| Gökçe Fırat |
|
Ordu’nun müdahalesi Korkmayın Ordu var! 3 Kasım seçimlerinin ertesi günü Hürriyet gazetesindeki köşesinde gazetenin genel yayın yönetmeni bir manşet atmayı düşünüp sonra vazgeçtiklerini yazmıştı: Korkmayın ordu var. Gerçekten de 3 Kasım seçimlerinden AKP’nin iktidar olarak çıkması, tüm Türkiye’de bir endişe yaratmıştı. Bu endişenin toplumda bir infiale yol açmamasının en önemli nedeni ise gerçekten de milletin kafasında “nasıl olsa Ordu var” fikrinin olmasıydı. Böyle olması da basit bir tarihi tecrübeden kaynaklanıyordu. 1994 seçimlerinden sonra iktidara gelen Şeriatçı Refah-Yol hükümeti 28 Şubat’ta iktidardan uzaklaştırılmıştı. Dolayısıyla Türkiye’nin herhangi bir Şeriatçı parti tarafından Şeriata götürülmesinin yolu kapatılmıştı. O yolu bir daha zorlayacaklar ise yine aynı tür bir engelle karşılaşacaktı. Fakat biz, seçim sonrasında AKP iktidarının esas tehlikesinin ABD ve AB’ye vatanı satmak için vereceği tavizler olacağını söyledik. Hatta tam seçim sonrası yazımızda bu köşede AKP’nin demokratikleşme bahanesi ile Ordu’yu Milli Savunma Bakanlığı’na bağlama talebi ile ortaya çıkacağını yazmıştık. Bugün önümüze konan AB uyum paketleri, tam da öngördüğümüz şekilde AKP’nin vatana ihanette sınır tanımadığını ortaya koyuyor. Bunu bilmemize ve görmemize karşın o seçim sonrası Ordu’nun müdahale etmesini savunmadık. Çünkü Ordu’nun zamansız bir müdahalesi, Ordu’yu yükün altına sokacak ve yıpranmasına neden olacaktı. Ordu’ya destek çıkacak bir halk gücü ortaya çıkmadan, Ordu’yu müdahaleye çağırmak Ordu’ya büyük bir tuzak olurdu. Nitekim Ordu, Genel Kurmay Başkanı vasıtasıyla gerektiği zaman çıkıp uyarılarını yapıyordu. Bu uyarılarla AKP iktidarının dilediğini yapamayacağı ortaya çıkmış oluyordu. Ordu’nun bu tür çıkışlarla AKP’nin sinsi planlarına engel olması yeterliydi. Ordu’nun inisiyatifsiz bırakıldığını tespit edelim Fakat Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olmasından sonra süreç değişti. En başta Tayyip Erdoğan gibi bir sabıkalının seçimlere sokulması bile Türk devleti ve elbet Ordu açısından büyük bir tavizdi. Bunun ötesinde tüm hukuk kuralları çiğnenmişti. Tayyip Erdoğan adeta zorla ve kanunlar çiğnenerek Başbakanlık koltuğuna oturtulmuş ve buna Türk hukuku ve Ordusu engel olmamıştı. Bu büyük bir hataydı. Nitekim bu hatanın bedelini bugün ödüyoruz. Bu hukuksuzluğu kendi meşruiyeti olarak algılayan Tayyip Erdoğan Ordu’ya açıktan diklenerek ve rest çekerek, kendi bildiğini okumaya başladı. Türkiye tarihinde ilk defa Türk milletinin güvenliğini ilgilendiren konular MGK by-pass edilerek Meclis’ten geçirilmeye başlandı. Ve acı bir şekilde görülmekte ki, Ordu’nun yetkili ağızlardan yaptığı sözlü ve yazılı açıklamalarla, bu işbirlikçi ve Şeriatçı iktidarı dizginlemesi dönemi kapanmıştır. Bugün çok açık bir şekilde, Ordu’nun inisiyatifsiz bırakıldığını tespit etmeliyiz. O nedenle Ordu, ülkenin içine sokulduğu bölünme sürecini izlemek zorunda kalmaktadır. Bugün milletin iradesini temsil etmesi gereken Meclis’ten çıkan yasalar, başta Anayasamız olmak üzere Türk hukukuna ve Türk milletinin menfaatlerine aykırıdır. Dün Apo’yu affederek başlayan süreç bugün İkiz Yasalar vasıtasıyla azınlıklara ayrılma hakkının tanınması noktasına kadar vardırılmıştır. Bu yolun sonunu düşünmek bile her Türk için büyük bir kabustur. Dün erken ve gereksizdi, bugün gerekli ve kaçınılmaz! O nedenle, Türk milletini bu bölünme kâbusundan uyandırmak, Türk devletinin parçalanması hain planını bozmak için bir müdahale yapılması zarureti ortaya çıkmış bulunuyor. Bu ihtiyaç ve zorunluluk ortada olduktan sonra, bu müdahaleyi yapacak biricik kuvvete çağrı yapmak her Türk yurttaşının Anayasal hakkıdır. Bu milletin bölünmez bütünlüğünün, Türk devletinin toprak bütünlüğünün ve devletin Anayasa’da yazan Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun bir şekilde yönetilmesinin garantisi, Anayasamızdaki ifadesi ile koruyup kollanması Türk Ordusu’nun görevidir. Bugün Türk ülkesinde Türk’ün özgür yaşam hakkı AB uyum paketleri ile ortadan kaldırılmaktadır. Dahası Türk milletinin biricik koruyucusu Türk Ordusu’nun tasfiye ve terhis edilmesi planları açıktan yapılmaktadır. Bu olağanüstü koşullar karşısında artık Türk Ordusu’nun Anayasamızdan aldığı hak ve yetki ile bu bölünme ve parçalanma sürecine dur demesi gerekmektedir. Dün erken ve gereksiz olan müdahale bugün gerekli ve kaçınılmaz hale gelmiştir. Millet, Ordusunu yalnız bırakmaz Kendi kaderine terk edilmiş mazlum Türk milletinin bu müdahaleyi beklediği ve bunu sonuna kadar destekleyeceği kesindir. Nitekim 28 Şubat’ta da benzer kaygılar ortaya çıkmıştı. Ancak 28 Şubat, bu kaygıların ne kadar yersiz olduğunu, Türk milletinin Ordu’yu desteklediğini ortaya çıkardı. Uzunca süredir Türk Ordusu’nun silahsız kuvvetler harekete geçsin çağrısını izliyoruz. Silahsız kuvvetlerin yani Türk milletinin önde gelen Atatürkçü örgüt ve kurumlarının, şahsiyetlerinin harekete geçtiğini biliyor ve izliyoruz. Bundan sonra bizzat Silahlı Kuvvetlerin harekete geçmesi gerekmektedir. Silahlı Kuvvetler harekete geçtikten sonra Türk milleti tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi milyonlarla sokaklara dökülecek ve sevinç gösterileri yapacaktır. Millet, Ordusunu yalnız bırakmaz. Dahası bu millet bu iktidarı istemiyor. Bu iktidarın Türk milletinin çıkarlarının alehinde ABD ve AB ile yaptığı gizli pazarlıkları izliyor ve karşı çıkıyor. Millet, içinden birilerinin çıkıp artık “yeter söz milletin” demesini bekliyor. Bugün o sözü söyleyecek tek güç vardır, o da Türk Ordusu’dur. Türk Ordusu Türk milletinin bağrından çıkmış en milli, en meşru, en hukuki iradedir. Şimdi o iradenin hakim kılınması gerekmektedir. Hükümet istifa etsin Ordu ve Türkiye düşmanı güçlerin, Ordu’yu bu tür bir müdahaleden uzak tutmaya yönelik tüm kampanyaları nafiledir. Türkiye’nin 80 yıllık Cumhuriyet tarihinden ders alamayan bu güçler, gelecek müdahale ile bu gerçeği ezilerek anlayacaklardır. Nasıl olsa AB var diye düşünüyorlarsa bu ülkenin esas gerçeğinin nasıl olsa Ordu var olduğunu hatırlatalım. Bu müdahalenin önüne geçme imkanı artık kalmamıştır. İktidarın yapacağı en hayırlı iş, istifa edip koltuğu bırakmaktır. Ordu görevinin başındadır ve görevini yapacaktır. Buna kimsenin kuşkusu olmasın. O nedenle Ordu’yu göreve çağırmıyoruz, hükümeti istifaya davet ediyoruz... |