Arama: 
26.03.2003/Sayı:26
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Sunay Akın
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Kitap
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
 İnan Kahramanoğlu

Savaş içinde gizli savaş:ABD-Türkiye çatışması
Müttefiklikten silahlı çatışmaya

TBMM’nin ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlandırılması ve liman ve üslerin ABD’ye açılmasına izin veren tezkereyi reddetmesiyle birlikte gerilen ABD-Türkiye ilişkileri Irak’a yönelik ABD saldırısının başlamasıyla birlikte yeniden tırmanıyor.

Tezkereden sonra hava sahasının açılması için Türkiye’yle masaya oturan ABD’nin, Türkiye’nin “her uçuş için bilgilendirme” ve Türk askerinin Kuzey Irak’a girmesi isteğini kabul etmemesi üzerine anlaşma sağlanamadı.

Türkiye’den Irak büyükelçiliğinin kapatılması ve Irak’lı diplomatların sınırdışı edilmesini isteyen ABD’nin bu isteği de kabul edilmedi.

Türk askeri de ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Kuzey Irak’a girdi.

Bu durum aynı zamanda ABD -Türkiye ilişkileri’nde yeni bir döneme girilmesi anlamına geliyor. Türkiye’nin güvenliğini Batı ittifakına girerek korumaya dayanan elli yıllık ulusal güvenlik anlayışı ve tehdit algılayışı da böylelikle değişmeye başlıyor.

K.Irak’ta varolan fiili durum Türk ve Amerikan kuvvetlerinin her an karşı karşıya gelebileceğini gösteriyor. Son bir ayda yaşanan bütün gelişmelere bakıldığında iki ülke arasındaki çatışmanın daha da şiddetleneceğini söylemek hiç de zor değil.

Türkiye-ABD çatışması

Irak’a karşı başlayan ABD saldırısında bütün planlarını Türkiye’nin vereceği desteğe bağlayan ABD Irak saldırısında Türk topraklarını kullanamadığı gibi Türk hava sahasını kullanma iznini bile -şimdilik- uygulamaya koyabilmiş değil.

Meclis’in reddettiği birinci tezkerenin ardından Erdoğan başkanlığında kurulan 59. hükümetin hazırladığı ve Meclis’te kabul edilen ikinci tezkerede ise üs ve asker konuşlandırma yetkisi izin kapsamından çıkartılıp tezkere sadece hava sahasını kullanmayla sınırlandırıldı. Ancak bu izin de Türkiye’nin, ABD’nin hava sahasını hangi şartlarda ve nasıl kullanacağının bir protokole bağlanmasını şart koşması nedeniyle henüz uygulamaya konulabilmiş değil.

Batı ittifakı içinde ABD’nin en yakın müttefiki olarak görülen Türkiye’nin ABD’nin hegemonyasını sürdürebilmesi için olmazsa olmaz olarak gördüğü Irak saldırısına destek vermemesi 1960’lardaki Johnson Mektubu ve 1970’lerdeki Amerikan silah ambargosundan sonraki en ciddi çatışma olarak görülüyor.

Türkiye ABD’nin bütün planlarını altüst etti

ABD daha Irak’a saldırmaya karar verdiği ilk andan itibaren bütün planlarını Türk topraklarını kullanmak ve Kuzeyden açılacak bu cephe üzerinden Irak’ı işgal etmek üzerine kurmuştu. Hatta ABD askerinin Türkiye’ye gelmesi, liman ve üslerin saldırı için hazır hale getirilmesi çalışmaları tezkere Meclis’e getirilmeden çok önce başlamıştı.

Ancak ABD şu anda Irak’ı bombalamayı sürdürürken, Türkiye’nin hava sahasını bile kullanabilmekle yetinmek durumunda. Kuzey cephesi planları altüst olan ABD’nin Kuveyt üzerinden saldırıya geçmesiyle birlikte medyadaki Amerikancı koronun “Türkiye büyük bir fırsatı kaçırdı. ABD’nin Türkiye olmadan da Irak’a saldırabileceği kanıtlandı” tezleri de piyasaya sürülmeye başlandı.

Bu aynı zamanda “ABD Türkiye’nin desteği olmazsa B planını devreye sokar” şeklindeki medya propagandasının da gerçekleşmiş olduğuna kanıt olarak gösteriliyor.

Ancak bu tezlerin hiçbirinin inandırıcı olmadığı ortada. Herşeyden önce ABD’nin Kuzey Cephesi planını devreye sokamaması ve saldırıyı Kuveyt topraklarından başlatması ABD’nin bir B planı olduğunun kanıtı olamaz. Çünkü ABD bütün planlarını Türkiye’nin desteği üzerine kurmuştu ve tezkerenin reddedilmesi ABD’nin hiç de beklemediği bir gelişmeydi. Aylar öncesinden başlayan saldırı hazırlıklarının tamamının Türk topraklarında yürütülmesi bir yana ABD’nin Türkiye’nin desteğine muhtaç olduğunu Amerikalı yetkililer bile kabul ediyorlardı.

Birinci tezkerenin reddedilmesinin ardından ikinci tezkere için yoğun diplomatik temaslar yürüten ABD Türkiye’yi ikna etmek için her yolu denedi ancak yine başarılı olamadı. İkinci tezkere için baskılarını arttıran ABD’nin taleplerini görüşmek üzere toplanan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün katıldığı zirveden ikinci tezkere’nin sadece hava sahasını kullanmayla sınırlandırılması kararı çıktı. ABD daha ikinci tezkere çıkmadan hava sahasının kullandırılmasını istemesine rağmen zirveden çıkan karar bu yetkinin Meclis onayı olmadan verilemeyeceği oldu.Meclis’ten çıkan onay ise hava sahası kullanımınının protokole bağlanması isteği nedeniyle hâlâ yürürlüğe konulabilmiş değil.

Türk topraklarını kullanmanın mümkün olmadığını gören ABD ya Irak operasyonundan vazgeçecekti ya da başka bir yoldan saldırıyı gerçekleştirmek zorundaydı. Bu andan itibaren yeni seçenek arayışlarına gidildi. Kuveyt üzerinden başlayan saldırı da bu arayışların bir sonucundan başka bir anlama gelmiyor. Ancak bu elde hazır tutulan bir B planının olduğunu göstermez. ABD’nin böyle bir B planı bulunmuş olsaydı bu kadar zaman kaybetmek ve son ana kadar ısrarcı olmak yerine bütünüyle denetimi altında bulunan Kuveyt seçeneğini en baştan uygulamak en mantıklısıydı.

Ancak ABD’nin bu noktadan sonra geri çekilmesi ve saldırıdan vazgeçmesi sonunu ilan etmesi demekti ve ABD de bunu yapmadı.

ABD Türkiye’yi tehdit ediyor

Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin ardından Erdoğan’a gönderdiği tebrik mektubunda Bush Türkiye’yi açıkça tehdit etti ve “Türkiye’nin ABD ile koordinasyon olmadan Kuzey Irak’a girmesi halinde korkarım ABD ve Türk birlikleri arasında çatışma çıkar” dedi.

IMF ve Dünya Bankası gibi ABD denetimindeki kuruluşların ardından uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin topraklarını Amerikan askerlerine açmaması halinde kredi notunun düşürüleceği yönündeki açıklaması da bu süreçte Türkiye’ye yöneltilen bir başka tehditti.Türkiye’yi siyasi ve askeri alanlarda sıkıştıran ABD bir yandan da ekonomik kriz kartını açarak Türkiye’yi üs ve limanlarını açmaya zorladı. Ancak bütün bu tehditlerin hepsi Türkiye tarafından boşa çıkarıldı.

ABD Irak’tan önce Türkiye’yi işgal etti

Daha tezkere Meclis’ten geçmeden Türk topraklarına yerleşen ve İncirlik üssü’nün yanısıra 9 yeni üs daha kuracağını açıklayan ABD’nin Çorlu’dan Eskişehir ve Mersin’e, Mardin’den Diyarbakır’a kadar neredeyse Türkiye’nin her bölgesine askeri yığınak yapıp üs kurmasının Irak’tan önce Türkiye’nin işgali olacağı gerçeği de da görüldükçe Türkiye ile ABD arasındaki gerilim had safhaya çıktı. Tezkere’nin Meclis’ten geçmemesinde bu algılayışın önemli rol oynadığı ortada.

Irak’la yakından uzaktan alakası olmayan Çorlu, Eskişehir, Ankara gibi yerlerde askeri üs kurmanın mantıklı hiçbir açıklaması yapılamaz. İşin garip yanı ABD askeri üs olarak kullanacağı yerleri Türkiye’den istemek yerine halktan kiralama yoluna gitmesiydi. Binlerce dolar karşılığında satınalınan fabrika ve tarlalar hızla birer saldırı üssü haline getirildi. Türkiye’yi devredışı bırakan bu olaylar elbette kabul edilemezdi. ABD’nin Irak’tan önce Türkiye’yi işgal etmek niyeti de böylece anlaşılmış oldu. Bizzat Bush’un ağzından çıktığı biçimiyle bir çatışma durumunun ortaya çıkmasının arkasında yatan bu gerçekler düşünüldüğünde Türkiye ABD ilişkilerinin böyle bir noktaya gelmesinin normal olduğunu belirtmeliyiz.

ABD’nin, K.Irak’ta Türkiye için açık bir tehlike olarak ortaya çıkan kukla Kürt devletini kurmak için Irak’a saldırdığının anlaşılması da buna eklendiğinde uzun süredir varolan örtülü gerilimin çatışmaya dönüşmemesi mümkün değildi.

Aslında ABD’nin K.Irak’taki Kürt aşiretleriyle uzun yıllardır süren temaslarının bölgede bir kukla Kürt devletinin kurulmasıyla sonuçlanacağı zaten tahmin edilmekteydi. ABD denetiminde toplanan Kürt parlamentosu ile birlikte kukla devlet fiilen kurulmuşken ve bu devletin sözde haritasında Türk toprakları da yeralırken Türkiye, böylesi bir oluşumu savaş nedeni sayacağını dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ağzından ifade etmişti.

ABD stratejik müttefik değil stratejik düşman

Bu tavır Türkiye’nin Kürt devleti tehlikesini algıladığını ortaya koyarken kukla Kürt devletinin arkasındaki gücün de ABD olduğu gerçeğini de gösteriyordu.

Kukla devleti engellemenin tek bir yolu vardı o da kukla devletin arkasındaki gücü etkisiz hale getirmekti. Ancak Türkiye bu gerçeği görmesine rağmen bu tehdidi yoketmeye yönelik bir eyleme girişmedi. ABD’nin Irak’a saldırmasının kesinlik kazanmasıyla birlikte Türk askeri de Irak’ta bazı hava üslerini kontrol altına alarak ve bölgeye asker çıkartarak böylesi bir oluşuma izin vermeyeceğini gösterdi.

Şu anda Türk askeri K.Irak’ta ve ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Türk askeri bölgeden çekilmiş değil. Tersine, Türkiye K.Irak’taki askeri gücünü her geçen gün daha da arttırıyor.

Türkiye’nin bölgedeki varlığını ABD ile anlaşmış olmasına bağlayanlar böyle bir anlaşmanın varlığını kanıtlayamazlar ve fiili durum da Türkiye’nin ABD’ye rağmen K.Irak’ta bulunduğunu gösteriyor.

Bütün bu gerçekler ışığında Türkiye ile ABD’nin stratejik müttefik olduğunu ve ABD’ye destek veriilmeyerek ekonomik yardımı kaçırmak bir yana elli yıllık “müttefik” ABD ile ilişkilerimizi bozduğumuz için üzülenler ABD’nin stratejik müttefik değil stratejik düşman olduğunu göremiyor olabilirler.

Ancak Türkiye ABD’nin asıl amacının kukla Kürt devleti kurmak olduğunu görüp bölgede Amerikan askerinden daha fazla asker bulundurma isteğini ortaya koyarken, ABD de Türkiye’nin bu planları bozacağını görüp Türk askeri Irak’tan çekilsin telkininde bulunurken stratejik bir ortaklıktan değil olsa olsa stratejik düşmanlıktan bahsedilebilir.

Bölgedeki işbirlikçi Kürt aşiretlerini silahlandıran ABD bu güçlerin tanınmasını sağlamak amacıyla verdiği güvenlik kodlarını Türk askerine vermeyeceğini açıkladı bile. Dolayısıyla güvenlik kodu verilmeyen Türk askeri de düşman kuvveti olarak tanımlanmış oluyor. Türkiye’nin en hassas olduğu konuların başında gelen K. Irak’taki Türkmenlerin durumu ise kaygı verici. Ne ABD ne de Kürt aşiretleri Türkmenlerin bölgenin yeni siyasi yapısında yönetici düzeyde temsil edilmesini istemiyor. Türkmen sorunu da çok yakın bir dönemde bu kuvvetlerle Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek bir başka faktör.

ABD ile savaş olasılığı güçleniyor

Buna rağmen Türkiye bölgeye asker sevkiyatını arttırarak sürdürüyor. ABD ise kontrolü altındaki Kürt aşiretlerini harekete geçirerek Türkiye’nin bölgede istenmeyen güç olarak ilan edilmesi için her yolu deniyor. K. Irak’taki Kürt aşiretleri tarafından düzenlenen ve Türk bayrağı’nın yakıldığı gösteri de “Türk askerine hayır Amerikan askerine evet” diyen işbirlikçi Kürt hareketinin arkasında ABD’nin olduğu açık.

Türk askeriyle açık bir çarpışmaya girmekten şimdilik kaçınan ABD bu görevi emrindeki Kürt aşiretleri yoluyla yapıyor. Ancak yakın bir dönemde Türkiye’nin Kürt devleti tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik bir müdahalede bulunması durumunda Türkiye ile başetmesi mümkün olmayan Kürt aşiretlerinin devreden çıkması ve ABD’nin Türkiye ile bir çatışmaya girmesi ihtimali oldukça yüksek bir ihtimal. Üstelik bölgedeki sıcak çatışma ortamı ve Kürt aşiretlerinin provokasyanları da düşünüldüğünde bu ihtimalin her an gerçekleşmesi mümkün.

Son gelişmeler de yaşanan çatışmanın tırmandığını gösteriyor. ABD’nin yıllardır kullandığı İncirlik Üssü devre dışı kalmış durumda. İncirlik Üssü’ne Afganistan’a gitmek için indiği söylenen uçaklardan birinde Irak harekatına yönelik malzemelerin bulunması üzerine Türk hava sahası ABD uçaklarına kapatıldı.

ABD’nin Irak’a düzenlediği saldırıyı başarıya ulaştırması için kukla Kürt devletini ilan etmesi şart. her ne pahasına olursa olsun kukla devleti kuracak. Türkiye’nin bu durumu savaş nedeni saydığı düşünüldüğünde yakın dönemde Türk ve Amerikan birliklerinin karşı karşıya gelmesi pekala mümkündür.

Her türlü tehdidi yoketmeye yönelik bir ulusal güvenlik stratejisi

ABD bütün dünyayı karşısına almasına rağmen bu planından vazgeçmediğine göre savaş olasılığını ortadan kaldıracak tek bir ihtimal kalıyor o da Türkiye’nin geri adım atması ve kukla devletin yaratacağı tehdidi Türkiye sınırları dışında tutmaya çılışma yoluna girmesi. Ancak bunun Türkiye’ye yönelen tehlikeyi yoketmeyeceği tam tersine varolan durumun meşruluk kazanmasını sağlıyacağı görülmeli.

Daha ABD saldırmadan Kürt aşıretlerine müdahale edip sorunu çözme yolunu denemeyen Türkiye tehdidin bu boyutlara uluşmasına seyirci kaldı. Şimdi yine tehdidi göğüslemek ve ortadan kaldırma yolunu seçmek yerini erteleme yolunu seçecek Türkiye ciddi bir stratejik hata yapmış olacak.

Zira ABD saldırısı kısa süre içinde hedefine ulaşırsa kukla devlet resmen ilan edilecek ve müdahale daha da zorlaşacak. Türkiye açısından kritik bir sürece gelindiği de yapılması gerekenin ne olduğu da ortada.

Türkiye karşı karşıya kaldığı bütün tehditleri yoketmeye yönelik bir ulusal güvenlik stratejisini hayata geçirmedikçe bölgede toprak bütünlüğünü koruması ve bağımsız bir ülke olarak Ortadoğu coğrafyasında yerini koruması mümükün olmayacaktır. Bu ise herşeyden önce şu ana kadar Türkiye’yi savunmasız bırakan sözde müttefiklik anlayışının terkedilmesini gerektirmektedir.