| Öner Yağcı |
|
Roman okumak deyince Yazın daha çok roman okunur denilir. Ben de yazın okuyacağım romanları seçmeye başlarken aklıma yeniden okumak geldi. Bazı romanlar var ki iki kez, üç kez okumuş, yine de sıkılmamış ve her okuyuşumda yeni yeni, başka başka tatlar keşfetmişimdir. Tabii benim talihim de var: 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki uzun cezaevi yıllarımda bol bol roman okuma fırsatı bulmuştum, yayınevlerinde çalışırken basılacak romanları tekrar tekrar okuma şansım olmuştu ve yazarlık meslek olunca doğal olarak okumayı yoğun olarak sürdürdüm. Okumanın mevsimi olmasa da, yazın daha çok roman okunur düşüncesine katılırım. Hangi meslekten olursa olsun bu doğrudur, ama özellikle okumanın bir alışkanlık, yaşama biçiminin bir parçası haline gelmesi açısından öğrenciler için yaz mevsiminin yoğun okumanın önemli bir fırsatı olduğu düşüncesinden yola çıkarak romanlarla ilgili değerlendirmeler yapmak ve önerilerde bulunmak istiyorum. Dilin, sanatın, edebiyatın, romanın ölümsüzlüğüne inanmakla insanın ölümsüzlüğüne inanmak eş değerdedir. İnsanın ölümsüzlük arayışı ile romanın ölümsüzlük arayışını birlikte değerlendirmek gerekir. Sanat ürünlerinin en eskisi olan Gilgameş destanındaki ölümsüzlük arayışı serüveni, aynı zamanda insanlığın ve romanın da serüvenidir. Bu serüveni aktarmadaki başarı romanların ölümsüzlüğe doğru attığı adımları da gösterir bize. Bu nedenle, bir romanın başarı ölçütlerinden birinin de, ele aldığı dönemin insanlarını, yaşam biçimlerini gelecek dönemlere aktarması olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlığın ölümsüzlük arayışı tükenmediğine ve tükenmeyeceğine göre, bu arayışın en önemli araçlarından biri olan romanın da tükenmeyeceğini söylemek gerekir. Zamanı aşan, günübirlik politikaların aleti olmayan, insanlığın yaşamına ışık tutan romanlar, bunu başardıkları için ölümsüzlüğe doğru giderler; bunun için, bana göre başarılı olan tüm romanlar ve kahramanları ölümsüzdür. Bu, iletişim araçlarının bunca yeniliğine, çeşitliliğine karşın hâlâ klasiklerin dünyanın dört bir yanında okunmakta oluşundan da bellidir. Örnekse; Sefiller’in kahramanı Jean Valjean’ın günümüzün kahramanı olmadığı söylenemez. Baklava çaldığı için yıllarını cezaevinde geçiren çocuklar var olduğu sürece, Jean Valjean da, Sefiller’in öteki kahramanları da yaşayacak, yaşamalı. Aşk var olduğu sürece Anna Karenina da, Madame Bovary de, Eugénie Grandet de, Carmen de günümüzün kahramanı olacak, olmalı. Savaşların kaynağı kurumadığı sürece Savaş ve Barış’ın, Ateş’in, Umut’un, Çanlar Kimin İçin Çalıyor’un, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un, Paris Düşerken’in, Durgun Don’un kahramanları yaşayacak, yaşamalı. Don Kişot’un serüvenlerine hâlâ gereksinmesi var insanlığın ve Kızıl ve Kara’nın Julien Sorel’i, Bir Amerikan Faciası’nın Clyde’ı ölümsüz kahramanları hâlâ dünyanın. Jack London’ın Demir Ökçe, Martin Eden; John Steinbeck’in Gazap Üzümleri, Bitmeyen Kavga; Emile Zola’nın Germinal, Meyhane; Maksim Gorki’nin Ana; Jorge Semprun’un Büyük Yolculuk; Howard Fast’ın Hürriyet Yolu, Fırtınadan Sonra; Michel Del Castillo’nun Çağımızın Çocuğu romanlarının kahramanları hâlâ yaşıyor dünyanın çeşitli yerlerinde. Romain Rolland’ın Jean Christophe’unu tanımadan, İlya Ehrenburg’un Fırtına’sında karşılaşılan kahramanlarla tanışmadan; Stefan Zweig’ın, Franz Kafka’nın romanlarını okumadan günümüz dünyasının sancılarını anlamanın olanağı yok. “Tarih tekerrür ettikçe” romanların ve roman kahramanlarının ölümsüzlükleri de sürüyor. * Ya bizden diye sorunca da, günümüzde Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili romanları okumanın en doğru yol olduğunu düşünüyorum. Elbette en doğrusu, en güzeli tümünü okumaktır, ama bir seçme yaparak yaz okumaları için öneriyorum: Hasan İzzettin Dinamo’nun Kutsal İsyan’ı mutlaka okunmalıdır. Sekiz ciltmiş, kim okuyacak, ona o kadar zaman ayrılır mı denmeden mutlaka okunmalı Kutsal İsyan. Kutsal İsyan’ı okumadan Ulusal Kurtuluş Savaşımızı biliyorum demek boş laftır. Reşat Nuri Güntekin’in Yeşil Gece’si, vazgeçilmez bir romandır. Bugün yaşadıklarımızın temellerinin nerelerden geldiğini, ancak Yeşil Gece’yi okuyunca anlayabiliriz. Her ne kadar ders kitaplarında parça parça aktarılarak sevimsiz kılınmış olsa da Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban’ı, Ankara’sı ve Attilâ İlhan’ın 2002’de yayımladığı Allahın Süngüleri “Reis Paşa” adlı romanı da bir Cumhuriyet yazarının Kurtuluş Savaşımıza 80 yıl sonraki yaklaşımı olarak mutlaka okunması gereken romanlarındandır. İlhan Tarus’un Vatan Tutkusu, Hükümet Meydanı; Hasan İzzettin Dinamo’nun Ateş Yılları, Öksüz Musa; Samim Kocagöz’ün Kalpaklılar/Doludizgin; Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı; Talip Apaydın’ın Toz Duman İçinde/Vatan Dediler; Attilâ İlhan’ın Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı; Erol Toy’un Toprak Acıkınca; Burhan Günel’in Acının Askerleri; Ege’den, Karadeniz’den, Hatay’dan, İstanbul’dan çizgilerle Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli yönlerini aktarıyorlar. Vazgeçmeyeceğimiz romanları olmalı bunlar (ve ben de bir Kurtuluş Savaşı romanı yazmalıyım). Yazın daha çok roman okunur denilir; iyi roman okumalar. |