Arama: 
26.05.2003/Sayı:31
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Ekonomi
Dünya
Karikatür
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Erol Manisalı
Bedri Baykam

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Emin Sami Arısoy

Kalpak!..

Gözlerimizin önüne birbiri ardına gerilmiş olan karanlık perdeleri yırtalım!.. “Avrupa Birliği treni, Batı uygarlığı, insan hakları, hak, hukuk, özgürlük” safsatalarına kanmayalım… Türkiye üstünde oynanan oyunun adını doğru koyalım: Bu oyun, geçen yüzyılın başında, Türk ulusunu tarihe gömme, Anadolu’ya el koyma amacıyla tezgahlanan ve senaryosu, Mustafa Kemal’in önderliğinde şahlanan Anadolu insanının İstiklal Harbi’nde son verdiği bir müsamereden aşırılmış bir oyundur. Bu oyunun adını doğru koyalım, bu oyunun figüranlarına kanmayalım.

O bizim İstiklal Harbimiz’dir; Kemalizm’de kendini bulan tam bağımsızlık ülküsü ile biçimlenir. Beş yüz yıl boyunca dünyanın tüm zenginliklerini, tüm değerlerini emen, Afrika’nın kara derili insanını esir pazarlarına süren Amerika anakarasında yüz milyon kızıl derili insanı katleden, sonra utanmadan, arlanmadan, karşımıza “insan hakları, çağdaş hukuk” çarmıhları ile çıkan emperyalizme; batıya karşı kazanılmıştır… İstiklal Harbimiz, bir ulusun canıyla kanıyla, etiyle tırnağıyla yeniden varolma savaşımıdır, sıradan bir ‘Kurtuluş Savaşı’ nitelemesine indirgenemeyecek denli kutsal bir isyan, kutsal bir direniştir…

Kemalizm İstiklal Harbimizin mührüdür; Kemalizm bir tam bağımsızlık bilincidir: Mandacılığı, teslimiyetçiliği, güdülmeyi, satılmışlığı reddeder! Kemalizm’in ilkesi ya istiklal ya ölümdür. O sayededir ki Anadolu insanını mütarekenin karanlığından, işgalin acımasızlığından, Sevr’in onursuzluğundan kurtulabilmiş, yüreğiyle, dişiyle tırnağıyla direnmiş ve azgın emperyalist sürüler “geldikleri gibi gitmişlerdir…”

Emperyalizmin tarihindeki bu kara lekenin nedeni, Anadolu ve Trakya insanına, direnişe, tam bağımsızlık ülküsüne sevdalı, şayak kalpaklı, deniz gözlü, sarışın bir kurttur…

Gün gelir, zaman döner, şayak kalpaklı sarışın kurt sonsuzluğa uğurlanır… Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti, her biri diğerinden daha çok ‘Atatürkçü’; her birinin çapı, çıkar ilişkisi, koltuk ve iktidar hırsı bir diğerini aratan ‘idareci’ kumpanyalarının eline düşer. ‘Stratejik dost ve müttefik’ emperyalist ülkeler ile oligarşinin demokrasi adıyla pazarladığı bir kukla tiyatrosu, aslında perde gerisindeki aynı ahtapotun sahnedeki farklı kolları olarak çok partili bir demokrasi müsameresi sergiler. Böylece bizler, aslında küresel sömürü düzeninin yerli ‘sermaye’ ile nikahsız oynaşmasından peydahlanan, hepsi aynı topun kumaşı, hepsi aynı emperyalist tezgahta becerilmiş, zaman zaman birbirinin gözünü oyacakmış gibi davransa da aslında har biri bir diğerini ayna hayali bir ‘oyuncular’ geçidiyle karşılaşırız. Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti, yaşamın her alanında tam bağımsızlık ülküsünü bayrak edinmiş yöneticilere gereksinim duyarken, kişisel kazanımları uğruna ‘gaflet delalet ve hatta hıyanet’i bile deneyebilen ‘idareciler’ çıkar. Türk Ulusu’nun karşısına, ardı sıra, zaman yolculuğunda…

Ulu önderin sonsuzluğa uğurlanışının hemen ardından, Cumhuriyet’in tüm kutsal değerleri yağmalanmaya başlanır birer ikişer… Ve bu zaman yolculuğunda ‘herkes’ (tırnak işareti içinde) ‘Atatürkçü’ olarak sunulur Türk Gençliği’ne…

Ulu Önder’in hemen ardından, ulusal eksenli eğitim-kültür politikalarımıza Latin eksenli biçimler veren, paralarımızdan bile O’nun resimlerini kaldırıp kendi resimlerin basan, Köy Enstitüleri’nin kapatılmasına yıllardır Türkçe okunan ezanın Arapça’ya çevrilmesine, Atatürk ülküsünün anıtsal başöğretmenleri Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un ‘yok edilmesi’ne seyirci kalan eski mandacı ikinci şefler ‘Atatürkçü’ydü… Tarikat şeyhlerinin elini öpen toprak ağası başkanlar ‘Atatürkçü’ydü… Aile fotoğrafı koleksiyoncusu büyük devlet adamları ‘Atatürkçü’ydü… Kemalist ideolojisinin tasfiyesini tamamlamak için 1960’tan 1970’lere sürdürülen balyoz harekatının son halkasını tamamlamak üzere Deniz Gezmişler kuşağını katleden muhtıra paşaları da ‘Atatürkçü’ydü… O Deniz Gezmişler ki son mektuplarında; “Baba, Sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.

Baba biz Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız. Elbette ki, hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız.

Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları. Düşün baba, bugün hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar.

Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız. Ya vatan ya ölüm.” (29 Ocak 1971) yazmışlardır…

Elbette, asmaya bile değer bulmayarak halen beslediğimiz nü sapığı darbeci artıkları da ‘Atatürkçü’ydü, annesinin tarikat şeyhinin ayak ucuna gömülebilmesi için ‘Atatürkçü’ cunta başkanlarının izin belgeleri düzenlediği jaguar ekonomisti takunyalı hacı başbakanlar da… Tüm mal varlığını ABD’de depolayan, dilimizi Amerikan dil kurallarına göre konuşacak derecede bu toprakların kültürüne ait ‘babasının kızı’ bacılarınız; Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve daha nice Kemalist aydının katlini içine sindirebilen, ama Kemalizm’i yok etmek amacıyla açtığı okullarda kızlı erkekli binlerce Anadolu çocuğunun yüreğini karartan tarikat şeyhleri hakkında soruşturma açılmasını içine sindiremeyen fetullahçı şair başbakanlar “Atatürk yaşasaydı bu partiye girerdi” diyebilecek derecede arlanmaz takiyyeci parti başkanı yobazlar, hepsi hepsi ‘Atatürkçü’ydü... Mavi akım, beyaz enerji delikanlıları da ‘Atatürkçü’ydü, racon gereği; tüm kerameti, doğruluğunu kimsenin bilmediği, ‘Kızılay Meydanı’nda dönemin başbakanı Menderes’in kravatına asılmak olduğu söylenen, eğer doğruysa da orada asılı kalmış olmaktan öteye gidmeyen, Kemalizmden ne anladığını IMF taşeronu ekonomistleri partisinde sergileyerek ulusa ilan eden anamuhalefet partisi jönleri de...

Liste uzar gider ve geri NATO mollası, ABD müridi imamlara kadar dayanır... ‘Bunlar’ın hepsi de ‘Atatürkçü’ydü, Atatürkçülük de bunların yaptıklarının tümüydü işte!..

Ne var ki Ulu Önder, ta yıllar önce Türk Ulusu’nun, genlerine tam bağımsızlık ülküsünü kazımıştı!.. 1938’den bu güne giderek giderek, bir zamanlar binlerce insanın kanı pahasına kazanılan, kutsal değerlerin ‘batı’ya peşkeş çekilmesine sessiz kalamazdı Türk gençliği!.. Hiç bir zaman kalmadı da... Turan Emeksizleriyle, Deniz Gezmişleriyle, Uğur Mumcularıyla daima Kemalist bir meşale taşıdı yüreğinde...

Bugün o meşalenin adı Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu’dur. ADKF, kuruluşundan itibaren Kemalist bilincin bayrağı oldu, çığ gibi büyüdü. Artık sayıları on binlerce satılır duruma gelen İleri ve TÜRKSOLU dergilerini yayımladı. ADKF, bu toprakların insanlarını Kuvayı Milliye’nin Mustafa Kemal’i tanıştırdı. Kemalizmin, kukla aktörlerin oynadığı ‘Atatürkçülük’ rolüyle, mandacılıkla, Kıbrıs’taki ver kurtul baskılarıyla ABD’nin Irak’a saldırısına katılma çığırtkanlığıyla, ‘Avrupa Birliği treni’yle taban tabana çelişen kutsal bir ‘Ata’ yadigarı olduğunu gözler önüne serdi sürekli.

Böylece, ABD Savunma Bakanlığı’nın yarı resmi sözcüsü TRT dolandırıcısı, Belçika vatandaşı, medya tacirlerinin açıklamasına göre, ‘yükselen üçüncü dünyacı bir hareket’(!) olarak ABD’nin bile izlemine girdi. Bu durumda ADKF’ye karşı bir şeyler yapılmalıydı...

ADKF’yi karalamak, marjinal bir yeraltı örgütüymüş izlenimini vermek amacıdaki batı sapıkları sonunda aradıklarını buldular. TÜRKSOLU’nun 24 Mart 2003 tarihli sayısının kapağında, başında bir başlık bulunan bir Saddam resmi yer almıştı. Resmin kapağında “Dayan Irak Dayan Saddam... Ezilen Halklar Yanınızda” yazıyordu...

“Atatürkçü bir dergi Saddam’ı nasıl destekleyebilirdi?!. Üstelik Saddam’ın başına bir Mustafa Kemal kalpağı yerleştirilmişti!.. Üstelik Mustafa Kemal ve Saddam’ın fotoğrafları, hem de bir gazete kağıdına, öylesine ustalıkla üst üste basılmıştı ki, kağıdı biraz oynatmakla fotoğraf ya Mustafa Kemal oluyordu, ya Saddam!..” Ancak bir dangalaklar panayırında yankı bulabilecek bu belirleme, İkitelli hanelerinin ‘semaye’lerince mesken edinilen ‘köşe’lerde yankılanarak aynı düzeydeki bir sonuca ulaştırıldı çabucak: “Bunlar Saddamcı Atatürkçülerdi…”

Oysa onlar da biliyorlardı ki, Kemalizm ezilen bir ulusun direniş bilinciydi. Bir tam bağımsızlık ülküsüydü. Simge olan şey o direnişin tümünün kendini bulduğu şeydi. ABD’nin Irak’a emperyalist saldırısı karşısında, ADKF elbette ezilen bir halkın, Irak halkının ve onun savaşımının simgesi Saddam’ın yanında yer alacaktı.

İyi bilinmelidir; bir simgenin yanında yer almak, onu desteklemek, savaşımında başarılı olmasını istemek, onu ve yaptıklarını bütünüyle onaylamak anlamına gelmez. Örneğin, Cumhuriyet gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kemalizmin tam ağımsızlık bilincinin simgesi olmuş, Uğur Mumcularını, Ahmet Taner Kışlalılarını bu uğurda şehit vermiş bir gazetedir. Ama onu desteklemek, Cumhuriyet’te yazan tüm yazarları onaylamak anlamı taşımaz.

Örnek olarak söylenirse, Cumhuriyet’te sürekli ‘Arayış’ halinde olan bir yazar var. Aslında TÜRKSOLU’nun kapağındaki, bir gazete kağıdında mümkün olmayan fotoğrafa bakanın ister Atatürk’ü ister Saddam’ı görebilme ‘münasebetsizliği’ni bulup çıkaran da bu bey!.. 12 Eylül döneminin Atatürk tüccarı, artık oldukça tok olduğu herkesçe malum bu bey için, hani tamış’ın sözlüklerde bir anlamı olsa, insanın hem tok hem tamış diyesi geliyor. Bu Atatürkçü bey, fetullahın elinden ödül alıyor, fetullah’la elele fotoğrafları gazetelerde yayınlanıyor, şeriatçılarla kol kola televizyon programları yapıyor, bunlardan rahatsız olmuyor; Saddam fotoğraflı TÜRKSOLU’ndan rahatsız oluyor. Aydınlarımız şeriatçılar tarafından katledilirken, yakılırken, o mankenlere tecavüz davasında yazdığı bilirkişi raporlarıyla onları mahkum olmaktan kutarıyor. Hem tok hem tamış, Atatürk düşmanlarını, şeriatçıları aklayan o ünlü bilirkişi raporlarında “Ülkemizin seçkin okullarında okuduklarını saptadığım bu gençlerimizin Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşı olan ilgi ve sevgilerinden mutlu oldum...” demişti. Bir de Saddam’ın söylediklerine bakalım: “Kahraman Atatürk yedi düvele karşı savaştı. Bizim şu andaki durumumuz tıpkı Türkiye’nin Sevr anlaşmasıyla karşı karşıya geldiği durumla aynı. Ama Atatürk ne yaptı? Sevr’e karşı direndi, milli mücadeleye girdi ve Sevr’i yırtarak bugünkü Milli Misak sınırlarını sağlayan Lozan anlaşmasını imzaladı. İşte biz de Atatürk gibi direniyoruz ve direneceğiz.”

Atatürk’e ve Türk ulusuna karşı nasıl bir zavallılık sergilediğini hem tok hem tamış da iyi biliyor... Böyle olunca, Saddam’ın fotoğrafına bakarken boşuna Atatürk’ü görmüyor!..

Yalnızca tok ve tamış değil elbet, örneğin yine aynı gazetede, kendisi bile kendi düzeyini sıfır noktası olarak niteleyen bir zamanların hapishane solcusu dönmeler var. Ülkemizin Avrupa Birliği’ne satışına karşı çıkan herkese saldıran bu tür zevat elbette ADKF’ye de saldırıyor. Cumhuriyet gazetesinin hatırına bile olsa bunlar ancak “sevsinler seni!..” diyerek sevilir...

Gelelim Saddam’ın kalpağına... TÜRKSOLU’nun kapağındaki Saddam’ın başında yer alan onun kendi başlığıydı, orada fotomontajla bile olsa Mustafa Kemal’in kalpağı yoktu!.. Ancak, medyanın büyük sermaye ile oynaşından peydahladığı türedi kırmalar, İkitelli hanelerinin ‘sermaye’si ‘özkök’leri malum beslemeler, kimin kapısına bağlanırsa onun için ‘ulu(yan)engin’dönmeler, patron tetikçisi medya sürtükleri, numaracı cumhuriyetçiler, sıfır noktasının çok derinliklerinde bulunduklarını Mustafa Kemal’in adını her ağızlarına alışlarında biraz daha çukurlaştıklarını, öneğin Kemalist refleksleri sağlam bir kurum olan İstanbul Üniversitesi’nde bir Atatürk düşmanı olarak dolaşıp üniversiteyi kirletemeyeceklerinin uyarısı olarak yumurtalandıklarını bile anlayamamalarına karşın; büyük bir hayranlıkla bağlı oldukları ulu efendileri ABD’ye kafa tutan Saddam’ın başlıklı bir resmi ile karşılaştıklarında onu Mustafa Kemal’in kalpağı sandılar. Sömürülen, ezilen ulusların tam bağımsızlık savaşının bir simgesi olan kalpağın, Türk ulusunca, Kemalist bir bilinçle emperyalist devletlerin sömürü düzeninin ‘kaide’sinde çakıldığını hatırladılar ve ‘acı’ geçeği şahıslarında hissettiler. Belki de hisettikleri çevrelerinde her geçen gün daha çok sayıda Mustafa Kemal kalpaklı her yaştan Türk gencinin dolaşmakta olduğuydu.

Kemalizm, bunların ağababalarına, mütareke basınının beslemelerine, tam bağımsızlık ve cumhuriyet düşmanlarına uğradıkları durumdan zevk almayı öğretmiş bir bilinçtir... Bu ikitelli sürtüğü kırmalara da haydi haydi öğretecektir...