10.08.2009/Sayı:248
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Feredasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Kapak

Özgür Erdem

Sivil toplumcu değil
Sivil polisler!

AKP’nin Kürt açılım, Polis Akademisinin Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi’nde, yani polis nezaretinde yapıldı

AKP’nin Kürt açılım, Polis Akademisinin Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi’nde, yani polis nezaretinde yapıldı. Çalıştaya medya mensubu oldukları söylenen 15 sivil polis katılarak brifing verdi.

“Sivil” toplumcuyuz diyenler
aslında “sivil” polismiş!

Yıllarca Türk milletinin başının etini yediler.

Sivil toplum da sivil toplum...

Neymiş efendim, Türkiye’de Ordu siyasetin çok içindeymiş. Siyasetin sivilleşmesi gerekiyormuş.

Türk milletinin örgütlülük düzeyi de çok düşükmüş. Sivil toplumun güçlenmesi gerekiyormuş.

İskandinavya ülkeleriyle karşılaştırdılar ülkemizi. Kişi başına 2 nokta bilmemkaç dernek düşüyormuş o ülkelerde de, ne kadar da örgütlülermiş.

Sonra Atatürk’e dil uzatmaya başladılar. Neymiş efendim, Türk milletinin örgütsüzlüğü, Kurtuluş Savaşı’nda da varmış. Vatandaşın çoğu savaşlardan kaçmış. Zaten Atatürk devrimleri de tepeden inmeymiş.

Halbuki İsveç’teki fokları kurtarma derneklerine üye olmaya benzemezdi Ulusal Kurtuluş. Atatürk kurduğu bir derneğe üye toplayan biri değildi. “Ben size ölmeyi emrediyorum.” diyordu. Ve Atatürk’ün emrine uymayı gözüne kestirebilen Kuvayı Milliye’ye katılıyordu.

Bu basit gerçeği bile anlayamayacak düzeydeki “sivil toplumcularımız”ın bu propagandası yıllardır sürüyor.

12 Eylül sonrasında çıkmışlardı ortaya. Hep sivil toplum bilincinin eksikliğinden yakındılar. Darbe karşıtı söylemleri vardı. Bütün o “sivil”lik propagandasının temelinde de o vardı.

Ama ne hikmetse hepsi yine o darbe sayesinde iş güç sahibi olmuştu. 12 Eylül sayesinde “adam” yerine konmuşlardı. 12 Eylül’le birlikte önleri açılmıştı. Bütün solcu-devrimci aydınlar bir bir içeri alınır, sindirilirken, meydan onlara kalmıştı. Darbeyle adam oldular ama “sivil toplumculuğu” asla bırakmadılar. Çünkü amaçları Türk düşmanlığıydı, Ordu düşmanlığıydı, Atatürk düşmanlığıydı.

Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen Kürt Çalıştayıyla birlikte tekrar ortaya çıktılar. Polis Akademisi’nde düzenlenen Çalıştaya bakın kimler davetliydi:

Hasan Cemal (Milliyet)

Cengiz Çandar (Radikal)

Oral Çalışlar (Radikal)

Mümtaz’er Türköne (Zaman)

İhsan Dağı (Zaman)

Fehmi Koru (Yeni Şafak)

Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak)

Ruşen Çakır (Vatan)

İbrahim Kalın (Sabah)

Okan Müderrisoğlu (Sabah)

Mithat Sancar (Taraf)

Muharrem Sarıkaya (Haberturk)

Deniz Ülke Arıboğan (Akşam)

Mustafa Karaalioğlu (Star)

Nasuhi Güngör (Star)

İsimleri tek tek anlatmaya gerek yok. Hepsi zaten kamuoyunun tanıdığı isimler. En büyük özellikleri ne derseniz, “sivil” toplumcu olmaları. Polis Akademisi’ndeki Çalıştay göstermiştir ki, bu “sivil” toplumcuların “sivil”liğinin anlamı başkaymış... “Sivil”likleri polisliklerindenmiş.

Eskiden aydınlar polis minibüsüne bindirilip götürülürdü... İşkenceye... Artık aydınlar o minibüse Türkiye’nin nasıl bölüneceğine karar versin diye bindiriliyor

Eskiden aydınlar polis minibüsüne bindirilip götürülürdü... İşkenceye... Artık aydınlar o minibüse Türkiye’nin nasıl bölüneceğine karar versin diye bindiriliyor

Eskiden aydınlar polis minibüsüne bindirilip götürülürdü... İşkenceye... Artık aydınlar o minibüse Türkiye’nin nasıl bölüneceğine karar versin diye bindiriliyor. Hani “sivil” toplumcuydular! Demek ki “sivil”likleri polisliklerindenmiş... Gerçi aralarında eski tüfek polisler de var. Mümtaz’er Türköne
Abdullah Çatlı’nın silah arkadaşı, her dönem polisle çalışmış biri. Yine Oral Çalışlar ve Cengiz Çandar eski Aydınlıkçıdır, alışkındırlar solcuları polise ihbar etmeye.
Artık açıktan Polis Akademisi’ne yerleşmişler, tek değişiklik bu...

Polis baskısıyla Kürt devleti

Çok ilginç bir durum aslında. Kürt açılımıyla ilgili Çalıştaya Polis Akademisi evsahipliği yapıyor. Tabii hemen aklımıza Tayyip’in şu açıklaması geliyor: “Polis rejimin teminatıdır.”

Polis rejiminin adı bütün dünyada faşizmdir. Bu konuda sanırız herkes hemfikir.

Tayyip’in kuracağı polis rejiminin ne tür bir faşizm olduğunu ise Çalıştayla birlikte görmüş olduk: Kürt faşizmi. Tabii Tayyip’lerin Şeriatçılığını da eklersek, yıllardır söylediğimiz gibi bir Kürt-İslam Faşizmi.

Bu yüzden Kürt açılımının Polis Akademilerinde tartışılmasına kimse şaşırmasın.

Polis rejimleri, insanların kabullenemediklerini polis zoruyla kabul ettiren rejimlerdir. Polis ancak bu tür “dayatma” rejimlerinin teminatı olabilir. Halkın büyük çoğunluğu baskı altında tutulmalıdır çünkü.

İşte Tayyip’in o polis rejiminin baskı altında kimi tutacağı da bu şekilde belli olmuştur: AKP’nin Kürt açılımını kabullenmeyecek Türk milletidir hedefte olan.

Yani Apo’nun affedilmesini içine sindiremeyenler...

Türkiye’nin bölünmesini kabullenemeyenler...

PKK’nın bir terör örgütü olduğunu unutamayanlar...

Türkiyeliyim demeyi kabullenemeyen, Türklüğünü hâlâ savunanlar...

Kısacası Türklerdir hedefte olan.

Hayır, hayır, bu bir analiz değil. Bakın Tayyip’in Polis Akademisi’nde polislere ders veren o “sivil”lerden biri (Oral Çalışlar) ne demiş:

“İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, her kesimin katkısını isteyen, devlet kurumları içindeki uyumdan söz eden sözleri de bir aşamaya geldiğimizi gösteriyor. Kürtlerde oluşan ortak duyarlılığın yanına şimdi Türklerin de eklenmesine gerek bulunuyor.”

“Sivil”lerden biri böyle buyuruyor işte Türk milletine: Kürtlerde oluşan ortak duyarlılığa, yani bölücülüğe siz de katılın.

Bu arada unutmadan ekleyelim, gözden kaçmış olabilir: Oral’ın çok takdir ettiği Beşir Atalay İçişleri Bakanı. Bilindiği gibi polisler İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Yani “sivil” Oral, “sicil” amirine saygıda kusur etmiyor.

Türklere tehdit başka bir “sivil” tarafından çok daha net bir şekilde yapılmış Çalıştayda. Sözlerin kime ait olduğu açıklanmamış. Ama biz yine de aktaralım:

“Muhalefet bu olayı sokağa kadar taşıyacak daha sertleşecek ve provokatif bir dili destekleyecektir. Siyasi bir bedel var. Bu bedel giderek ağırlık taşıyabilir. Tereddütlerin daha hakim hale gelmesini sağlayabilir.”

Şimdi anladınız mı Çalıştayın niye Polis Akademisinde yapıldığını? Kürt açılımına karşı sokaklara taşacak kadar büyük bir tepki bekliyorlar. AKP o tepkiyi kiminle göğüslemeyi düşünüyor?

Polisle!

Buyurun size polis devleti.

Mehmet TezkanPolis kontrolünde Kürt Açılımı

Toplantının yapıldığı yere baktım..

O da ne!..

Ankara Polis Akademisi..

Kürt açılımı için başka yer

kalmamış!.

Haberi okurken bir kez daha o da ne dedim!

Çalıştay’ın başkanlığını Polis Akademisi Başkanı Zühtü Arslan ile Polis Akademisi Araştırma Merkezleri Başkanı İhsan Bal yapmış..

Şoke oldum..

Demek ki Türk açılımı Polis Akademisi’ne devredilmiş! Açılımın boyutuna onlar karar verecek..

Gerçekten, polis devletine geçtik de benim mi haberim yok!

Kürt meselesiyle polislerin ne ilgisi var..

Çalıştay’a katılan yazarlar bu mesele polisi ilgilendirir dememiş mi?

Dememişler..

Bunda bir gariplik görmemişler ki Polis Akademisi’ne gidip çözüm

önerilerini anlatmışlar!..

Anlattıklarına göre demek ki çözümü de Emniyet’ten bekliyorlar..

Radikal’in haberine göre; “bazı aydınlar ‘aykırı görüşlerimizden dolayı şimdiye kadar polisçe sorgulanırdık şimdi ise Emniyet bir sorunun çözümü için görüşlerimize başvuruyor’ diye gülüşmüş.”

Onlar da kabul etmiş yani..

Kürt meselesinin çözümü Emniyet’e havale!

‘Dünyaya örnek Türkiye modeli’ diye pompaladıkları bu mu?

(Mehmet Tezkan, 04.08.2009, Vatan)

Hasan Cemal:
Önce Kandil’e sonra polis devletine

“Sivil”lerden en çok öne çıkan isim kuşkusuz Hasan Cemal’di. Bunun en önemli nedeni Kandil Dağı’na kadar gidip Karayılan’la görüşmüş ve PKK’nın o çok istediği “diyalog” sürecini başlatmış olması. Polis Akademisi’ndeki Çalıştayda Hasan Cemal’in de yer alması, Karayılan’ın “diyalog” çağrısının AKP tarafından kabul edildiğini gösteriyor. Atalay’ın “Kürt açılımını başlatıyoruz” açıklamasının ardından yapılan ilk resmi toplantıya Hasan Cemal’in de katılması başka türlü açıklanamaz. Üstelik Hasan Cemal, toplantıyı yöneten Polis Akademisi Başkanı Zühtü Arslan’ın hemen sağ başına oturan isimdi. Yani Çalıştayın en ağır topuydu. Ve Hasan Cemal, toplantıdan önce ve sonra Atalay’la başbaşa görüşmeler de yaptı.

Anlayacağınız Çalıştayda özel muamele yapıldı Hasan Cemal’e.

Hasan Cemal de kendine güvenenleri mahçup etmedi zaten. Şöyle demiş Hasan Cemal:

“Birinci aşama dağda gerçek bir ateşkesin ilan edilmesidir. Ben buna ‘parmakların tetikten çekilmesi’ diyorum. İki tarafı var bunun: Biri PKK, diğeri devlet! PKK çekilecek, devlet ‘operasyon’ yapmayacak! Kısacası, ‘çatışmasızlık’ hali...”

Hasan Cemal “çatışmasızlık” istiyor. PKK’nın deyimiyle ateşkes!

Birebir Karayılan’ın Kandil’de Hasan Cemal’e söyledikleri:

“Öncelik silahların susmasıdır, kimse kimseye saldırmasın. Bu işi kendi aramızda konuşmaya başlayalım önce... Silahla değil, diyalogla işe başlayalım.”

Hasan Cemal Çalıştayda PKK’yla masaya oturulması çağrısında da bulunmuş:

“‘Birinci aşama’da, kapalı kapılar arkasında kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalar hazırlanır. İlgili tüm taraflar arasında diyalog kanalları açılır, tam bir gizlilik içinde gelgitler başlar.

İlgili tüm taraflar derken, bunların içinde İmralı-Öcalan da, Kandil de, DTP de, Kürt aydınları da, Kürt diasporası da olmalıdır.”

Yine birebir Karayılan’dan duydukları. Hasan Cemal’in aktarmasıyla Karayılan’ın Kandil’den buyurduklarını bir hatırlayalım:

“İlk adımda silahlar susacak... Sonra diyalog başlayacak... Diyalog yeri İmralı’dır... Kabul edilmiyorsa, diyalog yeri biziz... Bizi de kabul etmiyorsa, siyasal olarak seçilmiş iradedir, (burada DTP’nin adını zikretmiyor, ama ben belirtince başıyla onaylıyor, HC)... Bu da olmuyorsa, o zaman ortak bir komisyon kurulur bir yerde, akil adamlar bir araya gelir. Örneğin İlter Türkmen, (eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi) gibi, sizin gibi insanlar toplanır, böyle bir mekanizma harekete geçer, çalışmaya başlar... Böyle bir mekanizma muhatap alınır diyalog için devlet tarafından...”

Görüldüğü üzere “sivil”lerin başı görünen Hasan Cemal, Kandil ile AKP arasındaki köprüyü kuran adam olmuş.

Kuryelik yapmış anlayacağınız...

Türk milletinin üzerindeki “sivil” baskı

Okurlarımız endişelenmesin. Hasan Cemal’den uzun uzun alıntılar yaptık, ama tüm “sivil”lerin dediğini buraya aktaracak değiliz. Zaten yıllardır söylediklerini tekrar etmişler. Tüm süreçte Hasan Cemal çok öne çıktığı için özel bir vurgu yaptık.

Ancak Polis Akademisi’nde toplaşan “sivil”lerin çok iyi bilinmesi gerekiyor.

Yazımızın başındaki listeye bir bakın, o 15 kişilik listeye, son 5-10 yılda neler yaptıklarını şöyle bir hatırlayın, o zaman dediklerimizi daha rahat anlayacaksınız.

Bakın hepsinin ortak noktalarına:

1. Bu “sivil”ler Türk düşmanıdır. Yıllardır Türk’ü aşağılayan yazılar döşenir dururlar.

2. Ama daha da tehlikelisi Türk milliyetçiliği düşmanıdırlar. TÜRKSOLU gibi milliyetçiliği savunanlara hep karşı çıkarlar. Milliyetçiliği ırkçılık olarak göstermeye çalışırlar. Milliyetçiliği kim savunursa linç ederler.

3. Sol düşmanıdırlar. Kimileri zaten yıllardır sağcıdır. Türköne gibi mesela. Kimi ise sol kökenlidir. Ama hepsi istisnasız halk düşmanı, emek düşmanı, bağımsızlık düşmanı, devletçilik düşmanıdır. Yani sol düşmanıdır.

4. Hepsi istisnasız Amerikancıdır. Ve “sivil” polisliğine soyundukları ve savundukları rejim aslında Türkiye’deki Amerikancı rejimdir.

5. Hepsi Kürtçüdür. Şu veya bu şekilde tümü Kürt açılımını desteklemektedir. Zaten Çalıştaya katılarak rol bile almış durumdalar.

6. Hepsi Kürt-İslamcıdır. Kimi zaten AKP’lidir. Resmi görevleri bile vardır kimilerinin. Örneğin İbrahim Kalın Tayyip’in dış politika başdanışmanıdır. Mümtaz’er’in eşi AKP’de milletvekilidir. Resmen AKP’li olmayanları yandaş medyada yazarlık yapar. Yandaş medyaya henüz kapağı atamayanları ise AKP’nin kurduğu Kürt-İslam rejimine asla muhalefet etmez.

Bu saydığımız özellikleriyle bu “sivil”lerin gerçek misyonu ortaya çıkıyor. Onlar Türk milletinin üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Kendileri gibi düşünmeyenleri linç ediyorlar. Zaten milliyetçiliği savunan biriyle karşılaştılar mı “sivil”liği falan unutuveriyorlar. Ellerinde copla bekleşen “çevik kuvvete” dönüşüyorlar. Başını kaldırana “ırkçı” diye saldırıveriyorlar.

Bu “sivil”lerin gözünde Türk olmak, Türklüğüyle gurur duymak, Türklüğü savunmak en büyük suçtur. Her fırsatta o suçu cezalandırmaktan zevk alırlar.

Ve bu cezalandırmayı bugüne kadar hep “aydın” gibi görünerek yaptılar. Aslında birer “sivil” polis oldukları son Çalıştayla ortaya çıkmış oldu.

MİT’i, polisi hepsi PKK’nın izinde

Bir ülkede bir terör örgütü varsa, o ülkenin emniyet teşkilatının ve istihbarat örgütlenmesinin temel görevi bellidir: Terör örgütünün izini sürmek. Türkiye’de ise tam tersi gerçekleşiyor. Emniyet ve MİT, PKK’nın izini sürmek bir yana adeta PKK’nın izinden gider oldu.

Emniyet ortada, Akademisinde bölücü fikirlerin dile getirileceği Çalıştaylar düzenliyor.

MİT peki?

Onlar da süreci destekliyor. MİT eski müsteşarı Sönmez Köksal da Çalıştayı destekleyenler arasında yerini almış. Üstelik destek olmak yetmemiş, Apo’nun da süreçte yer alması gerektiğini savunmuş. Hatta, büyük tepkiler geleceğini söyleyerek, bunun gizli gizli yürütülmesi gerektiğini söylemiş. Bakın nasıl akıl veriyor MİT eski müsteşarı AKP’ye:

“Sürece Öcalan’ın adeta resmen dahil edilmesi fikrine hem ilkesel hem de kamuoyunun tepkileri nedeniyle karşıyım. Öcalan’ın sürecin olumlu şekilde başlatılıp, sonuca ulaşmasında önemli bir aktör olduğu muhakkak. Ancak, sürece doğrudan katkı yapar konuma zamansızca getirilmesi, korkarım süreci daha başında torpilleyebilir. Sürecin gizlilik içinde yürütülmesini bu açıdan da önemsiyorum.”

Eskiden MİT terör örgütlerini gizli gizli takip ederdi. Şimdi ise terör örgütleriyle gizli gizli pazarlık yapılmasını savunur hale geldi!

MİT ve polis dedik de, yıllardır “MİT ve polis işbirliği”ni eleştiren o anlı şanlı “sol terör örgütleri” bu süreçte nasıl tavır aldı dersiniz?

Hepsi destekledi tabii ki.

Evrensel’inden Birgün’üne bütün “sosyalist” basın, Polis Akademisi’ndeki Çalıştayın ne kadar olumlu bir gelişme olduğunu yazdı.

Nereden nereye...

Eskiden devrimciliğin baş koşulu poliste konuşmamaktı.

Şimdi ise koşa koşa polise gidip konferans verenler ayakta alkışlanıyor.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: