Arama: 
09.06.2003/Sayı:32
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kültür
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Ekonomi Cihan Dura

AB işsizliği azaltmada da başarısız

Türkiye’de Avrupa Birliği’nin bir cennet olduğu düşüncesi neredeyse bir saplantı haline gelmiştir. Belli bir çevre (TÜSİAD, İKV, politikacılar, öğretim üyeleri, ...) tarafından akıl almaz bir propaganda yürütülüyor. Öyle ki Avrupa Birliği’nin (AB) temel ekonomik sorunların çözümündeki başarıları hemen hiç tartışılmıyor. Büyük medyanın köşe yazılarına, TV programlarına bakınız; AB’yi gözü kapalı benimsemiş olanlardan başka kimseyi göremezsiniz. Oysa AB fanatiklerinin girmek için can attıkları Avrupa Birliği’nin ilk koşullarından biri, demokrasidir. Demokrasi ise araştırmayı, karşıt fikirlerin çarpışmasını gerektirir.

Ben bundan önceki bir araştırmamda AB’nin başarı durumunu, “ekonomik büyüme” ölçütü açısından realitenin sınamasına sunmuştum. Sonuç AB’nin aleyhine çıktı. Şöyle ki hem bir ülkenin ekonomik gelişmesi AB’ye üye olunca mutlaka hızlanmıyordu; hem de AB üyesi olan ülkeler, AB üyesi olmayanlara oranla kişi başına gelirlerini daha fazla artırmıyordu.

AB istatistik kurumu Eurostat’ın Ekim 2002 verilerine göre AB’de işsizlik oranı %7.6 dır (Bu 14 milyon işsiz anlamına geliyor). Buna karşılık ABD’de %5.6, Japonya’da %5.4... Durum böyle iken, bakınız, “Avrupa Hareketi 2002” ne diyor: “Avrupa Türkiye’nin geleceğidir. Çocuklarımızın iyi eğitim görmesi, iş alanları açılması, halkımızın zenginleşmesi ... Türkiye’nin AB’ye üye olmasına bağlıdır” [Sabah, 4.7.2002]. Bu görüşe göre Türkiye AB üyesi olursa, ülkemizde “iş alanları” açılacakmış. Genelleştirirsek, şöyle demek istiyor: Bir ülke AB üyesi olursa, o ülkede istihdam artar. İşsizlik azalır.

Bu sadece bir hipotezdir. Bir hipotez gerçekmiş gibi savunulmamalı. Çünkü hipotez “doğru mu, yanlış mı olduğu” hususunda henüz karar verilmemiş olan bir önermedir. Karar vermek için sınanması (test edilmesi), eş deyimle “doğruluğu hakkında yeterli kanıt toplanması” gerekir. Ben de öyle yaptım. TÜSİAD gibi, İKV gibi, AKP gibi dogmatik bir yaklaşımdan uzak durarak, hipotezi sınadım. İki alt-hipotez halinde ve iki aşamada, reel dünyaya sorarak...

- Birinci hipotez : AB’ye giren ülkelerde işsizlik çoğunlukla azalır.

-İkinci hipotez : AB üyesi ülkeler, işsizliği azaltmada üye olmayan ülkelere oranla daha başarılıdır.

Ülkelerin işsizlik düzeyinin göstergesi olarak, “işsizlik oranı”nı kullanacağım. İşsizlik oranı “sivil aktif nüfusun yüzdesi” olarak tanımlanmaktadır.

Hipotezleri sınamak için, herkes kolayca anlayabilsin diye çok basit bir yöntem kullandım.

Birinci hipotez

Birinci hipotezimiz şöyle : “AB’ye giren ülkelerin işsizlik oranı, çoğunlukla azalır” ya da “bir ülke AB’ye girince, o ülkede işsizlik genellikle azalır.”

Bulgu ve yorumlara geçmeden önce, yöntemi açıklamalıyım.

Hipotezi sınamak için şöyle bir yol izlenebilir:

1) AB üyesi her ülkenin AB’ye girmeden önceki belli bir döneme (örneğin, önceki 10 yıllık döneme) ait işsizlik oranı (ii) değişmesi ile, AB’ye üye olduktan sonraki aynı süreli dönem içinde gerçekleştirdiği işsizlik oranı değişmesi (İi) göz önüne alınır. Dönemin ilk yılındaki oranla, son yılındaki oran karşılaştırılarak “değişme yönü” belirlenir.

Örneğin, AB’ye 1973’de üye olan Danimarka’da:

-1963 ve 1973’de işsizlik oranı, sırasıyla %1,5 ve %0,8’dir. Buna göre Birliğe üye olmadan önceki dönemde işsizlik oranı azalmıştır.

-Oran 1973 ve 1983’de sırasıyla %0,8 ve %10,1’dir. Danimarka’da Birliğe üye olduktan sonra işsizlik oranı artmıştır.

2) İlgili ülkede işsizlik oranı arttıysa değişme yönü (+1), azaldıysa (-1), sabit kaldıysa (0) olarak puanlanır. Örneğin, Yunanistan’ın işsizlik oranı Birliğe katıldığı 1981 yılında %4,2; 10 yıl sonra, 1991’de %7,7’dir. İşsizlik oranı yükseldiği için, değişme yönü bakımından,Yunanistan’ın puanı +1’dir. Portekiz’in işsizlik oranı 1986’da %8,8; 1996’da %7,3’dür. Puan, -1’dir.

3) İşsizliğin azaldığı üye ülkelerin sayısı, yani (-1)’ler toplamı her dönem için ayrı ayrı belirlenir ve karşılaştırılır. Eğer bu sayı üyelik dönemi için hatırı sayılır ölçüde yüksek (örneğin 2’ye karşı 3) çıkmışsa, hipotez doğrulanmış sayılır. Aksi durumda doğrulanmamıştır.

Ne var ki yukarda açıkladığım yöntem, kimi istatistik verilere ulaşmamız mümkün olmadığından, kısmen uygulanabilmiştir. Elde edilemeyen veriler, AB’nin 6 kurucu üyesinin 1957 öncesi, Yunanistan’ın 1981 öncesi işsizlik oranlarıdır. Bu nedenledir ki hipotezin sınanmasında “üyelik sonrası dönem”le yetinmek zorunda kaldım.

Buna göre hipotezin doğrulanma koşulu şöyle değiştirilmiştir : Üyelik dönemi içinde işsizliğin azaldığı ülke sayısının toplam üye sayısına oranı, önemli ölçüde yüksek (örneğin en az 2/3 = 0.66 ya da daha fazla) olmalıdır.

Yöntemimiz ülkelerin, üyelik öncesi ve sonrası dönemler itibariyle “işsizlik oranı değişme yönleri”nin karşılaştırılmasını gerektirmektedir. Örneğin İngiltere Birliğe 1973’de üye olmuştur. O yıl işsizlik oranı % 3,2, o tarihten 10 yıl önce (1963) %3,3, 10 yıl sonra (1983) %11,8’dir.

-İngiltere’nin işsizlik oranı AB üyesi olmadığı 1963-1973’de çok az da olsa bir düşme göstermiş,

-buna karşılık AB’ye üye olduktan sonra (1973-1983) önemli ölçüde artmıştır.

Bu durumda “Bir ülke AB’ye girince,o ülkede işsizlik azalır” hipotezi, İngiltere için doğrulanmamıştır!

Ne var ki istatistik veri yokluğu nedeniyle tüm AB ülkeleri için dönemler-arası karşılaştırma yapamıyoruz. Bu nedenle hipotezimizi yalnızca “üyelik dönemi” verilerini kullanarak, test edeceğiz. Başka bir deyişle üyelik dönemi içinde işsizliğin azaldığı ülke sayısını toplam üye sayısına (15’e) oranlayacağız. “AB’ye giren ülkelerin işsizlik oranı, çoğunlukla azalır” hipotezini doğru kabul edebilmemiz için, elde ettiğimiz katsayının 0.66 civarında ya da daha fazla olması gerekiyor. Adı geçen oranın en azından 0.66 değerine yaklaşması, AB lehine yorumlanacak.

Sonuç, AB açısından olumsuz... AB bu değere ulaşamıyor, nispeten düşük bir oranda kalıyor: 8 / 15 = 0.54. Başka bir deyişle AB üyesi ülkelerin, üye olduktan sonraki 10 yıl içinde, 8 tanesinde işsizlik azalmıştır. Buna karşılık 7 tanesinde işsizlik artmıştır. Bu performansın pek de parlak olmadığı ortadadır.

İkinci hipotez

Şimdi ikinci hipotezi sınayalım : “AB üyesi ülkeler, işsizliği azaltmada üye olmayan ülkelere oranla genellikle daha başarılıdır.”

Acaba doğru mu? Bu soruyu bizim TÜSİAD’a, İKV’ye, onların uydusu iktisatçılara sorarsanız yanıt hazırdır: Elbette doğrudur! Ama biz onlara sormayacağız, nesnel gerçeğe soracağız. Çünkü bilimsel zihniyet bunu gerektirir. Atatürk boşuna “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir” dememiştir.

AB üyesi olmayan diğer 15 ülke belirlenirken, bu ülke grubunun, gelir düzeyi bakımından olabildiğince AB ülkeleri grubuna benzer olmasına dikkat edildi. Bu koşul, AB ülkeleri en yüksekten aşağıya doğru hangi gelir gruplarında ise, üye olmayanların da aynı gelir gruplarında olmaları sağlanarak yerine getirildi. Ülkelerin kişi başına geliri olarak, analiz döneminin ortanca yılı olan 1995 yılı geliri alınmıştır. Etüt dönemi 1990-2000’dir. Veri bulunamayan iki ülkede (Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’de) işsizliğin arttığı varsayılmıştır. İşsizlik oranları mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerdir.

Hipotezi sınamak için, dönem içinde AB üyesi ülkelerin işsizlik oranlarının yönü (KAB) ile üye olmayan ülkelerin işsizlik oranlarının yönü (KD) göreli olarak hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Hipotezin doğrulanma koşulu şudur: KAB > KD . Koşulun sözlü anlatımı şöyle: Göreli olarak, işsizlik oranı azalan AB üyesi ülke sayısı, işsizlik oranı azalan AB üyesi olmayan ülke sayısından büyük olmalıdır.

Gözlem verileri şöyledir:

-15 AB üyesi ülkeden 6’sında işsizlik oranı azalmıştır.

-15 AB üyesi olmayan ülkeden 6’sında işsizlik oranı azalmıştır.

Buna göre:

KAB = 6 / 15 = 0.40

KD = 6 / 15 = 0.40

KAB > KD yazılamıyor. Hipotez doğrulanmamıştır.

Sonuç şöyle yorumlanabilir: İşsizliği azaltma bakımından AB üyesi ülkeler, üye olmayan ülkelere oranla daha başarılı değildir.

*
Türkiye’de büyük sermayenin “AB ve işsizlik” hakkındaki tezi de doğrulanmadı. Başka bir deyişle Avrupa Birliği işsizliğin azaltılması bakımından, ne kendi içinde ne de üçüncü ülkelere oranla hiç de başarılı değil. TÜSİAD’ın, İKV’nin ve bunların uydusu iktisatçıların ileri sürdüğünün tersine:

-Bir ülkede AB’ye üye olmakla işsizlik mutlaka azalmıyor.

-Bir ülke AB üyesi olmadan da işsizlik oranını pekâlâ düşürebilir.

Peki, Türkiye bakımından sonuç ne olabilir? Şunlar:

- Avrupa Birliği üzerine Türkiye’de korkunç boyutlarda yanıltıcı bir propaganda yürütülüyor; uyanalım, uyaralım.

-Türkiye kendi geleceğini her şeyden önce kendi insanı, kendi kaynakları ve öz dinamikleri üzerine kurmalıdır.

Atatürk’ün uyardığı gibi “bir ulusun, yabancıların aklına uyarak kurtuluşa erdiği” tarihte görülmemiştir.