Çöl Aslanı Ömer Muhtar

Ömer Muhtar |
|
Geçtiğimiz hafta Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin İtalya’da yaptığı şovun ardından Ömer Muhtar’ın yaşam öyküsünü yazmak farz olmuştu. Çünkü her ne kadar ikisi de Libyalı olsa da Muhtar ve Kaddafi hem yaptıklarıyla hem de düşünceleriyle neredeyse taban tabana zıtlar.
Ömer Muhtar, 1862 yılında Libya’nın Batnan kasabasında dünyaya gelir. Ailesi Kuzey Afrika’da Müslümanlar arasında çok yaygın olan Senusi tarikatına mensuptur. İlk eğitimini veren babasını daha 14 yaşındayken kaybeden Muhtar, babasının yakın arkadaşı Seyyid El Giryani tarafından ilk önce Mısır sınırına yakın olan Tobruk iline bağlı Cazur medresesine, daha sonra Cağbub’taki İslâmi Bilimler Akademisi’ne yazdırılır. Kendini çok iyi yetiştiren Muhtar, akademiyi temsilen yurtdışında görevlendirildiği gibi kabileler arasında çıkan sorunlarda da saygın bir arabulucu olarak görev alır.
Fakat bir süre sonra Ömer Muhtar’ın yaşamını tümüyle değiştirecek olaylar gerçekleşir. Diğer Batılı devletlere göre sömürgeleştirme yarışında geç kalan İtalya gözünü hemen karşısında bulunan Libya’ya diker ve 27 Eylül 1911 tarihinde Trablusgarp’ı işgale başlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun ise Libya’yı savunma olasılığı yok denecek kadar azdır. Çünkü Mısır İngilizlerin işgali altında olduğundan karadan, kendisine karşı girişilebilecek bir ayaklanmada kullanılacağı kuşkusuyla tüm donanma da II. Abdülhamit tarafından Haliç’te çürümeye terk edildiğinden denizden Libya’ya fazla miktarda asker sevk etmek son derece zordur. Sonunda Osmanlı İmparatorluğu Balkan Savaşı patlak verince zorunlu olarak İtalyanlarla Uşi Anlaşması’nı imzalayarak Trablusgarp’ı terk etmek zorunda kalır. 1917 yılına gelindiğinde ise İtalya neredeyse tüm Libya’yı ele geçirmiş ama halk ayaklanmasını bastırmayı bir türlü başaramamıştır. Sonunda 1922 yılında İtalya’da iktidarı ele geçiren faşist Mussolini kesin emir verir: “Ne pahasına olursa olsun direnişi bastırın.”
İşte tam bu noktada devreye Ömer Muhtar girer. Direnişin başına geçen Ömer Muhtar emrindeki kuvvetleri 200-300 kişilik gerilla birlikleri olarak örgütleyerek İtalyanlarla savaşmaya başlar. Bu birlikler hiç beklenmedik bir yerde ortaya çıkıyor ve İtalyanlara büyük kayıplar verdirdikten sonra yine ortadan kayboluyorlardı. Direniş o kadar başarılı olmuştu ki, İtalyanlar beş yıl içinde beş kez vali değiştirmek zorunda kaldılar. Bu valilerden birisi yaşanan durumu şöyle özetliyordu: “İtalyanların, Senusiler karşısındaki askeri üstünlükleri beş para etmemekteydi. Çünkü savaştığımız güçler düzenli bir ordu değildi. Bugün bir yerde ortaya çıksalar, yarın 50 km ötede, ertesi gün 100 km ötede gün yüzüne çıkarlardı. Bir ay ortadan kaybolur, bir süre sonra masum bedevi kılığına girdikleri olurdu. Küçük gruplar halinde bulunan, yakalanması mümkün olmayan, çevik, atak, hızlı hareket eden bu ateş parçalarına karşı güçlü askeri birliklerin ne anlamı vardı ki? Gündüzleri biz İtalyanlar, geceleri Senusiler hakim oluyordu.”
İtalyanlar bir türlü baş edemedikleri Ömer Muhtar’ı parayla satın alıp direnişi sona erdirmek isterler ama yaptıkları tüm teklifler Muhtar’ın daha bir inançla direnişe devam etmesinden başka bir sonuç doğurmaz. Diğer şeyhlere teklif götürürler ve bazılarının aklını çelmeyi başarırlar. Ömer Muhtar’ın savaşmayı bırakmasını isteyen şeyhlere verdiği yanıt kesindir: “Ya zafer gelene ya da şehit olana kadar bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savaşı asla durdurmayacağım.”
Yaptıkları bütün girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine İtalyanlar daha önce sergiledikleri vahşetin boyutunu katliam derecesine ulaştırırlar. Mussolini’nin özel emriyle İtalyan işgal kuvvetleri komutanlığına atanan faşist Mareşal Rodolfo Graziani kurduğu mahkemelerle halkın çoğunu idam ettirir. Toplama kamplarına gönderilen Libyalıların çoğu ise, toplanan insanların ancak dörtte birine yetecek kadar yiyecek verildiği için kamplarda açlıktan ölür.
İtalyanların bekledikleri fırsat 1931 yılında ayaklarına gelir. Muhtar’ın kendi denetimleri altındaki bir bölgede olduğu istihbaratını alan General Graziani, dört taraftan bölgeyi çevirir. 70 yaşını aşmış Muhtar ve adamları son kurşunları tükeninceye kadar İtalyanlarla çarpışır ama yakalanmaktan kurtulamazlar. Askerler Muhtar’ı hemen elleri ve ayakları kelepçeli olarak Graziani’nin karargahına götürür. İlerlemiş yaşından ve daha yeni çıktığı bir savaştan bitkin düşmesine karşın General Graziani’nin karşısında dimdik ayaktadır. General küçümser bir tavırla Muhtar’a güya son bir şans tanır:
“Ne dersin, İtalyan hükümeti, büyük alicenaplığını takınarak yaşamını bağışlarsa, geri kalan yıllarını huzur ve barış içinde geçireceğine söz verebilir misin?”
Muhtar’ın verdiği yanıt Graziani’nin yüzünde tokat gibi patlar:
“Vallahi, sizler memleketimden çekip gidinceye kadar seninle ve senin güruhunla savaşmaktan bir an bile vazgeçmeyeceğim. Bu uğurda sonumuz ölümse, hoş geldi safa geldi...”
Graziani’nin kurduğu sıkıyönetim mahkemesi formaliteden ibaret bir yargılamanın ardından Ömer Muhtar’ın 15 Eylül 1931’de Sulûk çarşısında asılmasına karar verir. Toplama kamplarından getirilen binlerce kişinin gözü önünde Muhtar idam edilir.
Ömer Muhtar görüleceği üzere emperyalizmle hiçbir zaman uzlaşmamış ve vatanın bağımsızlığı uğruna ölüme kadar savaşmaya ant içmiştir. İtalyanlara karşı onlarla rakip olan ve o sırada Mısır’ı ellerinde tutan İngilizlerden yardım istenmesini önerenlere Muhtar’ın verdiği yanıt, onun emperyalizmin karakterini ne kadar iyi çözümlediğini gösterir: “İngilizlere gelince, onlar Mısır halkına da ışık tutabilecek bir istiklâl harbinin Libya’da zaferle bitmesine asla göz yummak istemezler. Bizim için parmaklarını oynatmaz İngilizler.” Ama aynı Ömer Muhtar kimlerin kendisiyle dost olduğunu, kimlerin kendisine yardım edeceğini de gayet iyi bilmektedir. General Graziani anılarını yazdığı kitapta, Ömer Muhtar’ın 1927 yılında mektup yazarak Mustafa Kemal’den yardım istediğini ama mektubu kendileri ele geçirdiği için Mustafa Kemal’in durumdan hiçbir zaman haberi olmadığını belirtir.
Bir tarafta emperyalizmle ölümü pahasına uzlaşmayan Muhtar, öbür tarafta ise emperyalizmi tekrar Libya’ya davet eden Kaddafi. Senusi ve Fatımi ayrımını geçelim, ikisinin ne kadar zıt kişilikler olduğu ortada değil mi? O yüzden Kaddafi’nin İtalya’da yaptıkları ancak şov olarak kalmaya mahkum.
|