Arama: 
09.06.2003/Sayı:32
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kültür
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Şiir Kuzey Fırat

Bir ülke konserle nasıl bölünür?

Türkiye 28 yıldır katıldığı Eurovision şarkı yarışmasında Sertap Erener’in seslendirdiği İngilizce şarkı ile ilk kez birinci oldu.

Türkiye daha önceki yılların aksine yarışmaya katılacak şarkıyı belirlemek için hiç bir yarışma düzenlemedi. TRT Genel Müdürü Yücel Yener kendilerine bu yönde yapılan eleştirilere “Daha önce besteleri jüri seçti, sonuçlar bizi ve ülkemizi tatmin etmedi. Bu yıl sanatçıyı biz seçtik” diyerek cevap verdi.

Sanatçıyı Yener seçse de birinciyi Avrupa seçecekti. Avrupa’nın gözüne girmek gerekiyordu. Bu yüzden de komik bir şekilde ülkelerin temsil edildiği bir yarışmada Türkiye İngilizce bir şarkıyla temsil edildi. Dahası erotik danslarla süslenmiş şarkının sözlerinde neredeyse Türkiye’nin Avrupa serüveni özetleniyordu: “senin için her şeyi yaparım/ ben de her yol var” Bir de işin içine harem esprisi girince bu onursuzluk iyice kabak tadı vermedi değil.

Yarışmada ilk üçe girenlerin Türkiye, Letonya ve Estonya gibi AB kapısında bekletilen ülkeler olduğunu belirtmeden geçmemek gerek. Zaten Sertap Erener’in Eurovision birinciliğine en çok sevinenler AB’ciler oldu. Çeşitli gazeteler yarışmanın hemen ertesinde “AB’ye Sertap’la girdik” diyerek sevinç çığlıkları attılar.

Bölmek için her yol mübah

Batı Türkiye’yi bölmek yıllardır için her oyuna baş vuruyor. Türkiye ise aynı Sertap gibi “senin için her şeyi yaparım/ ben de her yol var/” istersen ülkemi bile böldürürüm” diye Avrupa kapılarında sürünüyor.

Eurovision yarışmasından hemen sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen, Diyarbakır Kültür ve sanat Festivali çerçevesinde yapılan etkinlikler ve Sertap Erener’in konseri sonrasında yaratılan hava Türkiye’nin, çok masum gibi görünen bir şarkının veya şarkıcının isteyerek veya istemeyerek bölücü emeller için nasıl kullanılabileceğinin önemli bir göstergesi oldu.

Bilindiği gibi son günlerde PKK tarafından genel af talepleri ile en başta Abdullah Öcalan ve cezaevindeki PKK’lıları kurtarmak için Avrupa destekli bir ‘barış’ kampanyası yürütülüyor. Yine bu dönemde AB için 6. uyum paketi çerçevesinde Türk ceza kanunu ve terörle mücadele yasasında da önemli değişiklikler yapılması planlanıyor. İşte böyle bir ortamda Diyarbakır’da düzenlenen festivalin ana vurgusu da “genel af” ve “barış” talepleriydi.

Avrupa Diyarbakır’da

Diyarbakır’da düzenlenen festivale birçok Avrupa ülkesinden, çeşitli sanatçı ve parlamenter yoğun ilgi gösterdi! Elbette bu ilgiyi bu insanların Türk insanına, Türk kültürüne ve Türkiye’ye duydukları sevgiye bağlamak oldukça saflık olur. Festival boyunca düzenlenen panel ve söyleşi gibi etkinliklerde yoğunluk daha çok “ezilen kültürlerin canlandırılması” üzerine idi! Zaten festivalin amacı da yok olmakta olan kültürleri tekrar canlandırmak, Türkiye’nin bir kültür mozayiği olduğunu tüm dünyaya kanıtlamaktı! Onun için de Batının kültür elçilerinin festivale katılmaları kadar doğal bir şey olamazdı elbette.

Ancak bu kültürel tartışmalarda ağırlığın Kürt Kültürüne verilmesi bazılarına oldukça ilgi çekici gelmiştir her halde! Özellikle Kürt Akademisi denilen yerden katılan sanatçıların, festivalin bu yönden olumlu geçmesinde önemli katkıları oldu.

Bu tür etkinliklerin artması ve bu etkinliklere yurdışından yoğun ilgi gösterilmesi pek tesadüfü bir şey olmasa gerek. Özellikle bu tür etkinliklerin AB raporları ile paralellik göstermesi, yine benzer şekilde PKK’nın siyasi taleplerine uygun biçimde etkinliklerin düzenlenmesi Türkiye açısında öyle söylenildiği gibi hayırlı değil.

Elbette Türkiye bu noktaya birden bire gelmedi. Türkiye’nin son on yılına baktığımızda geldiğimiz noktanın pek öyle iç açıcı olmadığını görmekteyiz. Bu süreçte özellikle kimi sanatçıların yazarların aldıkları tavırlar oldukça düşündürücüydü. Bu süreç sanatçılar arasında Türk olan herşeye karşı düşman olma gibi bir hastalık başladı. Son AB’ye uyum yasalarıyla birlikte bu süreç ve hastalığın yayılması oldukça hızlanmıştı.

Sanatçılara Avrupa tuzağı

Türkiye’nin Kürtçe eğitim, Kürtçe yayın, vb talepler bahane edilerek sıkıştırıldığı ve bu yönde önemli adımların atıldığı bilinen bir gerçek. Bu tür taleplerin Türkiye’nin bölünmesinden başka bir şeye hizmet etmeyeceğini TÜRKSOLU sayfalarından sık sık dile getirdik ve Avrupa’nın bunu gerçekleştirmek için her yola baş vuracağını da sıkça vurduladık.

Bunun bir örneği geçtiğimiz sene yaşanmıştı. AB’ye uyum yasalarının meclisten geçmesinden sonra 30 Ağustos 2002 tarihinde Sezen Aksu’nun konserinde Kürtçe şarkı söylemesi, yine konserde azınlık vurgusunun sıkça yapılması tepkiyle karşılanmıştı. Konserin verildiği tarih Türkiye’nin içine sokulduğu bölünme süreciyle oldukça bağlantılıydı.

Sanatın evrenselliği adı altında ülkemizde ortaya konan bu gibi şeyler aslında bölücülüğü güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Batının en çok baş vurduğu yollardan bir tanesi ve belki de en önemlisi Türk sanatçılarını Türkiye’den kopararak, ülkesine insanına yabancılaştırmak oluyor.

Önce sanatçıların çevresinde bir dokunulmazlık alanı yaratılıyor. Sonra da tartışma “şarkı söylemekle memleket bölünür mü?” düzeyine çekiliyor ve sonunda herkesin gözünde yapılan iş meşrulaşmış oluyor.

Bölücülüğün meşrulaştırılması

İşte Sertap Erener’in Eurovision birinciliğinden sonra katıldığı Diyarbakır festivali, verdiği konser sonrasında yaşanılanlar bölücülerin en küçük fırsatı bile nasıl değerlendirdiklerin iyi bir göstergesi. Öyle ki Eurovision şarkı yarışmasında birinci olmuş “Türkiye’nin gururu” bir sanatçının böyle bir etkinlikte boy göstermesi, Apo’nun PKK’nın işini daha da kolaylaştırdı, bölücülerin daha da meşrulaşmasını sağladı.

On yıl önce PKK’nın yayın organı niteliğinde yayın yapan Özgür Ülke gazetesinin bombalanması sonrasında bir çok yazar, sanatçı ellerinde Özgür Ülke gazeteleriyle yürüş yapmışlardı, yürüyüş yapanların en önünde Ahmet Altan vardı. Elbette yapılan bu bombalı saldırıyı savunmuyoruz ancak Özgür Ülke gazetesi için yürüyüş yapanların aynı zamanda PKK saldırısı sonucu şehit düşen onlarca askerimiz için aynısını yapmasını beklemek çok mu büyük bir istek acaba?

DEHAP kongresi öncesinde bir çok sanatçıya yöneticilik teklifinin götürülmesi, ülkemizde bölücü hareketin meşrulaşabilmek için neleri kullandığını çok iyi özetliyor. Seçimler öncesinde de benzer yol denenmiş ve bir çok aydın sanatçı bu tezgaha gelmişti. Benzer tezgah her fırsatta ortaya konuyor ve ne yazık ki bir çok aydın ve sanatçı bu tezgahın içine balıklama atlıyor. Diyarbakır’da düzenlenen festival bunlardan en önemlisi belki de. Konser sırasında ve sonrasında yapılan eylemler, PKK ve Öcalan lehine atılan sloganlar, festivalin nasıl bir kültürel bir etkinlik olduğunu gösteriyor!

Kültürlerin kaynaşması olarak adlandırılan Diyarbakır festivalinin kapanış konuşmasında, Belediye Başkanı Feridun Çelik’in sözleri festivalin gerçek amacını da ortaya koyuyor: “Bir dahaki festivalde hapishanede, sürgünde ve dağlarda çocuklarınızın kalmamasını diliyoruz.”

Sertap, Sezen veya bir başkası ise bu bölücü ve terörist propagandayı gizleyen bir örtü olmaktan öte gidemiyorlar. “Müzikle ülke bölünmez” deyip bunlara kulak tıkayanlar bile bu sanatçılı propagandanın başarısının kanıtı. Amaç her şeyi normalleştirmek olunca “bölücülükle en ufak bir alakası bile olmayan bir sanatçı” Apo’ya selam gönderilen bir mitingin aksesuarı oluveriyor.

Sahi siz sanatçıların aşağılanmasına karşıydınız, değil mi?