| Prof. Dr. Tuncay
Altuğ İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi |
|
AKP üniversitelere niçin saldırıyor? Türkiye için büyük bir şanssızlık olan 3 Kasım seçimlerinden sonra AKP aldığı oy oranıyla kıyaslanamayacak düzeyde bir milletvekili sayısı ile iktidara geldi. Kısa zamanda yaptıklarıyla tüm maskeleri düşmeye başladı. En önemli özelliklerinin kayıtsız şartsız USA bağlılığı olduğu anlaşıldı. USA bir çok İslam ülkesindekine benzer işbirlikçilerini bulmuştu. Kurmak istedikleri yeni dünya düzeninde bölgemizde yapmayı planladıkları için kullanabileceği tam istediği ekip oluşmuştu. Bundan sonra planın uygulamaları başladı. Planın en önemli hedefi, yolları üzerinde ana engel olan Türkiye’nin laik ve üniter devlet yapısını yıpratmak hatta yıkmaktır. Üstelik AKP’yi oluşturan birçok kişinin laiklik konusundaki açık ve gizli amaçları hepimizin malumudur. AKP iktidarı iyice yerleşince yukarıdaki hedef doğrultusuda önünde engel olabilecek her türlü kuruma karşı saldırıya başladı. Saldırıya uğrayanların başında Silahlı Kuvvetler ve üniversite olmak üzere toplumda etkili olabilecek kurumlarımız geliyordu. İktidarın önemli bir maskesi de AB’ye girebilmek için gerektiği ileri sürülen Uyum Paketleriydi. AKP hangi kurumu kendi fikirlerine uygun bulmuyorsa o pakete sokuveriyor. En son pakete sokulmaya çalışılanlardan bir tanesi de MGK olduğunu tüm halkımız net olarak görmektedir. Bütün kurumlara bu tip saldırılar sürerken öncelikle çökertilmesi ve sesinin kısılması, kendi politik görüşleri doğrultusunda politize edilmesi gereken yerlerden biriside tabi ki ünivesitelerdi. İktidarın ilk günlerinde ilan ettiği Acil Eylem Planı’nda Üniversite ve YÖK Yasası ön sıralara yerleştirilmişti. Türkiye’de açlık, işşizlik ve ekonomik kriz tavana vurmuşken ilk altı aylık Acil Eylem Planının içine yangından mal kaçırır gibi yapılabilecek bir üniversite yasasının konması ilginç değil mi? Tabii ki üniversitelerimizde çeşitli sorunlar var, örneğin ekonomik özerklikleri yok, maddi problemler had safhada, buna bağlı eğitim ve diğer hizmetlerde sorunlar yaşanıyor. Ama acaba bu sorunların yangından mal kaçırır gibi çözülmesi mümkün mü? Önce ilk Milli Eğitim Bakanlarıyla yani Erkan Mumcu ile bir hamle yaptılar. Eğer o günlerde hazırlıkların nasıl yapıldığına bakarsınız zaten esas amacın çözüm üretmek olmadığını tasarının içeriğini dahi okumaya gerek kalmadan teşhis edebilirsiniz. Üniversiteler için hayati önemi olan bir yasa tasarısı hazırlıyorsunuz ve hiçbir üniversitenin görüşünü almıyorsunuz. Sadece chat yapar gibi internet ortamında bize görüş bildirin diyorsunuz. Bu ciddiyetsizliktir, devlet adamlığına yakışmamaktadır. Bir internet ortamı düşünün, binlerce yazı gönderilmiş dalga geçmek için birşeyler yollayanın da, bu konuda bilgisi olmayanın da, üniversitelere çeşitli nedenlerle kini olanların da, rektörlerin de, bir üniversitenin senatosunun da görüşleri aynı yerde. Ayıkla ayıklayabilirsen. Tabii ayıklamaya niyetin varsa! Yasanın içeriğine hiç girmiyorum, çünkü ciddiyetsizlikten saat saat değişen taslaklar ortaya çıktı. Bu tasarının acı bir yönü de fikirsel yönden hiçbir zaman AKP ile örtüşmeyecek olduklarını düşündüğümüz bazı hocaların sırf mevcut yöneticilere kişisel çelişkileri olduğu için yasa tasarısının taslağına destek vermeleriydi. Onların amaçları mevcut yöneticiler gitsin de ne olursa olsundu. Bu oportünist yaklaşımın sonunda meydana gelecek zararların asla düzeltilemeyecek sonuçlar olduğu unutuluyordu. Üniversitelerin direnişi, tasarının büyük eleştiriler alması sonunda geri çekilmesine neden oldu. Fakat AKP iktidarı karararlıydı. Ülkemizin aleyhine planladıkları herşeyin önünde önemli bir engel olan üniversiteler ele geçirilmeliydi. Bu sefer yeni Milli Eğitim Bakanı gizli gizli hazırlıklarını sürdürmeye başladı. Yeni komisyon sadece politik yönü olan kişilerden oluşuyordu. Sonunda karşımıza kocaman bir ucube çıktı. İçeriği incelediğimizde tasarının birinci hedefinin üniversitede özellikle laiklik savunuculuğuyla öne çıkmış yönetici kadroları tasfiye etmek ve hızla kendi politik görüşlerinde yöneticiler yerleştirmek olduğu anlaşılmaktaydı. Çünkü tasarıya göre, tasarı kanunlaştığı anda bütün yöneticiler istifa edecek ve bir bölümü bir daha aday bile olamayacaktı. Yeni yönetimin oluşum aşaması ise çok daha ilginçti: Hemen Milli Eğitim Bakanı yedi kişilik bir komisyon oluşturacak ve üniversitelerdeki yeniden organizasyonu bu yedi kişi dizayn edecekti. Daha aşağıdaki maddeler komisyonun kendilerine yakın insanları seçmelerini sağlayacak bütün imkanları verebilmekteydi. Örneğin öğretim üyesi sayısı 50’den az olan üniversitelerde başbakan iki rektör adayı önerebilmekteydi. Başbakan da bugün her üniversitede iki yandaş veya oportünist bulabilir. Büyük üniversitelerde şimdiki yasada olduğu gibi seçim öneriliyor. Ama şimdiki yasada bulunan ve kolaylıkla politik olarak kullanılabilecek problem burayada yerleştirilmiş. Seçimde en çok oyu alan kesinlikle rektör olacak diye bir madde yok. En yüksek oy alan ilk dört kişinin adı Milli Eğitim Bakanınca kurulmuş komisyona gönderiliyor. Bu komisyon, içinden iki kişiyi seçip Cumhurbaşkanına sunuyor. Cumhurbaşkanı bunlardan birini Rektör olarak atıyor. Her işte bu kadar tarafgir davranan AKP’lilerin üçüncü ve dördüncü sırada olup kendi fikirlerine yakın olanları Cumhurbaşkanına göndermeyeceğini kim düşünebilir. Unutmayın AKP’liler için devleti ele geçirme uğruna her yol geçerlidir. Onlar gelebilecek her türlü eleştiriye aldırmayacaklarının örneklerini de gösterdiler. Bir çok bakanlığın müsteşarlığına İstanbul Belediyesi çalışanlarını atarken liyakat mı düşündüler partizanlık mı? İşte aynı şeyleri şimdi üniversitelerde yapmak istiyorlar. Böylece yaptıkları karşısında halkı aydınlatabilecek, yol gösterebilecek öncüleri susturmak istiyorlar. Sonunda yine bir adım geri attılar, ama saf olup bunların vazgeçtiklerini sanmayalım. Devletin bütün kurumlarına olduğu gibi üniversitelere saldırı devam edecektir. Ayrıca AKP’nin devletin kurumlarına yaptığı saldırıların hiçbirini tek tek düşünmeyelim, bunların her birinin planın birer parçası olduğunu ve dış güçlerin ülkemiz hakkında düşünceleriyle ilintili olduğunu unutmayalım. |