Okan İşbecer - Yurttan
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Yoksulların partisi olacağız!
GÖKÇE FIRAT
"Na'vi"ler Alevi mi?
HÜSEYİN ADIGÜZEL
Kürtçüler üzülecek ama Naviler'in lideri de Türk!
KAYA ATABERK
Hitler'in vatanı Avusturya Apo'ya kucak açtı
ÖZGÜR ERDEM
Ülkücülerin işçi direnişlerine saldırılarının "şanlı tarihi"
İNAN KAHRAMANOĞLU
Kılıçdaroğlu
6 Ok'u biliyor mu?
OKAN İŞBECER
Meclis’te
Hz. Tayyip kavgası
TUĞRUL ÇELİK
Kürt açılımının son davetlisi: Çuvalcı general
YUNUS YILMAZ
İşçinin emekçinin
düşmanı Tayyip
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
Senaryolar
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Mauthausen'in korkunçluğu
İLYAS SALMAN
Yıkılası anıtlar
TEVFİK KAYMAZ
Yıldırımlar yaratan
bir milletin çocuklarıyız
EYKAN CAN
Düdüklerin efendisi
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (18)
 
 

Okan İşbecer
Meclis’te Hz. Tayyip kavgası

Geçtiğimiz hafta TBMM, tarihindeki en hareketli günlerden birini yaşadı. Öyle ki, ortaya çıkan manzara Tayvan meclisini aratmadı.

Biliyorsunuz Meclis’teki partilerin grup toplantıları da yapıldığı için en hareketli ve hararetli günü Salı oluyor Meclis’in. Geçtiğimiz hafta da yükselen tansiyon nedeniyle zaman zaman oturuma ara verildi. Action’ı eski TBMM Başkanı Arınç başlattı ve oturuma ara veren Güldal Mumcu’nun odasını basan Arınç ile Mumcu arasında şu diyalog geçti:

Arınç: “Böyle Meclis mi yönetilir? Bu kadar taraflı olunmaz. (CHP’li Çetin Soysal’ı kastederek) Sarhoşlara söz veriyorsun. (Sarhoş yürüyüşü taklidi yaparak) Adamın yürüyüşünü görmüyor musun? Militanca Meclis yönetilmez.”

Mumcu: “Meclis’i nasıl yöneteceği size mi soracağım? Gayet adil yönetim sergiliyorum. Tarafsız davranıyorum. Varsa bir şikayetiniz içtüzük imkanları var. Bana burada saldırmaya ve hakaret etmeye hakkınız yok.”

Arınç ile Mumcu arasında tartışma sürerken odaya bu kez AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş girdi. Elitaş da Mumcu’ya “Meclis’i ne biçim yönetiyorsun?” diye bağırdı. Odadaki MHP’li katip üye Murat Özkan da Elitaş’a “Bağırıp, çağırma. Burası bağırılacak yer mi?” diye tepki gösterdi. Elitaş’ın “Sen sus, iki kişi konuşurken araya mı girilir?” sözleri üzerine Elitaş ile Özkan birbirine girdi. İkilinin yumruklaşmasını AKP’li Harun Tüfekçi önledi.

Kavganın ikinci ve en büyük olanı ise Genel Kurul’da yapıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer hakkında verilen önerge için konuşan MHP Milletvekili Osman Durmuş’un “Nejat Uygur’u ziyaret etmek isteyen hanımefendiye, ‘Gülhane’ye gelmeyin’ demişler. Sizi beyaz önlüklüler sizi, 3-5 kuruşu görünce kendinizi ne sanıyorsunuz? Peygamber olarak anılan bir Başbakan’ın eşini nasıl kabul etmezsiniz? 3-5 kuruş paranıza mı güveniyorsunuz? Sizin muayenehanelerinizi kapatsın da bir görün.” şeklindeki sözleri üzerine tansiyon bir kez daha yükseldi.

Kendisine yapılan sataşmaya cevap vermek için kürsüye gelen Tayyip: “Benimle ilgili bu tür yakıştırmayı yapan siz, ayrıca eşime laf atamazsınız. Bu edepsizliktir, izansızlıktır, ahlaksızlıktır. Sen başörtülüler üzerinden oy toplamak isteyeceksin... Eşimi başörtüsü sebebiyle GATA’ya sokmayanları müdafaa edecek kadar da izansızsın.” diye konuştu.

Ne günlere kaldık ya Rabbim! Türkiye’nin gördüğü en küfürbaz başbakan kalkmış millete ahlak dersi veriyor! Tayyip bu çıkışıyla birlikte Meclis Genel Kurulu’nu tam bir mahalle kahvesine çevirdi ve “sen ahlaksızsın”, “hayır asıl sen ahlaksızsın” derken MHP ile AKP milletvekilleri sille-tokat birbirine girdi.

Bu arada Tayyip’in peygamberlik hikayesi de kısaca şöyle: AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser yapmış olduğu bir konuşmada “Biz Başbakanımızın aşığıyız. Başbakanımız bizim için adeta ikinci peygamber gibidir.” demiş. Görüyorsunuz ya, “Atatürk’ü putlaştırmayın” diyen adamlar Tayyip’i ne yapıyorlar? Daha önce de son Osmanlı padişahı ve II. Atatürk ilan edilen Tayyip bu kez de Peygamber olarak çıktı karşımıza. Allah sonumuzu hayır etsin.

Gelelim Meclis’teki kavgaya. Müsabaka sonunda bir AKP milletvekili rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı.

Dediğimiz gibi geçtiğimiz Salı günü TBMM Tayvan meclisini aratmıyordu. İnanmayanlar yukarıdaki resme bakabilir. Eminiz Tayvanlılar da bizimkileri görüp bunlar bizimkilerden beş beter demişlerdir.

Bence Tayyip bir de Tayvan açılımı yapsın. Kendisinde bu efelik, milletvekillerinde de bu cengaverlik varken, iki ülke meclisi arasında düzenlenecek bir turnuvadan kesinlikle bizimkiler galip çıkar.


Sevilay’ın Albayrak yağcılığı


Sevilay Yükselir


Sadık Albayrak

Sabah’ın “acar” kulis yazarı Sevilay Yükselir geçtiğimiz hafta Tayyip’in dünürü Sadık Albayrak’ın başından geçen bir olayı aktardı bize. Ama sadece adı aktarmak. Öyle bir Sadık Albayrak portresi çizdi ki, neredeyse oturup ağlayacağım.

Efendim mevzu şu, Sadık Albayrak geçenlerde Laleli’de polis tarafından darp edilerek gözaltına alınmış. E, ne var bunda diyorsunuz haklı olarak. Söz konusu kişi Tayyip’in dünürü olunca iş biraz değişiyor.

Sultanahmet’teki bir toplantıdan çıkan Sadık Albayrak ve iki arkadaşı, Laleli’de tramvaya binmek üzereyken bir kaza atlatmışlar. Daha sonra muhtemelen tramvay yolunda karşılarına sivil bir Hyundai marka araç yanaşmış. Sadık Albayrak aracın şoförüne, “Bu yolu kullanmak için özel izniniz var mı?” diye sormuş. Araçtakiler de polis olduklarını ve yolu kullanmaya kanunen izinli olduklarını belirtmişler. Bunun üzerine Albayrak “Ne bileyim polis olduğunuzu. Bir kimlik gösterir misiniz?” demiş.

İşte ne olmuşsa ondan sonra olmuş ve polislerden Fatih Emniyet Amiri olduğunu söyleyen biri “çağırın bir ekip alıp götürsünler şu adamları” demiş. Albayrak ve arkadaşları darp edilmiş, kelepçe takılmış bir halde Beyazıt Polis Karakolu’na götürülmüşler. Bu arada kafayı Albayrak ve arkadaşlarına takan amir de peşlerinden karakola gelmiş. Hakaret ve kötü muamele gırla devam ederken polisler Albayrak’ın telefon açmasına izin vermişler. Karakola gelen bir yakını Albayrak’ın kimliğini açıklayınca paçaları tutuşan polisler “Aman efendim neden Başbakanımızın yakını olduğunuzu söylemediniz” gibi binbir özür çekmişler.

Sadık Albayrak da karakoldan ayrılırken “Arkadaşlar. Velev ki ben Başbakanın dünürü Sadık değil, vatandaş Sadık olarak karşınızdayım. Benim için mühim olan benden ya da diğer arkadaşlarımdan bu yakınlığımdan dolayı özür dilemeniz değil! Mühim olan haksız yere vatandaş Sadık’a karşı gösterdiğiniz bu muameledir! Bakın, yaşım 70. 12 Eylül’de gözaltına alınırken bile bana bu kelepçe takılmadı. Çok ağrıma gitti. Çok üzdü beni. Sizden ricam lütfen vatandaşa böyle muamele göstermeyin.” demiş ve şikayetçi olmayarak da insanlık(!) dersi vermiş.

Köşesinden bu olayı aktaran Sevilay Yükselir de Sadık Albayrak’ı yere göğe sığdıramıyor. Neymiş efendim Sadık Albayrak polise çıkışsaymış “sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye bu olay günlerce manşetlerden inmezmiş de Sadık Bey böyle mütevazilik ve alicenaplık gösterdiği için hiç kimsenin haberi olmamış. Medya camiası da bu vatandaşa sahip çıkmamış da vesaire vesaire.

Vatandaş Sadık Albayrak’ı ayakta alkışlayan Sevilay, Albayrak’ı meslekte söz sahibi duayen olarak ilan ettikten sonra “ben şunun bilmem nesiyim” diye artistlik yapmadığı için ve polisin kötü muamelesine karşın “ben vatandaş Sadık’ım” diyerek devrimci(!) bir direniş gösteren Sadık Albayrak’ı tebrik etmiş.

Bir kere adam zaten olması gerektiği gibi davranmış. Yakınlığını kullanmamış diye tebrik edilmez. Her gün bir sürü vatandaş polisin bu tür uygulamalarına maruz kalıyor. Albayrak bu kadarla kurtulduğuna şükretsin. O karakollara girip de çıkamayanlar var. Üstelik o insanların aradıklarında yardıma koşacak başbakan dünürleri de yok. Sevilay bence Albayrak’ı alkışlayacağına polisin kendine çekidüzen vermesi için çabalasa daha iyi eder.

İkincisi Sadık Albayrak ne yapmış de devrimcilik payesini hak etmiş pek anlayamadık. Sen kimsin? Devrimcilikle ne alakan var? Hangi hakla Tayyip’in dünürü sağcı bir adama devrimcilik payesi veriyorsun? Alt tarafı Tayyip’in damadının CEO’luk yaptığı şirketin sahibi olduğu bir gazetenin yazarısın. Anladık CEO beye yalakalık yapıyorsun da bu kadar açıktan yapıp gözümüze sokmanın alem de yok ki?


AKP’nin fezleke rekoru

TBMM Anayasa-Adalet Komisyonu’ndaki son verilere göre içinde bulunduğumuz 23. dönemde 608 adet fezleke düzenlenerek meclise sunuldu. Söz konusu fezlekelerde TBMM’deki bütün partilere üye milletvekilleri yer alırken Kamer Genç gibi bağımsız milletvekilleri de fezlekelerden paylarına düşeni aldılar. Dosyalardan 75’i hakkında dönem sonuna erteleme kararı veren komisyon, milletvekillikleri düşen Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk hakkındaki 45 dosyayı mahkemelere geri gönderiyor. Meclis’e 20’nci dönemde 252, 21’inci dönemde 247, 22’nci dönemde 298 dosya gelmişti. Bu dönem AKP’liler hakkında 138, CHP’liler hakkında 55, MHP’liler hakkında 22 ve bağımsız milletvekili Kamer Genç’le ilgili 1 dosya bulunuyor. Rekor kırılmasına neden olan eski DTP’liler ise 362 dosyayla fezlekelerin yarısından fazlasına sahip. Eski DTP’lilerin Barış ve Demokrasi Partisi’ne katıldığı kısa sürede gelen dosya sayısı dahi 31’e ulaştı. Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın geçen dönemden kalan 3’er fezlekesi bulunuyor. Komisyon verilerine göre suçlamalar ve dağılımı ise şöyle:

* İhaleye fesat karıştırmak (AKP 10, CHP 1, MHP 1)

* Görevi kötüye kullanma, keyfi davranma, ihmal (AKP 34, CHP 5, MHP 3, eski DTP 4, BDP 1)

* Hakaret (AKP 28, CHP 17, MHP 4, eski DTP 8)

* Zimmet, sahtecilik, dolandırıcılık (AKP 8, MHP 4)

* Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa aykırılık (AKP 6, CHP 1, MHP 2, eski DTP 41, BDP 1)

* Dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet (AKP 2, CHP 2, eski DTP 1)

* Dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet (AKP 4, CHP 6)

* Terör örgütünün propagandasını yapmak, suçluyu övmek (Eski DTP 224, BDP 28)

* Devletin askeri teşkilatını aşağılamak (Eski DTP 2)

* Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet (AKP 5, CHP 1, eski DTP 29)

* Seçim Kanunu’na muhalefet (AKP 16, CHP 4, MHP 4, eski DTP 50)

* Çeşitli kanunlara muhalefet (AKP 10, CHP 3, MHP 2, eski DTP 2).

Görüldüğü gibi burada da AKP’liler birinciliği kimseye kaptırmıyorlar. Bir bölücülük kısmında eski DTP’li yeni BDP’li milletvekilliğinin açık ara liderliği var ama üzülmesinler, Kürt açılımı sürecinde AKP’liler pekala BDP’lileri yakalayıp geçebilirler.

Bu arada bu vatandaşların Meclis’te yasama kurumu üyeleri olduğunu da unutturmayalım. Memleketin yasa koyucuları böyleyse vatandaşı da çok suçlamamak gerek.


Dengir’in densizliği

AKP’nin marjinal Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Adıyamanlılar Vakfı’nın çıkardığı Adıyamanlılar Dergisi’ne bir makale yazmış. Aslında buna makale demek bile abes çünkü bir metnin makale sayılabilmesi için bazı kriterler gerekir. En azından öne sürülen tezi kanıtlamak için inandırıcı bazı deliller ortaya sürmek gerekir.

Peki ne yazmış Dengir Efendi bu sözde makalesinde?

Cumhuriyetin kuruluş aşamasında Atatürk’ün Kürtlere “haklarını verme” sözü verdiğini ancak Cumhuriyetin kurulmasından kısa süre sonra Kürtlerin varlığı yok sayılarak Türk ırkçılığına dayalı bir siyasi sistem oluşturulduğunu ileri sürmüş.

Başka?

“İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidara egemen olduktan sonra ırkçı, şoven düşüncelerini ortaya koydu. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında Kürtler Mustafa Kemal’in öncülüğündeki harekete destek sundu. Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarından başlayarak, şoven, ırkçı, baskı uygulamalarına karşın Kürt isyanları baş gösterdi ve hepsi de kanla bastırıldı. İleri gelen pek çok aile yerlerinden göç ettirilerek zorunlu iskân uygulamasına tabi tutuldular. Kürt dili üzerine yasaklar kondu.” diyor Dengir Mir Fırat. Peki bu tezi Dengir’den başka savunan var mı? Olmaz mı? PKK’lılar!

Klasik Kürtçü Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı-nın bir tezahürü aslında Dengir’inki.

Biliyorsunuz kendisi daha önce de “Cumhuriyet travma yarattı” diye bir çıkışta bulunmuştu. Evet Cumhuriyet bölücü ve gerici bünyelerce travma yaratırken Türk uluslaşmasına dayalı yepyeni bir ülke kuruluyordu.

Dengir Mir Fırat açıktan ifade edemiyor ama asıl hedefinin Atatürk olduğu gün gibi ortada. Ancak henüz Atatürk’e laf edecek cesarete sahip olmadığı için iktidarı ele alan İttihatçılardan falan dem vuruyor. Atatürk’ün iktidar olduğu dönemde İttihatçılarığn iktidarı ele geçirmeleri diye bir şey söz konusu değildi. Çünkü Atatürk İttihatçıları bizzat kendi tasfiye etmişti.

Bir de Atatürk’ün Kürtlere verdiği söz varmış. Güya Atatürk Kürtlere bazı haklar verecekmiş de sonradan vazgeçmiş, Kürtler de bunun üzerine ayaklanmışlar. Nereden biliyorsun Atatürk’ün Kürtlere söz verdiğini. Söz verirken yanında mıydın?

Atatürk dönemi uygulamaları bir Türk ırkçılığı yaratmadı ama ABD’nin Türkiye’yi bölme planı bir Kürt ırkçılığı yarattı. Dengir gibileri de işte o Kürt ırkçılığının birer tezahürü olarak bugün karşımızda duruyorlar.


Anıran ardıçkuşu

Çocukluğumuzda bir çizgi film vardı. Tweety adlı küçük sarı bir kanarya ve onun peşindeki kedinin maceralarını gülmekten katıla katıla izlerdik. Tweety adlı küçük kanarya tehlikeyi sezince “Bir kedi gördüm sanki” derdi.

Benzer bir durum geçenlerde benim başıma geldi. Gazete bürosunda oturmuş günlük gazetelere bakarken birden eşek anırmasına benzer bir ses duydum. Ne oluyor diye düşünürken bir anda heyecanlandım acaba gerçekten o muydu diye. Hatırlarsanız “Obama seçilirse Taksim Meydanı’nda anırırım” diye yazan bir köşe yazarı vardı da Obama seçildikten sonra sözünü tutup da anırmamıştı. Belki havalar soğuktur, kalabalık azdır diye çıkıp anırmıştır diye sevindim ve ikinci anırmayı beklerken heyecanım da gitgide arttı.

Ancak ikinci anırma bir türlü gelmedi. Biraz sonra ben de bir rüyadan uyanır gibi uyandım ve bir de baktım ki ne göreyim? Önümde Sabah gazetesi, Engin Ardıç’ı okurken dalıvermişim.

Her neyse, hikayeyi burada kesip mevzuya gelelim. Geçenlerde medyaya bir haber yansıdı, görmüşsünüzdür. Yakın bir tarihte Norveç’te yaşayan hem Norveç hem Türk vatandaşı iki genç Anıtkabir ziyaretinde Anı Defterine Atatürk hakkında hakaretamiz şeyler yazmışlardı. ?ikayet üzerine Nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak Islahevine gönderilen gençlerle ilgili dava açılmıştı. Velhasıl çocuklar 11 ay 7’şer gün hapis cezası aldılar.

İşte bizim anıran ardıçkuşu da (vay be tam kızılderili ismi gibi oldu) buna içerlemiş ve bir yazı döşenmiş “Anıtkabir defteri kaldırılsın!”

Olur paşam, kaldırmamızı istediğin başka bir şey var mı?

Norveçli çocuklar Türkiye’yi de İskandinavya gibi bir yer sanmışlarmış.

Gören de sanki İskandinavya’da mezartaşlarına tipini bilmem ne yapayım diye yazıyor sanacak. Çocuklar anı defterine tam da bunu yazdıkları için cezalandırıldılar. Sonra da kıvırmaya çalıştılar şaka yaptık falan diyerek ama yemedi.

İşte Anıtkabir defterine böyle abuk sabuk yazılar yazılmasın diye ardıçkuşunun aklına gelen parlak fikir de Anıtkabir defterinin ortadan kaldırılmasıymış. Yani sırf anı defterinin ve Atatürk’ün prestijini düşündüğünden. Yoksa haşa Atatürk düşmanlığından falan değilmiş.

Anıran ardıçkuşu böyle bir yazı yazıp canımızı sıkacağına şöyle güzelcene bir anırsaydı da o güzelim sesini duysaydık sizce de daha iyi olmaz mıydı?


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 

 

Gerçektende yobaz Sabah gazetesinin Atatürk Düşmanı olan  yazarına( lafın gelişi yazar diyorum) hattini bildirmişsiniz. Tebrik Ederim.

Tanhu, İstanbul
10 Şubat 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40