| S. Kemal Ermetin Töre dergisi Genel Yayın Yönetmeni |
|
Örgütlenmiş azınlık Cumhuriyet’in Meclisi’nde çoğunluk Odasında kunduz besleyenler, yağmurlu havalarda kunduzun oda içinde baraj inşa etme dürtüsüne de katlanmak zorundadırlar. Çünkü kunduz bir baraj uzmanıdır ve onun doğasında, genlerinde bu program vardır ve bu nedenle doğal önlemlerini almak zorundadır!.. Ülkemizde ithal ve yerli uzmanların kendi doğalarının gereği olan çabalarını küçümsüyor değiliz. Ancak politikacıların yağmurlu havalarda evin durumunu bilebilmeleri gerektiğini, baraj kurmanın gerekli olup olmadığını tespit edebilme yeteneğine sahip olmaları gerektiğini söylüyoruz. Elbette ki bu betimleme, sadece ulusun ve ülkenin çıkarlarını düşünen politikacılar için geçerli. Cumhuriyet karşıtı faaliyetleri belgeli tesadüfî milletvekilleri bu hoşgörünün dışındadır!.. Örgütlenmiş azınlık Cumhuriyet’in Meclisi’nde çoğunluk Ancak ülkemizde politikacılık, hemen herkesin yapabileceği bir işmiş gibi inanılmayacak düzeysizliğe indirilmiş, politik arenadaki kötü örnekler sayesinde, milletin politikacısına hatta üretilen her politikaya karşı çıkması sıradan bir olay haline gelmiştir. Hataların ihanet seviyesine varmasından kaynaklanan güvensizlik o derecede paranoid bir histeriye dönüştürülmüştür ki, oy vermeye gitmeyi bile artık gerekli görmeyenler örgütlenmiş azınlığın Cumhuriyet’in meclisinde parmak çoğunluğu haline gelebilmişlerdir. Doğaldır ki; kendi çabalarının sınırları içinde ülkesinin çıkarları ve ulusunun devamı için karşı politika veya tavır üretenler doğrudan halkın karşısındaymış gibi bir durumda kalmışlardır. Devlet ve ulus düşmanı anarşik koalisyon Örneğin devletin küçültülmesini söyleyenlere karşı çıktığınızda, derhal vatan haini ilan edilmeniz işten bile değildir. Sizin uzman olmanız veya politik görüşünüz değil, topluma dayatılan ve uzmanlar(?)ca desteklenen toplumsal paranoya dikkate alınacaktır. Oysa devlet denilen organizasyonun, siyasal görüşü ne olursa olsun, tüm ideolojilerce ulusun gelişimi ve milletin gereksinimleri için kullanılması gerektiğinde herkes hemfikirdir. Çünkü devlet, bireylerin bir arada huzurlu bir şekilde yaşayabilmelerini sağlayan sistem parçasıdır. Bilindiği gibi anarşi; güçlüler için özgürlük, zayıflar içinse kölelik demektir. Üzerinde durulması gereken sorun; devletten kurtulmak değil, devletin bireyin yararına en etkin biçimde kullanılmasını sağlamaktır. Ülkemizde gelir dağılımı ve güçler dengesinin bozuk olmasının tek suçlusu olarak devletin gösterilmesi tavrı, tüm dünyada bir ilk olan şizofren bir “anti-devlet” fikrini yaratmaktadır. Liberalinden muhafazakârına, komünistinden Şeriatçısına kadar toplumun topyekün fikir veya düşünce sahibi kesimleri, devletin bizatihi kendisine ve ulusal çıkarlarla egemenliğe karşı çıkmaya başlamışlardır. Bu da “anarşik bir koalisyon” olarak “dünyada ilk”tir. Ülkeler, kriz zamanları devletin ekonomi içindeki payını küçülterek değil, aksine büyüterek ekonomik güçlülüklerini korumuşlardır. 1920’ler Almanyası’ndan bile daha küçük bir ekonomik varlığa sahip Türk devletinin daha da küçülmesi isteği herhalde “Türk devletini ortadan kaldıralım” demenin batı dillerindeki anlamdaşı olmalıdır... AB üyeliğinde ısrarcı olmak anlamsız Devletçiliği tek suçlu ilan eden politikacılar, teknokratlar ve aydınlar yukarıdaki veriler ışığında eminiz ki paniğe kapılacaklardır. Çünkü Avrupa Birliği’nin devletçiliği ortalama olarak yüzde elli civarındadır. Bu demektir ki; Avrupa Topluluğu, pek yakında Türkiye’nin düştüğü ekonomik krizden daha beterinin içine düşecek ve iflas edecektir. O halde yıkılmak üzere olan bir Avrupa Birliği’ne girmemizin anlamı nedir? O halde Türkiye ne yapacaktır? Avrupa Birliği’ne girmekte halen ısrarcı mı olacaktır? Aslında tek başına bu tablo bile Türkiye’de ne aydınların, ne teknokratların ne de politikacıların ülke ve uluslarının yararına hiçbir politika üretememekten kaynaklanan “söyleneni yapma” gafleti içinde olduğunu gösterir. İsveç gibi yarı sosyalist uygulama içindeki Avrupa ülkelerini bir kenara koysak bile, İngiltere ve ABD gibi kapitalizmin kalesi iki ülkenin devlet payları ve yıllara göre bu payların değişim oranları kriz durumlarını devletin üstlenmesi gereğinin kanıtıdır. Eğer yurt çapında kurulum (enstalasyon), teşkilâtlanma (organizasyon), üretim, piyasa oluşturma, pazarlama ve dengeyi yani stabilizasyonu kurup yönetecek ve ekonomiye yön verebilecek sayıda büyük şirketleriniz yoksa, devletin güçlerini kullanmak zorundasınız. Kaldı ki bu tür büyüklükte ve çok sayıda firmalarınız olsa bile, ulusal planlamayı yapmak ve buna ulusal çıkarlar doğrultusunda yön vermek görevi zaten sadece ve sadece devlete aittir. Tabii olarak doğrudan vatandaşın yapacağı yatırımlarda bile yardımcı ve destek görevi devletin aslî görevlerindendir... Bilinen ve herkesin dile getirebileceği birkaç tedbirin bile kararlılıkla uygulanması başlangıç için yeterlidir. Devletin etkin ve kararlı bir biçimde yeni sanayi yatırımları yapması, teşvik etmesi ve ortak olması gerekir. Ölmek üzere olan bir tarımın canlandırılabilmesi gene devletin etkin müdahalesi ile mümkündür. Devletin tarıma müdahalesi derhal bir tarım politikasının belirlenmesinden ve fiyat artırımını körükleyen uygulamaların ve aracı kurumların kaldırılmasından geçmektedir. Ulusun ve yurdun çıkarlarını düşünen tek bir politikacı yok Tüm bunları anlatıp neden bu tabloyu verdik?.. Açıkça görülmelidir ki, ne ulusunu ve yurdunun çıkarlarını düşünen, halkın tutku ve isteklerini sezebilecek ne bir tek popüler politikacı vardır Türkiye’de, ne de olması gereken politikaları üreten teknisyenler. Ya da toplumsal körlüğümüz o noktaya varmıştır ki; önümüzdeki gerçekleri göremiyoruz. Askerî varlığının tamamı devlete ait olması gereken, stratejik ürünlerinin denetiminin mutlak surette devlet eliyle yapılması gereken, toplumsal adaleti, ekonomik istikrarı ve yatırım yönlendirmesini devletin yapması gereken bir kriz zamanında devletin küçülmesini istemek demek, devletin olmadığı, her şeyin dışarıdan yönetildiği bir kabileyi, daha doğrusu “oligarşik devleti” istemek demektir. Ne Türk Milleti böyle bir şaşkınlığa izin verecektir ne de Türk aydınları!.. |