Arama: 
23.06.2003/Sayı:33
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Erol Manisalı
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Erkan Karaarslan

Yunan, hükümetini buldu!

Yunan, Türk Ordusu’nu hedef aldı

Yunanistan, geçtiğimiz hafta Türk savaş uçaklarının, bir Yunan yolcu uçağını taciz ettiği iddiasıyla Türkiye’ye yönelik yeni bir saldırı kampanyası başlattı.

Geçmişe bakıp bir değerlendirme yapılırsa, aslında Yunan tarafının bu “taciz” iddialarını her dönem ortaya attığı bilinmekte. Ancak bu kez, çok daha köklü bir tartışma başladı. Bir yandan da AB için Türkiye’ye yeni bir müdahale alanı açılmış oldu.

Bu dönüşümün nedeni, aynı zamanda Yunanistan’ın diplomasi tarihine kattığı yenilik, geçmişte farklı olarak yapılan tartışmaların zemininden ve tartışmanın muhataplarının bu sefer farklı olmasından kaynaklanıyor. Geçmişte bu tür meselelerde yaşanan tartışma hükümetler arasında yapılıyordu. Ancak bu sefer Atina direkt olarak Ordu’yu hedef almayı tercih etti. Açıklama yapan Yunan yetkilileri, olayla ilgili olarak Türk hükümeti hakkında tek kelime söz söylemezken, eleştiri okları Genelkurmay’a yöneltildi. Bununla birlikte daha önce yaşanan benzeri olaylarda Yunan tarafının açıklamaları Türk-Yunan ilişkilerinde Türkiye’nin “saldırgan” tutumuna yönelik olurken, yaşanan son olayda sebep olarak geçmişten gelen tarihsel karşıtlığın çok dışında Türk Ordusunun doğasından kaynaklanan bir tavır olduğu ortaya konulmuş oldu. Yunan Dışişleri Sözcüsü, “Türk Ordusu ve kurulu düzenin tavrı ve Kopenhag kriterleri çerçevesinde davranılmasını isteyen Türk siyasi liderliğinin tavrı tamamen birbirine zıt” açıklamasında bulundu. Sözcü, siyasi iradeyi kendilerine yakın bulduklarını belirtirken, diğer yandan da çok açık bir biçimde Türk Ordusunun oynadığı siyasi rolün değişmesi gerektiğini belirtti.

Yapılan açıklama bu haliyle Türkiye içerisinde şeriatçı hükümetin Ordu hakkındaki açıklamalarını anımsattı. Ancak AB’nin yaptığı son açıklamalarla bu tür bir olayın geçmişte olduğu gibi sadece iki taraf arasında kalmayacağını, AB’nin de bu sürece ortak olacağını öğrenmiş olduk. Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu sözcüsü Verheugen yaptığı açıklamada bu olaylardan Türkiye’yi sorumlu tutarak, Türkiye’nin bir aday ülke olarak çevresine karşı daha “hoşgörülü” olmasını öğütledi.

İktidarın Yunan oyunu

Genelkurmay, yapılan bu saldırılara karşı hükümet düzeyinde yanıt verilmesini istedi. Ancak vahimdir ki, hükümet Ordu’nun bu çağrısna kulak asmazken, Yunanistan’a yanıt verilmedi. Bir taraftan Yunanistan bu meseleyi AB’ye havale edeceğini ve Türkiye’nin İlerleme Raporuna dahil edeceğini söylerken, Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada, bunların ufak meseleler olduğunu, üzerinde durulmasına gerek olmadığını söyledi. Ordu üzerinde tüm bu yıpratma kampanyası devam ederken Hükümet kendi Genelkurmayını bu noktada yalnız bırakarak, Yunan tarafından kocaman bir “aferin” aldı. Genelkurmay ise, hükümetin bu duyarsızlığı neticesinde, çok sert bir açıklama yaparak Yunanistan’ın Ege anlaşmazlıkları konusunda AB’yi araç olarak kullanıp Türkiye’yi daha fazla köşeye sıkıştırma amacında olduğunu belirtti.

Kıbrıs’ta öde kurtul dönemi

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türk Hükümeti AB açısından yine “büyük” bir adım atarak Kıbrıs’ta yapılmayanı yaptı ve AİHM’nin Türkiye’nin Güney Kıbrıslı bir vatandaşa Türk tarafında kalan mal varlığı nedeniyle tazminat ödemeyi kabul ettiğini bildirdi. Türkiye açısından AB’nin baskılarının her geçen gün biraz daha arttığı ve tek çözümün KKTC ile bütünleşme sürecine girmek olduğu böylesine bir dönemde, Türkiye elindeki direnme mevzilerinden bir tanesini daha hiçbir direnç göstermeden Rum tarafına hediye etti.

Türkiye’nin yıllardan beri reddettiği tazminatı kabul etmesi Rum tarafında ilk önce çok büyük bir sürpriz olarak karşılandı. Ancak kısa süre içerisinde şaşkınlık yerini daha fazlasını koparabilmenin hesaplarına bıraktı. Söz konusu davayı açan Loizidu yaptığı ilk açıklamada davayı kazanmaktan mutlu olduğunu, ancak bununla da yetinmeyeceğini bundan sonraki öncelikli hedefinin eski topraklarına geri dönmek olduğunu belirtti. Bununla birlikte bu tür tazminat davalarını açmış olan Rumların sayısı üçbin olarak veriliyor. Bu ise sadece bir başlangıç.

KKTC ise Rum tarafından açılan davalara tedbir olarak, KKTC Mahkemelerinde de Kıbrıslı Türk vatandaşların Rumlar aleyhine dava açmasını sağlayacak olan bir dizi değişiklik düşünüyor. Denktaş yaptığı açıklamada Tazminatı sorunları çözecek yol olarak benimsediğini söyledi. Buradaki düşüncenin altında yatan neden ise AİHM’nin Türkiye aleyhine açtığı davanın bir emsal teşkil etmiş olması ve aynı kararın Rumlar için de çıkacak olması düşüncesi. Ancak süreç içerisinde bunun ne denli yalnış bir yönelim olduğu ortaya çıkacak. Apo konusunda bile Türkiye aleyhine kararlar almış adli bir mekanizmanın Kıbrıs Türkünün siyasi haklarını koruyabileceği düşüncesi bir hayli meçhul.

KKTC’ye tarafsızlık kazığı

Yapılan bunca tartışmanın ve sonuç olarak bu plan temelinde bir araya gelinemeyeceğinin kesin bir biçimde anlaşılmış olmasına rağmen, Recep Tayyip Erdoğan Selanik Zirvesinde Annan Planı’na karşı duyduğu sempatiyi belirtti. Bununla birlikte yine aynı zirvede Recep Tayyip Erdoğan tam bir “tarafsızlık” içerisinde “Kıbrıs için barış elçisi olmaya hazır olduğunu” belirterek, AKP Hükümetinin kendisini bir taraf olarak değil de meseleye dışarıdan bakan “iyi niyetli bir gözlemci” olarak tanımladığı ortaya koyulmuş oluyor.

Tüm bu süreç içerisinde Kıbrıs’ta Türk’ün haklı davasını savunan milliyetçilerin karşılaştıkları zorluklar bir kat daha artıyor. Ancak, Rumların taleplerini kabul ederek, buradan bir çıkış yolu aramaya çalışma fikri de başarısız olacak. Türk tarafı açısından yapılması gereken şey, yıllardır elde edilmiş siyasi mevzileri sonuna kadar savunmak olduğu halde, uzlaşmaz görünmemek adına Rum tarafının siyasi otoritesi güçlendirilmiş oluyor. Bizzat güçsüz düşürülmesi gereken Rumları temsil eden siyasi kurum, bu “açılımlar”ın neticesinde zayıflamıyor; bu olmadığı gibi KKTC’nin uluslararası platformlarda müzakerecilerin sayısı her geçen gün artıyor.

Türkiye’nin Ege’de ve Kıbrıs’ta karşılaştığı Yunan saldırıları, AKP iktidarının teslimiyetçi tutumuyla birleşince Türkiye’ye ciddi zararlar verebilecek boyutlara ulaşıyor. Yunanistan’ın ve onun “barış elçileri”nin engellenmesi gerekiyor.