Gökçe Fırat - Neden "Hayır"
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Neden "Hayır"
GÖKÇE FIRAT
Yeteerrrr!
GÖKÇE FIRAT
Hukukçular,
gün cesur olma günüdür!
 

Gökçe Fırat
Neden "Hayır"

Fethullah ve püf noktası

Fethullah ne diyordu:

“Arkadaşlarınızın mevcudiyeti, İslam'ın geleceği adına bu işin garantisidir yani. Bu açıdan Adliye’de, Mülkiye’de veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin. Hálá bu sistem devam ediyor. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım, keşfetmeleri lazım. Aşmaları lazım. Bu da meselenin diğer bir yanıdır.”

Evet, bundan on yıl önce televizyonlara düşen ünlü kasedinde böyle diyordu Fethullah. İki kurum ise öncelikli önemliydi, biri adliye, biri mülkiye. Bu iki kurum ele geçirilecekti.

Ama bu konuşmada asıl önemli kavram “püf noktası” kavramıydı.

Sistemin püf noktaları bulunacak ve aşılacaktı!

İşte şu anda yapılacak olan referandum, bulunan bu püf noktalarından birisidir, belki en önemlisidir. En önemlisidir çünkü bu anayasa taslağı geçerse, AKP’nin artık püf noktası bulması ve aşması gibi bir sıkıntısı kalmayacak. Çünkü sistem AKP’nin eline geçmiş olacak!

Tayyip ve hukuk yanyana gelince neden ters mıknatıslanma yapar?

Peki bu referandumla ilgili püf noktaları neler?

AKP inanılmaz bir yüzsüzlükle, tarihin en yalan kampanyasını yürütüyor, en büyük demogoglar sahne alıyor, en büyük tehditler savruluyor, en kafa karıştırıcı söylemler havada uçuşuyor.

AKP’nin tüm bu kirli, kara ve yalan propagandasının altında yatan püf noktaları o nedenle açığa çıkartılmalı.

AKP’nin en çok başvurduğu kavram, yargının meclisi kuşattığı.

Tayyip Erdoğan’ın hukuk düşmanlığı, Yargıtay’a, Danıştay’a kini, Anayasa Mahkemesi ile olan “ters mıknatıslanması” en bilinen şeyler.

Öncelikle “hukuk ve Tayyip”in, “hukuk ve AKP”nin neden biraraya geldiklerinde böylesine bir “ters mıknatıslanma” yaptığını açıklayalım.

Bundan 3 sene önce şöyle yazmıştık:

“Kürt-İslam Sentezi aslında bir sentez değil faşizmdir ve bu ikisi arasında çok önemli bir fark vardır.

Kürt-İslamcı güçler, kendi güçlerine güvenerek demokratik bir ortamda iktidara gelip, bu iktidarlarını da yine demokratik bir rejim altında sürdürecek bir geleneğin ürünü değildirler.

Temelinde bir kabile düzeyini hiç aşamamış ilkel bir Kürt kavmiyetçiliği ile yine bu toplumsal yapının ürünü olan şeyhlik olduğu için Kürt-İslamcı hareket doğal olarak ilkel bir diktatörlük, faşizm ile kendini ortaya koymaktadır.

Her siyasal ideoloji çağımızda hukuksal zeminde yükselir. Ancak bu Kürt-İslamcı faşistler kesinlikle hukuksal bir rejime karşıdırlar. Bunların düzeninde değil hukuğa, kanuna bile yer yoktur.

Bunlar hukuk devletini rafa kaldıracak, kanun devletini bile mumla aratacak bir emir devleti kuracaklardır.

Burada emir devleti ifadesi tam oturmaktadır: Nitekim bugün bile Şeriatçı ülkelerin başında Emirler bulunmaktadır.

Şeriatçı rejimin sahipleri, Şeyhler, Emirler gücü halktan değil Allah’tan aldıklarını iddia ederler. Bu nedenle halkın iktidardaki temsilcisi değil, Allah’ın yeryüzündeki emir eridirler.

Şeriatçıların ağzındaki “Allah’tan başka kimseden korkmam” sözünün gerçek anlamı da “Allah’tan başka kimseye hesap vermemektir.”

Böylece yeryüzünde her türlü hukuki yaptırımdan kurtulur, öbür dünyada Allah’a hesap vereceklerini söylerler.

Şeriatçı hareketin bu hukuksuz, kanunsuz ve elbette halktan onların çok sevdikleri ifadeyle “cumhur”dan bağımsız ve onun üstündeki diktatörlüğü böylesi bir ideolojinin sonucudur.”

Tayyip’in yargı korkusu

Böylesi bir bakış açısı içinde yetişen bir faşistin hukuktan korkması aslında onun demokrasiden ve en başta da halktan korkması anlamına gelir.

Tayyip, her ne kadar “halka gidelim” söyleminin ardına sığınsa da, aslında onun hukuk korkusu, halk korkusundandır.

Nitekim kendisi yıllar öncesinde “halkı din, dil, ırk kökeninde ayırarak iç düşmanlık ve kışkırtıcılık yapmaktan” mahkum olmuş, sabık bir kışkırtıcıdır.

Aynı kışkırtıcılığa bu referandum kampanyasında da tam gaz devam etmekte, halkı ikiye bölmekte, birbirine karşı kışkırtmakta, kamplara bölmeye çalışmaktadır.

Gelelim şu yargı kuşatması meselesine.

Bir siyasetçinin, hele hele bir iktidarın yargıdan bu şekilde bahsetmesi bile aslında suçtur.

Çünkü yargı, parlamenter demokratik sistemde zaten “yürütmeyi” ve “parlamentoyu” hukuki yönden denetlemek için vardır.

Yani yetkiyi eline geçiren istediğini yapamasın, Tayyip gibi ali kıran baş kesen olmasın diye yargı üçüncü ve bağımsız bir erk olarak kurulmuştur.

Tayyip, yargıya hesap vermek zorunda olan bir hükümetin başındaki insandır. Eğer hukuksuzluk yaparsa yargının buna karşı çıkması en doğal olanıdır, çünkü yargı suç işlenmesine göz yumamaz.

Nasıl ki her Türk vatandaşı, tüm kanunlara uymak zorundaysa, en başta hükümet de uymak zorundadır. Hükümet olmak demek yargı denetiminin dışına çıkma hakkı vermez kimseye.

Ama Tayyip’in istediği tam da budur, hata daha beteri, yargının kendisine doğrudan bağlanmasını istemektedir.

Nitekim evet çıkarsa, yargı, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı Tayyip’in eline geçmiş olacaktır.

Yargı düşmanlığı yapmak suçtur

Tayyip Erdoğan’ın yargı kurumu ve mensupları hakkında kullandığı kelimeler son derece kışkırtıcıdır ve suç niteliğindedir.

Türkiye’de hiçbir katil, hiçbir hırsız, hiçbir tecavüzcü kalkıp Danıştay’a, Yargıtay’a, hukuk sistemine küfredemez.

Yargıya karşı söylenen bu sözler, birincisi ceza hukuğu açısından kovuşturmayı gerektirir. Ama Tayyip’in dokunulmazlığı olduğu için bu kovuşturmalar açılamamaktadır.

İkincisi tazmunat hukkunu ilgilendirir, her bir hakimin ve hukukçunun kendisine tazminat davası açma hakkı doğurur. Bugüne kadar bu hak kullanılmamıştır ama aynı anda binlerce yargıç ve hakim Tayyip’e dava açabilir.

Ama en önemlisi Tayyip’in bu açıklamaları, doğrudan anayasa hukukunu ilgilendirir. Çünkü yargı düşmanlığı, parlamenter sistem ve demokratik rejime karşı girişilen bir suçtur.

Anayasa Mahkemesi’nin sadece bu sözlerden dolayı bile AKP’ye karşı bir kapatma davası açması gerekmektedir. Çünkü, demokratik rejimi ortadan kaldırmaya çalışmak, Anayasayı ihlal suçuna girer.

Anayasa Mahkemesi AKP’nin eline geçecek

Referandum taslağının öne çıkan iki püf noktası var: Anayasa Mahkemesi (AYM) ve HSYK’nın yapısı.

Bilindiği gibi AKP her iki hukuk kurumuna da düşman. Düşman ama bu kurumları ortadan kaldıramıyor. Kaldıramadığı için de bir şekilde aşmayı çalışıyor.

En önemlisi Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesi.

AYM’nin 11 asıl, 4 yedek üyesi bulunmaktadır.

2 asıl üyeyi Yargıtay, 2 asıl üyeyi Danıştay, 1 asıl üyeyi Askeri Yargıtay, 1 asıl üyeyi Askeri Yüksek İdare mahkemesi, 1 asıl üyeyi Sayıştay, 1asıl üyeyi YÖK, 3 asıl üyeyi ise avukatlar arasından, Cumhurbaşkanı seçer.

Yani mevcut düzenlemede tüm AYM üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Sistemimizde TBMM’nin AYM üyesi belirleme yetkisi yoktur.

AKP’nin referandum paketinde ise AYM’nin üye sayısı 11’den 17’ye çıkartılıyor. Bu 17 üyeden 14’ünü Cumhurbaşkanı, 3’ünü ise TBMM seçiyor.

Görünüşe bakılırsa pek bir şey değişmiyor ama püf naktasına baktığımızda herşey değişiyor.

Birincisi TBMM AYM üyelerini %50 çoğunlukla seçiyor. Yani bir uzlaşma aranmıyor, çoğunluk hükümeti tüm üyeleri kendi yandaşları arasından seçebilecek.

Böylelikle AYM içinde 3 hükümet müfettişi yerleştirilmiş olacak.

Ama daha önemlisi diğer 14 üyenin seçimi.

Sayıştay’ın üye sayısı 1’den 2’ye çıkarılıyor. Ama zaten Sayıştay üyeleri de TBMM tarafından seçiliyor.

Demek ki aslında bu 2 üyeyi de TBMM belirlemiş, yani %50 çoğunluk elde eden hükümet belirlemiş olacak.

AYM içindeki hükümet temsilcisi sayısı böylelikle 5’e çıkmış oluyor.

Şu anda 1 olan YÖK kontenjanı da 3’e çıkartılıyor. YÖK de bilindiği gibi AKP’nin tüm 12 Eylül karşıtı söylemine karşın kaldırmadığı bir kurum. Ve tümüyle hükümetin denetiminde.

3 üyeyi de burdan ekledik mi hükümet temsilcisi sayısı 8’e çıkıyor.

Cumhurbaşkanı’nın doğrudan kendi tercihiyle seçtiği üye sayısı 3’ten 4’e çıkıyor. Cumhurbaşkanı da hükümet tarafından belirlenmiş bir cumhurbaşkanı.

4 üyeyi daha ekledik mi AYM içinde 17 üyeden 12’sinin doğrudan hükümet temsilcisi olduğunu görüyoruz.

Bu ise doğrudan doğruya AYM’ni ele geçirmek anlamına gelmektedir.

Tayyip’in katakullisi

Hukuki açıdan püf noktası bununla sınırlı değil elbette.

Çünkü AKP %33 oyla iktidar geldi ve TBMM’nin % 67’lik çoğunluğunu ele geçirdi.

İkinci gelişinde oyları artmış % 42’yi bulmuştu ama bu defa yine TBMM’nin %60’ını denetledi.

Bu ise demokrasinin en önemli koşulu olan temsil adaletinin çiğnendiğini gösterir. AKP’ye oy veren %40 ile TBMM’nin %60’ı ele geçirilmekte, bu şekilde AYM’nin 17 üyesinden 12’si hükümet tarafından belirlenmekte ve buna halkın, milletin seçimi denmektedir.

Kaldı ki AKP milletvekillerini de AKP teşkilatının değil tek başına Tayyip Erdoğan’ın belirlediğini biliyoruz.

Yani AKP’nin sisteminde Tayyip milletvekillerini belirlemekte,

o milletvekilleri cumhurbaşkanını seçmekte,

elbette Tayyip’in belirlediği adayı seçmekte,

sonra Tayyip’in belirlediği cumhurbaşkanı Tayyip’in milletvekillerinin önerdiği adaylar arasından AYM üyeleri seçmektedir.

Bu, tam da Fethullah efendinin bahsettiği “katakulli”dir!

Tayyip, sistemin püf noktasını bulmuş ve aşmıştır.!

Tayyip’e başkanlık, Kürdistan’a özerklik gelecek!

Öncelikle siyasi partilerin denetimini AYM yapıyor. Yani Anayasal düzenin dışına çıkacak partiler AYM tarafından denetleniyor ve en büyük yaptırım olarak da kapatılabiliyor.

AKP hakkında açılan kapatma davasında ise AKP’nin laiklik karşıtı odak olduğu ancak kapatma yerine para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmişti.

Eğer bu referandumda evet çıkarsa bir daha AKP hakkında açılacak davaya AKP’nin belirlediği AYM üyeleri bakacak!

AKP’nin her türlü hukuk dışılığı bu şekilde AYM güvencesi altında yapılmış olacak.

Kaldı ki herhangi bir milletvekili kendi partisinin kapatılmasına yol açacak bir eylemde bulunsa bile milletvekilliği düşmeyecek.

Mesela BDP’nin bir milletvekili dağa çıksa bile milletvekilliği düşmeyecek!

Ama çok daha önemlisi AKP’nin önümüzdeki dönem hazırlayacağı yasa teklifleri de AYM denetiminden geçecek.

Örneğin PKK’nın önerdiği özerk Kürdistan’ı AKP bir yasa haline getirirse ne olacak?

Muhalefet AYM’ye başvuracak. AYM’deki AKP’li üyeler ise bunun Anayasa’ya uygun olduğu kararını verrlerse Özerk Kürdistan kurulabilecek.

Mesela parlamenter sistemde Cumhurbaşkanlığı’na başkanlık yetkisi verilir ve bu yasalaştırılırsa ne olacak?

AYM bu değişikliği de onaylayacak.

Kısacası çok kısa bir dönemde, yani 2011 seçimlerine kadar geçecek dönemde Tayyip’in başkanlık, Kürdistan’ın özerklik yolu açılabilecek.

Kaldı ki AYM’yi ele geçiren AKP’nin seçim yasasında yapacağı değişiklikleri düşünmek bile korku veriyor.

Ama 2011 seçimlerini de alacak bir AKP zaten bir daha seçime gitmeyecektir. Çünkü tüm kurumlar ele geçmiş olacaktır.

HSYK’nın ele geçirilmesi

Referandumda ikinci önemli kurum ise Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK). HSYK’nın görevi hakim ve savcıların atamasını yapmak, gerekirse görevden almak.

HSYK’nın 5 hukukçu üyesi var. Bunların 3’ü Yargıtay’dan, 2’si Danıştay’dan seçiliyor. Adalet Bakanı Kurul’un başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ise kurulun üyesi. Böylelikle 7 kişilik bir kurul oluşuyor.

Referandum paketi ile kurulun hukukçu üye sayısı 10’a çıkarılıyor. Ama bu 10 üyeyi Tayyip’in düşman olduğu Danıştay ve Yargıtay değil, tüm hakim ve savcılar seçiyor.

Daha demokratikmiş gibi gelen bu seçimin de elbette püf noktası var. Yargıda tecrübeli ve hukuk devleti bilinci ile yetişmiş Yargıtay ve Danıştay üyelerini tasfiye etmek. Fethullah’ın deyimiyle aşmak!

Ama bu kadar değil. HSYK’nın üye sayısı 21’e çıkıyor. 10’unu AKP’yi hakim ve savcılar seçecek ama kalanları kim belirlecek?

4 üyeyi Cumhurbaşkanı seçecek.

Yargıtay yine üç üye seçecek ama Danıştay’ın payı 2’den 1’e düşecek.

1 üye ise Türkiye Adalet Akademisi tarafından belirlenecek.

O halde 21 üyelik HSYK’da 2’si doğrudan Hükümet temsilcisi, 4’ü Cumhurbaşkanının seçtiği hükümet temsilcisi, toplam 6 sağlam AKP’li olacak.

Eğer hakim ve savcıların seçtiği 10 üyeden 5’i de AKP’li olursa, kuruun 11 kişilik çoğunluğu AKP’nin, dolayısıyla Tayyip’in eline geçmiş olacak!

HSYK’nın başkanı din öğretmeni olacak!

Peki HSYK neden önemli?

HSYK, Yargıtay ve Danıştay üyelerini belirliyor. Yani Tayyip’in düşman olduğu kurumları. AKP’nin bir türlü ele geçiremediği kurumları.

Böylelikle Yargıtay ve Danıştay da AKP’nin eline geçmiş olacak.

Mesela şu an görülen Ergenekon davası Yargıtay’a gittiğinde, Yargıtay zaten AKP tarafından belirlenmiş olacak!

Tabi işin daha hukuksuz yanı, Yüksek Yargı mensuplarının atamasını yapacak üyelerin Yüksek Yargıdan değil, sıradan hakim ve savcılar tarafından belirlenecek olması.

Mesela önümüzdeki dönemde HSYK Başkanvekili sıradan bir hakim ya da savcı olabilir. Hukuki kıdem olarak kendi üstlerinin atamasını bu kişiler yapmış olacak.

Tabi bir de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının seçimi var.

Mesela AKP’nin ele geçirdiği HSYK’nın seçeceği Başsavcı CHP ve MHP için kapatma davası açabilir!

Açar ve üsteklik bu davaya 12’si AKP’li olan AYM bakacaktır.

HSYK’yı ele geçirmek aynı zamanda diğer siyasi partileri ele geçirmek için atılmış bir adımdır.

Ama çok daha vahimi, HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı’nın yetkilerinin arttırılması. Böylelikle tüm HSYK atamalarını Bakan yapacak.

Yargı bağımsızlığı sizlere ömür.

Peki Bakan nasıl seçilir?

Ülkemizde bakan olmak için ilkokul mezunu olmuş olmak yeterlidir.

Mesela AKP önümüzdeki dönem İmam Hatip Lisesi Mezunu birini ya da bir lise din öğretmenini Adalet Bakanı olarak atarsa, bu bakan tüm hukuk sisteminin başına geçmiş olacak.

Yargıtay ve Danıştay üyelerini bu din öğretmeni belirleyecek.

Yani Fethullah’ın deyimiyle sistem aşılacak!

Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

diz üstünde yaşamaktansa ölmek daha iyidir. Yoldaşlar! Biz yolumuzdan sevdamızdan kavgamızdan vazgeçmeyiz. Devrim şehitlerinin boşa ölmediğini , yumruğumuzu boşa kaldırmadığımızı bir gün herkes anlayacak... Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama bir baharı asla!!!

Devrim, Antalya
12 Eylül 2010


SÜNNİ İSLAMCILIĞIN GİZLİ SİYASETİ 

Büyük Orta Doğu Siyasetinin en önemli silahı sünni islamcılık siyasetidir. Adalet ve Kalkınma Partisi bu siyasetin temsilcisi olan partidir. AKP sünni islamcılık siyasetini toplumdan gizleyerek sekiz yıl iktidarda kalmış, toplumun her kesiminden oy almayı başarmıştır. Büyük Orta Doğu Projesi bir ABD projesidir.AKP ise bu projenin eşbaşkanlığını üstlenmiş bir partidir. Recep Tayyip Erdoğan bu projenin eşbaşkanının bizzat kendisi olduğunu onlarca kez gururla belirtmiştir. BOP'un eşbaşkanı olduğunu hiç bir zaman yalanlamamıştır.

Barış ve Demokrasi Partisi ise bu projenin kürtçü sünni siyasetinin temsilcisi olan partidir. ABD bu iki partiyle projesini gerçekleştirmek istemektedir. Dikkat edilirse bu iki partinin ortak özelliği ABD'nin öngördüğü bu siyaseti gerçekleştirmek için canla-başla çalışmalarıdır. ABD'nin bu siyasetini gerçekleştirmek için bu iki parti de saflarını ABD yanında konumlandırmışlardır. Buna kuşkusuz ki Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi de dahildir. Bu Türk Milletine savaş ilanıdır. Nitekim toplumda kargaşa yaratarak Türk Milletine karşı terör estirenlerle, Türk Milletini devletin valisiyle, kaymakamıyla, emniyetiyle baskı altına alanlar Türk Milleti'ne karşı ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesinin siyaseti yanında yer almışlardır. Nitekim bu ittifak Habur Kapısında tescillenmiştir. Türk Milleti'ni tuzağa düşürmeye çalışanların foyası bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış, Türk Milleti kendisine giydirilmek istenen kefenin farkına varmıştır.

Türk Milleti'nin Habur gösterisini tel'in etmesinden sonra AKP, bu bozgununu topluma unutturmak için durup dururken bir anayasa meselesi çıkarmıştır. BOP'un gerçek yüzü bütün çirkinliğiyle gün yüzüne çıkmış; AKP ile BDP bir Amerika Birleşik Devletleri Projesi olan sünni islamcılık ile sünni kürtçülük siyasetini alenen dillendirmeye başlamıştır. Bu siyaset; dozunu iyice artırmış diğer mezhep bireylerine karşı aşağılama, sindirme, yıldırtmalarla gerçek yüzlerini göstermekten çekinmemişlerdir. Bu onların gerçek yüzüdür. İnsanlığın kullanmaktan imtina ettiği suçlamalar Büyük Orta Doğu Projesine iman edenler tarafından gerek kendi ağızlarından, gerek kendilerine bağlı gazeteler, televizyonlar tarafından günün yirmidört saati Türk Milleti'ne karşı yapılmıştır. Şimdi BOP'un savunucuları halkoylamasında Türk Milletinden anayasaya evet demesini istemektedir. Bu anayasaya evet demek ileride Türk Milleti'nin varlığına son verecek temellerin atılması demektir. Daha sonra ise bütün acımas
 ızlığıyla sünni islamcılık, sünni kürtçülük yürürlüğe konacaktır. Çünkü ABD siyaseti budur. Bu siyasetin bir önceki adı ILIMLI İSLAM, daha önceki adı ise YEŞİL KUŞAK projesiydi.

İşte Ey Türk Milleti! Bu siyaseti kabullenmen senin ilerde yok olacağının yasal dayanağını kendi ellerinle onaylaman demektir. Öyleyse yapman gereken; bu sinsi tuzağa HAYIR! demendir. Bu oylamayı önüne bilerek getirdiler, süslediler-püslediler. Bir gün sana "Kendi düşen ağlamaz" dememeleri için onları şimdiden sen ağlat. Fırsat elindeyken, daha geç değilken halkoylamasında "HAYIR"de. Seni ağlatmak isteyenleri şimdiden sen ağlat ki ilerde sana "Kendi düşen ağlamaz" demeyi umanlar seninle alay edip "KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ!" diyemesin...

Ömer Aybat, İçel
10 Eylül 2010


bu millet senelerdir faşist kesimin maşası olmuştur..bir taraftan fethullah bir taraftan tayyib erdoğan..ARTIK YETER..Şu ana kadar iktidara hep evet hep evet denildi.göz yumuldu.Bizim rolümüz hayır vermekle bitmeyecek bunun üzerine Sayın Gökçe Fırat ve ekibini tbmm'de görmekle işimiz tam yerine oturacaktır.Kürtlere Faşizme Akp'ye YİNE HAYIR ...yaşasın türk solu..

Kadir Toktaş, İstanbul
8 Eylül 2010


REFFERANDUM BİZE İYİLİK DEGİL

Selam olsun adaleti bilene
Referandum bize iyilik degil
Allah sabir versin hayır diyene
Zamanı referandum zamanı degil

Adalet giderse kim getirecek
Adaletsiz durum sürüp gidecek
Kim kimin suçunu nasıl bilecek
Referandum bize iyilik degil

Düşmanlar her yandan saldırdı bize
Hızır gibi yetiş hayır ver gelde
Hakkını sen koru haksız birine
Zman referandum zamanı degil

Vicdanı olanlar evet diyemez
Görüp bilmediğin bildim diyemez
Vicdan sahipleri rahat edemez
Zaman referandum zamanı degil

Beyhude hiç gitme evet demeye
Gittin zahmet ettin bari hayır de
Hiç bir günahın yok günah işleme
Zaman referandum zamanı degil

Kusur günah kimde ise görünsün
Adalet seninle varsın ögünsün
Kamu rahatlasın türkler sevinsin
Zaman referandum zamanaı degil

Geçmişini tanı gelecek sende
Müslüman kardeşi düşman belleme
Adaleti yaşat din ahlak sende
Referandum bize iyilik degil

Adalet kapısı açık herkese
Ne kadar suçlu var şimdi mecliste
Senden kaçanları sen tut ver ele
Referandum bize iyilik degil

akmazmısın yaşamının bendine
Ondan düşman oldu türk milletine
Evet oyu vermek senin neyine
Zaman referandum zamanı degil

Sabit derki hakka açıktır meydan
Ey allahım bizi hayır kurtaran
Her derdine derman olan hukuktan
çıkma  referandum zamanı degil

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
8 Eylül 2010


 

Halkoyu süreciyle ilgili olarak yazılmış en dolu yazı.

Anonim, İstanbul
7 Eylül 2010


Referandum sonucunda evet çıkması Türkiye de bundan böyle yasal demokratik zeminde siyaset yapılmasının imkansızlaşacağı gibi bir sonucu açıkça işaret etmektedir.
Bu koşullar altında ülke büyük bir kaosa doğru sürüklenebilir.
Türkiye bir eşik noktasına getirilmiş olacaktır.
Bu eşik " Kanlımı olacak kansız mı olacak?" sorusunun yanıt bulacağı bir sürecin başlangıcıdır.
Bunu görmeyen gözler görmeli , anlamayan beyinler anlamalı.
Hayır koşullarında da yine ülkede mevcut sorunlar büyüyerek devam edecektir.  Aslında bu bir evet/ hayır oyunudur. Erken Yolaç rolünü oynayanda  ABD ve AB nin ta kendisidir.
Türkiye nin içine sokulduğu bu cendereden çıkış için TEK YOL ULUSAL DEMOKRATİK İKTİDARDIR. Bunu başaracak  güç Türk solu nun siyasal duruşunda vardır. Geleceğimiz kendi ellerimizdedir.
Sevgi ve saygı ile selamlar.

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
4 Eylül 2010


Elbette HAYIR, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
TEK İDEOLOJİMİZ KEMALİZM'DİR SON NEFESİMİZE KADAR

N. Elif Koçak, İstanbul
3 Eylül 2010


12 Eylül referandumunda verceğimiz her oy Kürt-islam faşizmine inecek bir darbedir!          
Yaşasın kemalizm! Yaşasın ulusal sol! Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Partimiz Ulusal parti ve önderimiz Gökçe Fırat!

Sabahattin Talayhan, İstanbul
2 Eylül 2010


Fetullah Gülen yobazlığına, RTE faşizmine, Kürt ihanetine karşı olan her onurlu TÜRK referandumda HAYIR diyecektir!

Mahsum Korkmaz, İstanbul
2 Eylül 2010


Allah belasını versin feytullah ve tayfasının

Kaan, İstanbul
2 Eylül 2010


ben inanıyorum ki bir gün gelecek ve biz bu türk düşmanlarına gereken tepkiyi yaptırımlarıyla birlikte vereceiz[TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR!!! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!] MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Latif, K. Maraş
1 Eylül 2010


artık dur deyin yeter deyin akp defolsun artık TÜRKLÜĞÜMÜZ CUMHURİYET ATATÜRK VE ATATÜRK İLKELERİ KORUMAK İÇİN referandumda tek bir HAYIRRRRR

Şennur, Aydın
1 Eylül 2010


Fet-Tay (Fethullah- Tayyip) hükümeti şunu bilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti Laiktir Laik kalacaktır. Orasını burasını yırtsa da böyle. Araplara özeniyorlarsa, karılarını kızlarını ve oğullarını alıp defolup gitsinler oraya. Ulu Başbuğun kurduğu laik Cumhuriyetimizde yerleri yok bu vatan ve Türk düşmalarının. Evet açıkça söylüyorum. Bunlar ne müslümandır ne de Türk, Türkiye'yi Türkler yönetmelidir. Vatanımıza ve Türklüğümüze sahip çıkmalıyız, Demokratikleşme adı altında, diktaya gidiyoruz. Unutuylmamalıdır ki, Sayın Başkanın daha önce Hitlerle ilgili yazısında vurguladığı üzere Hitler de seçimle gelmişti ve demokrasi ve refah vaadetmişti. Evet demokrasilerde halk ne istiyorsa o olmalıdır, ama, geçim derdine sokularak depolitize edilmiş, siyasi gidişatı yorumlayacak kadar bilgi sahibi olmayan, ayrıca coşkun duygulara sahip bir halkı, tatlı vaadlerle kandrımak ve bir yöne manipüle etmek de mümkündür. Hal böyle olunca da ya halkı aydınlatmak ve gerçekleri göstermek, ya da (durum
  çok acil ise; şimdi olduğu gibi) Cumhuriyeti korumak görevini üstlenenlerin gerekeni yapması zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama tabi demokrasiye uygun olanı halkı bilinçlendirmektir. Bu nedenle hepimiz vatanımız ve Türklüğümüz için elimizde ne geliyorsa yapmalı, adeta demokratik bir kurtuluş savaşı başlatmalıyız. Tanrı Türkü ve onun vatanını korusun..

Türkoğlutürk, İstanbul
1 Eylül 2010


Bu tayyip amerikanın seçtiği ve yetiştirdirdiği kozmik bir ajandır emirlerini fettullah gülen vasıtasıyla alıyor vede uyguluyor zamanında amerikanın büyük ortadoğu projesine bu bir hayaldir ve iddia edenler şerefsizdir namussuzdur diyen biri şimdi o projenin eşbaşkanı peki bu durumda şerefsiz namussuz kim oluyor soruyorum size ya boşverin bizim ülkemizin %60 ı ilkokul mezunudur vede açıkçası cahildir ve yüreği tertemizdir bu tür insanları sadece tek bir şekilde kandırabilirsiniz onu dininden vurursunuz o zaman sizin herlafınıza hipnotize olurlar bunlarda bunu kullanıyor ama halk birgün uyanacak ve bunlar amerikaya bile kaçmaya fırsat bulamayacaklar dipnot.

Sonuna kadar HAYIR!!!

Serkan, İzmir
1 Eylül 2010


Tutuşup ele ele gidelim millet
Hayırla cennete gidecek bu yol
Cümlemiz bir vucut olalım elbet
Haksızlıktan çıkıþ yoludur bu yol

Haklılık arama pazarıdır bu
Cennetle cehennem arasıdır bu
Haklı ile haksız davasıdır bu
Hak katına kadar çıkacak bu yol

Haklı ile haksız kim kimi yener
Hukuk hilelenir ikiye böler
Yargı rafa kalkar hileler girer
Hukuku kaldırma yoludur bu yol

Hukuksuz bir devlet olup çıkacak
Yerine şeriat gelip konacak
Irklar ve meshepler yurdu bölecek
Kanundan nizamdan çıkıþ yolu bu

Hukukun yolundan gitmek gerekir
Sabit zorbalara uyan köledir
Doğruluk her yerde doğru söyletir
Hayır karar verme yeridir bu yol

Ozan Sabit Özdemir, Yozgat
1 Eylül 2010


Tayyip anayasasına hayır demenin bin bir sebebi var. Bu sebeplerden birisi de çocuk istismarının önlenmesinin halkın evet oyuna bağlanması. Bu madde, Türk milletini ve TBMM'yi düpedüz aşağılayan bir maddedir. Bu madde, tıpkı diğer maddelerde olduğu gibi, milletin hayır diyememesi için ortaya konmuş tuzak bir maddedir. Böyle bir maddenin meclisten çıkabilecek bir kararla düzenlenebilmesi söz konusu iken bu konuyu halka sormak çok çeşitli manalara gelir. Birincisi: Mecliste bulunanlar iyiyi kötüyü ayırt edemeyen insanlardan oluşmaktadır ki kararsız kalıp "Bu işi çözse çözse halkımız çözer." denmektedir. İkinci manası, Türk milletine: "Ey Türk milleti! Senin sapıklıkların artık bardağı taşırdı. Senin bu sapkınlıklarına bir dur demek istiyoruz. Biz bu işin içinden çıkamaz olduk. Son kararı sen ver." Üçüncü mana ise: "Bu çocuk istismarcıları hep bizim dinci kesimden çıkıyor. Kuran kursuna giden kız çocuklarına musallat olan cami imamları, Hüseyin Üzmezler, hacılar-hocalar, şeyhler-şıhlar... Bunlar aslında çok dindar insanlardır; ama ah o anayasadaki boşluk yok mu? O boşluktan oluyor tüm bu yaşananlar. Biz bu kişilerle aramızı açmak istemiyoruz. Bu madde anayasaya meclis kararı ile değil de senin kararınla geçsin." Kısacası kurnaz pazarcı mantığı ile oluşturulmuş bir tezgah kuruldu milletin önüne. Tezgahın göz önünde olan kısmında hep göz alıcı hayır denemeyecek ürünler, göz önünde olmayan kısımlarda ise yargıyı ele geçirmek için oluşturulmuş çürük çarık maddeler. İşte Türk milleti kanıp bu tezgahtan alış-verişe evet derse sepetine istemediği ürünleri almış olacak. Türk milletinin alnına çalınmak istenen böyle kara maddelere Türk milleti alnının akıyla hayır demeli.

Turgut Öz, Edirne
31 Ağustos 2010


bu devleti sana emanet edenlere yazık,evet diyenlere yazık.... sadece acıyorum...Atatürk olsaydı sen bu ülkede yaşayamazdın hayır tayyip saltanatına hayır bir gün yıkılacak o saltanat başına.....

Mehmet Çomak, Manisa
31 Ağustos 2010


HAYIR DİYORUZ !!! TAYYİP HAYIR !!! ANLA ARTIK TÜRK YURDUNU YEDİTTİRMEYECEĞİZ VE DE TERK ETMEYECEĞİZ SANA. BUNU SENDE GÖRECEKSİN YAKINDA...

Devrim, Kilis
30 Ağustos 2010


Binbir yokluk, yoksulluk, ihanet, hiyanet, bölücülük, yobazliklar icersinde Bölün(e)mez Cagdaş Laik Türkiye Cumhuriyeti´ni inşaa eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şanli Silah Arkadaşlari´ni 30 Agustos Zafer Bayrami vesilesiyle saygi, sevgi, minnet ve özlem duygulariyla aniyor, Tanri´dan rahmetler diliyorum...

Gavur İzmirli, İzmir
30 Ağustos 2010


Bu referandumda yalnızca çıkması gereken tek gerçek Hayır dır.

Ama Tayyip’in istediği tam da budur, hata daha beteri, yargının kendisine doğrudan bağlanmasını istemektedir.

Nitekim evet çıkarsa, yargı, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı Tayyip’in eline geçmiş olacaktır.

Bizler Kemalistiz. Değişimez gerçek biz Kemalistiz. Kemalizm bunlara tek yanıttır.

Fethullah yada AKP değil tek geçerli ideoloji Kemalizmdir.

Ne mutlu Türküm demeyi söylüyor ve Türk olmak gururunu taşıyoruz.

Murat Pira, İzmir
30 Ağustos 2010


Binlerce yıllık Türk yurdunda özgürce "Türk'üm" diyerek yaşamak için Hayır! diyoruz.

Türkünateşleimtihanı, Antalya
30 Ağustos 2010


 
 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

 
İletişim:  İstanbul: 0212 293 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40