Arama: 
25.03.2003/Sayı:26
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Sunay Akın
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kitap
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Erkin Yurdakul

Dayan Irak dayan Saddam
Ezilen halklar yanınızda

ABD’nin Irak’a saldırısı başladı. Bu saldırı ve buna karşı Irak’ın göstereceği direniş, yalnızca Irak’ın değil, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin ve tüm dünyanın kaderini etkileyecek. Daha saldırı başlamadan, yalnızca Irak’ın geleceği değil, Türkiye’nin geleceği, BM’nin geleceği, NATO’nun geleceği, ve tabii ABD’nin geleceği tartışılmaya başlanmıştı bile.

Ancak bugüne kadar söz ABD’nindi. Irak’a yapılacak saldırı için son yıl içinde gerçek anlamda bir psikolojik savaş yürütüldü ABD tarafından. İnsanlar ister istemez ABD’nin zemininde, ABD’nin jargonuyla konuşmaya başlamışlardı.

Örneğin ABD’nin saldırı hazırlıkları, ortada iki tarafın da istediği bir savaş varmış gibi sunuldu. İnsanlar savaşa karşı seslerini yükseltirken bile bir psikolojik savaş ortamında hareket ediyorlardı. Saldırgan ABD olduğu halde, insanlar Saddam’ı kınamayı, onun diktatörlüğünden bahsetmeyi ihmal etmiyorlardı.

Şüphesiz psikolojik savaş, artarak ve en iğrenç silahlarıyla odalarımıza kadar girerek sürecektir. Ancak saldırının başladığı günden itibaren bir gerçek vardır ortada: Irak’ın direnişi. Artık saldırgan ABD olsa da söz Irak’lı direnişçilerindir.

Bu andan itibaren ABD’nin verdiği her zayiat, sansürün süzgecinden geçse de insanların gerçekleri algılamasına vesile olacaktır.

Herkesin bugün veya yarın, isteyerek veya istemeyerek göreceği tek bir gerçek vardır: Yapılmakta olan bir vatan savunmasıdır.

ABD’nin işgali o kadar kolay olmayacaktır. Saldırının ilk günleri ABD açısından bu anlamda da güçlüklerle dolu geçti ve ABD ilk gün için beklenenden fazla zayiat verdi. Iraklıların vatanının işgal edilmesi zor olacaktır. Zor olması beklenmelidir. Zor olması için dua edilmelidir.

Irak’ın değil ABD’nin sonunu bekleyelim

Bununla beraber, bu saldırı sonrası ne ABD’nin hedeflerine ne zaman ulaşacağı, ne de Irak’ın bu saldırıya ne kadar direnebileceği belirleyici önemdedir. ABD uşakları, ağızlarının suyuyla, ABD saldırısının başlaması için saat tutarken ve bir an evvel Saddam’ın “kafasının koparılması”nı isterken, ezilenler cephesinde insanlar Irak’ın dayanacağı her günü umutla beklemektedirler.

Oysa Irak’ta ne olursa olsun yaşananlar bir son değil başlangıçtır. Geç olacağı ümit edilse bile Irak’ın sonunu beklemek, ABD’nin yarattığı psikolojik ortamdan kaynaklanmaktadır.

Irak’ta sonuç her ne olursa olsun, iki ülke arasında bir savaş gerçekleşmemektedir. ABD’nin planları kadar direniş de ezilenler coğrafyasının tümüne yayılmaktadır.

ABD 11 Eylül sonrası ilk hedefi olan Usame Bin Ladin’i ele geçirebildi mi? Hayır, ama sıradaki hedef Irak, bu başarısız Afganistan operasyonunun hemen sonrasında gerçekleştirildi.. Şimdi ABD Irak’taki hedeflerinde hemen başarılı olursa oradaki varlığının en azından 25 yıl süreceği belirtiliyor.

Peki ABD sıradaki ülkeleri 25 yıl bekleyecek mi? ABD Irak’tan Kore’ye uzanan geniş bir coğrafyaya tehditler savuruyor. ABD planlarının peşine düşüldüğünde, gün saymaya koyulunduğunda gerçekleri görmekten uzaklaşılıyor.

Savaş ABD saldırısyla başladı. Ama ABD istediğinde bitmeyecek. Önünde sonunda ABD o coğrafyadan sürülene dek devam edecek. Emperyalistlerin planlarını uygulamaya en yakın oldukları zaman, ezilenlerin de bağımsızlık zaferine en yakın oldukları zaman oldu hep. 20. yüzyıl tarihi bunun tarihidir.

ABD planları, bize Irak devlet başkanı ve Irak’ın sonunu beklememiz, planlarımızı buna göre yapmamız gerektiğini söylüyor. Oysa 21. yüzyılın kaderini belirleyecek olan bu değildir. Planlar ABD’nin sonunun gelmekte olduğu üzerine kurulmalıdır. Çünkü ABD’nin saldırmaya koyulduğu coğrafyadan Büyk İskender’den beri hiç bir imparatorluk, hiç bir emperyalist çıkamadı, ABD’nin de çıkması için bir neden yok.

Irak’lı bakan Tony Blair’e “dedenin mezarı hala burada” derken bir gerçeği hatırlatmaktadır. Bundan 40 yıl önce Irak İngiliz sömürgesidir, yarın da Amerikan işgali altında olabilir. Ancak bu coğrafya herhangi bir emperyalist için olduğu kadar ABD’liler için de ancak mezar olacaktır. ABD planlarını şimdilik gerçekleştirebilir. Ancak o planlar sonunda mezara gitmektedir.

Irak’ın kafasını kopartmak

ABD’nin ilk hedefi bir an önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i ortadan kaldırmaktır. Saddam Hüseyin’in hedeflendiği operasyonlara da “kafa koparma” operasyonu adı verildi.

Bu haydutça isimle başlatılan saldırıların hedefi ise dünyanın en eski uygarlık merkezlerinden bir olan Bağdat’tı. Dünya tarihi bu derece iğrenç bir savaş ismine tanık olmamıştı. Sömürgecinin haydutluğunu belgeleyen bu isim bile başlı başına ABD’nin neden kaybedeceğini açıklamaktadır. Bağdat’ta karşı karşıya gelen iki yüzyıllık sömürgeci haydutlukla, binlerce yıllık uygarlık mirasıdır.

ABD bu haydutluğu Saddam’ın üzerinde yıllardan beri yarattığı “diktatör, terörist, şeytan” imajıyla gizlemeyi hedefliyor. Böylece sömürgeci saldırı, hem açıkça ABD’nin sınır tanımazlığını gösteren bir güç gösterisi haline dönüşecek, hem de saldırının gerçek içeriğinin algılanması engellenmiş olacak.

ABD psikolojik savaş aşamasında Saddam’ı karalamayı büyük ölçüde becerdi. Bu psikolojik savaşın yalnızca Irak halkı üzerinde bir etkisi olmadığı söylenebilir. ABD halk desteği bu kadar güçlü olan bir lideri dünyaya terörist-diktatör olarak tanıtmaya çalıştı. Saddam Hüseyin ortadan çekilirse herşey değişirdi. Barış adına Saddam Hüseyin’in Irak’tan uzaklaşması bile önerildi.

İşte ABD saldırısıyla ortaya çıkan ilk gerçek, bu planları üretenlerin ve Irak halkının iradesine rağmen Saddam düşmanlığı yapanların bu kafa koparma operasyonunun hizmetinde oldukları gerçeğidir.

Irak halkı saldırı anlamına gelen bu tür öneriler karşısında şiddetle liderine sahip çıkmıştır. ABD saldırısına hazırlanan Irak’ta halkın olağanüstü sakinliği bu tip Saddam düşmanlarını bile şaşırtmaktadır. Irak ABD karşısında tereddütsüz direnmektedir ve bu direnişin lideri Saddam Hüseyin’dir.

ABD’nin Saddam’a yönelttiği bu saldırı yalnızca Irak’ın değil, tüm dünya devletlerinin tehdit edilmesi anlamına geliyor. Saddam’a yöneltilen saldırıyla ABD’nin dünyadan almak istediği imtiyaz “ABD devlet başkanının başka bir ülkenin devlet başkanını öldürtmeye” yetkili kılınmasıdır. Saddam Hüseyin Irak devlet Başkanı olarak, bu barbarlığa direnmektedir.

Saddam: Irak’ın devrimci lideri

ABD saldırısı ve Irak halkının iradesi neden Saddam Hüseyin ve Irak halkıyla dayanışma içinde olmamız gerektiğini açıklamaktadır. Bu tavrın alternatifi Amerikancılıktır. ABD ile birlikte “Saddamsız, özgür ve demokratik Irak” sloganıyla hareket edenler, Irak halkının neden Saddam Hüseyin’e bu kadar bağlı olduğunu anlayamamaktadırlar.

Irak halkının bağlılığıyla, ABD’nin Saddam düşmanlığı aynı sebeptendir: Saddam Irak’ın devrimci rejiminin lideridir. 1991’den beri ABD’yi karşısına almasına, sürekli bombalanmasına ve büyük bir ambargoyla karşılaşmasına rağmen, Irak kalkınmasını sürdüren ve halkını doyurabilen bir ülkedir. Bu ise Saddam’ın da liderlerinden biri olduğu Irak’ın 1968 devrimiyle kurulmuş halkçı ve milliyetçi Baas rejiminin yarattığı bir sonuçtur.

Saddam tesadüfen devlet başkanlığına gelmiş bir lider değil, öğrencilik yıllarından beri, Baas’ın halkçı ilkeleri doğrultusunda mücadele eden bir devrimcidir. Irak halkı bunun için Saddam’ı 40 yıla varan mücadele içinde iyi tanımakta ve benimsemektedir.

Irak halkına ve Saddam Hüseyin’e karşı sürdürülen psikolojik savaşın en büyük yalanlarından biri de Irak tarihindeki bu 40 yıllık Saddam gerçeğine karşı, Saddam’ın ABD tarafından yaratıldığı safsatasıdır. İran-Irak Savaşı sırasında ABD’nin Irak’ı desteklemesi ve silah satması bu argümanın dayandığı malzemedir.

Oysa Saddam 68’den 79’a kadar devrimin en etkili 2. adamıdır ve devrim ABD karşıtıdır. 90 sonrası zaten malum. İran-Irak savaşında ABD’nin silah satması ise o dönemde Çin’in bile ABD ile birlikte hareket ettiği düşünülürse Soğuk Savaş koşullarında değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Savaşın sonrasında Saddam tekrar ABD’nin düşmanı haline gelmiştir.

Ezilen dünyadaki milliyetçi ve halkçı devrimlerin tipik bir örneği olan Irak’ın solcu rejiminin ABD’nin hedefi haline gelmesinde şaşıracak bir şey yok. ABD halkçı rejimiyle Ortadoğu’da odak haline gelmiş bir Irak istememektedir. Saddam Hüseyin de tüm yaşamıyla bu rejimin adamı olduğu için yokedilmek istenmektedir. ABD’nin planı bu anlamda ekonomik veya siyasi olmanın ötesinde ideolojiktir. ABD yalnızca Irak’la değil, 20. yüzyılda sömürgecilik karşısında yükselen milliyetçi halkçı ideolojiyle hesaplaşmaktadır. ve elbette 21. yüzyılda dünya çapında karşısına dikileceğini bildiği aynı tehditle.

Dünyanın kaderini tayin edecek direniş

Bu yapı Irak’ı ABD’nin gözünde bir haydut devlet haline getirmektedir. Ama ABD’ye direniş de ezilenlerin gözünde Irak’ın itibarını her geçen gün arttırmaktadır. Şüphesiz bugün dünyanın çoğunluğunun kalbi Irak’la birlikte atmaktadır.

Dünyanın kaderini tayin edecek mücadelenin emperyalistlerle ezilenler arasında geçeceğini, Irak’ın direnişi bir kere daha gösterdi. Bugüne kadar ABD hegemonyasında gelişmiş dünya düzeni, tüm kurumlarıyla birlikte Irak’ın direnişi sonrası sarsıldı. Emperyalist kutuplar arasındaki çatışmalar gün yüzüne çıktı. Ezilenlerin tepkisi ise giderek radikalleşmekte. Artık gelinen noktada tüm dünya ülkeleri ABD’ye destek olmak için bin kez düşünmek zorunda kalıyor.

Saddam ve Irak halkı teslim olmayarak, emperyalist ABD ile ezilenler arası çelişkinin alenen ortaya çıkmasını sağladı. ABD’nin savaşı baştan kaybettiğine yönelik yorumlara rastlamak artık zor değil. ABD bugün salt askeri gücüne dayanan bir hegemonya ile ayakta duruyor. Bu ise ABD’nin her geçen gün daha fazla çatışma içinde kalması anlamına gelecek.

Ezilenleri Irak’ın direnişini büyük bir ümitle takip etmeye iten de bu. Girdiği bu savaşlarda ABD’nin karşılaşacağı silahlı direniş, ABD’ye ne kadar zarar verirse ezilenler o kadar ABD’den özgürleşecek. Irak Vietnam’a dönüşmezse bir başkası dönüşecek.

Irak’ı bu mücadeleden vazgeçmeye, Saddam’ı da teslim olmaya çağıran sefiller de silinip gidecek.

Atatürk’ü Saddam’dan öğrenmek

Önümüzdeki yüzyılın kaderini belirleyecek bu mücadeleden Saddam’ı vazgeçirmeye çalışanlar arasında Türkler de var. Saddam’ın onlara cevabı ise bir tarih dersi oluyor: “Bir takım güçler şerefimizle, haysiyetimizle oynarlarsa, milli bütünlüğümüzü ayaklar almak isterlerse o zaman da mı savaşmayacağız? Kendimizi savunmayacak mıyız? Allah korusun, Türkiye bir gün bizim başımıza gelenlerle karşılaşırsa, milletinin şeref ve haysiyetini korumayacak mı? Kahraman Atatürk yedi düvele karşı savaştı. Bizim şu andaki durumumuz, sizin tıpkı Sevr anlaşmasıyla karşı karşıya geldiğiniz durumla aynı. Ama Atatürk ne yaptı? Sevr’e karşı direndi, milli mücadeleye girdi ve Sevr’i yırtarak, bugünkü Milli Misak hudutlarını sağlayan Lozan antlaşmasını imzaladı. İşte biz de Atatürk gibi direniyoruz ve direneceğiz.”

Saddam’ın ve Irak’ın direnişinin yarattığı ortam içinde tüm ezilenler kendi benliklerine dönmektedirler. Türkiye’nin Atatürkçü tavrı daha sık hatırladığı gibi ezilenlerin coğrafyasında halk sessiz kalmamaktadır. Mısır’dan Malezya’ya, iktidarların tavrı ne olursa olsun ezilenler ABD’ye direniş seçeneğini yükseltiyorlar. Miyonlarca insan ABD bayrakları yakmakta, Amerikan konsolosluklarına saldırmakta, gördükleri her ABD’liyi düşman bellemekteler.

Önlerine haritayı alıp, ABD ordusuyla, Irak ordusunun gücünü karşılaştırarak ABD’ye iman tazeleyenler ufuklarının Bush’unkinden bile kapalı olduğunu göremezler.

İş hesaba varınca ezilenler saymakla da ölmekle de bitmez.

Saddam, Halepçe ve Kürtler

ABD, Irak’a saldırı gerekçesi olarak Irak’ın kitle imha silahlarına sahip oluşu, ülkenin anti-demokratik bir rejimle yönetilmesi, Saddam’ın bir diktatör olması ve terörizme destek vermesi denklemi üzerine kurdu. Irak ve Saddam bölge açısından bir tehdit olarak algılandı. Irak’a gelen BM silah denetçilerinin raporu ise kitle imha silahları konusunda aksini söylüyordu. Irak’ta tehdit oluşturabilecek bu yönde bir silahlanmaya rastlanmadı. Irak’ın terörizme destek verdiği de kanıtlanamadı.

Hiçbir ülke ABD’nin kanıtları konusunda ikna olmamışsa da yıllardır ABD’nin kamuoyunu etkilemek için ortaya sürdüğü en etkili argüman “Halepçe katliamı” oldu. 1985 de İran-Irak savaşı sırasında ayaklanan Kürt aşiretlerini Irak ordusunun sertlikle ve kimyasal silah kullanarak bastırmış olması Irak rejiminin anti-demokratikliğine ve Saddam’ın bir “şeytan” olduğuna kanıt olarak sunuldu.

Ancak kamuoyunu bir ölçüde etkileyen bu argümanla ilgili gerçekler ABD’nin sunduğundan bambaşkadır.

Herşeyden önce bir savaş sırasında çıkmış bir ayaklanma sözkonusudur. Dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir ayaklanmanın demokratik yollarla bastırıldığı görülmemiştir. Hele haklı veya haksız olsun bir savaş sırasında gerçekleşen bir ayaklanmayı bastırmak Irak devletinin yapmak zorunda olduğu bir eylemdir.

Uzağa gitmeye gerek yok, Türkiye’de benzer kaynaklı ayaklanmalar yaşadı ve özellikle Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına rastlayan ayaklanmalar sertlikle bastırıldı. Halepçe kamuoyuna sadece sivillerin öldürüldüğü bir katliam olarak sunulmakrtadır. Oysa gerçekte silahlı bir ayaklanma vardır ve o bastırılmıştır.

Saddam ve Kürtler özgürlük

Senaryoyu bozan en önemli gerçek ise, bölge halkına düşman olarak gösterilen Saddam’ın, Irak’ta Kürtlere verilen özgürlüklerin mimarı olması gerçeğidir. Bölge ülkelerinin hiçbirisinde Kürtler Irak’ta 1970’lerden beri olduğundan fazla özgür değillerdir. Irak Devrim Komuta Konseyi’nin önemli üyeliklerinde Kürtler vardır. Kürtçe yayın ve eğitim gibi konular devrimin başından beri Kürtlere verilen özgürlüklerin başında yer almaktadır. Hâlâ de Kürtler Irak rejiminin önemli destekçileridir.
Bu durum Halepçe’nin olağanüstü koşulların ürünü olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak bu olağanüstü koşulların bir temeli olduğu da söylenmelidir.
Bölgede uzun yıllardan beri Irak rejimine karşı savaşan ve bu savaşta ABD ve İngilizlerden destek alan Kürt aşiret gruplarının da bulunduğu bir gerçektir. Saddam ve Irak hiç bir zaman Kürtleri hedef göstermemiştir ama Barzani bir çok defa rejimin düşmanı olarak ortaya çıkmış ve onunla mücadele edilmiştir. İşbirlikçi Kürt aşiretleri devrimin başından beri Irak rejimine karşı mücadele içinde olmuşlardır. Bu sömürgecilerin Ortadoğu politikasında bu tip işbirlikçi Kürt hareketlerine verdikleri önem düşünülürse tesadüf değildir.
Saddam’ı Irak Savaşı’nda ABD destekledi diyerek, Irak rejimine karşı yapılan işbirlikçi Kürt ayaklanmalarında emperyalistlerin desteği unutturulmaya çalışılmaktadır. Bugün de örneğin Türkiye ABD’nin üstelik “stratejik müttefik”i olmasına rağmen ABD işbirlikçi Kürt aşiretlerinin yanından Türkiye’ye tehdit savurabilmektedir.
Halepçe’de de oynanmış olan aynı emperyalist oyundan başka bir şey değildi. Halepçe olayı Irak rejimini değil ama emperyalistlerin bölgedeki oyunlarını sorgulamayı gerektirir.