Arama: 
09.06.2003/Sayı:32
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kültür
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kitap Nur Aslan

Atatürkçülüğü Atatürkçülerden öğrenelim

Batının dayatmalarına karşı tek engel: Atatürkçülük

Batının 80 yılı aşkındır Türkiye’ye yönelik tüm planlarının karşısında tek bir engel duruyor; o da Atatürkçülük ve Atatürkçüler. Emperyalistler bu niyetlerini açıkça ortaya koyuyorlar. Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki tek engelin Kemalizm olduğunu, Türkiye’nin Kemalizmle hesaplaşma vaktinin geldiğini söylüyorlar. Bu yüzden bu ülkede 19 Mayıslar şeriatçı AKP iktidarınca yasaklanmaya kalkılabiliyor, bu yüzden ulusun bağımsızlığı ve bütünlüğünü korumakla görevli Türk ordusu işlevsizleştirilmeye çalışabiliyor.

Atatürk esir alınmaya çalışılan bir milletin, esaret zincirlerini kıran bir liderdi. Ve Türk ulusu Atatürk’ün ölümünden sonra tekrar esir edilmeye çalışılıyorsa, yeniden Atatürk’ün yolunu izleyenler elbetteki çıkacaktı. Emperyalistler Türk yurduna karşı her saldırıya geçtiklerinde bu gerçekle karşılaştılar. 60’larda gençlik, Atatürkçü Türkiye mücadelesinde Turan Emeksizleri, 68’lerde Deniz Gezmişleri yarattı. 19 Mayısların yarattığı Kuvayı Milliyecilik 27 Mayıslarda geri döndü. Türk halkının gösterdiği her anti emperyalist tepkinin altında Atatürkçülük fikrinin olduğunu Batılılar yaşayarak gördüler.

Bunun için bugün yapılan ideolojik saldırının niteliğini iyi değerlendirmek gerekiyor. Bu aşama Batıcı güçlerin halkımızdaki Atatürkçülük fikrini köreltmek, dejenere etmek için giriştikleri iki yönlü bir oyundur. Bu oyunun bir yönü gerçek Atatürkçülerin ortadan kaldırılmasıdır. Turan Emeksizler, Deniz Gezmişler, ardından Bahriye Üçoklardan Uğur Mumculara, en son Hablemitoğlu’na kadar uzanan suikastler Atatürkçülükten alınan intikamın sadece bir yönüdür.

Diğer taraftan da iktidarları ele geçiren batıcı-sağcı güçler kendilerini Atatürkçü olarak göstererek halkın Atatürkten uzaklaşmasını sağladılar. Fiziken ortadan kaldırılan Atatürkçülüğün yerine, halk düşmanı, batıcı, statükocu bir Atatürçülük anlayışını hakim kıldılar.

Bu yüzden, Türk devletini fiilen bölmeye ve parçalamaya yönelik dayatmaların arttığı son dönemde, büyük medyada Atatürçülük tartışmalarının yaniden alevlendirilmesi hiç te tesadüf değil. Öyle ki; Ertuğrul Özkökl vb..., bölücü ve şeriatçı gazeteler şu günlerde Atatürkçülüğün tarifini yapma, hatta Atatürkçülere Atatürkçülük öğretme hevesindeler.

Atatürkçülüğü Atatürkçülerden öğrenmek

Atatürk’ün ölümünden sonra tahrif edilen, özünden koparılan sahte Atatürçülük anlayışının yarattığı kafa karışıklığını bertaraf etmek için İleri yayınları tarafından çıkarılan “Atatürçülük nedir?” adlı kitap bu tartışmalara bir cevap niteliğinde. Kitap, Atatürk’ü O’nun mücadelesinden öğrenen gençlerin kollektif çabasıyla hazırlanmış.

Atatürkçü Türkiye mücadelesine önemli katkıları olmuş, Doğan Avcıoğlu, Niyazi Berkes, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Ali Aybar ve Uğur Mumcu gibi aydınların, Atatürkçülük üzerine yaptıkları katkılardan oluşan kitap, Atilla İlhan’ın giriştiği geniş bir önsözle önemli bir başvuru kaynağı haline geliyor.

Atatürkçü düşüncenin önemli fikir adamları olan bu aydınlarımız bugün malesef unutturulmaya çalışılırken, onların yerine yaratılan halk düşmanı sömürge aydınları piyasaya sürülmekte. Kitapta değerlendirmeleri bulunan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk yaşarken O’nun emperyalistlere ve batıcı aydınların mandacı fikirleriyle mücadelesine tanıklık etmeş, Kadro Dergisi vasıtasıyla Atatürkçülüğün tanımlamasına girişen önemli ideologlar.

27 Mayıs ve ardından gelen 68 hareketi döneminde mücadele etmiş Doğan Avcıoğlu, Niyazi Berkes, Mehmet Ali Aybar ise yaratılan sahte Atatürkçülüğe karşı, Atatürk’ü halkla yeniden birleştirme yolunda önemli adımlar atmış aydınlar. Doğan Avcıoğlu’nun “gardrop Atatürkçülüğü” olarak nitelendirdiği sahte Atatürçülüğe karşı, gerçekleri halka yeniden sunan ve bu yolda önemli başarılar kazanmış aydınlar. Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Yön dergisi de, Kadro dergisi de unutturuldu. Gelinen noktada Uğur Mumcu ise bombalı bir suikastle ortadan kaldırıldı.

Böylece ortalık Batıcı sağcı iktidarların, yeniden hortlayan mandacı aydınların Atatürk adına söyledikleri yalanlara kaldı. İşte tüm bu değerlendirmelerin ışığında, Türkiye’nin yeniden Atatürkçü bir şahlanışa gebe olduğu günümüzde İleri Yayınları tarafından yayınlanan kitap, Atatürkçü mücadeleye ışık tutması açısından daha da önemli bir hale geliyor. .

Atatürkçülük tam bağımsızlıkçılıktır

Bugün düzenin yarattığı Atatürkçülük, Batıcılıktır. Düzen en çok Atatürk’ün bağımsızlık anlayışını gizlemeye çalışmaktadır. Oysa Atatürk’ün eyleminin amacı tam bağımsız, başı dik ve onurlu bir ülke yaratmaktı. Atatürk tam bağımsızlığın çerçevesini de tek bir alanda sınırlamamış, politika, ekonomi, adalet gibi tüm alanlarda Batıdan kopmayı hedeflemişti. Hem Bağımsızlık savaşı boyunca, hem de Cumhuriyetin inşasında bağımsızlığın ancak emperyalist sistemden kopmakla mümkün olabileceğini görmüştü. Emperyalizme alternatif ekonomi ve dış politikaları benimsemişti.

Atatürk’ün ölümünden sonra bu anlayış yerini mandacılığa bıraktı. Atatürkçülük Batıyla savaşmaktan, batıya kulluk anlayışına indirgendi. Kitabın önsözünde Attila İlhan’ın da ortaya koyduğu gibi; daha Atatürk’ün hemen ölümünden sonra “çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak” olarak adlandırılan ideal, İnönü döneminde ustaca “Batılılaşmak” biçimine dönüştürüldü. Batılı emperyalist ülkelerle ittifaklara girmeyen Türkiye, İnönü döneminde İngiltere ve Fransa ile ittifak anlaşmaları imzaladı.

İşte Atilla İlhan’ın koyduğu çarpıcı bir örnek: Mustafa Kemal eğitim ve kültür alanında öze dönme, kendi değerlerinden yola çıkarak çağdaşlaşmak için Türk Dil Kurumunu, Türk Tarih Kurumunu kuran bir anlayışa sahip bir lider. İnönü döneminin ulusaleğitim politikalarını belirleyen Nurullah Ataç’ın ise çözümü çok farklıdır: Devrim hareketinin amacını ülkeyi devrimcisiyle, gelenekçisiyle batılı ülkelere benzetmektir. Ve O’na göre geri kalmışlığımızın nedeni, Yunanca öğrenememiz, Latince öğrenememiz, Avrupalıların eğitiminden geçmememizdir.

İşte iki bağmsızlık anlayışı, işte iki ihtilal paşası. Doğan Avcıoğlu’ da kitapta bu iki anlayışın mücadelesini farklı açılardan ele almış; Bağımsızlık Savaşı ve Cumhuriyetten sonra tarih bu iki anlayışın çatışmasına sahne olur. Atatürk yalnız emperyalistlerle değil, en yakın çalışma arkadaşlarıyla bile mücadele ederek bu davayı başarıya ulaştırmıştır. Malasef kökü kurutulamayan Batıcılık Atatürk’ün ölümünden sonra hakim gelmiş, tutucu düzen kazanmıştır.

Bugün bizlere Atatürkçülüğün batıcılık olduğu fikrini kabul ettirmeye zorlayanlar, tüm tarihi gerçeklerin bilerek üstünü örtmektedirler. Oysa batılılar Atatürk’ü hiç bir zaman batıcı olarak görmemiş, hakkında idam fetvaları çıkartmışlarıdr. Batının ülkede yarattığı lider tipi ise Damat Feritlerden başka ne olabilirdi ki? Onların batıcı olarak tanımladığı Atatürk ise, öyle bir batıcıdırki, ne hikmetse “büyük Avrupa devletlerinin yardımı olmaksızın ve bu yardımı sağlayacak ödünleri vermeksizin Anadolu’nun ortasına tek başımıza devlet kurup yaşamamız olanaksızdır” görüşünü savunan ittihatçıları öldürtmüştür.

Atatürkçülük; bize benzeyen bir sol anlayış

Batıcı sağcı güçlerin diğer bir yanıltmacası da, tüm bu gerçekleri dile getirenleri “Atatürk’ü kullanmakla” suçlamak, Atatürk’ü halktan ve soldan koparmaktır. Onların anlattığı Atatürkçülük, Türk siyasetinin merkezinde yer alan bir siyasettir. Atatürk sağcı ve statükocu bir devlet adamıdır. Oysa Atatürk emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı vermiş, Osmanlının batıya bağımlı uydu yapısını toplumsal bir mücadeleyle sona erdirmiştir. Gericiliği doğuran yapıyla uzlaşmaz bir mücadeleye girmiştir.

Gerçekten de Atatürkçülük 1919 koşullarında ne Batıcılıktır ne de Sovyet tipi bir sosyalizm anlayışını temsil etmektedir. Batı tipi bir liberalizme de, Sovyet tipi bir sosyalizmede uzaktır. Atatürkçülük,Patıdaki gibi bir sınıfsal yapının henüz oluşmadığı bir doğu toplumunun kendini özgü yaratıığı antiemperyalist antikapitalist bir yoldur. Niyazi Berkes’in tanımladığı gibi, Türkiye’nin ulusal bağımsız bir devlet olma savaşı geleneğini yaşatmanın doğal sonucu olan, kendi türünü kendi çabaları ile bulan bir rejimdir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun da kitapta ortaya koyduğu gibi Kemalizm; evrensel bir platform üstünde vuku bulmuş, umumi tarihin seyrini kapsayan ve bütün insanlığın kaderi ile ilgili bir hadisedir. Yeryüzünde yaşayan milletleri itibarı bir tasnif ile bir takım eşitsiz katagorilere ayıran ve büyük camiaların menfaatlerini küçüklerin hakkına hakim kılan adaletsiz ve zalim bir enternasyonal hiyerarşisi sistemi, ilk defa bu hadise ile sarsılmıştı.

Atatürk’ün Sovyet tipi bir sol anlayışı Türkiye’nin koşullarına uymadığı için reddetmesi, bu gün Atatürk’ü sol düşmanı olarak gösteren zihniyetçe veri olarak kabul edilmektedir. Ancak emperyalizme ve kapitalizme karşı savaşan ve toplum düzenini emeğe dayandıran sol bir rejimdir. Kitapta Mehmet Ali Aybar’ın da açıkça ortaya koyduğu gibi Atatürkçülüğün tartışmasız olan yanı emeğe dayalı, hakkın ve hukukun çalışarak elde edileceği ve de çalışmayan asalakların içinde yer almayacağı bir toplum sistemidir. Halkçı, kamucu, Türkiye’ye özgü sol bir anlayıştır. Bir de Atatürkçülüğü Atatürk’ten dinleyelim:

“..mesleki ictimai itibarıyla düşündüğümüz zaman, biz hayatını, istiklalini kurtarmak için çalışen emekçileriz, zavallı bir halkız. Mahiyetimizi bilelim...Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız!..Yoksa hayatını çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz arasında yeri yoktur....Efendiler, biz bu hakkımızı mahfuz bulundurmak, istiklalimizi emin bulundurabilmek için, heyeti umumiyemize, heyeti milliyemize bizi mahvetmek isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız...Fakat ne yapalımki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiç bir şeye benzemiyormuş! Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftahar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz efendiler!”

Atatürk’ün yolu mazlumların yolu

Atatürk’ün mücadelesi, emperyalizm çağının yarattığı, dünyayı ezen ve ezilen uluslar olarak ikiye ayıran bir karşıtlığın ürünüdür. Bu yüzden Milli Kurtuluş Savaşını, Şevket Süreyya Aydemir “Kutsal İsyan” olarak nitelemekte. O halde bağımsızlık savaşının lideri, mazlumlarla sömürücüler arasındaki çelişkiyi mazlumların lehine çözebilmiş ilk kutsal isyancıdır. “mazlum uluslar zalimleri birgün mahvedecektir” şiarıyla hareket eden Atatürk, bu yönüyle sadece Türk halkının değil, tüm ezilen ulusların ilham kaynağıdır.

Yaşadığı dönemde Atatürkçülüğün gerçek niteliğini ortaya çıkaran önemli bir ideolog olmuş, Şevket Süreyya Aydemir, Milli Kurtuluş hareketinin kapitalizmin yarattığı düzene karşı bir isyanın tüm şartlarını taşıdığını kitapta ortaya koyuyor. Atatürkçülüğü, sömürgeciliği ve sömürücülüğü redetmesi itibarıyla hem millet içinde sınıfları, hem de milletler arasındaki iktisadi eşitsizlikleri tanımayan bir düzen olarak tanımlıyor. Dünyanın bir kısım ülkelerini sanayici memleketler, bir kısım ülkelerini ise hammadde kaynağı ve ziraatçı memleketler haline sokar dünya işbölümü değiştirmeye yönelik bir eylem olarak nitelendiriliyor.

Atatürk’ü millet düşmanlarının elinden geri alalım

Batıya karşı milliyetçi bir çıkışla bağımsızlığı kazanan Atatürk, bağımsızlıktan sonrada kapitalizme karşı halkçı kamucu bir ekonomik sistem, bağımlı yapının doğurduğu gericiliğe karşı bir dizi devrimlerle mücadele etti. Emperyalizme karşı silahlı bir savaşla kurulan cumhuriyetin temelinde var olan antiemperyalist bilinç milliyetçiliği yarattı. Halkçılıkta milliyetçiliğin toplumsal yanını belirleyerek, milliyetçiliğin dayandığı sosyal bir temel oldu.

Ancak millet meclisi, Atatürk’ün ardından kökü kurutulamayan yabancı sermaye ve toprak ağalarının temsilcilerinin eline geçti. Bundan sonra yaşadığımız süreci Uğur Mumcu şöyle tanımlıyor ve bizlere Atatürkçülüğü gerçek niteliğine kavuşturma mücadelesini emanet bırakıyor : İç ve dış sermaye çevrelerinin egemenliğini savunanlar, imam sarığını seçim sandıklarına sarıp siyaset meydanına çıkanlar, yabancı petrol şirketlerinin savunuculuğunu yapanlar, hiç milliyetçi olabilirler mi? Millet düşmanlarının milliyetçi, halk düşmanlarının halkçı, Atatürk düşmanlarının Atatürkçü sayıldığı bir ülkede gerçek milliyetçilerin görevi yılmadan usanmadan Türk halkının çıkarlarını savunmaktır. Bu memlemet yabancı sermaye uşaklarının, din sömürücülerinin, siyaset demirbaşlarının değil, Türk halkınındır. Milliyetçilik ise, sömürücülerin değil Atatürk devrimcilerinin bayrağıdır. İşte elinizdeki bu kitap aynı zamanda Uğur Mumcu’nun vasiyetinin bir ürünüdür. Atatürkçü aydınları, halktan gizlemeye çalışanlara inat, halka yeniden ulaştırmak çabasıyla derlenmiş bir başvuru kaynağıdır .