdır. Hudutlarımıza saldırı olduğunda her milliyetçi, her Türk vatandaşı buna karşı çıkmak zorundadır. Milliyetçiliğin çerçevesi herşeyden önce bağımsızlığımızın ve hudutlarımızın korunmasıdır.