10.08.2009/Sayı:248
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Hiroşima kurbanları anıldı

Hiroşima kurbanları anıldı

Hiroşima kurbanları anıldı

ABD’lilerin yüzde 61’i Japonya’ya atom bombası atılmasının bir zorunluluk olduğunu görüşünü halen daha sürdürüyor

Bundan tam 64 yıl önce 6 Ağustos 1945’te insanlık o güne kadar gördüğü en büyük toplu katliamlardan birine tanık oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı Enola Gay adı verilen B-29 tipi bir savaş uçağı, 15 bin ton TNT gücündeki tarihin ilk atom bombası olan “Little Boy-Küçük Çocuk”u yerel saatle 8:15’te düşman Japonya’nın Hiroşima kenti üzerine bıraktı.

Tarihin ilk atom bombasının mantar bulutu göğe yükselirken, arkasında resmi rakamlara göre 140.000 cansız beden bırakıyordu. Kentin yüzde 60’ından fazlası adeta haritadan silinmiş, büyüklüğü 13 km.yi aşan bir radyasyon bulutu kentin üzerini kapatmıştı. Üstelik bu radyasyonun etkileri daha uzun yıllar boyunca kenti terk etmeyecek ve Hiroşima kurbanlarına her yıl yenilerini ekliyecekti. Saldırı saati olarak 8:15’in seçilmesinin nedeni ise ABD ordusunun uzun bir süre boyunca Japon halkının yaşam biçimini gözlemlemesiydi. Çünkü Japonların büyük bir kısmı o saatte sokakta olduklarından saldırı sırasında çok daha savunmasız olacaklardı! ABD ise bu katliamla yetinmeyecek, yalnızca üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te bir başka Japon kenti olan Nagazaki’ye ikinci atom bombasını atarak 100 bin kişinin daha ölmesine neden olacaktı. Çünkü ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombası Uranyum-235 temelliydi. Oysa ABD’nin elindeki ikinci atom bombası olan “Fat Man-Şişman Adam” plütonyum temelliydi ve onun da etkilerinin gözlemlenmesi gerekiyordu. Nagazaki ise bu iş için mükemmel bir deney alanıydı.

Aslında gerek Hiroşima gerekse Nagazaki, ABD’nin yeni silahını denemek için seçilen kurbanlardan başka bir şey değildiler. Çünkü savaşı yitireceğini anlayan Japonya teslim olmak üzereydi; tükenmiş, fiilen yenilmişti. Değil savaş malzemelerini, Japonya artık halkın temel ihtiyaç malzemelerini bile karşılayamamaktadır. Teslim görüşmelerine başlamak için artık özel elçiler yollamaya başlamıştı. Amerikan istihbarat birimleri bile açık seçik vurguluyordu ki, Japonya artık teslim olmak üzeredir, yeter ki şerefli bir teslimiyet olanağı tanınsın, yani Japonlar için kutsal sayılan imparatora dokunulmasın. Ama aklında anlaşma yapmak gibi bir düşünce olmayan ABD, Postdam Konferansı sırasında Japonların kesinlikle kabul etmeyeceğini bildiği bu tek şartı ileri sürerek atom bombasının tesirlerinin insanlar üzerinde denenmesinin yolunu açmış oldu.

Peki aradan geçen 64 yıllık bu zamanda ABD’liler yaptıklarından bir an için olsun pişmanlık duydu mu? Ne gezer! Halen daha ısrarla Japonya’ya atom bombasının atılmasının bir gereklilik olduğunu savunup Japon halkından özür dilemeyi reddediyorlar. Hiroşima’da düzenlenen törende bile dünyadan 60 ülkenin temsilcileri varken, ABD’den bir kişi bile gitmedi.

Bu yalnızca ABD’nin resmi görüşü de değil, ABD halkının da onayladığı bir durum. Quinnipiac Üniversitesi tarafından geçtiğimiz hafta 2 bin 409 kişiyle gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasına göre ABD’lilerin yüzde 61’i Japonya’ya atom bombası atılmasının bir zorunluluk olduğunu görüşünü halen daha sürdürüyor. Karşı çıkanların oranı yalnızca yüzde 22. Aslında bu rakamlar, Irak ve Afganistan’ı işgal eden ABD yönetiminin iç politika açısından elinin ne denli güçlü olduğunu, ABD halkının büyük çoğunluğunun yıllar sonra bile kendilerini yönetenlerin emperyalist politikalarına onay verdiğini göstermiş oluyor. Yani aradan geçen 64 yıl ABD’nin emperyalist politikalarında hiçbir değişiklik yaratmamış. Yalnızca artık nükleer silah kullanması biraz daha zor. Çünkü artık hedefindeki ülkeler içinde nükleer silaha sahip olanlar da var.


Bill Clinton’un sürpriz Kuzey Kore ziyareti

Bill Clinton ve Kim Jong ilGeçtiğimiz Mart ayında mültecilerle ilgili bir belgesel çekerken Kuzey Kore’ye yasadışı yollarla girdikleri için tutuklanan ve 12 yıl ağırlaştırlımş hapse mahkum edilen Laura Ling ve Euna Lee adlı ABD’li iki kadın gazeteci, ABD eski Başkanı Bill Clinton’un ülkeye yaptığı sürpriz ziyaretinin ardından serbest bırakıldı.

ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine Albright’ın 2000 yılındaki ziyaretinden sonra Kuzey Kore’ye giden en üst düzey ABD’li olan Bill Clinton görüşme sırasında kadın gazeteciler adına Devlet Başkanı Kim Jong İl’den özür dileyince kadın gazeteciler serbest bırakıldı. Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA, “Kim Jong İl, sosyalist anayasanın 103. maddesine göre 12 yıl ağır çalışma cezasına çarptırılmış iki Amerikalı gazeteciden ‘özel özür’ dilenip affedilmeleri emrini verdi” ifadeleriyle gazetecilerin salıverilme haberini dünyaya duyururken bunun “Kuzey Kore’nin insani ve barışsever politikasının bir işareti” olduğunu belirtti.

Ziyaret dünya medyası için sürpriz olsa bile gelen haberler ziyaretin Beyaz Saray’ın onayı anılarak haftalar öncesinden planlanmaya başladığını gösteriyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Robert Gibbs, Bill Clinton’ın ziyaretinin kadın gazetecilerin serbest bırakılmasını sağlamak için yalnızca özel bir görev olduğunu açıklasa bile uzmanlar ziyaretle Kuzey Kore’nin geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği nükleer füze denemeleri hakkında diyalog kurulmasının amaçlandığı konusunda hemfikir. Bill Clinton’u karşılayanlar arasında ülkenin nükleer baş müzakerecisi Kim Kye-gwan’ın da bulunması bu iddiaları oldukça güçlendiriyor.

Washington yönetiminin yalnızca iki kadın gazeteciyi kurtarmak için eski bir başkanı Kuzey Kore’ye göndermeyeceği düşünülecek olursak, ABD’nin Kuzey Kore’yle nükleer denemeler konusunda bir kez daha görüşmek istediği ve tecrit edilmeye çalışılan Kuzey Kore’nin diplomatik alanda yeni bir zafer kazandığı ortada. ABD’li muhafazakar kesim bu yüzden Clinton’un ziyaretine ateş püskürüyor. Washington’un tüm tehditlerine karşın Kuzey Kore’nin nükleer denemelerini sürdürmesi ve neredeyse ABD topraklarını vuracak füzeler geliştirmiş olması Beyaz Saray yönetimini son derece endişelendiriyor ve zorunlu olarak yeni anlaşma yolları aramaya itiyor. Görünen o ki Kuzey Kore elinde nükleer silahlar olduğu sürece Irak ya da Afganistan gibi ABD işgaline uğramayacak. Bu noktada Kuzey Kore’nin izlediği politikayı takdir etmek gerekiyor. Çünkü ABD’nin şer eksenine aldığı ülkeler içinde belki de en küçüğü olmasına karşın işgal olasılığı en az ülke olarak da Kuzey Kore görünüyor. Bu arada her fırsatta yok “Kim Jong İl öldü”, “Kim Jong İl felç geçirdi” gibi haberler yapanlar da herhalde Clinton görüşmesi sonrası bir süreliğine kenarlarına çekilirler.


Honduras’ta darbeciler halktan destek bulamadı

Halk direnişini bir türlü bastıramayan darbe hükümeti ise çare olarak direnişi dünyaya duyuran medya kuruluşlarını susturmaya devam ediyorAskeri bir darbeyle, Honduras’ta halkın seçtiği Devlet Başkanı Manuel Zelaya’yı iktidardan indiren darbeciler henüz daha rahat yüzü görebilmiş değiller. Biten bir halk direnişinin hemen ardından başlayan bir yenisi yüzünden ipler bir türlü darbe hükümetinin eline geçmiş değil. Halkın direnişini şiddetle bastırma denemeleri ise ayaklanmanın boyutlarının daha da büyümesinden başka bir sonuç sağlamıyor.

Zelaya’ya destek için direnişe geçenler bu kez öğrencilerdi. Başkent Tegucigalpa sokaklarına dökülerek Zelaya’ya destek veren öğrenciler, kendilerini engellemeye çalışan polise taş atarak yanıt verdiler. Öğrenciler, darbe yönetiminden hiç kimseyi okullarına sokmayacaklarını söyleyip sonuna kadar okullarını savunacaklarını belirttiler.

Darbe hükümetine ikinci darbe ise halktan geldi. Darbeye Karşı Ulusal Cephe örgütleri tarafından kararlaştırılan Ulusal Halk Direnişi Yürüyüşü kapsamında yürüyüşe başlayan binlerce kişi anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi ve Devlet Başkanı Manuel Zelaya’nın göreve iade edilmesi talebiyle binlerce kişi eyleme başladı. Ulusal çaptaki yürüyüş için yakın bölgelerden gelenler olduğu gibi 15-20 günlük mesafeden yürüyerek gelenler de var. İşçi Federasyonları Genel Sekreteri Israel Salinas, zaferden ve Zelaya’nın geri döneceğinden emin olduklarını söylüyor. Salinas, darbe karşıtı gösterilerinin zafer kazanılana değin süreceğini açıklarken bu süreçte tüm Honduras halkının birlikte hareket etmesini sağladıklarını söylüyor.

Halk direnişini bir türlü bastıramayan darbe hükümeti ise çare olarak direnişi dünyaya duyuran medya kuruluşlarını susturmaya devam ediyor. 28 Haziran’daki darbenin hemen ardından ülkede olan bitenleri tarafsız olarak dünyaya duyuran ulusal ölçekteki radyo kanalı Radio Globo Ulusal Telekomünikasyon Kurumu’nun almış olduğu karar uyarınca kapatıldı. Radio Globo daha önce de kapatılmaya çalışılmış ama Zelaya taraftarlarının direnişi yüzünden darbe hükümeti amacına ulaşamamıştı.

Honduras’ta halk, darbe hükümetinin tüm baskısına ve şiddetine karşın Zelaya’ya destek vermekten vazgeçmiyor. Halkın topyekun direnişe geçtiği Honduras’ta kazanan elbette devrimciler ve Zelaya olacaktır. O zaman geldiğinde ise bakalım darbeciler kendilerine arka planda yardım eden ABD’yi yanlarında bulabilecek mi?


Obama hakkındaki iddialar sona ermiyor

Obama şimdi de Kara Şövalye filmindeki Joker karakterine benzetildiBarack Obama “Değişim” sloganıyla ABD’nin ilk siyah başkanı olmayı başardı başarmasına da, ABD’lilere kendini kabul ettirebilmeyi bir türlü başarmış değil. Daha seçim döneminde Obama hakkında ortaya atılmaya başlanan iddialara Başkan olduktan sonra bile her gün yenisi eklenmeye devam ediyor.

Obama hakkında ortaya atılan son iddialardan ilki, Obama’nın ABD topraklarında dünyaya gelmediği ve bu yüzden ABD Başkanı olamayacağına ilişkindi. ABD yasalarına göre bir kişinin Başkan olmasının ön koşulu ise doğuştan ABD yurttaşı olması yani ABD sınırları içinde dünyaya gelmesi. Siyah bir Başkanı bir türlü kabullenemeyen ABD’liler ise Obama’nın Kenya doğumlu olduğunu ve bu yüzden başkanlığının geçersiz olduğunu ileri sürüyorlar.

Beyaz Saray ise Obama’nın Hawaii doğumlu olduğunu söyleyerek Obama’nın ABD yurttaşlığı konusundaki komplo teorilerini bir kez daha yalanladı. “Bu abuk sabuk düzmeceye Beyaz Saray’ın basın toplantısı odasında değinmekten nefret ediyorum. Elimde DNA kanıtı bile olsa bazıları buna inanmayacak.” diyen Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs ise ülkede uğraşılması gereken çok daha önemli sorunların olduğunu dile getirdi.

Obama hakkında ortaya atılan diğer bir diğer iddia ise Obama’nın, yakın dostu ve kişisel asistanı olan 28 yaşındaki Reggie Love ile eşcinsel bir ilişki içinde olduğu. İddiayı ortaya atan ise daha önce ABD eski Başkanı George W. Bush’un eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile aşk yaşadığı iddiasını ortaya atarak ülkenin gündemini değiştiren Globe dergisi.

Derginin “Michelle’in büyük acısı: Obama’nın eşcinsel sevgilisi Beyaz Saray’da çalışıyor” başlığıyla verdiği habere göre Reggie ile Obama arasındaki eşcinsel ilişki Reggie’nin Şikago’da işe girdiği gün başladı. Derginin iddiasına göre Michelle Obama da bu ilişkiden haberdar olmasına karşın bir skandala neden olmamak ve çocuklarının iyiliği için sessiz kalmayı tercih ediyor.

Obama hakkındaki en son haber ise Los Angeles kentindeki duvarları süsleyen ve kim tarafından hazırlandığı belli olmayan posterler. Posterlerde ABD Başkanı Barack Obama, gişe rekorları kıran Kara Şövalye filminde Heath Ledger’in canlandırdığı zalim, acımasız ve tehlikeli bir karakter olan karakter Joker’e benzetilmiş. Obama’nın yüzünün ve dudaklarının Joker karakterinin makyajına uygun renklere boyandığı posterlerin altında ise “socialism” (sosyalizm) ve “why is so serious?” (neden bu kadar ciddi) yazıları yer alıyor. Tepkinin nedeni olarak ise Obama’nın geçtiğimiz haftalarda 1 trilyon dolarlık yeni bir sağlık programını devreye alma isteği gösteriliyor. Obama planını açıkladığında Cumhuriyetçi kesimden kendisine “sosyalizm ile bağlantılı” suçlamaları yöneltilmişti.

Yukarıdaki üç haberin gösterdiği üzere anlaşılan Obama’nın “Değişim” projelerine ABD politikalarından önce ABD halkının düşünce yapısından başlaması gerekiyor. Zira kendisi her ne kadar diğerlerinden farklı olduğunu iddia etse de, ABD halkının hâlâ aynı genetik ırkçılık niteliklerini taşıdığı siyah bir başkanı bir türlü kabul edememelerinden belli oluyor. Obama hakkında ortaya atılan komplo teorilerinin sayısı daha görevinin ilk yılında tüm başkanları geçmiş oldu. Hiç kimse bunda Obama’nın derisinin siyah olmasının büyük bir payı olduğunu inkar edemez, düşünce yapısı olmasa bile.


Lübna Hüseyin’in davası ertelendi

Lübna Hüseyin’in pantolon giydiği için yargılandığı mahkemenin dışında ise onlarca kadın Hüseyin’e destek vermek için protesto gösterisi düzenlediSudan’ın başkenti Hartum’da 3 Temmuz tarihinde polisin bir kafeye yaptığı baskında pantolonla otururken yakalanan ve 40 kırbaç cezasına çarptırılması istemiyle mahkemeye sevk edilen Sudanlı kadın gazetecinin duruşması, uluslararası toplumdan gelen yoğun baskılar sonucu 7 Eylül tarihine ertelendi. Lübna Hüseyin’in pantolon giydiği için yargılandığı mahkemenin dışında ise onlarca kadın Hüseyin’e destek vermek için protesto gösterisi düzenledi. Aralarında pantolon giyen çok sayıda kadının da bulunduğu göstericilere polisin müdahalesi ise oldukça sert oldu. Coplarla kadınlara saldıran güvenlik güçlerinin kadınları dağıtmak için havaya ateş açtığı da gelen bilgiler arasında.

Mahkeme çıkışı açıklama yapan Lübna Hüseyin mahkemenin hızlı karar alarak temyize gitmesine izin vermeyeceğini tahmin ettiğini ve olacaklara şimdiden hazır olduğunu söyledi.

Aslında Hüseyin’in verdiği mücadelenin temelinde, pantolon giyme yasağının dini bir temeli olmamasına karşın insanların dini kendilerine göre yorumlayarak Sudan Ceza Yasası’nın 152. maddesine bu hükmü eklemiş olmaları. Uygunsuz kıyafet kavramı çok göreceli olduğu için uygulaması da mahkemeden mahkemeye değişebiliyor. Yani yasa koyucular dini kuralları kendi istedikleri biçimde yorumlayarak insanlara yaşam biçimi olarak dayatabiliyor.

Lübna Hüseyin inandığı dava uğruna sonuna kadar gitmekte kararlı. Hatta bu yüzden, ilk duruşmasında mahkeme başkanı kendisine, “Birleşmiş Milletler Sudan misyonunun medya bölümünde görevlisin. Bu sana dokunulmazlık sağlıyor.” deyince Hüseyin, dokunulmazlık istemediği için Birleşmiş Miletler’deki görevlerinden resmen istifa etmişti.

Lübna sayesinde tüm dünya 21. yüzyılda din adına sergilenen böyle bir yobazlığı öğrenmiş oldu. Kuşkusuz buna benzer yobazlıkların birçok örneği ülkemizde de mevcut. Ülkemizde türban takan genç kızların büyük bir çoğunluğu da pantolon giydiği için kırbaçlanmak istenen Lübna Hüseyin gibi pantolon giyiyor. Onları Hüseyin’in sonuna uğramaktan kurtaran tek fark ise, adım adım kaldırılmakta olsa bile Türkiye Cumhuriyeti’nin hâlâ laik bir devlet olması.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: