Arama: 
24.02.2003/Sayı:24
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Erol Manisalı
Sunay Akın
Bedri Baykam
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye  Erkan Karaarslan

Mustafa İzberkRumlara EOKA’cı başkan!

BM oluşturmaya çalıştığı “ortak devlet” için ortak marş ve bayrak yarışmaları hazırlayadursun, Rumlar geçtiğimiz hafta yapılan seçimlerle Annan Planı hakkındaki düşüncelerini en somut biçimde ortaya koymuş oldu. Türk medyasında yer alan Rum ve Türk halklarının kardeşliği söylemine inat, Rumlar seçimlerde tercihlerini Annan Planı konusunda çok büyük çekinceleri olduğunu açıkça ortaya koyan Papadopulos’tan yana kullandılar.

Papadopulos Türklere karşı büyük katliamlara girişen EOKA terör örgütü geleneğinden geliyor. 1964 senesinde Küçük Kaymaklı’da yapılan katliamın başında da Papadopulos bulunuyordu.

Seçim çalışmalarını Rum göçmenlerin ve yerlerinden edilmişlerin güvenle geri dönmeleri için mücadele etmek üzerine kuran Papadopulos, ırkçı, faşist söylemleriyle ön plana çıktı. Seçim sonuçları aslında Rum halkının Papadopulos şahsında EOKA geleneğini sahiplenmiş olduğunu ortaya koymuş oldu.

Türkiye’de seçim sonuçlarını şaşkınlıkla karşılayan kesimler ise sözde solcular oldu. “Milli Dava” yı sorun olarak gören ve sorunun tek çözümünün Rum tarafındaki ilerici güçlerle dayanışma olarak gören bu kesimleri “yanıltacak” biçimde, Rum “ilericileri” bu seçimlerde Papadopulos’u destekledi. Bizim “solcular” halkların kardeşliği söylemiyle Rum solcularını desteklediler, Rum solcular da gençliğinde Denktaş’a karşı suikast girişiminde bulunmayı düşünmüş olan bir tetikçiyi.

Türkler ve Rumlar birlikte yaşamak istemiyor

Geçtiğimiz hafta Hürriyet gazetesinde çıkan bir araştırma sonuçları da Türklerin ve Rumların birbirlerine karşı olan düşüncelerini net bir biçimde ortaya koydu.

Türk-Yunan Forumu’nun yaptığı araştırmaya göre Türklerin büyük çoğunluğu birlikte yaşama fikrine karşı. Aynı ankete göre Türklerin % 40’lık bir kesimi Denktaş’a lider olarak oy veriyor. Arkasından gelen ve Rum tarafının çok “sevdiği” M. Ali Talat, Denktaş’ın yarısı kadar bile bir oy alamıyor. Aynı şekilde Rumların sadece % 3’lük bir kesimi Rauf Denktaş’ı müzakere masasında görmek istiyor.

Ankete katılan Türklerin % 69’u “Rumlara güven olmaz” fikrini ortaya koydu. Anket, yapılan onca medya bombardımanına rağmen Türklerin, Rumlarla birlikte yaşamak istemediğini ve mazisini bilen toplumsal bir hafızaya sahip olduğunu da göstermiş oldu.

Annan’dan üçüncü Rumcu tasarı

Bu arada BM Genel Sekreteri Kofi Annan planında değişikliklere giderek 3. bir tasarı daha hazırladı. Hazırlanan yeni tasarı içerik olarak bir öncekinden çok da değişik değil. Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ye alınması öncesinde Türk tarafı için kabul edilemez bir tasarı daha hazırlanıp, Türk tarafı zayıflatılmaya çalışılıyor.

Denktaş, hazırlanan yeni tasarı için “planın esas felsefesi ve yaklaşımı değişmiş değildir. Belgenin esas felsefesi yanlış. Felsefesi bir Rum Cumhuriyeti’ne Kıbrıs Türkü’nü monte etme felsefesidir” diyerek hazırlanan yeni tasarı hakkındaki görüşlerini net biçimde ortaya koymuş oldu.

Yeni tasarı bir öncekinden farklı olarak Karpaz bölgesinin Türklere bırakılmasını öneriyor. Ancak bölgedeki askeri gücün BM tarafından sağlanması gerektiği belirtiliyor. Bununla birlikte bölgeye geri dönmesi istenen Rumlara herhangi bir engelleme getirilmiyor. Bölgedeki Türkler, BM askeri gücünün ve Rumların insafına bırakılıyor.

Yeni tasarının Türk tarafına verdiği “taviz”lerden bir diğeri de Türkiye’den gelen göçmenlerin sayısının arttırılması. Eski tasarıda adaya sonradan gelen sadece 33 bin Türkün adada kalması şart koşulurken yeni tasarıyla birlikte bu sayı 50 bine çıkartılmış durumda. Rumların Türk bölgesine dönüş süresi de anlaşmaya göre uzatılıyor. Türk bölgesine göçmen olarak geri dönecek olan Rumlara tanınan oy hakkı, yeni tasarıya göre ortadan kaldırılıyor.

Hazırlanan tasarının sadece sıfatı “yeni”. Türk tarafı en başından beri Rumların Türk tarafına göç etme fikrine karşı çıkıyor ve bunun “müzakere edilemeyeceğini” ortaya koyuyor. Aynı şekilde Rumların mal-mülk edinme hakkına engel olunmasını istemesine rağmen, hazırlanan tasarının en son hali de bu konuya hiçbir biçimde değinmiyor. Daha da önemlisi adaki Türklerin yaşam güvencesi olan Türk Ordusu’nun varlığı zaman içerisinde ortadan kaldırılması gereken silahlı güç olarak nitelenmeye devam ediyor. Türk askerinin sayısının 2500-7500’e indirilmesi planlanıyor, ancak BM’den fazla yüz bulan Rumlar bunu da yeterli bulmamış olacaklar ki son açıklamalarıyla birlikte adadaki Türk askerinin 1500’e düşürülmesini istiyor.

Türk ve Rum medyasının ortak propagandası

Aslında Annan Planı hazırlanan somut önerilerin de ötesinde daha farklı bir “plan” içeriyor. Tartışılansa hep BM’in önerdiği “somut” öneriler oluyor, bu önerilerin ortaya konmasındaki işleyişin “plan”ı ise hiçbir biçimde tartışılmıyor.

Öncelikli olarak “tarafsız” olma iddiasında olan BM Genel Sekreteri hiç kimse ondan böyle bir talepte bulunmadığı halde, yetki sınırlarını da aşarak bir “çözüm paketi” hazırlıyor. Bu planı kimlerle birlikte hazırladığı ise süreç içerisinde ortaya çıkıyor. Rumların, İngilizlerin ve Amerikalıların bu planın oluşumundaki fikirsel “katkı”ları bugün herkesce biliniyor. Bununla birlikte paket diyerek ortaya konulan şey Türk tarafına hiçbir şey getirmediği gibi, Türklerin can güvenliğini ortadan kaldıracak olan “köklü” dönüşümler öneriyor. Ancak sürecin getirdiği bir dayatmayla Türk tarafının bunları en azından “müzakere etmesi” gerektiği söyleniyor ve büyük bir ideolojik propogandaya girişiliyor. Bu propoganda savaşında, Türk medyası Rumlarla gönüllü bir işbirliğine gidiyor. Bir taraftan yoğun medya baskısı, bunun sonucu olarak ortaya çıkan bir takım işbirlikçi gösteriler ve yalnızlaştırılmaya çalışılan bir Rauf Denktaş. Genel olarak da Türkiye ve yavru vatan arasındaki tarihsel bağlantının koparılmaya çalışılması. Bu tarihsel bağlantının güvencesi olan Ordu’nun adadan atılmaya çalışılması.

Planın amacı adadaki Türk varlığını tartışmaya açmak

Müzakerenin zemini Türk ulusunun varlığı olunca planda yapılan değişikliklerin hiçbir önemi kalmıyor. Ancak önerilen planın amacı da zaten bu. Adadaki Türk ulusunun varlığını tartışmaya açmak ve bu tartışma neticesinde Kıbrıs’ın bir bütün olarak AB’ye alınması sürecini sıkıntısızlaştırmak. Türk ulusunu Rumlara tabii kılmak. Denktaş bu noktada Annan’ın Türk tarafına kabul edemeyeceği baskılarda bulunduğunu belirtiyor.

Asıl “plan”ın özünü bu süreç oluşturuyor. Ancak bu süreci kavrayan ve buna karşı tedbir alan kurumlar da var. Bunların başında Türk Ordusu geliyor. AKP hükümetinin aldığı Rum yanlısı tavır Ordu’nun oluşturmuş olduğu barikata çarpıp geri dönüyor ve her seferinde AKP kendi söylediklerini reddetmek zorunda kalıyor.