Arama: 
21.07.2003/Sayı:35
Anasayfa
Kapak

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
  Kemal Çapraz
    Ufuk Ötesi gazetesi sahibi

Kuşatmayı Yarmak

Dünyanın baş döndürücü gündemi, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. ABD’nin dünyada tek güç olarak bütün insanlığı sömürme isteğinin önünde en önemli engel olarak milli devletler görülüyor. Bu milli devletlerin içerisinde de Türkiye, merkezi teşkil ediyor. Şimdi bazı okurların hemen “kendi kendimizi çok büyük görüyoruz veya manzarayı abartıyoruz” şeklindeki sözlerini duyar gibi oluyorum. Ama bu tarihi bir gerçek. 1900’lü yılların başında Türk milleti büyük badirelerle karşı karşıya kalmış, elinde kalan son topraklarını bütün gücüyle eşi benzeri görülmeyen bir Kurtuluş Savaşı’yla korumuştur. Bağımsız devletini de bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Asrın başında, kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dünya üzerinde yaşayan Türklerin tek bağımsız devleti olarak kalabilmiştir. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’yla başlayan ve sürekli toprak kaybeden bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da toprak kaybımızı durdurmuşuz. Daha sonra yeniden Hatay’ı topraklarımıza katarak bir ileri adım atmışız. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile de yeniden bir Türk toprağını kurtarmışız. İşte, bu gelişmeler başta ABD ve AB devletleri olmak üzere Türklerin ilerlemesini ve yeniden güçlenmesini istemeyen bütün emperyalist güçleri kızdırmıştır. Onun için ambargolar uygulanmış, Türkiye’nin başına bin bir bela açılmıştır. Ermeni terörü, bölücü terör, sağ, sol çatışmaları işte Türkiye’nin ve Türk milletinin ilerleyişine bir set çekmek için yaptırılmış hareketlerdir. 1990’da SSCB’nin dağılmaya başlamasıyla birlikte 250 milyonluk önemli bir Türk Dünyası gerçeği ortaya çıkmıştır. Bugün 7 bağımsız Türk devleti ve 25’den fazla bağımsızlık mücadelesi veren Türk Topluluğu vardır. Dünya’nın en önemli stratejik kaynakları Türklerin yaşadığı coğrafyalarda mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesi ve Türk Dünyası’na öncülük etmesi, dünyayı küresel köleleri olarak görmek isteyen ABD’nin önündeki en önemli engeldir. İşte bunun içindir ki, Türk Dünyası’nın merkez gücü Türkiye’yi zayıflatmak ve Türkiye’nin kendi derdinden başka konularla ilgilenemez hale gelmesini sağlamak için bütün güçleriyle çalışmaktadırlar.

Köleliğe karşı milli devlet

Küresel köleliği her ne surette olursa olsun reddeden Türk milletine karşı kuşatma harekatı hem içten hem de dıştan devam etmektedir. Bugün Kıbrıs dayatması, Kuzey Irak’taki operasyon, Pontus meselesi, Patrikhane, bölücülük, azınlık vakıfları, Ermeni Meselesi, Uyum paketleri, vs. vs. Hepsi Türk milletine karşı birbiri ardına kurulan tuzakların bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya tekelleştirilerek dışa bağımlı hale getirilmiş, kölelik yasaları adeta insanımıza refah yasaları olarak tanıtılmıştır. Ülkemizin bağımsızlığı, üniter yapısı bozulmakta, kimsenin çıtı çıkmamaktadır. Çünkü, toplumumuza gerçek bilgiler ulaştırılmamaktadır.

İnsanlarımız üzerinde oynanan oyunları tam manasıyla çözememiş durumdadır. Devletine ve milletine sahip çıkması gerekenlerin ise üzerine ölü toprağı serpilmiş gibidir. Türk dünyasında sağlıklı bir şekilde devam eden gelişmelere hormon takviyesi yapılmakta, bu bölgelerde sağlıklı bir şekilde doğacak çocuğa, düşük yaptırılmak istenmektedir. Bu gelişmeler Türk milletinin önünü açmak yerine daha da kapayacak gelişmelerdir. Türkiye bir dünya devleti olmak istiyorsa, ABD’nin de AB’nin de dayatmalarını asla kabul etmemeli ve şahsiyetli bir duruşla yeni kurulan dünyada yeni güç merkezleri oluşturmanın yollarını bulmalıdır.

Türk milleti kendisine giydirilmek istenen kölelik yasalarından oluşan elbiseyi giymeyecektir. İşte ve dışta oluşturulan kuşatmayı mutlaka ve mutlaka yarmak zorundadır.

Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için de Türk Dünyası’nın geleceği için de önemlidir.

Sıkıntılı dönemden aydınlığa

Şurası da asla unutulmamalıdır ki, Türk milleti daima sıkıntılı ve badireli dönemlerde büyük liderler çıkarmasını bilmiştir. Türk milletinin en çok zulüm gördüğü, işkence gördüğü, katliamlara uğradığı 1900’lü yıllara baktığımızda Türk Dünyası büyük liderler yetiştirmiş ve Türk milletini bu badirelerden kurtaracak önemli adımlar atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk böyle bir dönemde gelmiştir. Kıbrıs’ın en sıkıntılı dönemlerinde Dr. Fazıl Küçük ve daha sonra da Rauf Denktaş böyle bir dönemde gelmiştir. Batı Trakya Türklüğünün büyük lideri Dr. Sadık Ahmet de böyledir. Yine, Kırım Türkleri’nin lideri Mustafa Cemiloğlu, Azerbaycan’da Ebülfez Elçibey, bu önemli liderler arasındadır. Bu liderler her ne pahasına olursa olsun, ülkelerinde bağımsızlık ruhunu korumuş ve toplumlarının Türk milli benliğini kaybetmemesi için büyük mücadele vermişlerdir. Bazıları bu mücadeleleri hayatlarıyla ödemişler ama asla yollarından vazgeçmemişlerdir. ABD, Asya’yı sömürebilmek ve bu kıtayı kontrol altında tutabilmek için Afganistan’a yerleşmiştir. Orta Doğu’yu kontrol edebilmek için de Irak’ı işgal etmiştir. Sırada, İran, Suriye ve Türkiye vardır. Türkiye’nin gücünü çok iyi bilen ABD, Türkiye’yi içerden vurmanın yollarını aramakta ve içerden bizleri yıkmak istemektedir. Bize dayatılan bütün isteklerin temelinde bunlar yatmaktadır. Ama bunlar bizi yılgınlığa sevketmemelidir. Türk milletinin üzerinde oynanan oyunları bozacak bir güç mutlaka çıkacaktır.

Ortak Platform

Ama, her Türk ferdi üzerine düşen görevi yapmalı ve kölelik zincirlerini parçalamalıdır. Artık, artık sağ-sol, alevi-sünni, gibi suni ayırım bir tarafa bırakılıp Türk milletinin geleceğinde ortak platformlar oluşturmak gerekmektedir. Kafasını ve kalemini başka milletlerin emrine vermiş sömürge aydınlarına karşı, Türk milletinin milli menfaatlerini savunan aydınlarımız bir araya gelmeli ortak bir güç oluşturmalıdır. Türk milletinin direnç noktalarına saldıran bu güçlere karşı, yüce Türk milleti omuz omuza vermelidir.

“Dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş” bir milletin çocukları, mutlaka ve mutlaka boynuna geçirilmek istenen kölelik halkasını parçalayacaktır. Bunun için her Türk’e görev düşmektedir. Bunu başarmamak için de hiçbir sebep yoktur, Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”