Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Türk etnojenezi ve mezhepler (1)
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Seçmeler  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
“Na’vi”ler Türk mü?
KAYA ATABERK
Gazeteci katili Ağca’yı kahraman yapan gazeteciler!
ÖZGÜR ERDEM
Can Dündar’dan
terörist propagandası
YUNUS YILMAZ
CIA tetikçisi Ağca ve Amerikan kontrgerillası
ALİ ÖZSOY
AKP’ye ve Tayyip’e
kardeş geliyor:
ABD’nin Sarıgül’ü
TUĞRUL ÇELİK
Luther, Reform’u
Türklere karşı mı yaptı?
OKAN İŞBECER
CHP’den gerdek açılımı!
TUĞRUL ÇELİK
Deprem mi daha öldürücü yoksa kapitalizm mi?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
2010 Görünümü
 
TÜRKKAYA ATAÖV
1933 sonrasında Almanya
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Türk etnojenezi
ve mezhepler (1)
İLYAS SALMAN
Sevdiklerim
ERGİN KONUKSEVER
İran-Irak Savaşı - 2
EYKAN CAN
Vekâleten tedrisat
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (17) - (18)
FEHAMET YALÇINKAYA
Yaşam çeşitlemeleri
 
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Türk etnojenezi ve mezhepler (1)


(Haritayı büyütmek için tıklayınız)

Verimli Hilal’de son bin yılı aşan dönemden beri süren Türkleşme ve Türk egemenliği bu bölgedeki siyasi, askeri, politik ve dinsel bölünmelerle farklı etnik yönlere yönelmiştir.

Abbasiler ve Verimli Hilal’de
Türk egemenliği

Verimli Hilal’de son bin yılı aşan dönemden beri süren Türkleşme ve Türk egemenliği bu bölgedeki siyasi, askeri, politik ve dinsel bölünmelerle farklı etnik yönlere yönelmiştir. Alparslan’ın Roma İmparatoru ile yaptığı Malazgirt Savaşı bu bölgede Türk egemenliğinin başlangıcı olarak alınır. Oysa bu bir yanlış tarihlendirmedir. Türkler, Abbasi devletinin 8-9. yüzyılda temel askeri gücü olmuştur. Harun Reşit sonrası Halife olan Memun, annesi Türk oluşu nedeniyle ve Arapların İslami etkiyle geliştirdikleri cihat duygularının sönmesi sonrası bölgenin temel askeri gücünü etnik olarak Türkler oluşturmaktadır. Müslüman olan Karahanlı Türklerin Bağdat çevresinde kurdukları karargah şehirleri Samara, Orta Asya’daki Müslüman Türk şehri olan Samara’nın yeni bir formudur.

Abbasi dönemindeki Türklerin, askeri egemenliği Irak bölgesiyle sınırlı olmayıp Şam ve Mısır’da da Türkler asegemen olmuşlardır. Mısır’daki Tolunoğlu Devleti, Abbasiler döneminde bölgeye gelen Türk askerlerinin oluşturduğu bir devlettir. Keza aynı şekilde Şam’ı fetheden Karahanlı Türklerinin bir kolunu oluşturan Hanoğlu Harun bölgedeki Halep Mirdasi beyliğinin yönetimini almıştır.

Önceki yazılarımızda anlattığımız Alparslan öncesi Selçuklu Türkmenleri gerek Suriye Selçuklu devletini gerekse Irak Selçuklu devletini oluşturacak şekilde bölgede Türk egemenliğini pekiştirmişlerdir.

Bu konu özellikle Diyarbekir bölgesindeki Abbasi devletinin dağılması sonrası kurulan Mervanoğlu devletinin anlaşılması açısından da önemlidir. Mervanoğlu tarihini çarpıtarak Mervanoğlu Kürt tarihi diye Kürtçüler tarafından Ebu Azrak’ın tarihi basılmıştır.

Verimli Hilal’i Kürtleştirme çabaları

Ebu Azrak’ın bu tarihinde ise Kürtle ilgili hiçbir olgu yoktur. Baz-Bin Dostuk Harbendulu kabilesine bağlıdır. Baz-Bin Dostuk 980’de Mervanoğlu devletine egemen olmuş daha sonra 990’da öldürülmüştür. Yani Abbasi Araplarına isyan eden Baz-Bin Dostuk Araplar tarafından iktidarda kaldığı 5 yılın sonunda öldürülmüştür. Baz-Bin Dostuk yerine Mervan-Bin Kek egemen olmuştur. Kürtçü tarih anlayışı ile Mervan Bin Kek ve Baz Bin Dostuk Harbendulu kabilesinin üyeleridir. Kürtçüler bu konuda bir çarpıtma yaparak Harbendulu kabilesinin Kürt olduğunu vurgulamaktadır.

Harbendulu kabilesinin gerek İbni Esir gerekse Ebu Azrak tarafından altı çizilmiştir. Yani Arap Mervanoğlu devletinin son döneminde ele geçiren ailedir.

Halep Türkmenleri içinde yer alan 20. yüzyıla kadar devamlılığını sürdüren önemli kabilelerden biri Harbendulu’dur. Ve Harbendulu Türkmen kabilesi olarak varlığını Abbasi Halifesi Memun döneminden beri sürdüren bölgeye yerleşmiş ilk Türk kabilelerinden biridir. Bu boyutuyla Amed, Meyafarikin gibi bölgelerde Abbasi devletinin yıkılması sonrası egemen olan Mervanoğlu Devleti, Kürtlükle hiçbir ilgisi olmayan Selçuklu Türkmenleri öncesi bölgeye yerleşmiş Türk kabileleridir. Ve bu Türk kabileleri Araplaşmamış ve Kürtleşmemiş olarak 20. yüzyıla kadar varlığını devam ettirmiştir.

Mervanoğulları, Selçuklu Türkmenlerinden Alparslan’ın ordusundaki önemli komutanlardan biri olan Artuk Bey tarafından yıkılmıştır. Ve bölgede Artuk Bey ve onun oğullarından oluşan beylik Mardin, Diyarbakır Ahlat gibi şehirlerde egemen olduğu gibi batıda Malatya Elazığ civarında da egemenlik kurmuştur.

Şeref Han Mirdasilerin devamı olarak Türkler tarafından Halep’den kovulan Mirdasi beyliğinin Eğil ve Palu yöresine göç ettiği fakat burada da Artuk Bey tarafından soylarının kurutulduğu vurgulanmaktadır.

Şeref Han Mirdasi Bey’inin karısının hamile olarak bu katliamdan kurtulduğu ve daha sonra bu hamile kadının oğlu dünyaya geldiği ve bu oğlanın Buldukani Kürtlerinin atası olduğunu vurgulamaktadır. Bu klasik ata oluşturma efsanesi Şeref Han tarafından Buldukani Kürtleri için anlatılmıştır. Gerçekte ise Emir Bulduk, Artukoğlu İlgazi’nin oğludur. Yani Artukoğulları Amed’i fethettikten sonra Amed’deki Türk ailesi olan Harbendulu’lara dayanan Mervanoğullarını yıktıkları gibi Mirdasilere bağlı olan Eğil-Palu bölgesini de fethederek buradaki hanedanı sonlandırmışlardır. Ve İlgazi’nin oğlu Bulduk ve onun oğulları Timurtaş Eğil ve Palu beyleri olarak Artukiler döneminde iktidarda olmuşlardır.

Kürt egemenliği dedikleri aslında Türk egemenliğidir

Mirdasiler hem Hanoğlu Harun döneminde Türk egemenliğine girmiş hem de Atsız ve ondan sonra kurulan Suriye Selçukluları devletinin Tutuş döneminde bütünüyle Türkleşerek Halep’ten kuzeye sürülmüştür.

İşte bu kuzeye göç eden ağırlığını Selçuklu öncesi Türkmenlerinin oluşturduğu Buldukhaniler Artuk Bey döneminde bütünüyle Türk beyliğini oluşturmuştur ve bunların Kürtlükle bir ilişkisi sözkonusu değildir.

Keza daha önce de vurguladığımız gibi İmadiye Kürtleri olarak Şeref Han tarafından bahsedilen Cezire Kürtleri yine köken olarak Abbasi devletinde yer alan Türk kökenli Kaasum Mudevle Aksungur’un oğlu İmadeddin Zengi’dir. Ve bu bölgedeki Kürt egemenliği de aslında Selçuklu döneminde kurulmuş bir Türk beyliğinin egemenliğidir.

Verimli Hilal’in kuzey bölgesine geçersek Erzurum, Erzincan, Kars ve Azerbaycan bölgesinde Alparslan öncesi egemen olmuş Saltukoğlu Beyliğini görürüz. Saltuk, Türkler için kutsal bir isim olup Selçuklu döneminde Dobruca’ya giden Türklerin Sarı Saltuk başkanlığında olduğu ve Türkçe olarak salmaktan gelen bir isme sahiptir.

Saltukoğulları Beyliği, Şeref Han’ın da vurguladığı gibi Çemişkezek “Kürtleri”nin atasıdır. Saltuk Bey Artukoğullarıyla birlikte ittifaklar kurarak gürcü krallığına karşı savaşlarda bulunmuştur. Bu dönemde Selçuklu’ya tabi olarak Şeddadi Beyliği Saltuklara tabi olmuştur. Daha sonra Gürcülerin Saltukluları yenmesi sonucu Şeddadi Beyliği Gürcülere bağlanmıştır.

Saltukoğullarının Selçuklular tarafından fethedilmeden önce son hükümdarları Mama Hatun bir kadın olarak iktidarda yer almaktadır. Daha sonra ise günümüze Şah Melik olarak Kemah’ta türbesi bulanan Melik Şah’tır. Şeref Han Çemişkezek merkişileri olarak tanımladığı bu “Kürtlerin” Türk olduğunu altını çizmektedir. Selçukluların Saltuk devletine son vermesi sonrası bu aile Çemişkezek Pertek ve Mıncıgert bölgesine çekilmiştir.

Harzemşahlar, Zazalar ve Aleviler

Bu dönem Türk etnojenezi açısından çok önemli bir dönemdir. Özellikle Zazaların kökenini anlamamız için bu 13. yüzyılın başlangıcında kısa dönemli ama etkin bir tarihsel devrimi tanımlamamız gerekmektedir. Bu Tatar orduları karşısında yenilen Muhammed Harzemşahın orduları Cengizhan’ın önünden kaçarak Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Erzurum’a gelişleri sürecidir. Celaleddin Harzemşah tarafından toparlanan Harzemşah birlikleri Cengizhan önündeki yenilginin acısını Doğu Anadolu, Irak ve Azerbaycan’daki zaferlerle çıkarmışlardır. Bu bölgedeki zaferleri Gürcüleri yenmiştir. Keza aynı şekilde Selahattin’in yeğenleri tarafından ele geçirilen Ahlat ve Diyarbakır bölgelerini ele geçirmişlerdir. Kuzeyde ise Saltukoğlu beyliği üzerinde kurulmuş olan Selçuklu Türkleriyle ittifak yapmışlardır.

Celalettin Harzemşah’ın güçlerine karşı Selahattin’in Mısır ve Şam’daki yeğenleriyle Konya Selçuklu Devleti Sultanı Alaattin Keykubat ittifak yapmışlardır. Yassıçimen denilen Sivas-Erzincan arasındaki bir bölgede bu iki ordunun yaptığı savaşta Celalettin Harzemşah yenilmiştir. Harzemşah güçleri dağılmış dağılan bu güçler toparlanamadan Celalettin öldürülmüştür. Fakat diğer güçlü komutanlar Kıpçak, Kantlı uruklarına egemen olan komutanlar Kayıhan, Güçlühan, Saruhan, Noguhan gibi Kıpçak Kantlı Türkleri, Erzurum’

dan Bağdat’a kadar bölgede egemenliklerini kurmuşlardır. Malatya’da Selçuklu ordusunu yenmiş ve dağıtmışlardır.

Cengiz Han’ın Ana kuvvetlerinin bölgeye gelmesiyle Harzemşahlar bugünkü Tunceli Alevilerinin yaşadığı bölgeye çekilmişlerdir. Bu nedenle Tuncelideki Aleviler günümüzde de Saltuk ve Celalettin isimlerini saygıyla sürdürmektedirler.

Cengiz Han’ın güneydoğuya girişiyle Güneydoğu Anadolu’da Selahattin’in yeğenlerinin egemen olduğu Diyarbakır bölgesi bütünüyle Tatarlar tarafından ele geçirilerek Mısır Sultanlığına bağlı Selahattin ailesi bütünüyle sonlandırılmıştır. Bu dönemde de Mısır’da Türkmen Aybek Kutus ve ünlü komutan Baybars tarafından Selahattin ailesi Mısır Şam ve Halep’te sonlandırılmıştır.

Nurettin Zengi daha önce bahsettiğimiz gibi İmadeddin Zengi’nin oğludur ve Aksungur Türkmenlerinin üzerinde kurduğu egemenlikle haçlılara karşı savaşan bir Türkmen devleti kurmuştur. Bu devlette Şeddadi Beyliğinden bu beyliğin Gürcülere tabi olmasından sonra dağılan Gurt ailesinden gelmektedir. Gurtları Kürt olarak okumak genel olarak yanlış kabul edilmiştir. Gurtlar, Kafkaslar’a V.-VI. yüzyılda gelen Hun boylarıdır. Yani Oğurlardır.

Oğurlar Farsi bir dili konuşarak günümüzde Sasani Farsçasına yakın bir Farçayı konuşan Guranlara dönüşmüştür.

Selahattin ailesi ve Şafiliğin yayılması

Günümüzde Goranlar olarak bilinen bu topluluk, tarihini bir kenara koyarsak Selahattin Eyyübi’nin Nurettin Zengi’nin ordusunda Gur kökenli bir köle olarak Selahattin’in babası ve amcası Nurettin Zengi’nin hizmetine girmiştir. Selahattin’de bu orduda yükselerek Nurettin Zengi’nin komutanı sıfatıyla Mısır’ı fethetmiştir. Selahattin’in Mısır Sultanlığı yeğenlerinin ve kardeşinin Şam ve Güney Doğu Anadolu’daki meliklikleri bu Türkmen ordusunun gücüyle kısa bir dönemde egemenliği temsil eder. Yani Selçuklu ve Artuklu beyliğinin zayıflaması ile İlhanlı Tatarlarının bölgeye girişi dönemindeki iktidarı temsil etmektedir. Selahattin Eyyübi, Nurettin Zengi döneminde İmam Eşari mezhebinde terbiye almış ve bu mezheptedir. Yani Şam bölgesinde zengilere egemen olan Eşari mezhebindendir.

Mısır’da Selahhattin’in egemenliğinde İmam Malik ve İmam Şafi mezhepleri etkindir. Selahattin İmam Şafi’ye destek olarak onun mezarını yaptırmıştır. Selahattin’in kardeşi ve yeğenleri Eşari ve Şafi mezhebiyle Diyarbakır bölgesini fethettikleri zaman bu mezhebin bölgede yayılmasına yol açmışlardır. İmam Şafi kendi döneminde kendisi Mısır’da yaşadığı halde egemen olduğu bölge Horasan’dır. Horasan’da İmam Hanefi ve İmam Şafi taraftarları arasında kanlı savaşlar olmuştur. Bu savaşlar esas olarak Hanefiliği seçen Türkler ile Şafiliği seçen Gurlar arasında olmuştur. Akhunların devamını oluşturan Gurlar daha sonra Gurtlar olarak da tarihe geçmiştir.

Selçuklu Türkmenlerinin batıya, Anadolu’ya akınları sürecinde kendilerine tabi Gurlar da Selçuklular öncesi veya sonrası Zağroslara göçerek burada Gurmanları oluşturmuştur. Bu gurmanlar yeni Farsça yani Selçuklu Farsçasına Yakın Doğu Farsçasıyla konuşmaktadırlar. Tacikçeye yakın bir dildir.

Selçuklu döneminde Güneydoğu Anadolu’da Şafilik yayılmamıştır. Selçuklu sonrası ise Melik Eşref, Melik Kamil döneminde Melik Adil döneminde yani Selahattin’in kardeşi ve yeğenlerinin Mısır Şam ve Diyarbakır bölgesinde egemen olduğu kısa dönemde yayılmıştır. İlhanlı Tatarlarının bölgeye gelmesiyle bölgedeki Şafilik ve Selahattingiller sonlandırılmıştır.

Hanefiliğin egemen olması

Buna karşılık Mısır’da Baybars iktidara geçerek Hanefiliği öne çıkarmıştır. Baybars’a bağlı Kıpçak ve Şam Halep Türkmenleri, Hanefiliği seçerek Mısır’

daki Hanefilik etkisini Şam, Halep, Antep, Maraş ve Adana yönesine taşımıştır. Bu bölgedeki Hanefi mezhebinin gelişmesi ve Malik ve Şafi mezheplerinin geriletilmesi, İlhanlı Tatarlarının Bağdat Hanefi Halifesini öldürmeleri ve Halifeliğin Mısır’a geçmesi nedeniyledir.

İlhanlılar döneminde iki mezhep öne çıkmıştır. Mısır ve Mısır’ın egemenliğindeki Halep, Şam, Maraş ve Adana yöresindeki Türkmenler günümüzdeki koyu Sünni Hanefi Türkmenleri oluşturmuştur. Buna karşılık Diyarbakır ve Irak-ı Acem, Irak-ı Arap ve İlhanlıların vurguladığı deyimiyle Diyarı Rebiya bölgesinde egemen olan İlhanlılar, laik yapılı olup daha çok Hıristiyanlara karşı hoşgörülüdür. Ve Kilikya’daki Ermeni devleti de İlhanlılar döneminde korunabilmiştir.

Bu dönemde Şafilik bütünüyle ortadan kalkmış, aktör güç olarak Mısır Sultanlığı’na bağımlı Hanefilik, bunun karşısında ise İlhanlılara bağımlı günümüzde Aleviliğe dönüşen laik dinsel ortam ortaya çıkmıştır. İlhanlı Sultanı olarak Gazan Han’ın Müslüman olmasından sonra da yine Mısır’la olan stratejik karşıtlık nedeniyle Mısır Hanefi iken İran’daki iktidar esas olarak Aleviliği seçmiştir. Bu konuyu daha sonra İmamlar ile Halifeler arasındaki mücadelede ele alacağız.

İran ve Doğu Anadolu’daki İlhanlı iktidarı, Mısır sultanlığına karşı iki aktör güç olarak bölgede belirleyici olmuştur. Bu dönemde Konya Sultanlığı ve Anadolu, İlhanlıların bir başka kolunun yönetimine geçmiştir. Emir Çoban’a bağlı Sunduz kabileleri Selçuklu sultanının yerini almıştır. Fakat aktör güç olarak Selçuklu’nun güç olamadığı gibi Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş’ın yönettiği Anadolu İlhanlı Sultanlığı da aktör güç olmamıştır. Doğu Anadolu, İran ve Güneydoğu Anadolu’daki, Irak’taki İlhanlı egemenliği karşısında Şam ve Mısır’daki Kıpçak Mısır Sultanlığı aktör güç olarak bölgede 14. yüzyılda belirleyici olmuştur.

İlhanlıların dağılması sonucu Irak’ta Celayirliler, Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da Sunduzlar İlhanlıların devamı olarak iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Bu iki grup yanında Diyarbakır bölgesinde de Hoyratlar egemendir.

Bu üç kabile, İlhanlı Tatarlarının ana kütlesini oluşturan bu üç kabile, İlhanlı Devleti’nin dağılması sonrası üç ayrı büyük beyliğe dönüşmüştür. Bunların yapısında Tatarların yanında daha sonra Akkoyunlu-Karakoyunlu Türkmenleri ismini alacak Türkmen kabileleri de yer almaktadır. Azerbaycan ve Irak’ta Karakoyunlular, Doğu Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlular, doğuda Timur Çağataylarının egemen olduğu, güneyde ise Mısır Memluklarının egemen olduğu bir yapı içinde ortaya çıkmışlardır.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ve Alevilerin akibeti

Akkoyunlular Timurlularla işbirliği ve ittifak halindeyken Karakoyunlular da Kıpçak Memluklularla işbirliği halindedir. Memluklular Baybars sonrası Altınordu’da Berke Han’ın egemenliği ile Kıpçakların köle olarak satılması engellenerek yerini Çerkez kölelere bırakmıştır. Mısır’da Kıpçak köleler Bahri Kıpçakları ve Bahri Memlükleri olarak tanınır. Adada eğitim görürler, Nil nehrinde. Bunlar daha sonra bütün Mısıra egemen olmuş ve İlhanlıları durduran Mısır Sultanlığının temel askerleri bu Kıpçaklardır.

Altınordu’da Berke’den sonra Mısır’a Kıpçakların asker olarak gönderilmemesi sonrası Çerkezler egemen olmuştur. Çerkez Memluklar Burci ismini alır. Yani kalede Kahire kalesinde eğitim almaktadırlar. Bu Burci Memluklar, Akkoyunlar ile Güneydoğu Anadolu’da rekabet etmektedirler. Akkoyunlar ile Timurların işbirliği Akkoyunlu Devleti’nin yani Bayındır Türkmenlerinin Irak’ta Diyarbakır’da ve İran’da egemen olması sürecine girmiştir.

“Diyarbakır kimin yurdu?” başlığıyla yazdığım yazıda belirttiğim gibi Diyarbakır Artukilerden sonra kısa bir dönem Selahattinlerin eline geçmiş birkaç on yıl, sonrası ise 150 yıl kadar İlhanlıların, hoyratların elinde kalmış ve ondan sonra Akkoyunluların eline geçmiştir.

Bu dönemde, 14. yüzyılın başında Osmanlılar Anadolu’da egemenliğini kurarak Konya’nın politik gücünü silmişlerdir. Konya Selçukluları, Konya İlhanlıları ve İlhanlıların yıkılması sonrası Karamanoğulları, Anadolu’daki siyasi merkezi oluşturmuştur. Oysa Osmanlıların bu bölgedeki egemenlikleri Timur’un Yıldırım Bayezit ile yaptığı Ankara savaşıyla yine ortadan kalkmıştır. Bu dönemde gelişen Akkoyunlular tüm İran’ı, Doğu Anadolu’yu Irak’ı ellerine geçirmişlerdir. Yani bu bölgeyi yeni Türkmen akınıyla Selçuklu sonrası ikinci kez Türkleştirmişlerdir. Mısır sultanlığı ise Çerkezlerin yönetiminde Şam’a kadar egemen olmuşlardır. Türkiye’deki Halep, Antep ve Maraş ise Sünni Türkmenler olarak bir kimlik oluşturmuşlardır. Buna karşılık İlhanlıların egemenliğindeki Akkoyunlu ve Karakoyunlular henüz net bir Alevi kimliğine sahip olmazken, Uzun Hasan Sünni olmasına karşılık Uzun Hasan’ın torunu Şah İsmail Alevi kimliğini öne çıkararak Anadolu Türkmenlerini örgütlemiş ve bu Diyarbakır, Musul, Irak, Azerbaycan bölgesini Alevileştirmiştir. Şah ismail’in durduğu sınır Halep Türkmenleri olarak bilinen Dulkadiroğlu beyliği yani geçmişteki Mısır Sultanı Berke’nin Hanefi Türkmen bölgesidir. O bölge Alevileşmemiştir. Aynı Türkmen geleneklerine sahip oldukları halde Halep Türkmenleri Sünniliği sürdürürken kuzeydeki Alevi Akkoyunlu-Karakoyunlu sonrası gelişen Türkmenler Alevi olmuştur. Bu Alevilik Şah İsmail döneminde Toroslar’a kadar hatta Şam’a kadar yayılmıştır.

Şah İsmail’in bu yayılması yani İran’daki Kızılbaş Türkmen devletinin egemenliği Güneydoğu Anadolu’yu geçip Irak, Azerbaycan, Batı Anadolu’ya kadar uzanıp Toroslar’a kadar yayılmıştır. Bu da Şah İsmail’in, tüm Türklerin olduğu gibi Konstantinopol’u fethini rüyasında görmeye başlamıştır. İstanbul’un fethinden sonra dünya ekonomik sisteminin merkezi İstanbul olmuştur ve Venedik ekonomik olarak gerilemeye başlamıştır. Bu nedenle Şah İsmail’in bu projesi Venedikli tüccarlar tarafından canla başla desteklenmiştir. Keza aynı şekilde Orta Avrupa’dan da Şah İsmail’e bu anlamda destek çıkmıştır. Venediklilerin üç ticaret yolundan Mısır-Süveyş yolu ve İskenderun-Basra yolu Venediklerin elindedir. Şah İsmail ve Memluklular Venediklilere bu olanağı tanımaktadır. Kuzey yolu ise İstanbul-Kırım yolu ise Osmanlı tarafından Venediklere kapatılmıştır. İşte bu durumda Osmanlı bir dünya devleti ve dünya ekonomik sisteminin merkezi devleti konumunu geliştirebilmesi için Güneydoğu Anadolu’yu fethederek İskenderun-Basra yolunu almalıdır.

Keza bu yolun devamı olan Kıbrıs-Rodos hattı da Osmanlı’nın elinde olmalıdır. Bu durumda Venedik ve Cenevizlilerin elinde yalnız Mısır-Kızıldeniz-Yemen yolu kalmaktadır. Mısır-Kızıldeniz-Yemen yolu da ticari olarak Venedik ve Cenevizlilerin merkez olmasını engellemektedir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu Değerli çalışma için teşekkürler.
Birbirinden değerli bilgiler içerisinde en çok ilgimi çeken. Gurmani lerin yani Gurmançilerin bir başka deyişle bildiğimiz kürt lerin 4. 5. yüzyıl Akhunlar ın istila yıllarında bölgeye yerleşen Hunlar olması. Ergenekon destanın da ve Gurmanların "Demirci kava" destanındaki kurtarıcı lider "demirci " figürü nün neden aynı olduğu ve neden  21 mart nevruz un da ortak bir gün olduğunu açıklar. Yani mesele kart kurt meselesi değil belki ama  bilimsel olarak Hun Türklerinden geriye doğru tarihe bakınca Gurmanilerinde Türk olduğu ortaya çıkıyor.

Sakın  beyaz adam halkımızı   birbirine düşürmek için  Türk ' ün karşısına Zıtlaşsın diyerek "KRÜT"   diye bir düşman yaratmış olmasın geçtiğimiz yıllarda.
 
Yazı daki birbaşka ilginç  konuda Mısır dan agelen mezhepler.
İslam ' ın merkezi  Arabistan toprakları olmasına karşın kalkıp Mısır merkezli bu kadar büyük ve etkili mezhep olması ne kadar ilginç değilmi. Burada  islam dininin  Peygamberinin  torunlarının  kerbela olaylarında halifelik  ve iktidar uğruna  öldürülmesi  kadar ilginç bir konuya değinmişsiniz Mezhep konusu oldukça ilginç bir konu...

Selam ve saygılar.

Tevfik Kaymaz, Kocaeli
28 Ocak 2010


TEBRİK EDERİM.GÜZEL BİR YAZI.KEŞKE BİBLOĞRAFYA DA OLSA.

Ali Bademci, Adana
26 Ocak 2010


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40