Arama: 
09.06.2003/Sayı:32
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kültür
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Söyleşi Mustafa Aykut Akşit

Güç Birliği yapmanın zamanı

Atatürkçü diriliş hareketi başladı

“Türk” adının tarihi anlamının farkında olan Milliyetçi/Ulusçu basını izleyenler, Türkiye’nin düşürüldüğü durum hakkında hemen hemen aynı tespitlerin yapıldığını görmekte, ancak çözüme gelince farklı tellerden çaldıklarını gözlemlemektedir.

Gene farkında olunan bir gerçek daha vardır ki o da “Yeniden Atatürkçülük” diye kısaca özleştirebileceğimiz diriliş hareketi başladı.

Türkiye’nin emperyalizm ile ikinci kez karşı karşıya olması; öncelikle Aydınları “Atatürk olsa ne yapardı?” sorusunu sormaya, ardından O’nun fikirlerini, ilkelerini, yaptığı işleri, özellikle de Batı Emperyalizmi ile ilgili sözlerini araştırmaya yönlendirdi. Düşük düzeyde de olsa halk arasında da aynı sorunun yanıtı aranıyor olduğundan, gözler bir kez daha aydınlara çevrildi.

Aydınlarımız 1987 yılından başlayarak; Türkiye’ye yerleştirilmesine başlanan ve kapitalist sistemin üçüncü aşaması olan monetarist/neo-Liberalist uygulamaların hedeflerini, ülkemize vereceği zararları araştırmaya başladılar.

Özellikle Özal hükümetlerinin bölücü PKK hareketine farklı bir gözle bakmaya başladığı tarihler ile Avrupa Birliği’ne girme yönündeki politikaların eş zamanlı olarak ülke gündemine taşınması dikkatli gözlerden kaçmadı.

1973-1979 yılları arasında globalizm kuramı ABD ve Avrupalı kuramcılar tarafından tartışılmış, kapalı ve açık toplantılarda kararlar alınmış ve sanayileşmiş kapitalist devletlerin yöneticilerine sunulmuştu. 1979 yılı Mayıs ayında Waşhigton’da , ABD Başkanı Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Teacher’ın katıldığı büyük toplantıda uygulamaya geçilmesi kararlaştırıldı.

Kavramın adı “Yeni Dünya Düzeni” olarak kondu. İtici bir ad olduğu yönündeki eleştiriler, değişiklik yapılmasına, YDD yerine “küreselleşme” denmesine karar verildi.

Türk aydınları küreselleşme uygulamalarının aslında emperyalizmin yeni yüzünü oluşturduğunu gene çabuk fark ettiler. Ancak gerçekleri haykıran sesleri, neo- liberallerin şamataları arasında kaybolup gidiyordu.

Ne zaman ki peş peşe gelen sosyo-ekonomik krizler toplumu sarsmaya, fabrikalar kapanmaya, yoksullaşma elle tutulur gözle görülür hale gelmeye başladı, o zaman kitlelerin uyanışı hızlandı.

Vatanseverlerin ortak tespiti: “Milletin istiklali,vatanın bütünlüğü tehlikededir”

Ama aradan geçen yıllarda; çokuluslu şirketler ve yerli işbirlikçileri, ülke ekonomisine tamamen egemen olmuş, Liberal yaşama biçimi ve düşünce tarzı topluma yayılmış, Avrupa Birliği’ne girme anlayışı eşit üyelik talepleri düzeyinden “şerefli giriş” zeminine çekilmiş dana sonra da AB emirleri doğrultusunda kayıtsız şartsız teslimiyet noktasına gelinmişti.

Vatanseverlerin ortak tespiti “Milletin istiklali,vatanın bütünlüğü tehlikededir” şeklinde oldu. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu durumun tespiti ve bu tespit doğrultusunda yapılan analiz doğruydu da ne yapılması gerektiğini kimseler söylemiyordu.

Daha doğrusu her kafadan bir ses çıkıyor, kimileride “benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur” cinsinden benzer lafları tekrarlayıp duruyordu. Bu arada neo-liberal 57. hükümet CFR kurgulaması bir operasyonla parçalanıp erken seçime zorlanıyor,yapılan seçimlerde liberal müslüman demokrat diye adlandırılan ama gerçekte neoliberal muhafazakar AKP iktidara taşınıyordu.

Yukarda yazılanları artık herkes biliyor.

Liberal yaşayıp milliyetçi olunmaz

Biliyorlar da,bütün bunlar olurken Milliyetçi/Ulusçu çevreler ,özel ve dahi tüzel saplantılarından kurtulamıyor, TV programlarında fikir beyanı aşamasından öteye geçemiyorlardı.

Geçmişte çetin çabalarla kapitalist işverenlerden “Hak”larını alabilmiş işçi sınıfı MEGA fonu beslemesi liberal kılavuzlarının ihanetine uğradıklarını işten atıldıktan sonra fark ediyor, haklarını geri alabilmek için ise; kendilerini yoksulluğa terk eden liberal veya liberalleşmiş partilerin kapılarını aşındırıyordu. Ne yaman çelişki…!

Bir başka yaman çelişki de, liberal yaşayıp milliyetçi-ulusçu fikirler serdetmek arasında bulunmaktadır. Bu aymazlığın somut delillerini de ADKF’li gençlerin bölücü örgüt militanlarının saldırısına uğramalarından sonra gördük. Maoizm’den başlayarak koskoca bir dünya turu attıktan sonra ve Bekaa vadisi turlarını tamamlayıp Atatürkçü/Ulusculuk’ta şimdilik karar kılanlar, en yaman saldırılarını üç haftadır yapmaktadırlar.

Vatanseverler derhal Anadolu’yu dolaşmalıdır

Yeniden diriliş ve direnmekten, çürüyüşten kurtulmaktan dem vuran bir kesim uluşçudan tık çıkmadı. Üniversiteler; PKK ve destekçisi militanların birer eğitim kamplarına dönüştürülürken, emperyalist Avrupa’nın liberal forumcuları işbirlikçilik eğitimi yapar, önceden hazırlanmış senaryoları milli bayramları ortadan kaldırma planları yaparken, Kemalizm’i yok etmeye çalışırken, ülkesini seven gençler uslu maymun rolünü mü oynasaydı? Çelişkilerin kaynağı milliyetçi ağzı ile konuşup liberal yaşamaktandır.

Samimiyetlerine inandığımız vatansever aydınlarımız bilmeliler ki, geniş halk kitlelerinin desteği olmadan başarıya ulaşmak imkansızdır. Anadolu zaman geçirmeden dolaşılmalı, gerçekler halka anlatılmalıdır. Gelecek ve geçim derdine düşmüş insanların, dergi, kitap alarak öğrenmelerini beklememek gerekir.

Olguları ve olayları yorumlayarak zaman kaybetmek yerine; başta ekonomik sorunlar olmak üzere, küreselleşme, AB karşısında izlenecek yol, misyonerlerin ülkeye yayılmaları, üniversitelerimize çöreklenmiş Liberal Düşünçe Kulüpleri’nin yıkıcı çalışmalarına karşı alternatif fikirlere ve işlere kafa yormamız gerekir.

Gerçek niyetleri Orduyu Bilderbergcilerin emrine sokmak

Bizler kuramsal tartışmalar yapmakla meşgul iken; Bilderbergciler, Gnostikler, Jinsa’nın karanlık adamları ülkenin son direnç noktalarını ele geçirmeye çalışıyor. Demokratikleşme(?) gerekçesi ile TSK’ya açık saldırılar başlatılmıştır.

Emekli generalleri yönetim kurulu üyeliklerine getirirken hiçbir sakınca görmeyen işbirlikçi sermaye, şimdi MGK’da bulunan asker sayının çok olduğunu söyler olmuştur.

Gerçek niyetleri ise TSK’yı Bilderbergci sivillerin emri altına sokmaktır. Eğer bunu başarabilirlerse; Atatürk’ün ruhunu taşıyan bir kurum daha yıkılacaktır. Tıpkı Türk Dil Kurumu, tıpkı Türk Tarih Araştırma Kurumu gibi…

Bu ülke için yürekleri çarpanlar bir an önce Güç Birliği yapmak zorundadır. Herkes 1918 Ekim’ini yeniden hatırlasın.