| Nur Arslan |
|
Amerika'nın Arafat'sız ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek için Irak’a yönelik operasyonları devam ederken, Filistin’e yönelik saldırıları da devam ediyordu. ABD-İsrail ittifakının yıllardır sürdürdüğü Filistin’i ortadan kaldırmaya yönelik saldırıları bu süreçte de sürdü. Amerikan yönetiminin devre dışı bırakmaya çalıştığı Filistin lideri Yaser Arafat, bilindiği gibi Amerikan baskısıyla Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ikinci adamı olan Mahmud Abbas’ı başbakanlığa atamıştı. Arafat, Abbas’ın oluşturduğu kabineye son dakikada onay vermişti. Filistin Devleti’ni yok etmek için 55 yıldır uğraşan Amerika ve İsrail’in uzun vadeli planlarından ilki Filistin halkını lidersiz bırakmaktı. Filistin halkını teslim alabilmek için Arafat’ı yok etmesi gerektiğini çok iyi bilen bu güçler, Arafat’ın devlet başkanlığı sıfatını elinden alarak bu amaçları doğrultusunda önemli bir adım attıklarını düşünüyorlar. Arafat yerine işbirlikçi Abbas yönetimi Amerika ve İsrail’in Filistin’in başına geçirdikleri Mahmud Abbas, Ebu Mazin kod ismiyle biliniyor ve Filistin Konseyinin 1996’dan beri sözcülüğünü yapıyordu. Şaron’un ‘daha modern biri’ olarak nitelendirdiği Abbas’ın iktidara taşınmasında Şaron-Bush ikilisinin rolü olduğu ve Arafat’ın aksine tavizkar kişiliğiyle ön plana çıktığı biliniyor. Arafat yönetiminin yerine iktidara taşınan Mahmud Abbas’ın ilk işi ise, devlet başkanı olur olmaz Amerikalı abilerine iktidar borcunu ödemek oldu. Mahmud Abbas, güvenoyu öncesi yaptığı konuşmada İsrail’e karşı askeri çözümü redederek, Filistin’in bağımsızlığı için savaşan örgütleri silahsızlandırma sözü verdi. 30 Nisan’da ABD, AB, BM ve Rus temsilcilerinin önünde yemin ederek işbaşı yaptı. ABD’nin yeni barış planı Abbas Hükümeti, 29 Nisan 2003’te güven oyu almasının ardından ABD, AB, BM ve Rusya tarafından hazırlanan yeni barış planını açıkladı. “Ortadoğu Yol Haritası” adındaki barış planı üç aşamada Filistin Devleti’nin kurulmasını öngörüyor. Yeni Bakanlar Kurulu’nca 30 Nisan’da görüşülmeye başlanan Yol Haritasına göre; ilk aşamada Filistin tarafı her türlü şiddet eylemine son verecek, Filistin güvenlik birimleri yenilenecek, yeni seçimler ve siyasi reformlara gidilecek. İkinci aşama Filistin seçimleriyle gerçekleşecek. Son aşamada ise, Filistinli mültecilerin durumu konusunda BM kararları doğrultusunda nihai anlaşmaya varılacak. ABD’nin Yol Haritasının uygulayıcısı olarak Filistin halkına dayatılan yeni hükümetin Bakanlar kurulu tarafından yayımlanan bildirgede “Filistin direniş güçlerinin ellerindeki silahların toplatılması” şeklinde bir ibare bile geçiyor. Önce liderinden, sonra silahlarından arındırılmış bir halkın nasıl devlet kurabileceği ise, planın gerçek niyetini gözler önüne seriyor. Yol Haritasının içindeki Filistin Devleti’nin oluşturulması meselesi açıklık kazanmıyor, üstelik Filistin mültecilerinin durumu sürece yayılarak, 2005 yılına kadar erteleniyor. Arafat’ın saf dışı bırakılmasını bile yeterli görmeyen ABD-İsrail ittifakı Filistin Yönetimi’nde reform yapılmasını talep edebiliyor. Yaşanan süreç aslında Filistin halkı için hiç de yeni değil. İsrail’in her fırsatta öne sürdüğü bu maddeler yeni bir barış planı altında tekrar piyasaya sürülüyor. Filistin halkı her barış girişiminin ardından daha büyük bir İsrail saldırısı geleceğini biliyor. Filistin halkının mücadelesinden çıkardığı deneyimler, har barış planının Siyonist emeller taşıdığını gösteriyor. Ancak bu dayatmalar, bu sefer ABD tarafından oluşturulması başarılan yeni işbirlikçi yönetim tarafından muhatap buluyor gibi görüntü çiziyor. Filistin direnişi Arafat’la devam ediyor Ancak Amerika ve İsrail tüm planlarını devreye soksa, Arafat’ın devlet başkanlığını sıfatını elinden alsa bile, Filistin halkı liderine sahip çıkıyor. Halkın işbirlikçileri değil, halkıyla birlikte savaşanları kendine lider olarak benimsedikleri bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu uzlaşma sadece görüntüden ibaret kalıyor. Filistinli örgütler, silahsızlanmayı reddettiklerini, Filistin kabinesinin onaylanmasından 5 saat sonra Tel Aviv’de bir intihar saldırısı düzenleyerek gösterdiler. 3 İsrailli’nin öldüğü, 50 İsraillinin yaralandığı intihar saldırısını El-Fetih’in askeri kolu El-Aksa Şehitleri ve Hamas’ın askeri kolu Kasım Tugayları üstlendi. El-Aksa yaptığı açıklamada “saldırı yeni başbakana siyasi çözüm olmadan kimsenin direniş hareketlerini bitiremeyeceği mesajıdır” açıklamasında bulundu. Yine İsrail Devletinin kuruluşunun 55. yıldönümü olan, Filistinlilerin felaket günü olarak adlandırdıkları El Nakba günü Arafat halkına seslendi. Yeni hükümetin tavizlerine karşın, “İsrail, Filistin ve Arap topraklarından Haziran 1967’deki sınırlara tamamen çekilinceye kadar barış yok” diyerek direniş çağrısında bulundu. Bu çağrının üzerine binlerce Filistinli Gazze ve Ramallah’ta sokaklara dökülerek liderleri Arafat’a destek gösterilerinde bulundular. Tüm bunlar Filistin halkının ve de Arafat’ın, İsrail ile uzlaşma planlarını redettiklerini, işbirlikçi yönetimin halk için hiç bir temsil niteliği taşımadığını gösterdi. Amerikanın komplolarla oluşturdukları Abbas yönetiminin Filistin direnişine yönelen her türlü planı boşa çıkaracaklarını ispatladılar. Şaron ve Abbas intifadayı durdurma kararı aldı Abbas hükümeti ilk görüşmesini ABD’nin hazırladığı Yol Haritasını görüşmek üzere Şaron’la yaptı. İsrail eski Dış İşleri Bakanı Şimon Perez ve Yaser Arafat’ın Eylül 2001’de bir araya gelişinin ardından yapılan ilk üst düzey görüşme gerçekleşti. İki sözde devlet başkanı, barış için ilerlemenin kaydedilmesi için terör eylemlerinin durdurulması sonucunda anlaştılar. Görüşme öncesi yapılan protesto görüşmelerinin ardından, Arafat’a yakınlığı ile bilinen Filistinli Bakan Saib Erolat istifa etti. Bu ise yeni hükümet içinde Arafat yanlıları ile, Abbas yanlıları arasında da bir saflaşmanın her an doğabileceği yorumlarına neden oldu. Görüşme sonucuna Filistin halkının cevabı geçikmedi. Görüşmeden önce El Halil’de başlayan intihar saldırıları, Kudüs’teki iki patlamayla devam etti. 9 kişinin öldüğü, 20 kişinin yaralandığı intihar saldırılarını ardından, Şaron Amerika gezisini ertelemek zorunda kaldı. Şaron ve Abbas barış görüşmeleri yaparken silahlı Filistin Direnişi’nin devam ettiği böylece tüm dünya kamuoyuna duyurulmuş oluyordu. Onar gizli kapılar ardında anlaşmalar imzalarken, Filistinliler İsrailli öldürmeye devam ediyordu. İntifada tüm hızıyla devam adiyordu. Mescid-i Aksa Yahudilere açılamaz Tüm bu gelişmelerin ardından İsrail İç Güvenlik Bakanı’nın, parlementoda yaptığı konuşmasında Mescid-i Aksa’nın ibadet için Yahudilere açılacağı yönündeki haberler, 15-16 Mayıs tarihli gazetelerde yer aldı. Mescid-i Aksa’nın Yahudilere açılması için bir yasa çıkarılması, 4 bakanın da bu yönde girişimler içinde bulundukları belirtiliyor. 2000 yılının Eylül’ünde, Şaron’un İsrail güvenlik birimleriyle Harem-i Şerife’ye giderek, mescidin Yahudilerce ziyaret edileceği mesajı ikinci intifadanın başlamasına neden olmuştu. Aksa İntifadası Şaron’un bu girişimlerini durdurmuştu. Filistinli yetkililer Şaron’un bu girişimine “2. İntifada devam ediyor” mesajıyla karşılık verdiler. Böylece Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği, dolayısıyla Müslümanlar için kutsal değeri olan Mescid-i Aksa’nın Yahudilere açılmasına izin verilmeyeceğini duyurmuş oldular.1 |