İlyas Salman - Yıkılası anıtlar
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Yoksulların partisi olacağız!
GÖKÇE FIRAT
"Na'vi"ler Alevi mi?
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Kürtçüler üzülecek ama Naviler'in lideri de Türk!
KAYA ATABERK
Hitler'in vatanı Avusturya Apo'ya kucak açtı
ÖZGÜR ERDEM
Ülkücülerin işçi direnişlerine saldırılarının "şanlı tarihi"
İNAN KAHRAMANOĞLU
Kılıçdaroğlu
6 Ok'u biliyor mu?
OKAN İŞBECER
Meclis’te
Hz. Tayyip kavgası
TUĞRUL ÇELİK
Kürt açılımının son davetlisi: Çuvalcı general
YUNUS YILMAZ
İşçinin emekçinin
düşmanı Tayyip
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Senaryolar
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Mauthausen'in korkunçluğu
İLYAS SALMAN
Yıkılası anıtlar
TEVFİK KAYMAZ
Yıldırımlar yaratan
bir milletin çocuklarıyız
EYKAN CAN
Düdüklerin efendisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
 
 

İlyas Salman
Yıkılası anıtlar

Geçen hafta yazamadım. Açıkça diyorum tembelliğim tuttu onun için yazmadım. Yoksa öyle bir ülkede öyle bir süreç içerisinde yaşıyoruz ki, yazacak binlerce konu bulunabilir. Neyse ben köşemi bunun nedenlerini sıralayarak doldurmayacağım.

Bugün oturduğum Asya yakasından İstanbul’un Avrupa yakasındaki Güngören ilçesine gittim. Emniyet Müdürlüğü’ne, belediyeye, sağlık grup başkanlığına uğradım.

Belinin birkaç yerinden fıtık olan küçük kardeşimin ameliyat olması gerekiyordu. Ameliyat masraflarını karşılayamayacağımdan değil, devlet denen aygıtın asli görevlerinden biri olan halkın sağlığının ücretsiz korunması ve halkın ücretsiz tedavi edilmesi meselesini bu sebeple devlete hatırlatma ihtiyacı duyduğum için “yeşil kart” çıkartmaya çalıştım. Bu konu için bir haftadır uğraşıyorum. Sözgelimi kardeşimin üstüne kayıtlı arabası var mı, oturduğu evin tapusu kendi üzerine mi, çalıştığı bir iş var mı, bir geliri var mı yok mu gibi belgelerin imzalı mühürlü edinilmesi yeşil kart almak için şart koşuluyor.

Bir haftada devletin (dövletin) bu konularla ilgili her makamını dolaştım. Ve nihayet işlemleri tamamlayıp yeşil kartı aldım. Asıl anlatacağım konu bundan sonra geliyor. İşlemleri bitirip kartı aldıktan sonra arabama atladım. Kadıköy Bostancı’da Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı sevgili Doktor Kamil Aydın’a iletmek için yola çıktım. (Bu arada yazmadan geçemeyeceğim. Sevgili Doktor Kamil Aydın kendini aşırı milliyetçi olarak, beni de aşırı solcu olarak tanıtır. Aslında bu sevgili dostum bütün utangaç materyalistler gibi bir adam. Gerçekte benim diyen sosyalisti cebinden çıkaracak kadar sosyalisttir.)

Yolda trafiğin keşmekeşi içerisinde bir dakikada on sefer gaz-fren-debriyaj ve vitesle uğraşa uğraşa kaplumbağa hızıyla Güngören’den Topkapı Aksaray yol çatına geldim. Arada etrafa bakıyorum. Topkapı’dan Vatan Caddes’ine dönen yolun iki yanında karşılıklı iki anıt mezar var. Gerçekten de sanat eseri denecek iki anıt mezar. Aynı politik anlayışın, Türkiye Cumhuriyeti’nin değişik süreçlerinde yaşamış iki temsilcisinin anıt mezarları. Biri başbakanlık yapmış, sonradan yönettiği devletin bir organının yaptığı bir darbe ile darağacıyla tanışmış Adnan Menderes. Öbürü yine bir darbe sonrası darbeciler tarafından sunulan iktidar pastasını yiyerek hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı yapmış olan Malatyalı hemşehrim Turgut Özal.

Aynı politikanın uygulayıcıları diyorum, uzun uzadıya sağ-burjuva liberal politikanın ne olduğunu anlatmanın bir anlamı yok. İkisi de son zamanlarda merkez sağ diye dillendirilen Amerikancı sağ politikanın uzaktan kumandalı uygulayıcısı idiler.

Ne yaptılar da şu anda anıt mezardalar? Şu anda ülkemizde yaşanan ve belki de uzun süre yaşayagideceğimiz yoksulluk, işsizlik, ekmeksizlik sarmalının yaratıcıları.

Adnan Menderes’i düşünün. (İnanın asılmış olması demokrat olmaya çabalayan bir aktör olarak içimi sızlatıyor. Neredeyse çocukluğumdan bu yana ölüm cezasının devlet tarafından işlenmiş bir cinayet suçu olduğuna inanagelmişimdir.) Amerika tarafından pişirilip geri bırakılmış ülkelere servis ettiği sözde çok partili burjuva demokrasisinin, ki bu burjuva demokrasisi denilen şey 46 ruhsuzluğunun on yıl süren Amerikancı faşist diktatoryasıydı. Umarım onun Amerika’nın emriyle Kore’ye gönderip öldürttüğü yoksul Anadolu çocuklarının kemikleri emperyalizmin bu uşaklarının yolunda yürüyenlerin korkulu rüyası olur. Menderes gibilerinin 1950-1960 arası on yol uyguladıkları faşizmi hatırlatırcasına diktikleri anıt mezarların yanından geçerken midemin bulandığını açıkça söylemeliyim.

Öbürüne, yani hemşehrim olan Malatyalı Turgut Özal’a gelince, o da emperyalizm tarafından yönlendirilen generallerin yaptığı faşist darbeden sonra hazırlanan sus pus sofrasında sahipsiz köyde eli değneksiz gezen Tufeyliler gibi taam etmiştir.

Bu süreç içerisinde benim garip ümmi halkım sendikasız amele gibi ürkek ve tetikte bir kurtarıcı bekledi. Her yoksul ülkede olduğu gibi örgütsüz olan yoksul ve cahil köylü, sendikasız işçi, örgütsüz öğrenciler (ki bu öğrencilerin büyük çoğunluğu çok uluslu şirketlerin ve 1400 yıllık İslam faşizmi tarafından hazırlanan müfredat programıyla beyni süngerleştirilmiş bir yığındır) bu karmaşada devrimci bir partiyle sağa muhalif olacak bir direniş gösteremediler.

Ben tam bağımsızlıkçı bir insan olarak Mustafa Kemal’in anıt mezarından başkasının ülkemiz topraklarında boy göstermesine şiddetle karşı çıkıyorum.

Geleceğin dünyasında Mustafa Kemal’in yanına antiemperyalist, antioligarşik kavgada yitirdiğimiz Mahir Çayan’ların anıt mezarlarını görmek dileğiyle.

Tek Yol Devrim!


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

İlyas Salman,teşekkürler,dilinize sağlık,bayıldık yazıya,sizin gibi 'bilinçli' sanatçılara çok ihtiyacı var güzel ülkemizin,başka ne söylesek duygu ve düşüncelerinizin 'yerindeliğini'anlatmakta aciz kalır,yine yine tekrar yine yazasanız uyanacağız,zorundayız.

Ayşe, Adana
14 Şubat 2010


ilyas amca, yaşlıların eli öpülmez ama emkçilerin eli öpülürz keşke yanında olabilseydimde bu dürüst yaşmaın , konuşmaların ve sana olna saygımla seni öpebilseydim..

Cemal, İstanbul
13 Şubat 2010


İlyas Salman'ı yazılarına burada rastlayana kadar hiç sevmezdim. Hakkı geçmiş bana bilmeden.
Bu yazıya gelince;
Hani derler ya: "Erkek gibi"...
Aynen öyle, erkek gibi yazmış, gerçekleri adam gibi çekinmeden ve sulandırmadan dile getirmiş.

Hele Menderes, Özal benzerliğini izah ederken birini götürenin öbürünü getirmesini vurgulaması çarpıcı bir tespit.
Bu ülkede ne kadar işbirlikçi varsa kendini Menderes'in varisi sayar.
İyi de onların hepsini Menderes'i asanlar getirmedi mi?
Bu nasıl iş?
Ayrıca bugün içinden bir türlü çıkamadığımız NATO belasını Menderes getirmedi mi?
Gladyo'yu kim getirdi Türkiye'ye.

Sayın Salman,
Hakkınız geçmiş bana.
Siz yazmaya devam edin, ben de okumaya...

Halil Dağ, İstanbul
12 Şubat 2010


simdiyekadar okuyup ayni dusunuyorum dedigim tek yazi eline saglik yorum yapilacak yeri yok.

Yaşar Salur, Karaman
11 Şubat 2010


Sevgili İlyas Salman;şu an ayağa kalktım ve ayakta alkışlamaktan başka aklıma birşey gelmedi.Ömür transfer etmek mümkün olsaydı on yılımı vermeye razıydım.Çünkü sizin gibilerin uzan yaşaması lazım.Saygı ve sevgi sunuyorum.

Turgay Kab, Hatay
11 Şubat 2010


valla cesaret ister bu yaziyi yazmak

Yılmaz, İstanbul
11 Şubat 2010


yüreğinize sağlık değerli ilyas salman

Ahmet, İstanbul
10 Şubat 2010


mükemmek bir yazı

Anonim, İstanbul
9 Şubat 2010


YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

İlker, Elazığ
9 Şubat 2010


Yazınıza yürekten katılıyorum.

Mehmet, İstanbul
8 Şubat 2010


harikasın ilyas salman

Anonim, İstanbul
8 Şubat 2010


yoldas yine cok güzel bir yazi yazmis.

Kerem Erdembilinç, İstanbul
8 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40