| Sevgi Erenol Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu |
|
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ortadan kaldırılıyor “Esas Türk Milletini haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun istiklalden mahrum bir millet medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkinden yüksek bir muameleye layık görülemez. Yabancı bir devlet himaye ve efendiliğini kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu acz ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.” M. Kemal Atatürk (Nutuk) Cumhuriyetin son 20 yılında AB ile yatıyor, AB ile kalkıyoruz. Fakat millet olarak acaba kaçımız AB projesi nedir, hangi amaçla böyle bir proje ortaya atılmış diye araştırdık? Sadece birileri pembe tablolar çizerek cennet vaat ediyorlar ve bu cennete dahil olabilmek için şunu yapmalıyız, bunu yapmalıyız diyorlar, hatta hayır bu kadarı yetmez onun için bunları da şunları da yapmalıyız diyerek önümüze devamlı bir takım belgeler getiriyorlar. Bu oyunu 1995’te Gümrük Birliği ile başlatanlar o günlerde Türk milletine şöyle diyorlardı: “Bütün dünyayı Türkiye giydirecek!”. Fakat bir müddet sonra tekstil fabrikaları bir bir iflas etmeye, kepenkleri indirmeye başladılar. Bugün Gümrük Birliği’nin bize faturası 100 Milyar doları aşmış vaziyettedir. Ekonomik yönden Türkiye’yi çökertenler bununla da kalmamış bu sefer siyasi yönden ülkeyi ele geçirme projelerini bir bir önümüze koymaya başlamışlardır. Helsinki süreci ile teslimiyetçi bir politikanın ilk adımları atılmıştır. Kıbrıs, Ege pazarlık konusu olmuş, terörün halen devam ettiği bir ortamda idam cezasının kaldırılması, OHAL’in kaldırılması gündeme getirilmiştir. Katılım Ortaklığı Belgesi ile de egemenlik haklarımızın AB parlamentosuna devri istenmiştir. Tabi bunlarla da yetinilmemiş bugün ülkenin bölünmesini hedef alan Birleşmiş Milletler’in “Medeni ve Siyasal Hakları” ile “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakları” sözleşmeleri (İkiz Yasalar) TBMM’den Türk milletinden gizlenerek geçirilmiştir. Sözleşme 2000 yılında 57. Hükümet döneminde gizli bir talimatla Volkan Vural tarafından ABD’de imzalanmıştır. (15 Ağustos 2000) Yine Türk Milletinden olay gizlenmiştir. Milletin tepkisinden korkulduğu için 57. Hükümet konuyu meclise getirememiştir. Bugün sessiz sedasız sözleşme yasalaştırılmıştır. Böylelikle artık Türkiye’de yaşayan halklar, azınlıklar ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel haklarının verilmesi için talepte bulunabilecekler, yani isterlerse mesela Fener Rum Patrikhanesi surlar içini kendi devleti (Bizans) olarak ilan edebilecektir. Bununla da yetinmeyip bir de maden çıkarma yasası çıkartılarak Türk milletinin sahip olduğu bütün yeraltı zenginlikleri (Petrol, Bor, Altın vs..) yabancılara verilmiştir. Peki bunlar niye yapılmaktadır? AB’ye girebilmek için. Fakat bizler 80 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Avrupalılara karşı bir Kurtuluş Savaşı vererek kurmadık mı? Şayet Avrupa’nın iradesinde olunmak istenseydi böyle bir savaşa ne gerek vardı? Bunca kan döküldükten sonra bunca fedakârlığa katlanıldıktan sonra bugün onların iradesine gönüllü girmeyi kabul etmek acaba hangi mantıkla izah edilebilir? Üstelik bu AB projesi nedir? Önce onu bir açalım! Asırlardır paraya egemen olan “Allah oğlu Elit”in amacı dünya hakimiyetini ele geçirip “Tek Dünya Devleti” kurmaktır. Çünkü inanışları gereği din kitapları onlara seçilmiş olduklarını ve de ayaklarının bastığı kendilerine verilmiş olduğunu söyler. (Tensiye Bab 11/24 “aya tabanınızın basacağı her yer sizin olacaktır.”) Dolayısıyla diğer bütün milletleri kullanmayı, ezmeyi, soymayı tabi hakları olarak görmektedirler. (Tekvin Bab 27/29 “ kavimler sana kulluk etsinler ve milletler sana baş eğsinler “) II. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar dünya ölçeğinde alt yapıya ait bütün organizasyonlarını gerçekleştiren Elit, Birleşmiş Milletler’i yaratarak dünya milletlerini bir merkez altında denetimine almıştır. CFR, Bilderberg, Trilateral gibi kuruluşlar ile dünya siyasetine yön verirken IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Organı gibi kuruluşlarla da mali yönden ülkeleri bağalayıp diz çöktürtmüştür. İç savaş sonrası Kuzey Amerika kıtasını Federal bir yasayla düzenleyerek her türlü gücü ele geçiren bu insanlar, II. Dünya Savaşı sonrasında bu modeli Avrupa’da uygulamaya geçtiler. Üstüste iki dünya savaşı ile yıkılan Avrupa ABD’ye (yani Elit’e) direnecek güçten yoksundu. Dolayısıyla Avrupa kurulacak Tek Dünya Devleti projesinin bir parçası olarak yeniden inşasına başlandı. 1952 yılında Polonyalı Haham Dr. Joseph Hieron Ritinger Avrupa hareketinin genel sekreteri olarak bir uluslararası örgüt kurulması gerekliliğini ortaya attı. 1954 yılında Hollanda’nın Oosterberg şehrinde Bilderberg Hoteli’nde bir toplantı yapıldı ve Bilderberg örgütü böylece kurulmuş oldu. Stratejisini CFR ve Rockefeller (En büyük Elit’lerden biri) belirledi. CIA kuruluşunda önemli rol oynadı. CFR tek dünya devletinin beynidir. Amerikan dış politikasını belirlediği gibi dünyanın da geleceğini belirler. Dünyanın her yerinde savaşları başlatan, krizleri çıkartan, ekonomileri batıran hep bu örgüttür. Karar organının başında David Rockefeller bulunur. AB projesinin fikir babası CFR’dir. Bilderberg ise bu projeyi hayata geçirendir. Halbuki Türkiye’de devamlı bir AB-ABD karşıtlığı varmış gibi gösterilmekte bunlar birbirinden bağımsız hareket ediyorlarmış havası yaratılmaktadır. Bunlar kasıtlı yapılmakta ve Türk Milleti aldatılmaktadır. Çünkü durum tam tersidir. ABD’yi ele geçiren Elit şimdi de AB projesi ile Avrupa kıtasına hakim olmaktadır. AB’nin oluşumundaki Avrupa Ortak Pazar projesi Roma Anlaşması’yla gerçekleşmiştir. Buna da Bilderberg toplantısında karar verilmiştir. Böylelikle Elit’in parasının Avrupa’da serbestçe dolaşması sağlanmıştır. Aynı şekilde APEC (Uzakdoğu Ekonomik Entegrasyonu) NAFTA (Amerika kıtası için) kurularak dünyanın diğer bölgelerinde de Elit’in parasının serbestçe dolaşımı sağlanmıştır. Geçenlerde Ürdün’de yapılan bir toplantıda “Ortadoğu Ortak Pazarı” projesi gündeme gelmiştir. (Tabi İsrail merkezli olacaktır) Bu da aynı şeye hizmet edecektir. Görüldüğü gibi AB projesi ABD karşıtı değil tek dünya devletinin saç ayağıdır. Allahoğlu Elit önce Avrupa’dan monarşileri ortadan kaldırmıştır, şimdi sıra ulus devletlere gelmiştir. Avrupa Ortak Pazarı ile başlayan süreç daha sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ve en sonunda da Avrupa Birliği’ne dönüşmüştür. Bu gün Avrupa’daki ulus devletlerin egemenlik hakları Avrupa Parlamentosu’na devredilmiştir. Kendi anayasaları geçersiz kılınarak ortak bir Anayasa hazırlanmıştır ve her maddesi Elit’in isteği doğrultusundadır. Hal böyle iken Türkiye’deki yöneticiler bu gerçeklerden habersiz midirler, bunun mümkün olabileceğini zannetmiyorum. Öyleyse nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ortadan kalkması için imza atarlar? 1963 Ankara Anlaşması ile başlayan bu imzalar dizisinin sorumluları Türk Milletine attıkları imzaların hesabını vermek mecburiyetindedir. |