![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Eykan Can
“Geliyor Kısmet dayı!” Kahveci Hasan, Kısmet dayı ile babası Fahri emmiye çaylarını koyarken onlar da koyu bir sohbete dalmışlardı. Sohbetin konusu çiftçiye bu yıl verilecek olan kredilerdi. Kısmet dayı oldukça dertliydi bu konuda. “Ne etçem bilmem ki Fahri. Torunlar şeherden haber salmış. Dedem uğraşıvermesin artık koyunlarla diye.” “Çok biliyorlar!” “Ben de öyle dedim. Kadriye ise kızma dedi. Sen belini doğrultamıyon artık, onun için deyivermişlerdir, dedi.” “Ne etçekmişsin peki, onu da kararlaştırıvermişler mi?” “Ben başka iş mi bilirim Fahri! Bildiğimi yapmazsam da ölmeden mezara girerim!” “Krediler ne oldu? Yeni bir haber var mı?” Hasan çayları getirdi o sırada. Kısmet dayı devam etti. “Henüz bişiy yok. Ama bugün mecliste konuşuverceklermiş bunları. Hasan oğlum, açıversen şu kanalı. Başlamıştır meclis konuşmaları.” “Aç oğlum, aç da bakalım.” Hasan diğer masalara da çayları götürdükten sonra televizyonu açtı. Meclisten canlı yayın ekranda göründü. “Sesini de açıver oğlum!” “Hemen.” “Dinleyelim de görelim bakalım, belki iyi bir haber çıkıverir.” “Hiç sanmıyom ya Kısmet, dinleyiverelim gari.” Kahvedekilerin de dikkati televizyonun sesinin açılması ile ekrana yöneldi böylece. Başkan: Sayın vekil sakin olun efendim! Devam edin konuşmanıza. İktidar Konya milletvekili (kürsüde): Efendim, sataşma var. Çekemiyorlar tabi, ne kadar büyük işler yaptığımızı... Muhalefet Edirne milletvekili: Sizin neyinizi çekemiycez yahu! Muhalefet Kars milletvekili: Millet çekemiyor sizi artık! Gittiğiniz gün bayram ilan edilecekmiş! İktidar grubu İstanbul milletvekili: Başkanım, arkadaşımızı konuşturmuyorlar! Muhalefet Edirne milletvekili: Karnından konuşuyor zati. Konuşsa kaç yazar! İktidar Konya milletvekili (kürsüde): Sizin gibi boşa konuşmuyoruz ya. Bizim konuşmalarımız oy olarak geri dönüyor. Milletimiz sandıkta size en güzel cevabı veriyor. Muhalefet İzmir milletvekili: Faili meçhul oyları hiç ettiğiniz sandıklarla mı! Kısmet dayı, Fahri emmiye döndü bu konuşmalar esnasında. “Edirne ile İzmir milletvekilleri aynı gruptandı de mi Fahri?” diye sordu. Fahri emmi çayını höpürdetti önce, sonra baktı ekrana. Eliyle işaret etti. “Bak şimci Kısmet, bunlar Altılı İlkeler grubundan. Bayram seyran diyen Karslı da Hilalli Üçler grubundan. Aslı nedir necidir bişi diyemem. Genelde çoğu kendi memleketinden aday olmaz. Bu kürsüde konuşan da aynı. Hatta Fazılnettin Lüks Işığı grubu bunu yapmakta başı çeker.” “Hepsi aynı yani?” “Partilerin her birine sorsan memleketin her köşesi birdir derler. Çoğu seçim otobüsünün üstünden el sallayarak geçer memleketi. Toplarlar adamlarını sonra mandalina kasaları gibi taşırlar, her köşesi bir olan memlekete! Elbet faydası var, yok değil. Vatandaş hiç hayatında deniz görmediyse deniz görür mesela. Yani Kısmet, maksat listeler dolsun. Vazgeçilemeycek kişileri oy alcekleri garanti yerlere liste başı koyarlar. Ha kim için vazgeçilemeycek dersen, bazısı bizim için gerçekten vazgeçilmez de, çoğu...” Fahri emmi sözünü tamamlayamadı. Muhtar Kerim, televizyonun sesini biraz daha açması için Hasan’a seslendi. “Hasan, biraz daha açıver şunun sesini. Baban sağ olsun ta burdan bastıverir sesini vekillerimizin.” Fahri emmi baktı muhtar Kerim’e. Sonra oğluna döndü. “Duyamayen evine gitsin, orda izlesin. Kahve burası, isteyen konuşur isteyen konuşmaz. Beğenmeyene aha kapı oracıkta.” “Değerli vekillerim nasıl halk ilen iç içe ise ben de köylümle oturacağım emmi. Boşuna yoruverme kendini.” “Yaparsın yaparsın! İçli dışlı olcem diye içini dışına çıkarırsın milletin!” “Emmi ayıp ediverin ama!” “Sus koca deyyus!” Kısmet dayı dürttü o sırada Fahri emmiyi. Ekranı gösterdi. “Epey kavga ediverir bunlar yahu!” Kahveye yine sessizlik hakim oldu. Başkan: Bu şekilde meclisin düzenini bozmaya devam etmeyin. Sayın vekil konuşmasını bitirsin, isteyenler sonra söz alabilirler. İktidar Konya milletvekili (kürsüde): Teşekkür ederim sayın başkan. Muhalif milletvekilleri, eğer sözlerimi dinlerseniz, niye önerinize aleyhte oy kullanacağımızı anlarsınız. Bizim dönemlerimizde, hayvancılık ve tarım, cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar ileri seviyelere çıkmıştır. Çiftçiye verdiğimiz krediler hiç bu kadar ucuza verilmemiştir. Bakın şimdi gidin bir köye, milletimiz ne kadar mutlu, mesut, bahtiyar. Her şey o kadar güzel ki, geleceğe umutla bakıyorlar artık. Muhalefet Adana milletvekili: Köyler boşaldı artık, millet açlıktan göç ediyor. Köy mü bıraktınız gidecek! Muhalefet Diyarbakır milletvekili: Köy isimleri değişmeden hangi köy mutlu olur? Muhalefet Adana milletvekili: Tek sorununuz isim değişikliği. Kafanıza o isimler kadar taş düşsün sizin de! Ha iktidar ha siz! İktidar Konya milletvekili (kürsüde): Siz hâlâ olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye devam edin. Sorun yokken, varmış gibi yapın. Sürekli bir kaşıntı halindesiniz. Tamam kendiniz uyuz oldunuz belki, kaşıntınız var, ama milleti uyuz etmeyin yahu. Komplo teorileri üretip kaşıntı yaratmayın! Duyan da memleketin her köşesinde millet aç ve perişan, huzur ve sükûnet bozulmuş, halk eve ekmek almaktan başka şey düşünmüyor, sürekli işçiler işten çıkarılıyor halk işsiz kalmış sanacak. Nerde yaşıyorsunuz siz! Çıkın biraz hava alın, betiniz benziniz açılsın! Gündemi bozup, meşgul edip durmayın. Meclisin zamanını harcamayın. Yapacağımız tüm açılımların önünü tıkıyorsunuz! Muhalefet Bursa milletvekili: Esas sen nerede yaşıyorsun ! Muhalefet Hatay milletvekili: Yahu bunlar memleketin semalarında yaşıyor. Sürekli kuşbakışı bakınca, memleket bu şekilde görünüyor demek. (Grup sıralarından gülüşmeler) İktidar Konya milletvekili (kürsüde): İşte bu yüzden muhalefet doğdunuz muhalefet gideceksiniz. Milletimiz görüyor halinizi. Köylere yapılan yatırımlar o kadar büyük ki, artık köyler dar gelmeye başladı köylümüze, ondan şehirlere gidiyorlar. Köylü o kadar refaha kavuştu ki, köyünde kazancını harcayacak yer bulamıyor. Şehre gidiyor o da. Bunu göremiyorsunuz, göremezsiniz de. Her şeyin arkasında bir art niyet, bir art niyet. Gündemi baltalamaya çalışmayın. Bakın biz bir hafta önceden belirleriz gündemi... Muhalefet Trabzon milletvekili: Lesoto ile deniz taşımacılığı işbirliği, gündemi gibi! Muhalefet Tokat milletvekili: Lesoto’da deniz var mı Allah aşkına? Muhalefet Trabzon milletvekili: Yahu bunlar haritada bile yerini bulamazlar ki, denizi nerden bilecekler! İktidar Ankara milletvekili: Biz Fatih’in torunlarıyız, gerekirse gemileri karadan yürütürüz. (Grup sıralarından gülüşmeler) Muhalefet Muş milletvekili: Haritada küçücük ama ana dilde özgürlükleri bizden ileri! Muhalefet Trabzon milletvekili: Dilinizi eşek arısı soksun! İktidar Bursa milletvekili: Hazımsızlar yine sahnede! Muhalefet Çanakkale milletvekili: Senin miden hazmedecek kadar geniş galiba? (Grup sıralarından gülüşmeler) “Bunlar kredilere bir türlü gelemiyor Fahri.” “Gündemleri farklıymış baksana!” “Herhalde farklı Fahri emmi,” diyerek seslendi muhtar Kerim kahvenin bir ucundan. “Açılım yapıcek adamlar, bir rahat bırakmıyorlar.” “Neyin açılımı ulen! Burada ürünü kaldıramıyoz, sürüleri netçez bilmiyoz, sen açılım diyon. Nefesimiz kokcek yakında. Ama sen kösem koyunsun ya, bir yerlerden talimat neyin geliverince hemen en önde giden!” “Emmi, bu açılımlar olunca hiçbir sorun kalmeycek memlekette!” “Doğru, mesela İlle de Bölücezgiller grubu da öyle diyor. Köy isimleri değişmeden kimse mutlu olmeycekmiş. O köylerde anket yapmışler çünkü. Anketin üstüne de, ağaları onların yerine soruları cevapladı, diye not düşmüşler. Onların da böylece tek derdi isimler oluvermiş. İşsizliğe, açlığa, hepsine bedelmiş bu isimler. Ne isimmiş bunlar mübarek, her şeye kadirler anasını!” “Sadi bey dediydi ki...” “Gene ne yumurtladı!” “Demokırasi açılımları, bunlar ilkleri, sonra tüm memleketi kucakleycekmiş açılımlar. Her şey sırayla hepsini bir anda yapamazlar ki, onlar da insan canım, dediydi. Haklı değil mi ahali! Adamlar gece gündüz bizler için, demokırasi için yoruluyor. Hepsini bir anda yapamazlar ya!” “Yandık desene sen şuna! Bizi şimciden böyle yaptıysa bu açılımlar, hepimizi kucaklayınca çıra olcez demek!” “Avrupalar, Ortadoğular, Amerikalar alkış tutuyor büyüklerimize. Böyle açılımı dünyada bir tek siz yaparsınız, hayranız size diyorlar. Onların akılları yoğu mu Fahri emmi?” “Senden akıllı oldukları kesin! Koca memleket sanki akıl fukarası gibin, bilmem nerelerden Karasulak köyü muhtarının bile ciğerine işledilerse, akıllı oldukları kesin Kerim.” Muhtar Kerim biraz da sinirle tam ağzını açacakken, Hasan televizyonun sesini biraz daha yükseltti. Muhalefet Adana milletvekili: Sayın başkan, sizi oraya meclisi idare edebilin diye oturttular. İktidarı kollamanız için değil. Başkan: İç tüzüğe göre hareket ediyorum. Varsa bir sıkıntınız bu konuda yazılı olarak bildirin. Muhalefet Adana milletvekili: İç tüzüğü kendimize göre uyarlarız, olmadı tüzüğü bile dolanırız desenize şuna! İktidar Gaziantep milletvekili: Doğru konuş. Ağzını topla! Muhalefet Adana milletvekili: Senden mi öğrencem nasıl konuşacağımı! İktidar Gaziantep milletvekili: Gerekirse öğrencen. Terbiyesiz! Muhalefet Adana milletvekili: Haddini bil, adam ol! Başkan: Oturuma ara vermek zorunda bırakmayın beni. Sıralarınıza geri dönün. “Fahri baksana, üzerine yürüyor adamın!” “Gördüm Kısmet, yürümüyor ama koşuyor .” “Birazdan sağ kroşe gelcek, hazır olun emmiler!” dedi Latif, kendini tutamadı gülmeye başladı. “Aslanım benim, atsın tabi, nasıl da sinirlendirdiler sayın vekilimi! Saygısız bunlar canım!” “Yahu kim kimi sinirlendirdi Kerim? Sen gördüğünü de anlamıyon artık. Beynin iyice göçtü senin.” “Fahri emmi,” diyerek araya girdi Selim’de. “Muhtar Kerim’in beyin hücreleri arasında iletişim hiçbir zaman olmadı ki.” Güldü kahvedekiler de bunun üstüne. Ama meclisteki tartışma, gruplar arası kavgaya döndüğü için dikkatler ekrana yöneldi yine. İktidar ve muhalefet grupları sıralarından kalkmış topluca birbirlerinin üstüne yürüyorlardı. Kimin kime ne söylediği belli değildi. “Adam olmayı öğreteceğim sana!” “Bak hâlâ konuşuyor. Susmayacak mısın sen!” “Gel de sustur bakalım!” “Topunuz gelse kaç yazar, hepinize yeterim ben be!” “Yahu sakin olun, ayrılın!” “Ahh!” “O yumruğu sana yedireceğim!” “Koşun, arkadaşımıza cümleten giriştiler!” “Yettim! Al sana!” “Ahh! Bana ne vuruyorsun!” “Aradan çıkarayım dedim. Önceden kalmış bir hesap vardı, anlarsın ya!” “Görürsün sen hesabı!” “Başlatmayın hesabınıza!” “Boyuna posuna bakan da seni adam sanır. Yuh sana!” “Ben senin boyunun ölçüsünü bir alayım, konuş bakalım sonra konuşabiliyorsan!” Mecliste uçan tekmeler arasında vekiller birbirlerine hücum ederlerken kahvede de yorumlar eksik olmadı elbet. “Yumruk yiyenin olayla ilgisi yoktu. Başına gelene bak Fahri.” “O, Güvercini Güve Tutanlar grubundan. Burnu mu kanıyor onun Kısmet?” “Onun kanamıyor. Kafasına Göre Takılanlardan birinin kanıyor.” “Hak ettiler ama, işleri güçleri hır gür çıkarmak. Kavgadan başka bir şey düşünmüyor bu muhalefet. Ne vardı ki burda şimci atladılar birbirlerinin üstüne,” dedi muhtar Kerim, devam etti. “Sonra neden oy alamıyoruz derler.” Fahri emmi kaşının birini kaldırdı, baktı ona. “Niye öyle bakıyorsun emmi?” “Benzerliğe şaşıyorum da ondan. Pek bir benziyon bazı vekillere.” Muhtar Kerim ceketini düzeltti. Yüzüne garip bir ifade yerleştirdi, kasıldı sandalyesinde. “Benziyom de mi. Çok benzeten var zati. Haklısın emmi.” “Böyle benzerlik düşman başına.” “Emmi bir iyi bir kötü laf ediyon, konuştuğunun ortası yok seninde!” Muhtar Kerim sandalyesini çevirdi bunları söyledikten sonra. “Bak sen, tafra yapıyor bir de. Gıçını çeviriyor, dünkü sümüklü Kerim!” “Bakma sen ona,” dedi Kısmet dayı. “Yahu nesine bakcem deyyusun.” Fahri emmi, televizyona döndü bunu söyleyip. “Ne oldu bitti mi kavga?” “Bitti. Meclis yayınına ara verdiler.” “Bitmemiştir aslında. Devam ediyorlardır hâlâ onlar.” “Olan bizim kredilere oldu.” “Zati olan olmuştu Kısmet. Sadece sağlamasını yaptık işte.” “Ne olcek şimci?” “Aynı teraneler olcek. Ne olceği var mı? Sen, ben yine ürünümüzü ne etcez, diye kara kara düşüncez. Borçtan belimizi nasıl doğrultsak diye düşünürken gecemiz gündüzümüz olcek. Ne olceği var mı, aynı tas aynı hamam işte.” “Nereye kadar sürcek böyle Fahri?” “Dediydin ya Kısmet, ben bildiğimi yapmaz isem, ölmeden mezara girerim diye. Al işte bir değil, iki ayağımız birden hepten çukurda işte şimci.” “Cenazemize az kaldı yani.” “O kadar uzun boylu değil bre Kısmet.” Muhtar Kerim’i işaret etti eliyle devam etti. “Bu Kerim gibi deyyuslara helvamı yedirtceksem eğer, bu dünyaya kazık çakarım ulen, gene gitmem!” Gülümsedi Kısmet dayı, arkadaşına bakıp. Hasan çaylarını tazeliyordu o sırada. Düzeltme: Yazarımızın 262. sayıda yayınlanan “Yerden gökten zembille” başlıklı yazısında ilk sayfada ilk sütunun sonundaki bir bölüm teknik bir aksaklık sonucu çıkmamıştır. Doğrusu şu şekilde olacaktır: “Öncü ise o zaman ayvayı yedik!” “Ulen hepiniz zelzele uzmanı kesildiniz!” diyerek Fahri emmi kalabalığı yardı ve ekledi. “Herkes her konuda uzman anasını, bir kendi yaptığınız pohu bilmezsiniz, her konuda ahkâm kesersiniz...” “Emmi, hemen dellenme yahu! Herkes korktu...”
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İletişim: İstanbul: 0212 292 65 27 Ankara: 0312 417 27 01 İzmir: 0232 463 59 06 Adana: 0322 456 29 40 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||