26.05.2003/Sayı:31
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Ekonomi
Dünya
Karikatür
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Erol Manisalı
Bedri Baykam

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya Gökçe Fırat

Dayandık...

TÜRKSOLU’na kimler saldırıyor?

TÜRKSOLU ne yaptı da hem emperyalizmi, hem onun uzantısı komprador sermayeyi, hem komprador solu, hem bölücü örgütü, hem sahte ulusalcıları, hem de sahte Atatürkçüleri karşısına aldı?

Şöyle bir bakalım bize kimler saldırıyor?

Kimler yok ki... Başta Hürriyet olmak üzere büyük sermaye, Vakit ve Kanal 7 gibi Şeriatçılar, PKK’sından diğerlerine bölücü terör örgütleri, TKP’sinden, ÖDP’sine Avrupacı ve Kürtçü “sol” partiler, Pepsi ve Fransız istihbaratı tarafından finanse edilen sahte Atatürkçüler, şimdi milliciyi oynamaya çalışan ama herkes tarafından Apo’ya gül vermesi ile tanınan Perinçek tarikatı, Koç’un vasiyetine girebilen “Atatürkçü” eski generaller, TÜRKSOLU okurları olmasa rektörlüğü çoktan elinden alınmış olacak “Atatürkçü” rektör ve onun “sol örgütleri idare etmekten sorumlu” yardımcısı, bölücü örgüt yandaşı belediye başkanının himayesindeki bir ADD şubesi, Üçüncü Dünyacı Atatürkçülerden rahatsız olduğunu açıklayan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz...

Liste uzun gibi gelebilir ama uzun olan sadece listenin kendisi, çünkü listeyi toplasanız hepsi bir avuç azınlıktır.

Bu tabloyu en güzel Nâzım anlatmış Kuvayı Milliyesi’nde,

“İstanbul’da hanımlar,
                           beyler,
                               paşalar,
                                  tül perdeler,
                                       kravatlar,
        apoletler,
             şişeler,
çıtı pıtı dilleri ve pamuk gibi elleri
ve biçare telgraf telleri
devretmek için Amerika’ya Anadolu’yu
şöyle diyorlardı Erzurumdakilere:
... Amerika çok işimize geliyor....”

O tür Atatürkçülüğün devri kapandı

Son olaylara bakıyoruz, bir yanda PKK ve diğer terör örgütleri ellerde satırlar ve döner bıçakları Atatürkçü gençlere saldırıyor. Diğer yanda yukardaki malum liste tek ses halinde haykırıyor: Böyle Atatürkçülük olur mu?

Ya nasıl olur Atatürkçülük?

PKK’ya baş eğecek, ABD’ye diz çökecek, Apo’ya gül verecek, öyle mi?

Bakın, artık o tür Atatürkçülerin devri kapandı, dahası o tür olmayan, Kuvayı Milliyeci ve kalpaklı Atatürkçüler var, hem de düşmanın elindeki silaha bakmadan, korkmadan, yılmadan, yorulmadan, mücadele ediyorlar.

Televizyonlarda Atatürkçü gençlerin bölücü teröristlere karşı kendilerini nasıl da savunduğunu görenler dediğimizi gayet iyi anlarlar...

Bu, Kuvayı Milliye ruhudur.

Çanakkale’yi geçilmez yapan, Yunan’ı İzmir’de denize döken ordunun ruhudur.

Ve bu ordu, tıpkı Kuvayı Milliye gibi parasızdır, teçhizatsızdır ama yedi düvele dünyayı zından edecek kadar güçlüdür; çünkü bir milletin kendini savunmak için yarattığı ordudur.

Bunu mücadele kızıştıkça göstereceğiz ve görecekler. Yunan sonunu nasıl ancak Sakarya’ya geldiğinde anladıysa, onlar da öyle anlayacaklar.

Bu, bizim Türk milletine sözümüzdür. Bir yıl önce manifestomuzda şu çağrıyı yapmıştık:

“TÜRKSOLU, çıktığı bu yolda, Kuvayı Milliye’yle başlayan geleneği layıkıyla temsil etmek için elinden geleni yapacaktır. Bu yolda önemli zorluklar olduğu ortadadır. Ancak tüm zorlukları halkla birlikte aşma kararlılığı taşımaktadır. Türkiye topraklarının özlediği, Türk insanının beklediği Sol’u yaratma mücadelesinde, tüm halkımızı TÜRKSOLU mücadelesine katılmaya davet ediyoruz.”

Bu sözümüzde durduğumuzu ve duracağımızı burdan herkese bir kez daha açıklıyoruz:

TÜRKSOLU’nu durdurabilecek bir güç tanımıyoruz!

Kalpak da “Ya İstiklal Ya Ölüm” de geri döndü!

Nedenine gelince...

TÜRKSOLU bugüne kadar ne yazdı ona bakmak yeterli.

Kıbrıs’ta Türk varlığını ve Türk devletinin bağımsızlığını savunduk, Güneydoğu’da bölücü teröre karşı çıktık, AB ve ABD’nin Türkiye’yi bölme ve paylaşma planlarına karşı çıktık, AB ve ABD merkezli saldırıya karşı Türk ordusunu savunduk,

Her şeyden önce ve sonra ilk defa bir şeyi haykırdık: Burada bir millet var; Türk milleti!

Kimsenin söyleyemediği şeydi bu, çünkü Anadolu’nun işgali yıllarındaki gibi o millet yok edilmek, yok sayılmak, unutturulmak isteniyordu. O millet aşağılanıyordu.

Biz ise bir millet varsa kendini savunur dedik ve yola çıktık. İşte bize saldırının en önemli nedeni budur.

Türk varlığı, Anadolu’yu parçalayıp paylaşmak isteyen tüm emperyalistlerin en büyük kabusu ve nefretidir. Onlar 80 yıl önce Anadolu Türklüğünü yok etmek için büyük bir saldırı gerçekleştirdiler.

Ama kalpaklı Kuvayı Milliyeciler buna engel oldu. Bağımsızlık Savaşımız yıllarca yok sayılan bir milletin “ben varım!” demesiydi.

Son yıllar hem AB’nin hem de ABD’nin büyük baskısı altında Türk milletine büyük bir saldırının gerçekleştiği dönemdi. TÜRKSOLU’nun çıkışı, tıpkı 1919’lardaki gibi, bir milletin yeniden dirilişi oldu, kolay değil hem kalpak geri döndü hem de Ya İstiklâl ya Ölüm!

Artık TÜRKSOLU var!

İşte Türk milletinin sesi bazı Türk düşmanlarını rahatsız etti. Hem de çok fazla. O listeye, o listedeki bir avuç insana bakın, hepsinin bir dış bağlantısını görürsünüz, ya Kürtçülük vardır, ya Ermenicilik, ya Yunan işbirlikçiliği, ya AB’cilik, ya Amerikancılık...

E daha ne olsun, bunlar saldırmayacak da kim saldıracak Türk milletine!

Saldırmaları bizim için çok sorun değil. Bize saldıranın kimliği ya da kimliksizliği, bizim ne kadar doğru yolda olduğumuzun en önemli kanıtıdır. Bu açıdan bu liste bize ne kadar saldırsa o kadar iyidir, çünkü dikkat ederseniz bu liste Türk milletinden ömür billah kabul görmemiştir ve görmesine de imkan yoktur. Çünkü millet kendi düşmanlarını iyi bilir ve ona yüz vermez.

Bu saldırının tek bir anlamı kalmaktadır geriye, artık TÜRKSOLU’nun olduğunu ispatlamak...

Bölücülüğün, işbirlikçiliğin, hainliğin, ajanlığın olduğu yerde onun karşıtı da ortaya çıkar ve o karşılığın adıdır TÜRKSOLU...

Bunu da Nazım anlatır en güzel:

“Ateşi ve ihaneti gördük.
           dayandık,
                        dayandık her yanda,
dayandık İzmir’de, Aydın’da
           Adana’da dayandık,
dayandık, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te"