05.05.2003/Sayı:29
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Gökçe Fırat

Irak’ta psikolojik savaş

Psikolojik savaş neden sürüyor?

ABD’nin Irak’a sömürgeci saldırısının ilk aşaması tamamlandı. Amerikan askeri birlikleri, Kuzey’de Musul ve Kerkük’ü, başkent Bağdat’ı, İngilizler ise Basra’yı işgal etiler. Bu bölgelerde büyük ölçüde işgal kuvvetlerinin hakimiyeti var.

Aslında bunun, ABD’nin Irak’a saldırısının başarıya ulaştığını gösteriyor olması gerekirdi. Nitekim ABD’nin devireceğim dediği Saddam ve Baas yönetimi hakimiyeti kaybetmiş bulunuyor.

Ancak bu durumda bile Amerika’nın Irak liderliğine, Baas partisine ve Irak halkına yönelik psikolojik savaşı durmuş değil. O zaman akla bir soru geliyor: Madem ABD savaşı kazandı, madem Irak teslim oldu, madem Saddam devrildi, o halde hâlâ süren bu psikolojik savaş neden?

Amerikancı medya bir taraftan Amerikan zaferini ilan ederken diğer taraftan Irak’a yönelik karalama ve küçük düşürme kampanyasına devam ediyor.

Kampanyada kullanılan tüm argümanları ele aldığımızda, devam eden saldırının nedenini de ortaya koyabiliriz.

ABD, Irak direnişinin simgelerine saldırıyor

Amerikan işgaline karşı Irak direnişinde tüm dünyanın önem verdiği bazı simgeler ortaya çıkmıştı. Herhalde bunların başında Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Es-Sahaf geliyordur.

Bilindiği gibi Es-Sahaf, hergün basına açıklama yapıyor, Irak kuvvetlerinin durumunu, Amerikalıların verdikleri kayıpları açıklıyordu. Bakanın kendine güvenen tavrı ve üslubu da özellikle ezilen halkları derinden etkiliyordu. Bir taraftan ABD’nin yalan haberleri çıkıyor, diğer taraftan Es-Sahaf tüm dünyaya gerçekleri gösteriyordu.

Es-Sahaf Amerikan emperyalizminin yalan egemenliğini yıkan ve onları dünyaya rezil eden kişiydi. Bu o kadar önemli bir görevdi ki, ABD psikolojik savaşının ilk hedefi Es-Sahaf oldu.

ABD’nin Bağdat işgali ile birlikte Es-Sahaf’ın açıklamaları kesilince tüm ezilenlerde Es-Sahaf gelip açıklama yapacak beklentisi yayılırken, Amerikalılar hemen saldırıya geçti: Hani nerede Es-Sahaf’ınız?

Hemen ardından Amerikancı medyanın Es-Sahaf’ı karalayan ve onu küçük düşüren karikatürleri ve fıkraları gelmeye başladı. Bu karikatür ve fıkraların temel fikri Es-Sahaf’ın o güne kadar yaptığı açıklamaların yalan olduğuydu. Yani Bağdat’ın düşüşü ile birlikte, o güne kadar süren Irak direnişi ve o direniş sırasında Amerikan emperyalizmine verilen kayıplar unutturulmaya çalışılıyordu.

Titreyen esirlerden Rambo yaratmak

Bunun diğer yardımcı argümanları da hemen ardından geldi.

Bilindiği gibi ABD’nin Irak’ta yaşadığı ilk şok, televizyonlara çıkan esir görüntüleriydi. Irak Enformasyon Bakanı önce öldürülen Amerikalı askerleri, ardından da esirleri göstermişti.

Amerikan esirlerinin titreyen görüntüleri bir anda Amerikan savaş makinesinin gücüne duyulan yanlış güveni yerle bir etmişti. Öyle ya, Amerikan askerleri o güne kadar hep Rambo olarak çıkmışlardı ezilen halkların karşısına, şimdi ekranlardaki görüntü ise bambaşkaydı.

İşgal sürerken Amerikan esirleri de bulundu. Normalde bu esirlerin bulunması tek bir şeyi gösterirdi: Irak esirlere kötü muamele yapmamıştı ve o güne kadar ABD’lilerin iddia ettiği gibi öldürmemişti.

Fakat kampanya tam tersine işledi. İşte Amerika büyük devletti, esirlerini kurtarırdı, onun esirlerinin kılına kimse dokunamazdı.

Yani Irak yönetiminin insanca tavrı ve esirlere karşı uluslararası hukuka uygun muamelesi dönüp dolaşıp Irak’ın değil Amerika’nın hanesine yazılan bir puan haline geldi.

Amerikan Apaçi’si düşmez!

Bunun önemli bir örneği daha geldi hemen ardından. Iraklı 72’lik bir çiftçinin düşürdüğü Amerikan Apaçi helikopteri Amerikalılar tarafından bulundu. Bilindiği gibi o helikopter düştüğünde, hele hele düşürenin sıradan bir köylü olması tüm dünyada ezilen halklar için önemli bir moral kaynağı olmuştu. Yani Amerikan askeri mekanizması istediği kadar gelişmiş olsun, sıradan insanlar bunu tahrip edebilirdi.

Fakat helikopterin bulunuşu ile birlikte gerçekler yine tam tersine döndü. Amerikan helekopterleri belki düşmüş gibi gösterilebilirdi ama onlara birşey olmazdı. Amerikalılar gider ve helikopterlerini alırlardı.

Fakat burada çok daha önemli bir psikolojik saldırı daha gerçekleşti. Amerikalılar Apaçi’yi düşüren köylünün o helikopteri düşürmediğini, kendisinin de bunu itiraf ettiğini açıkladılar.

Böylelikle ezilenlerin emperyalizme zarar verebilecekleri fikri de ortadan kaldırılmış oluyordu. Tabi Amerikancı medya bununla da kalmadı ve bu köylünün ne kadar üçkağıtçı ve Amerikancı olduğunun propagandasını yapmaya da hemen girişti.

Ardından Amerikan askerlerinin ellerini öpen Arapların görüntüleri yayınlanarak psikolojik savaş doruğa ulaştırıldı. İşte ezilen halklar böyle alçalırdı, işgalcinin elini bile öperlerdi.

Sonuçta Amerikan psikolojik savaşı, 20 günlük Irak direnişinde verdikleri kayıpları unturmayı bu yolla sağlamaya çalıştı. Bunda önemli ölçüde başarılı da oldu.

Psikolojik savaşın hedefi ezilen halklar

Ancak bu psikolojik savaşın esas hedefi Amerikan halkı değildi. Amerikalılar kendi halklarına moral vermeye çalışıyorlardı elbet, ama asıl hedef televizyondan olup biteni izleyen ezilen halklardı. O halklara şu denilmek isteniyordu, sakın ABD’yle başa çıkabileceğinizi düşünmeyin, siz Amerikalılara hiçbir şey yapamazsınız. Yaptığınızı sansanız da Amerika gelir ve bunların yalan olduğunu gösterir.

Dahası da vardı. Irak direnişinden ezilen uluslar bir direniş mesajı alacağına, işte direnirseniz sonunuz böyle olur, en sonunda Amerika kazanır. E, en sonunda zaten Amerika kazanacaksa o zaman direnmenin ne manası var, baştan teslim olun.

İşte işgalden bugüne Amerikan medyasının Irak’a yönelik saldırılarının artmasının nedeni ve hedefi budur, ezilen halkların Amerikan emperyalizmine baş kaldırmasına engel olmak. Direnen bir ulusu aşağılayarak, Amerika’ya itaati sağlamak.

Gördünüz mü Irak direnemedi diyenler

Şimdi bu psikolojik savaşın bizim ülkemizde de epey etkili olduğunu görüyoruz. Gördünüz mü Irak direnmedi, zaten bu Araplara güven olmaz, bunlar savaşmayı bilmez, gördünüz mü bunlar daha vatanlarını bile korumuyor teslim oluyorlar şeklinde propaganda başladı.

Burada öncelikle şunu açığa çıkartmak lazım, Irak’a bu şekilde saldıran insanlara baktığımızda bunların zaten daha baştan Irak’a karşı çıkan insanlar olduğunu görürüz. Yani bugün gördünüz mü Irak direnmedi diyen adama sormak gerekir; sen sanki direnmesini mi istiyordun? Bugün Irak’a saldıranların onları aşağılamaya çalışanların hepsi Irak direnmesin, Irak yenilsin diye dua edenlerdir. Bugüne kadar Saddam diktatör, zalim diyenler birden sanki Saddam dirensin istiyorlardı pozuna girdiler.

Ya bizim efsanelerimiz?

Tabi bu olayın ikincil yanı. Çünkü esas önemli olan şey başka. Psikolojik harbin Irak’taki çalışma tarzını biz kendi tarihimizden de çok iyi biliyoruz.

Her direniş, her devrimci mücadele kendi simgeleri ile, kendi liderleri ile var olur. Simge olan şey, o direnişin tümünün kendini bulduğu şeydir.

Bugün Irak’ta yok edilmeye çalışılan şey işte budur. Çünkü direniş simgeleri yıkılırsa, halk direniş için kendinde moral kaynağı bulamayacaktır.

O nedenle Amerikalılar o helikopter görüntüsünü zihinlerden silmeye çalışıyorlar.

Oysa biz de kendi Kurtuluş Savaşımızdan bu tür destansı örnekleri biliyoruz. Çanakkale’de aynı şekilde İngiliz denizaltısını biz de vurmuştuk. Bizim köylülerimiz de cepheye 200 kiloluk topları kucaklayıp götürüyordu. Bunlar bizim tarihimiz ve gerçekler. Biz, emperyalistleri yurdumuzdan atmayı başardığımız için, kendi destanımızı kendimiz yazabiliyorz. Ancak bugün Irak halkı işgal altında ve onların destanı Amerikalılar tarafından yok edilmeye çalışılıyor.

Saddam ajan olmasın?

Burada çok önemli bir savaş daha var. Saddam Hüseyin’in Bağdat’ın düşüşü ile birlikte ortadan kaybolması, psikolojik savaş mekanizmasını hemen harekete geçirdi.

Gördünüz mü Saddam yok, sakın Amerika’yla anlaşmış olmasın, yok yok daha baştan Amerikan ajanı olmasın!?

Ülkemizin entelektüel seviyesi maalesef bu tür deli saçması şeyleri gerçekmiş gibi gösterecek düzeyde. Komplo teorileri tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de yagın ve bizim ülkemizde de görünür, ortadaki gerçeklerden çok komplo teorisine gizlenmiş saçmalıklar rağbet görüyor.

Şimdi bu insanlara biraz kafalarını çalıştırmayı önermek gerek, bir defa Saddam Amerika’nın adamı olsa bugüne kadar direnmesine ne gerek vardı? İstese o da diğer Arap şeyhleri gibi Amerika ile anlaşıp, ülkesinin kaynaklarını emperyalistlere aktarıp ülkesinin başında kalabilirdi. Ancak bu olmadı ve o ABD ile savaşmayı seçti.

Şimdi bu apaçık gerçekten insanların ABD’ye direndi demek ki ajan yorumunu çıkartmasının ne gibi mantıklı sebebi olabilir ki?

Mustafa Kemal hakkındaki komplo teorileri

Kaldı ki, aynı deli saçması komplo teorilerinin bizzat bizim Kurtuluş Savaşımız ve Mustafa Kemal için de söylendiğini unuttuk mu?

Bakın size şeriatçılar ve bir kısım solcular tarafından piyasaya sürülen bir komplo teorisi aktaralım:

Mustafa Kemal aslında İngiliz ajanıdır, Vahdettin Kurtuluş Savaşı’nı başlatması için onu Samsun’a göndermiştir, ama o İngilizlerle anlaşıp padişahı devirmiştir. Zaten İngiliz donanmasının güvenlik aldığı Karadeniz’de Mustafa Kemal’in Samsun’a kadar gidebilmesinin imkanı mı vardır? Zaten sonuçta İngilizlerle hiç askeri çarpışma bile olmamıştır. Hem üç yıllık koca Kurtuluş Savaşı’nda topu topu kaç kişi ölmüş ki? Böyle Kurtuluş Savaşı mı olurmuş hiç?

Halk akıllıdır komplo teorilerine kulak asmaz

Şimdi ülkemizde bu saçmalıklar kimi çevreler tarafından hâlâ gayrıresmi tarih, esas gerçekler bunlar diye okutuluyor insanlara.

Ama bunların Türk halkı üzerinde bir etkisi olmuyor elbet. Çünkü Türk halkı o Kurtuluş Savaşını yaşayarak ve ölerek verdi, Türk halkı Mustafa Kemal’i bu savaşta gördü ve onun ardından gitti. Dolayısıyla halkın bu tür komplo teorilerine kulak asması düşünülemez bile.

Peki bu tür saçmalıkları kimler çıkartır? Bunu bizim ülkemizde çıkartanların başında Doktor Rıza Nur gelir. O da hem delidir hem şeriatçı. Yani saçmalamak için iki kaynak. Ondan sonra uydur uydurabildiğince, hayal gücün ne kadar genişse o kadar mükemmel bir komplo teorisi kurabilirsin!

Psikolojik savaşın hedefi liderlerdir

Psikolojik savaşta hedef her zaman liderlerdir. Liderleri gözden düşürmek için olur olmadık yalanlar bizzat masa başında üretilir.

Şimdi Amerikan emperyalizmine karşı çıkan ülkeleri ve liderleri bir bir aklımızdan geçirelim ve bu liderler hakkında anlatılanları düşünelim. Bu liderlerin çoğu ya delidir, ya katildir, ya sapıktır! Bugüne kadar Amerikan emperyalizmine karşı çıkanlar arasında hiç normal insan yoktur, ne tesadüfse! Çünkü normal insan Amerika’ya karşı çıkmaz!

Deniz Gezmiş efsanesi nasıl doğdu?

Burada liderliğin önemini anlamak için önemli bir örnek daha var. Biri bizim ülkemizden Deniz Gezmiş.

Bilindiği gibi Deniz Gezmiş tüm Türk halkının sahip çıktığı bir gençlik lideriydi. Düzen onu aşağılamak için elinden geleni yaptı. Deniz İkinci kurtuluş Savaşı’nı örgütlüyordu ancak dönemin Amerikancı medyası Deniz’in ODTÜ yurdunda kızlarla maceralarını tefrika edip onu gözden düşürmeye çalışıyordu.

En son yakalandığında yorgun ve çamurlar içindeydi. Dönemin bakanı onu aşağılıyordu; bu mu Türkiye Halk Kurtuluş Ordasu’nun lideri diye. Onun cevabı ise kalıcı oldu: Beğenemedin mi?

Bugün tüm devrimci gençlerin odaları Deniz’in yorgun ve çamurlar içindeki o resmi ile süslüdür. Düzen başaramamıştır, Deniz o en zor anıyla bile gençlere güç vermektedir.

Peru’dan bir örnek

İkinci bir örnek ise Peru’nun gerillla lideri Başkan Gonzalo. Peru’da Aydınlık Yol gerillalarının lideri olan Abimael Guzman 10 yıl önce yakalandığında Aydınlık Yol ülkenin üçte birini denetliyordu.

Peru’nun faşist ve Amerikancı devlet başkanı Fujimori onu bir kafese kapattı. Kafes hayvanların konulduğu kafeslerdendi ve Gonzalo’ya çubuklu bir mahkum elbisesi giydirilmişti. Dönemin gazete ve televizyonları bu gerilla liderinin nasıl zavallı olduğunu ve hemen çözüldüğünü, örgüt hakkında herşeyi anlattığını duyurdular. Bu iki yıl içinde Gonzalo’dan haber alınamadı. Ve bu iki yıl içinde Aydınlık Yol neredeyse dağılma noktasına geldi.

Fakat bir gün Gonzalo’nun o kafesteki gerçek görüntüleri yayınlandı: Gonzalo örgütüne direnmelerini ve Başkan Mao’nun 100. doğum gününü kutlamalarını söylüyordu.

Yalana dayalı ama başarılı olmuş bir psikolojik savaş örneğidir bu.

Esir olan ne?

Örnekleri çoğaltmanın çok anlamı yok. Amerikancı psikolojik savaşın neyi hedeflediğini iyi kavramamız gerek. Onlar için ezilen milletlerin ve liderlerin ortadan kaldırılması önemlidir, ama daha önemlisi ezilen ulusların beyinlerine ve yüreklerine hakim olmaktır.

Bugün Irak’ta yapılan bundan başka birşey değil. Irak’a ve Arap halkına direnmedi diyenler dönüp beyinlerine ve yüreklerine baksınlar: Amerikan televizyonlarında bu esirlerin görüntüleri de yayınlanıyor mu acaba?