![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Özgür Erdem
Katlettikleri Kemal Türkler’in önderi olduğu Kavel direnişini sahipleniyorlar! TEKEL işçilerinin direnişi Türkiye’yi sarsıyor. Madem öyle, biz de Türk işçi sınıfının mücadele tarihinde kısa bir gezintiye çıkalım... Grev hakkının kazanılması 1963 başlarındaki Kavel Direnişi sayesinde gerçekleşmiştir. Kavel, İstanbul İstinye’de bir kablo fabrikası. Sahibi Vehbi Koç. Fabrikadan 170 işçi, o dönem Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasının üyesi. Bu yaygın sendikalaşmadan rahatsız olan yönetim, 1962 sonlarında sendika üyesi işçileri işten atmakla tehdit etmeye başlar. Bir yandan da işçilerin fazla mesai, kıdem tazminatı gibi haklarında kesintiye gider. Maden-İş üyesi işçiler bunun üzerine direnişe geçer. İşe gitmezler. Fabrika önünde çadır kurarlar. Sendika üyesi olmayan işçiler de zamanla direnişe katılır. Bu fiili bir grevdir. Halbuki Sendikalar Kanunu’nda grev henüz bir hak olarak tanınmamıştır. Grevin ilk günü, yani 28 Ocak 1963’te, “yasadışı” eylemi bastırmak için emniyet güçleri fabrika önüne gelir. Polis şefi işçileri uyarır: “Dikkat, dikkat! Bu grev yasadışıdır! Gereken her şey yapılacaktır! İşinizin başına dönün işçiler! Tekrar ediyorum. Yasadışıdır grev!” Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler yanıt verir: “Anladık bu grev yasadışıdır. Ama bu grev anayasa içidir!” Bu akıllıca yanıt, saldırmaya hazırlanan polisi durdurduğu gibi eylemin de sloganı haline gelir. Ve 35 gün süren Kavel direnişi sayesinde, grev hakkı 275 sayılı Toplu İş sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile yasalara geçer. Kavel direnişi aynı zamanda DİSK’in de kuruluşunun kıvılcımıdır. O gün polis şefini susturan Kemal Türkler, daha sonra greve karşı kayıtsız kalan Türk-İş yönetimini de protesto edecek ve DİSK’in kuruluşuyla sonuçlanacak bir süreci başlatacaktır. Kavel direnişinden 47 yıl sonra, ülkücü gazete Yeniçağ’da Kavel direnişiyle ilgili bir yazı dizisiyle karşılaşınca yüreğimiz sızladı... Yeniçağ’daki yazı dizisinin yazarı Macit Soydan. Başlık ise “Kavel’den Tekel’e, direnişin öyküsü”... “Kavel grevi işçi hareketinde dönüm noktasıdır” demişler. DİSK’in kuruluşundan sonra Türk işçi hareketinin yükseldiğini anlatmışlar! Bir de Kemal Türkler’in fotoğrafını koymuşlar! Ama Kemal Türkler’in ne zaman öldüğünü, kim tarafından öldürüldüğünden bahsetmemişler! Çünkü Kavel direnişinin önderi Kemal Türkler 22 Temmuz 1980’de ülkücü bir katilin saldırısıyla öldürülmüştür! Kemal Türkler’i öldüren ülkücü katil hiç bulunamadı. Kim bilir, belki de Yeniçağ’daki yazı dizisini okuyanlar arasındadır?
Ülkücü hareketin tarihi Büyük bir çarpıtma ve vicdansızlıkla karşı karşıyayız... Çünkü gazetelerinde her gün bir destan gibi TEKEL işçilerinin direnişinden bahseden ülkücülerin tarihi, işçi eylemlerine saldırmakla doludur. DİSK’in kuruluşundan itibaren örgütlenmesini engellemek için her tür baskıyı yapmışlar, pek çok saldırı düzenlemişler, onlarca DİSK üyesi işçiyi öldürmüş, binlercesini yaralamışlardır. Kemal Türkler, öldürdükleri tek DİSK yöneticisi de değildir. Öyleyse, ülkücülerin “hak arama mücadelesi”ndeki yerini kısaca hatırlatalım. 1970’li yıllar işçi direnişlerinin ve grevlerinin arttığı bir dönemdir. Özellikle DİSK üyesi işçiler hak arama mücadelesinin önderliğini yürütmektedir. İşçi sınıfının örgütlü gücüyle baş edemeyen işverenler ve sağcı iktidarlar, çareyi ülkücü militanların şiddetine başvurmakta bulur. Ülkücülerin bir işçi direnişine ilk fiili saldırısı Sabancı’ya ait Bossa’nın Adana’daki fabrikasında gerçekleşir. Türk-İş’e bağlı Teksif sendikasına üye işçiler, sendikalarının haklarını yeteri kadar savunmadığını düşünerek DİSK’e katılmaya karar vermiştir. Bu sırada Teksif, yetkisi kalmadığı halde işverenle masaya oturup kötü koşullarda bir toplu sözleşme imzalar. DİSK üyesi işçiler işbirlikçi Teksif’i protesto için eyleme geçer. Fabrika işgal edilir. Fabrika yönetiminin tepkisi sert olur. Toplum polisi ve jandarma buldozerlerle direnişi kırmak için saldırır. Teksif Sendikası da boş durmaz. Ülkü Ocaklarından büyük bir kalabalık toplar. Ülkücüler “Komünistlere ölüm” çığlıklarıyla direnişteki işçilere saldırır. 60 işçi yaralanır. Aynı senaryo 1974’te Ülker fabrikasında da yaşanır. İşçilerin grevini kırmak isteyen işveren, Ülkü Ocaklarından yardım ister. Ülkücüler kendi yöntemleriyle yardımcı olur: Direnişçilerden Ahmet Özçelik bıçaklanır. Tarihi katliamlarla dolu ülkücülerin 12 Mart sonrası ilk cinayetinin kurbanı da bir işçidir: Petkim’deki işyeri temsilciliğini kazanan DİSK/Petro Kimya İş üyesi Ümit Tok, seçimi kaybeden ülkücüler tarafından bıçaklanarak öldürülür. 1975 yılına gelindiğinde işçi eylemleri ve ülkücülerin bu eylemlere saldırıları sıradan hale gelmiştir. Ağustos 1975’te Maden-İş’e bağlı Sungurlar işçilerinin direnişi Ülkü Ocaklarından gelenlerin taşlı-sopalı-bıçaklı saldırısına uğrar. Üç işçi yaralanır. Ülkücüler yaraladıkları işçilere hastanedeyken de saldırıyor! Dönemin en büyük saldırısı İzmir TARİŞ’te yaşanır. İşçilerin DİSK/Tekstil-İş’e katılmasını engellemek isteyen TARİŞ Genel Müdürü ve AP eski milletvekili Orhan Barut, 10 Aralık’ta Ülkü Ocaklarından 200 kişiyi fabrikaya getirir. Ülkücüler planlı bir saldırı düzenler. Fabrikanın elektrikleri kesilir. Karanlıkta kalan DİSK üyesi işçilere tabanca ve bıçaklarla saldırırlar. Sonuç: Onlarca yaralı. Gözü dönmüş saldırganlar bununla da yetinmez, yaralı işçilerin tedavi olduğu hastaneyi de basarlar. Yaralı işçilerden birini camdan atmaya kalkışırlar! Sloganları aynıdır: “Komünistlere ölüm”. TARİŞ’teki bu ülkücü saldırılar Aralık ayına kadar sürer. O kadar ki, DİSK’e üye işçiler can güvenlikleri kalmadığı için süresiz iş bırakma eylemine başlar. 26 Aralık 1975’te ise Seydişehir Alüminyum fabrikası işçileri Maden-İş’e katılıp direnişe geçince fabrika yönetimi yine ülkücüleri yardıma çağırır. Ülkücülerin düzenlediği silahlı saldırıda bir işçi ölür, dördü ağır on beş işçi yaralanır. Direnen işçiler ülkücüler tarafından tek tek katlediliyor Ülkücülerin işçi direnişlerine 1976’da düzenlediği saldırılar ise şunlardır: - Şubat 1976: Bursa TOFAŞ’taki greve düzenlenen saldırı. DİSK üyesi Muammer Çetinbaş öldürülür. - 11 Mart: Ümraniye PTT işçilerinin grevine saldırı. - 25 Ağustos: Edirne Kartaltepe’de direnişteki DİSK üyesi işçilere saldırı. - 2 Kasım: DİSK/Barder-İş Genel Başkanı Kenan Budak öldürülür. - 9 Aralık: Ülker fabrikasında DİSK/Gıda-İş üyesi işçilerin direnişine saldırı. - Ocak 1977: Yapağı Yıkama Fabrikasında çalışan DİSK/Tekstil-İş işyeri temsilcisi Ahmet Hocaoğlu dövülerek ağır yaralanır. - 7 Şubat: DİSK/Tek-İş Afşin-Elbistan şube yöneticisi Muzaffer Şahin’in evine bombalı saldırı. - 23 Şubat: DİSK/Teknik-İş’in OYAK’taki grevine saldırı. - 20 Mart: DİSK/Lastik-İş’in kuruluş yıldönümü için afiş asan işçilere saldırı. Beton-İş üyesi Avni Ece yaşamını yitirir. Bu tarihten sonra ülkücülerin grev ve direnişlere saldırıları gittikçe yaygınlaşır ve sıradan bir olay haline gelir. Bu yazının kapsamına sığmayacak sayıda saldırı yaşandığı için maalesef hepsinden bahsedemiyoruz. Ülkücü saldırganlığın gözü o kadar dönmüştür ki, sadece DİSK üyesi işçiler ile onların direniş ve grevleri değil, sendika şubeleri de ülkücülerin hedefleri arasındadır. Bu dönemde pek çok sendika binasına da bombalı ve silahlı saldırı düzenlenmiştir. 30 yıl önceki TEKEL direnişine de ülkücüler saldırmışlardı Bugün ülkücü gazeteler TEKEL işçilerinin direnişini bir “destan” gibi anlatıyor. Halbuki TEKEL işçileri aynı eylemleri 70’lerde yaptığında ülkücülerin saldırılarıyla karşılaşıyordu. Bunların en kanlısını hatırlatmadan geçmeyelim. Ocak 1979’da DİSK/Gıda-İş üyesi TEKEL işçileri direnişe geçer. Ülkücülerin grev çadırına yaptığı bir saldırıda Cevizli Sigara Fabrikası işçisi Muammer Kuran hayatını kaybeder. 3 Mayısta ise bir başka TEKEL işçisi Hamit Akyıldırım katledilir. İşçilerin ülkücü saldırılara yanıt sert olur: 6.000 TEKEL işçisi faşist cinayetleri kınamak için iş bırakır. Ancak ülkücü saldırılar artarak devam eder. 21 Aralıkta Gıda-İş işyeri temsilcisi Sebahattin Çakmak da katledilir. Bu cinayet TEKEL işçilerini korkutamamış, aksine örgütlenmeyi artırmıştır: Bu seferki protesto eylemlerine katılan TEKEL işçisi sayısı 20 bini aşar… 2010: TEKEL işçilerine methiye 12 Eylül öncesi işçilere yönelik ülkücü saldırıların en kapsamlısı ise İzmir’deki TARİŞ direnişinde yaşanır. 22 Ocak 1980’de direnişe geçen DİSK üyesi işçileri engellemek isteyen TARİŞ Yönetimi ülkücü komandoları fabrikaya işçi diye almaya başlar. TARİŞ Genel Müdürü de zaten MHP’lidir. Bugün TEKEL işçilerine “direniş türküsü” okuyorlar diye sahip çıkan ülkücü gazeteler o dönem TARİŞ işçilerinden “ihtilal provası yapan komünistler” olarak bahsetmektedir. MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) isimli bir de faşist işçi örgütlenmesi kurmuşlardır. İşçileri zorla MİSK’e geçirip direnişi kırmaya çalışırlar. Ancak başarılı olamazlar ve MİSK bir türlü TARİŞ’te örgütlenemez. Bunun üzerine geleneksel yöntemlerine başvururlar: Ülkü Ocaklarından gelen yüzlerce komando, direnişe pek çok kez saldırı düzenler. Ancak TARİŞ işçileri ülkücü saldırıların tümünü püskürtmeyi başarır. Son bir kez daha şansını deneyen TARİŞ yönetimi direnişçilerden 3.000’ini işten atar. İşçiler ise pes etmez: Fabrika işgal edilir. Bu işgal eylemi de birkaç kez ülkücü komandoların saldırısına uğrar. Ancak direnişteki işçilerin kararlılığı devam etmektedir. Ülkücü komandoların gücü direnişi kırmaya yetmeyince, Demirel Hükümeti 14 Şubatta binlerce jandarma ve panzerden oluşan küçük çaplı bir orduyla saldırarak işgale son verir. 50 işçi yaralanır, 600’ü gözaltına alınır. Bu saldırıda ülkücülerin yeri tabii ki işçilerin yanı değildir. Fabrika abluka altındayken onlar da işçilerin oturduğu Çiğli, Çimentepe ve Gültepe gibi gecekondu mahallelerine saldırmaktadır! Ülkücüler tarihiyle yüzleşmeli Peki ne oldu da tarihleri boyunca hep işçi eylemlerine saldırmış olan ülkücüler bir anda işçi dostu oluverdi? Bu ani değişikliğin nedenini bize değil ülkücülere sorun... Kesin bir hesapları vardır! Ancak ülkücüler gerçekten işçi dostu olmak istiyorlarsa, geçmişleriyle yüzleşmeli, işledikleri cinayetlerin, yaptıkları katliamların hesabını vermeli. Bu adımları atmadan yazacakları “direniş destanları”nın hiçbiri samimi olmayacaktır. İşçi sınıfının da Türk milletinin de yapmacık değil gerçek dostlara ihtiyacı var! Ve gerçek milliyetçilere...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||