Arama: 
07.07.2003/Sayı:34
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Kitap
Öner Yağcı
Yekta Güngör Özden
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Güneş Ayas

Milliyetçilere İran oltası İran Azerileri Çehregani önderliğinde ayaklanacak, bu ayaklanma ABD desteğiyle birleşerek İran rejimini yıkacak. İran rejimi yıkıldıktan sonra ise Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan birleşecek ve büyük Azerbaycan kurulacak.

İran’da neler mi oluyor? Basit. Irak’ta yaşananları dikkatle izlemiş olan herkes İran’da neler olup bittiğini de çıkarabilir.

Önce bir “nükleer tehdit” masalı. Ardından bir denetçi krizi. Sonra en üst düzeyden savrulmuş bir Amerikan tehdidi ve nedense tam da bu sırada başlayan demokrasi talepli eylemler ve ayağa kalkan etnik unsurlar.

Kusursuz bir ABD operasyonu tablosu.

Bunu görmemek için kör olmak gerek. Zaten herkes de görüyor.

Artık Türkiye’de kimse ABD’ye inanmıyor. Kimsenin ne nükleer tehdit propagandasını kaale aldığı var ne de Ortadoğu’ya gelecek demokrasiyi. Herkes ABD’nin gerçek niyetinin tüm Ortadoğu’yu sömürgeleştirmek olduğunu görüyor.

Ancak bu basit gerçeği görmek yetmiyor. Önemli olan Atatürkçü ve milliyetçi güçlerin İran konusunda milli çıkarlarımıza uygun, doğru bir tutumu benimsemesi. Çünkü esas kafa karışıklığı bu noktada beliriyor.

İran’daki tablo karşısında “Bize ne, ABD ne yaparsa yapsın” diyebiliriz.

“ABD tarafından da olsa molla rejiminin yıkılması iyidir” diyebiliriz.

“Büyük Azerbaycan’ı kurmak için Azeri Türklerinin lideri Çehergani’yi desteklemek ve ABD müdahalesinden yararlanmak gerek” de diyebiliriz.

Ancak bunları dediğimiz an Amerika’nın oltasına düşmüşüz demektir.

Çünkü savunulan üç tavır da dönüp onu savunanları ve Türkiye’yi vurmaktadır.

Atatürkçülere laiklik oltası

Burada birinci olta, laiklik konusunda hassas Atatürkçü kesimlere atılmıştır.

“İran şeriatla yönetilen bir molla rejimidir. Aynı zamanda şeriat rejimini ihraç eden bir ülkedir. Öyleyse işin arkasında ABD bile olsa yanıbaşımızdaki şeriatçı bir rejimden kurtulmak laik Türkiye’nin yararınadır.”

Acaba öyle mi?

Türkiye’de laiklik isteyenler kiminle mücadele ettiklerini bir düşünsün. Bugün Türkiye’yi şeriat devletine doğru götüren İran mıdır yoksa Tayyip Erdoğan mı? Peki ya Tayyip Erdoğan İran’ın adamı mıdır, yoksa ABD’nin mi? Kaldı ki kendi rejimini bile korumaktan aciz bir ülke olarak gördükleri İran mı Türkiye’ye rejim ihraç edecektir?

Aklı başında her insan bu soruları cevaplandırabilir. Türkiye’de rejim konusunda tehdidin büyüğü İran’dan değil Batı’dan gelmektedir ve İran’ın düşüşü Amerikancıları güçlendireceği için Türkiye’deki şeriatın önünü açar. Çünkü ABD’nin vatan ve millet kavramlarından yoksun şeriatçı bir iktidara en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde yaşamaktayız. Tayyip tam da İran’ın eski Şahı gibi ABD için biçilmiş kaftandır.

Oltaya düşen bu Atatürkçü kesimler dışarıdan zorlayarak rejim değiştirmeyi basit bir iş sanmaktadır. Bu ise Doğu gerçeğini tanımamaktan ileri gelir. Şu son yüzyılın Doğu gerçeği bir şeyi gösterir, ABD’nin desteklediği veya başa getirdiği hiç bir adam başta kalamaz, bizzat halkı tarafından devrilir. Halkıyla birlikte ABD’ye kafa tutmuş liderler ise isterlerse molla olsunlar halk liderini destekler. İran’da kurulan rejim Amerikancı Şah rejimine karşı halk ayaklanmasıyla kurulmuştur. Şayet İran’da bir demokratikleşme olacaksa bu, İran halkının eseri olacaktır.

İran’ı ABD eliyle laikleştirmeye zorlamak mollaları güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.

İkinci olta milliyetçilere

İkinci olta ise milliyetçilere atılmıştır. Senaryo şudur:

İran Azerileri Çehregani önderliğinde ayaklanacak, bu ayaklanma ABD desteğiyle birleşerek İran rejimini yıkacak. İran rejimi yıkıldıktan sonra ise Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan birleşecek ve büyük Azerbaycan kurulacak.

Bu senaryo gereği bir kısım milliyetçiler “ABD’nin İran’a saldırması umurumda değil. İran’ın toprak bütünlüğünü savunmak yanlıştır. İran değil Azeri hareketi desteklenmeli” demektedir.

Bunlara göre İranlılık kimliği zaten fiilen ortadan kalkmıştır. Onun için bunu savunmanın da gereği yoktur. İran parçalanacaksa bundan faydalanmak ve Azeri Türklerinin koruyuculuğunu yapmak en doğru politikadır.

Acaba öyle mi?

ABD’nin Ortadoğu planı

Her şeyden önce ABD’nin Ortadoğu planı iyi kavranmalı. Hatta sadece Ortadoğu da değil, 1990 sonrası ABD politikasının özeti, dünya çapında ulusları bölerek bir etnik karmaşa ortamı yaratmak ve bu yolla hedeflediği bölgelere egemen olmaktır. Yugoslavya’da başlayan plan Irak’ta da sürmüştür.

ABD’nin amacı Ortadoğu’yu veya başka bir deyişle eski Osmanlı topraklarını sömürgeleştirmektir. Bu sömürgeleştirme operasyonunda büyük Türk medeniyeti, Arap ve Fars medeniyetlerine dayanamayacağını tarih ABD’ye öğretmiştir. Öyleyse ABD uygun bir dini ve etnik toplulukla bölgeyi denetleme yoluna gidecek ve bu yoldan önüne çıkan bu üç engeli de temizleyecektir.

ABD’nin bu doğrultuda birinci dayanağı Yahudi devletidir. ABD’nin istediği ajan devlet görevini tam anlamıyla yerine getirmektedir.

Ancak bizzat kendisi kuşatma altında olduğu için ve bölgeye son derece yabancı olduğu için çok kullanışlı bir dayanak da değildir.

Bu yüzden ikinci bir Yahudi devleti kurması uygun görülen topluluk Kürt aşiretleridir. Kürt aşiretleri bölgedeki tüm tarihiyle işbirlikçidir, Amerikan barbarlığı gibi çağ dışıdır ve hâlâ Ortaçağ aşiret düzeninde yaşamaktadırlar ve bölgenin büyük medeniyetlerine düşmandır. Aynı zamanda Kürt aşiretleri esas olarak ABD’nin arasının bozulduğu ve bazısını şer devleti ilan ettiği dört devlette yaşamaktadır.

Kürt devleti dört ülkeyi birden parçalayacak ve ABD’nin yemi haline getirecek temel piyondur. Irak, İran, Suriye ve Türkiye bugün ortak bir Kürt istilası tehdidiyle karşı karşıyadır.

Türkiye’ye karşı Kafkas Hattı

Ancak oynanan oyun bununla da sınırlı değildir. Çünkü ABD tüm bölgeyi kontrol edebilmek için 1. Dünya Savaşı’ndaki gibi bir Kafkas Hattı oluşturmaya çalşmaktadır.

Kafkas Hattı Kürdistan’dan başlayacak, Ermenistan’a doğru genişletilecek ve Gürcistan’ı da kapsayarak kuşatma tamamlanacaktır. Hatta Karadeniz’de kurulması planlanan Pontus devleti de kuşatmanın bir ayağıdır.

Kuşatmanın başarıya ulaşması için tüm etnik sorunlar kaşınmalı ve bu dört ülke etnik unsurlarına ayrılarak bölünmelidir.

Dolayısıyla Azerileri kullanarak da başlasa Ortadoğu’daki bu dört ülkede etnik çözülmeyi desteklemek bu Kafkas planına hizmet eder.

Şimdi Türkiye’nin sürece müdahale ederek Azeri Türklerini korumak üzere harekete geçmesini isteyenler ve Çehergani’yi bir milli kahraman ilan edenler şunu görmelidir. Çehergani’nin liderliğindeki Azeri hareketine karşılık verilen ABD desteğinin elbette ki bir bedeli vardır. ABD boşu boşuna bir Türk liderine ülkesinin kapılarını açmamıştır, Çehergani son bir kaç haftalık süreç boyunca boşuna 50 kadar ABD’li üst düzey yetkili ile görüşmemiştir.

Al Tebriz’i ver Diyarbakır’ı

ABD’nin Azerilere açtığı her kredinin bir karşılığı vardır ve o karşılık Kürdistan’dır, Ermenistan’dır. Yani Türkiye’ye önerilen denklem şudur; sen İran’a yıkmak için bize destek ol, biz de sana Güney Azerbeycan’ın İran’dan koparılması yoluyla yeni bir etki alanı açalım. Ama sen de Kürt devletine ve Kürt devletinin genişleme emellerine ses çıkartmayacaksın. Yani al Tebriz’i ver Diyarbakır’ı.

Birinci Körfez Savaşı’nda da bu sefer Kerkük Türkmenleri kullanılarak Özal’a aynı teklif götürülmüştü. Türkiye Türkmenlerin hamiliğini yapacak ve hatta Özal’ın “geniş vizyonu” ve Bush’la yakın arkadaşlığı sayesinde Kerkük ve Musul Türkiye’ye dahi katılabilecek ama karşılığında Talabani ve Barzani’nin faaliyetlerine göz yumulacaktır. Kerkük ve Musul’un durumu ortada. Şu an Türkmenler katlediliyor.

Bu yanlış politika sayesinde Türkiye yıllarca kendi düşmanları Barzani ve Talabani’yi maaşa bağlamadı mı, korumasını sağlamadı mı? Düne kadar beslediğimiz bu aşiret ağaları bizi Diyarbakır’ı almakla tehdit etme noktasına bu politikayla gelmediler mi?

Bu son derece vizyon sahibi ve hatta Turancı gözüken, bütün Türklerin hamiliğini savunan ve aynı süreçte Kürtlere federasyon hakkını tartışmaya açan Özal değil midir? PKK’nın TBMM’ne girip Kürtçe yeminler ettiği dönem değil midir bu süreç? Antiemperyalist olmayan bir Turancılığın ve dış Türk merakının insanı Kürtçülüğe kadar götürebileceğinin örneğidir bu.

İran’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür

Bugün komşu bir ülkenin toprak bütünlüğüyle oynamak, ona da size karşı bunu yapmak şansını tanır. İran üzerindeki oynanan aynı oyun bugün Türkiye üzerinde de oynanmıyor mu? Bugün bir Türk milliyetçisi olduğu söylenen Çehergani ile bölücü PKK’nın aynı ülke tarafından korunup kollanması garip değil mi? Siz İran’da ayrılıkçı bir hareketi desteklediğiniz an İran’a dönüp de “ama siz PKK’ya destek oldunuz” demenizin bir anlamı kalmaz. Çünkü ABD bölgeye bir bütün olarak bakmaktadır. Tüm bölgenin etnik haritası değişecektir. Dolayısıyla İran’ı bölmek ile Türkiye’yi bölmek aynı planın bir parçasıdır.

Bu bölme planını hızlandırdığınız an sizin de hızına yetişemeyeceğiniz bir etnik karmaşa ortamının içine düşersiniz.

Büyük Azerbaycan’ın karşılığı Büyük Ermenistan’dır, bunu akıldan çıkarmayalım. Siz Azerbaycan’ı büyütüyorum dediğiniz an Ermeniler de “Benim güvenliğim tehlikede” diyerek genişleme talep edeceklerdir. Ermenistan’ın arkasında dolaysız bir şekilde ABD var, AB var. Daha şimdiden Türkiye’ye ambargoyu kaldırma şartı getirmiyorlar mı? İstilacı Ermeniye ambargo uygulanmasını bile yasaklamaya kalkanlar hiç şüphe yok ki Ermeniler genişlerken de seslerini çıkartmayacaklardır. Bu genişlemenin ne tarafa doğru olacağını ise hepimiz biliyoruz. Tebriz’i alayım derken Erzurum’dan olmak vardır işin ucunda.

Bu satırları okuyup da Azeri Türklerini kurtarma hevesi kursağında kalanlara ise şunu sormak lazım. Büyük Azerbeycan’a gelene kadar bakın daha neler var yapılacak;

Sahi Dağlık Karabağ hâlâ Ermeni işgalinde, değil mi? Azeri topraklarının büyük çoğunluğu hâlâ Ermeni istilacılarının elinde değil mi? Yoksa unuttunuz mu? Büyük Azerbeycan’a kafa yorana kadar Karabağ için bile elimizden hiç bir şey gelmediğini hatırlamak gerekmez mi?

Azeri Türk sevgisiyle ABD operasyonuna destek olan milliyetçilere şunu söylemek lazım: Çok hevesliyseniz, Karabağ iki adım ötemizde, gidin orada yardım edin Azeri Türklerine. Durumlarının İran Türklerinden bin kat daha kötü olduğu su götürmez.

Azeri Türklerine de çağrı yapmak lazım. Madem ki Türk dayanışması diye bir şey var. Türk dünyasının lideri Türkiye zor durumda.

Kıbrıs elden gidiyor, Yunanistan Ege’yi almak için atağa geçmiş, güneydoğu bölünmek üzere, neden bir Allahın kulu burayı düşünmez de hep bizimkilerin aklı fikri oradadır.

PKK’ya karşı ortak operasyon

İran’ı bölmenin de içinde yer aldığı ABD planı tam da Türk düşmanı bir plan. Hatta planın ana amacı olan Kafkas hattının 1. Dünya Savaşı’nda bize karşı kurulan hattın, yaratılan kuşatmanın aynısı olduğunu görebiliyoruz. Türk düşmanı plan her yerde o kadar yaygın ki Türkleri desteklediğinizi sandığınız zaman bile bir bakmışsınız PKK’yla beraber hareket ediyorsunuz.

İran’da Çehergani hareketiyle aynı anda PKK’nın faaliyete geçmesi, İran karakolunu basması, sekiz askeri öldürmesi bu gerçeği kanıtlıyor. PKK İran’ı hedef alan eylemleri arttıracağını söylüyor hem tam da İran’a yönelik ABD operasyonunun hazırlık aşaması başlamışken.

İran’a karşı saldırıya geçen PKK’lılar Türkiye’yi de tehdit ediyor. Hatta geçtiğimiz hafta Türkiye sınırına kadar geldiler. Türkiye sınırında İran Ordusu’nun PKK’ya karşı yürüttüğü askeri operasyona Türk birlikleri de katılıyor. PKK eylemleri Suriye’ye sıçrayınca Suriye de bir operasyon başlattı. Yani PKK’ya karşı ABD’nin hiç istemediği bir Suriye-İran-Türkiye ittifakı yavaş yavaş kuruluyor.

PKK ise bu arada İran ve Türkiye’ye ittifak yapmayın çağrısı yapıyor. Aynı uyarı aynı günlerde bu sefer ABD tarafından Türkiye’ye yapıldı. Bush’un danışmanı Leeden Türkiye’nin İran’daki göstericileri desteklemesini istedi. İran’da verilecek desteğin ABD-Türkiye ilişkilerini düzeltmek açısından anahtar nitelikte olduğunu belirtti.

AKP hükümeti ise sözlü planda bu desteği esirgemiyor. Daha önce Abdullah Gül İKÖ’de İslam devletlerine karşı sert bir konuşma yaptı ve İslam dünyasının derhal değişmesi ve çağa ayak uydurması çağrısı yaptı. Tayyip “İran’da demokratik bir yönetim istiyoruz” diyor. Tayyip’in danışmanı Ömer Çelik ise daha açık konuştu: “Demokrasileri zayıf ve hukuk devletinden uzak komşularımız Türkiye’nin bölgesel çıkarlarına doğrudan zarar vermektedir.”

İran operasyonu hakkındaki iki oltaya işaret etmiştik. Birincisine Atatürkçülere İran oltası dedik ve laik duyarlılıkları yüksek olan Atatürkçülerin İran özgürleşiyor diyerek istismar edilmesini ve ABD’nin peşine takılmalarını önlemeye çalıştık.

İkincisi ise milliyetçilere atılan bir oltaydı ve Azeri Türklerini kullanarak milliyetçi tepkiyi ABD’nin kuyruğuna takmayı amaçlıyordu.

Hükümet ise direkt İran karşıtı bir tavır alıyor. Şeriatçı olması bir müslüman devlete karşı ABD’yi desteklemesine engel değil. Çünkü bu ucuz propagandaların milleti etkileyebileceğini sanıyor. Bunun için yine devletle çatışıyor ve ABD ne derse onu yapıyor.

Türk devleti ise herhangi bir şekilde bu oltaya takılacak değil. ABD “İran’a operasyon seçenekler arasında” derken bile Türk birlikleri İran birlikleri ile ortak operasyon içindeydi. Türkiye-ABD ilişkilerinin artık düzelme şansı yok. Hele İran konusunda Türkiye’nin alacağı tavır çok daha uzlaşmaz olacak. Çünkü hesaplaşma günü gitgide yaklaşıyor. Biz milliyetçiler ne kadar direnirsek, İran, Suriye ne kadar direnirse hesap günü o kadar gecikir. Ama bugün saldırı bütün Ortadoğu’ya. Vatan savunması da Ortadoğu sathında verilmeli. İran, Irak, Suriye ve Türkiye öylesine sıkı bağlarla bağlı ki. Amerika’ya karşı İran’ı, Suriye’yi, Irak’ı savunmak en iyi Türk milliyetçiliğidir.