Arama: 
23.06.2003/Sayı:33
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Erol Manisalı
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Güneş Ayas

Atatürkçülere İran oltası

ABD Irak’tan sonra şimdi de İran’a el attı. İran bir süredir ABD destekli öğrenci eylemleriyle sarsılıyor. Eylemler ülkenin birçok şehrine yayılmış durumda. 9 Temmuz’da ise bir genel grev planlanıyor. 1999’da reform talepleriyle başlayan eylemlerden farklı olarak bu sefer seçilen sloganlar son derece radikal. Eylemciler Hamaney’in asılmasını bile talep edebiliyorlar. Sürgündeki eylemciler ise işi İran bayrağı yakmaya kadar götürdüler.

Tipik bir ABD operasyonu

ABD eylemleri açıkça destekliyor. ABD’den Farsça yayın yapan radyolar gösterileri bizzat örgütlüyor ve durmadan rejimi yıkma çağrısı yapıyor. Bush ve Powell eylemleri destekleyen açıklama yapmakla yetinmeyip diğer devletleri “İran halkına” destek olmaya zorluyor. Dünyanın dört bir yanına İran’dan “çok özel” fotoğraflar sızdırılıyor. Ve Amerikancı basında İran karşıtı bir psikolojik savaşın düğmesine basılıyor.

Yani tipik bir ABD operasyonu.

Önce ajan hareketler kullanılarak ülke köşeye sıkıştırılıyor, bu arada dört bir koldan psikolojik savaş başlatılarak insanların kafası karıştırılıyor kitleler psikolojik olarak saldırıya hazırlanıyor ve en sonunda da ABD hedef ülkeyi işgal ediyor.

Irak’ta bu planın ilk aşaması için yıllarca uğraştılar ama Irak halkı bu oyuna gelmedi. ABD ancak işgal ederek Irak’a girebildi.

Şimdi ise İran’ı işgal etmeyi göze alamadığı için bu yolu deniyor. Zaten bunu açıkça da itiraf ediyorlar. İran’daki rejim Irak’taki gibi değil de barışçı yoldan yıkılacakmış. Yani şimdilik gerçek Amerikan askerleri değil de İran’daki paralı Amerikan askerleri kullanılacak.

İran’da laikçi Türkiye’de şeriatçı

Ama bu işin sonunun eninde sonunda bir savaş olduğunu da görmek gerek. Amerikancı basının İran’la ilgili bu dezenformasyon kampanyasının nedeni de bu. Türk basını Türk milletini bu sefer de İran’a saldırıya hazırlıyor.

Neymiş, İran baskıcı bir molla rejiminin hüküm sürdüğü bir şeriat devletiymiş. Eylemciler de özgürlük, demokrasi ve laiklik için mücadele ediyorlarmış. Öyleyse yapılması gereken gerici İran’a değil laik eylemcilere destek olmakmış. Atatürkçülüğün de gereği buymuş.”

Peki İran’daki eylemlere alkış tutanları, bir hafta boyunca manşetten İran düşmanlığı yapanları nasıl bilirsiniz?

Örneğin bu kampanyanın başını çeken Aydın Doğan gazetelerini... İran’da “laiklerin” yanındalar, ya Türkiye’de?

Sivas’ta Aziz Nesin’i suçladılar, 28 Şubat’tan sonra normalleşme mücadelesi verdiler, daha geçtiğimiz hafta türbanı meşrulaştırma kampanyasını yürütenler bunlardı ve hepsi bir yana zaten iktidardaki gerici partiyi sonuna kadar desteklemiyorlar mı?

Demek ki şimdi kalkıp birden laik kesilmelerinin bir nedeni olmalı. Doğru bildiniz, bu neden, İranlı eylemcilerle Türk basınını birbirine bağlayan o enternasyonal bağdır, yani Amerika’dır.

Bunların laiklikten anladıkları da zaten çağdaşlaşma filan değil, Amerikan değerlerinin dünyaya yayılmasıdır.

Hürriyet’in laikliği: Amerikan sapıklığı

Hürriyet’in İran kampanyası laiklikten ne anladıklarını öğrenmek açısından faydalı olmuştur.

Eylemleri “bir millet uyanıyor” sloganıyla yansıtan Hürriyet’e göre bakın öğrenin bir millet nasıl uyanıyormuş.

İranlılar uyanıyormuş, çünkü artık evlerde alemler yapılıyor, boyuna içki içiliyormuş, insanlar gizli gizli de olsa genelevlere gitmeye başlamışlar, artık gizli gizli defileler yapılıyormuş. Hatta bu defilelelerde erotik danslar yapan kadınlar o kadar kısa etekler giyiyorlarmış ki beyaz donları bile gözüküyormuş.

Ön sayfadan şeriatçı şakşakçılığı yapıp arka sayfada “laikliği” tercih eden Hürriyet’in bu uyanış tablosunu görünce şaşmadık. Başımızda gerici bir iktidar da olsa kendimizi uyanmış sayabiliriz. Hürriyetgillerin bakış açısına göre televole rezillikleri de pek ala İran’a da yol gösterecek düzeyde laik ve çağdaş sayılabilir. Bahsettikleri Türk modeli de herhalde bu. Şayet Atatürk’ün laikliği buysa hiç de özenilecek bir şey sayılmaz.

İran eylemleri bir ajan hareketi

İran olaylarını basit bir şeriat-laiklik ikilemiyle açıklamak mümkün değil. Doğru bir değerlendirmenin ilk şartı bunların bir ajan hareketi olduklarını kabul etmek. Bunu açıklamak için bir kanıta filan da gerek yok. Son yıllarda yaşanmış onlarca örneğe bakmak yeter. Şili’de Allende’yi devirmek için grev yapan kamyoncular, Venezüella’da Chavez’e karşı ayaklandırılan satılık sendikalar ve Denktaş’a karşı Kıbrıs’ta harekete geçirilen partiler ne yaptıysa İranlı eylemciler de onu yapıyor. İran’ın başındaki kişinin, rejiminin veya eylemcilerin ne dediğinin hiç bir önemi yok. Dünya konjonktüründe bu eylemlerin oturduğu yer Amerikan tetikçiliğinden başka bir şey değil. Bu eylemler ilk ne zaman başlıyor?

Bir; ABD İran’ın da içinde yer aldığı “haydut devlet”lerden biri olan Irak’ı işgal edip sıranın İran’a geldiğini söylemesinden hemen sonra,

İki; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA)’nın aynı Irak’ı denetleyen Hans Blix gibi nükleer tesisleri denetlemek için İran’a gelip İran yönetimi tarafından kovulmasından bir kaç saat sonra.

Ya ne zaman büyüyor?

Bush ve Powell’ın “eylemcilere tam destek” mesajını duyurmalarından ve Richard Perle’un “İran’da barışçıl değişim için ABD’ye ve eylemcilere destek olma” çağrısı yapmasından hemen sonra.

Eylemi örgütleyenler Amerika’dan Farsça yayın yapan radyo ve televizyon kanalları.

Yani Irak’taki plan neredeyse aynen tekrarlanıyor. Daha az Amerikan askeri ölsün diye de cepheye önce bu paralı askerler sürülüyor. Talabani ve Barzani’nin yerini şimdi İran’ın “laikleri” ve Halkın Mücahitleri almış durumda. Fransa’nın Halkın Mücahitlerine karşı başlattığı operasyon da Irak’ta başlayan AB-ABD kavgasının bir uzantısı. Kısacası ortada bir laik-yobaz mücadelesi hiç bir şekilde yok. Ortada tek bir mücadele var, o da ABD’nin İran’ı sömürgeleştirme ve Fars medeniyetini yok etme planına karşı İran’ın var olma mücadelesi. İranlı eylemciler de bu mücadelede Amerikan ajanı bir hareket olarak ABD’yi temsil ediyor.

En büyük gericilik ABD’den geliyor

Tüm bu gerçeklere karşın halen heyecana kapılıp İran’daki eylemlerde “köktendinciliğin” sonunu görmek isteyenler var. Bu kesimler yıllardır gericiliğin İran üzerinden Türkiye’ye yayıldığı propagandasını sorgulamadan ezberledikleri için fena halde oltaya düşmüş durumdalar. Sanıyorlar ki korktukları şeriat rejimi Türkiye’ye İran rejiminin ihraç edilmesiyle gelecek.

İran’ın Türkiye de dahil olmak üzere böyle bir stratejiyi zaman zaman yürürlüğe soktuğu bilinen bir gerçek. Ama nedense Türkiye’de faaliyette bulunan en büyük gerici parti ve hareketlerin, bilumum tarikatların hiçbirisi İran kaynaklı değil. Tersine Türkiye’de gericiliği besleyen, şimdi İran şeriatını yıkmak için harekete geçen ABD.

Aslında İran’daki şeriat yönetiminin sorumlusunu da başka yerde aramamak gerek. Amerikancılığı en uç noktasına vardırarak Amerika’nın gelmiş geçmiş en sadık adamlarından olan Şah, bunca yıl İran’ın başında kalıp solu da bu kadar ezmeseydi kimbilir İran böyle olur muydu?

Ortada çok garip bir tutarsızlık var. Bir kısım Atatürkçü bir yandan AKP’ye, Fethullaha ve Şeriatçı terör örgütlerine karşı ölümü göze alarak mücadele ediyor ama bunların arkasında duran ABD İran’ı karıştırdığında kafası karışıyor.

Kafayı karıştırmaya hiç gerek yok, biraz çalıştırmak yeterli. Karşımızda duran gerici hareketlere tek tek bir bakalım.

Tayyip, bizzat ABD’nin Türkiye’nin başına musallat ettiği ve dünya çapında da Bush’un güvenilir adamı olarak kalan ender isimlerden biri.

Fethullah Gülen’i ise anlatmaya bile gerek yok, 28 Şubat’tan sonra ABD’ye kaçıp halen orada yaşamıyor mu?

En radikal şeriatçı hatipleri bir akla getirelim, bunlar yargılandıktan sonra İran’a mı kaçtılar yoksa herhangi bir Batı ülkesine mi?

Tayyip niye “artık İran’a demokrasi gelmesini istiyoruz” dedi sanıyorsunuz? Abdullah Gül İKÖ toplantısında neden “Müslüman ülkeler değişmeli ve çağa ayak uydurmalı” dedi sanıyorsunuz? İşte bir bir değişiyorlar. Afganistan, Irak, şimdi de İran...

Bu işin sonu Türkiye’nin de “değişmesi ve çağa ayak uydurması”dır. Bunu akıldan çıkarmamak gerek. Onların anladığı değişim hiç de sanıldığı gibi bir İran rejimi falan değil. Daha da beteri. Başında şeriatçı bir iktidarın oturduğu, Türk ulusal devletinin yıkılıp bin parçaya bölündüğü ve bunu engelleyecek Ordunun da bu şeriatçı iktidarın emir kulu haline getirildiği bir düzen. Böyle bir şeriatçı sömürge düzeni kurmak için de ABD’nin desteğini almak lazım, onun için de ABD’nin önünü temizlemek ve İran’ı yok etmek lazım.

Artık Atatürkçülerin, milliyetçilerin İran konusunda doğru bir tavır alması hayati önem taşıyor. Çünkü iş gelmiş Türkiye’nin varlığı sorununda kilitlenmiş bulunuyor. Amerikan planının bir parçası Kürt devletiyse diğer parçası da Batıya tümden bağlı bir ılımlı hilafet rejimi. Vatanı ve milleti olmayan bir şeriatçılığa Amerika’nın en çok ihtiyacı olduğu dönem. Şeriatçılar da iktidarda kalmak için Amerika’ya muhtaç. Bu yüzden de gericiliğe karşı yürütülen mücadeleyle Amerika’ya karşı yürütülen mücadele tamamen birleşmiş durumda. Türkiye’de şeriatçı bir idare istemiyorsanız, bırakın İran’da teokrasiyi falan, kafayı Amerika’yı durdurmaya yorun.

Laikliği savunuyorsanız ABD’yi durdurun.