Arama: 
24.02.2003/Sayı:24
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Erol Manisalı
Sunay Akın
Bedri Baykam
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye  Kuzey Fırat

Hükümetin gerçek hedefi
YÖK değil Atatürkçülük

Üniversitelere molla kuşatması sürüyor

Üniversiteler her fırsatta siyasi iktidarlar tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmış ve bunun için de çeşitli adımlar atılmıştı ancak, Cumhuriyet tarihi boyunca böylesine gerici bir saldırıya maruz kalmamıştı.

AKP hükümetinin gerici yüzünün en iyi sergilendiği yer Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamaları oldu. Özellikle YÖK ve Atatürkçü yönetimlerin başında bulunduğu üniversiteler hükümet tarafından hedef tahtasına kondu.

Üniversiteler şeriatçılar için çok önemli. Çünkü şeriatçılar 28 Şubat sonrasında en ağır darbeyi üniversitelerde yemişler, buna paralel olarak ülke genelinde de büyük güç kaybetmişlerdi. Yeniden dirilişi de üniversiteden gerçekleştirmeyi planlıyorlar.

En önemli hedef YÖK

YÖK’ün üniversitelerde gerici kadrolaşmanın önüne geçen uygulamaları, kimi şeriatçı öğretim üyelerinin YÖK tarafından üniversitelerden uzaklaştırılması, bu kurumun hedef tahtasına konması için yeterli bir sebep.

Özellikle türbanın üniversiteye tekrar sokulması hükümet için hayati önemde. Üniversitelere tekrar türbanın girmesi durumunda şeriatçılar önemli bir zafer kazanmış olacaklar. Çünkü türban 28 Şubat sonrasında üniversitelerde şeriatla mücadelenin simgesi olmuş durumda.

Yine buna benzer şekilde Mısır El-Ezher Üniversitesi gibi Şeriat eğitimi veren üniversitelerin diploma denkliklerinin geri alınması, şeriatçıların eğitim kurumlarında 28 Şubat öncesindeki güçlerini tekrar elde etmelerini sağlayacak. Tabi tüm bunların olabilmesi için de üniversitelerde şeriatçı kadrolaşma ve uygulamaların önünde büyük bir engel olan YÖK’ün ortadan kaldırılması gerekiyor.

Bunun için hükümet tarafından ortaya konan acil eylem planı ile türban affı Meclis’ten geçirilmek istenmişti. Üniversitelere yönelik saldırı elbette sadece bununla sınırlı değildi. Aynı zamanda üniversitelerin uzmanlaşma adı altında bölünmesi ve bunların başlarına da şeriatçı rektör ve müdürlerin atanması, ÖSYM’nin YÖK’ten ayrılması ve siyasi iradeye bağlanması planlanıyordu. Ancak başta YÖK ve öğretim üyeleri olmak üzere, kamuoyunundan da gelen tepkiler sonucunda bundan vazgeçilmiş ve geri adım atılmıştı.

Fakat geçtiğimiz günlerde Erkan Mumcu tarafından basına açıklanan YEK (Yüksek Öğretim Eşgüdüm Kurulu) yasa tasarısı, hükümetin üniversiteler üzerindeki emellerinden kolay kolay vazgeçmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Erkan Mumcu bu yasa tasarısını, diktatoryayı kaldırıp özgürlükleri getiriyoruz diyerek kamuoyuna açıklıyordu.

Bakana göre bu yasa ile üniversiteler her açıdan özerk, demokrasinin hakim olduğu kurumlar olacak. Mumcu’nun üniversiteler üzerinde dikta uygulamakla suçladığı YÖK’ün en büyük suçu tabi ki şeriatçılara uyguladığı diktaydı. Zaten Mumcu’nun dikta dediği de YÖK’ün gericiliğe karşı tutumu. Bunun karşısına koyduğu özgürlük ise gericiliğin üniversitede tekrar güçlenmesinden başka bir şey değil. Bu yasa tasarısının amacı da zaten gericiliğin hiç bir engelle karşılaşmadan üniversitelere hakim olması. YÖK kaldırılacak böylece üniversitelerde şeriatçı uygulamaların önü açılacak. Üniversitelerde şeriatçı kadrolaşmaya hız verilecek.

Amaç özerklik değil, üniversiteleri siyasi iktidara bağlamak

Üniversiteler üzerine tartışma aslında tek bir noktada odaklanıyor. YÖK siyasi iktidardan bağımsız bir kurum olarak mı kalacak, yoksa doğrudan siyasi iktidarın denetimine mi girecek?

Erkan Mumcu tarafından tartışmaya sunulan YEK yasa tasarısı aslında, ismi daha sonradan ne olursa olsun, YÖK’ün siyasi iktidara bağlanmasından başka anlam ifade etmiyor ve yapısı da oldukça değiştiriliyor.

YÖK yerine önerilen YEK Genel Kurulu akademisyenlerden çok siyasi iktidarın belirlediği kişilerden oluşuyor. Bunun yanı sıra daha önceden 22 olan YÖK Genel Kurulu üye sayısı, YEK’te 17’ye düşürülerek daha merkezi bir yapı ortaya çıkartılıyor. Tabi bu üyelerin dağılımı da oldukça ilginç. 17 üyenin yedi tanesi akademisyen, altı tanesi doğrudan siyasi iktidarın temsilcileri bakanlar, iki tanesi TOBB ve TİSK gibi iş veren örgütlerinin temsilcilerinden, diğer üyeler ise valiler tarafından en çok vergi verenler arasından seçilecek. Böylece üniversite yönetiminde söz sahibi olabilmek için ille de üniversite mezunu olmanız gerekmeyecek. Eğer iyi para kazanıyorsanız ve verginizi düzgün ödüyorsanız, üniversitelerin yönetiminde söz sahibi olabilirsiniz. İş adamlarının, eğitimle alakası olmayan vergi rekortmenlerinin üniversite yönetimlerine alınması eğitimin sermayenin ihtiyacına göre yapılmasından başka bir anlam ifade etmiyor. Zaten bu da yasa tasarısında “eğitimin ihtiyaçlara göre belirlenmesi” olarak açıkça ifade ediliyor.

Yasa kamuoyuna açıklanmasıyla birlikte, tüm rektörler, bir çok öğretim üyesi, öğrenciler, aydınlar ve demokratik kitle örgütleri tarafından kınandı. Bazı üniversite rektör ve öğretim üyeleri yasa taslağını yıkım taslağı olarak adlandırdılar.

YÖK başkanı Kemal Gürüz, açıklamasında bu taslağın demokratikleşmeyle bir ilgisi olmadığını belirterek, hükümetin asıl amacının ve niyetlerinin farklı olduğunu ortaya koyuyor. Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı ve aynı zamanda Marmara Üniversitesi Rektörü Tunç Erem, “Bu, üniversiteleri yıkım taslağıdır. Yapmak istedikleri demokratikleşme adı altında kadrolaşma yaratmak. Bu üniversiteleri felekate götürür, anarşiye sürükler” diyerek yasanın gerçek amacını bir ölçüde ortaya koyuyor.

Yasanın ardından demokratikleşmeyle ilgili çıkartılan bunca patırtı ve gürültünün ardından gayet net bir şekilde bir molla kuşatması çıkıyor.

Demokratikleşme deyip Genel Kurul’un üye sayısını azaltıyor. Özerklik deyip 6 tane bakanı YEK Genel Kurulu’na sokuyor.

Rektörlük ve dekanlık seçimleriyle ilgili kulağa pek demokratik gelen değişikliklerin ne ifade ettiğini anlamak içinse Türkiye’nin onlarca taşra üniversitesinde son birkaç yıldır neler yaşandığına bakmak gerekiyor.

Yeni tasarıya göre rektörler ve dekanlar seçimle belirlenecek. Her demokratik araçtan demokratik bir sonuç çıkması şart değil. 12 Eylül sonrası yaşanan ve tam da Erkan Mumcu benzeri başarıya ulaşmış şeriatçı kadrolaşma sayesinde özellikle taşra üniversitelerinin geldiği durum hiç de iç açıcı değil.

YÖK’ün buralarda öğretim üyelerinin eğilimlerine karşı müdahale ederek kendi istediği kişiyi rektör yapması antidemokratik sayıldığı için çokça eleştirildi.

Müdahale ettiği halde bu durumdayken bir de demokratik yollardan gelen şeriatçı rektörler kalsaydı neler olurdu kimbilir.

Bugün tam da 12 Eylül karanlığı bir çok irtica yuvasında aydınlanmaya başlarken demokrasi maskeli bu saldırı Türkiye genelindeki üniversite yaşamında bir 12 Eylül’e dönüş dönemi başlatacak eğer engellenmezse.

Bu süreci engelleyen kurumlardan biri YÖK’tü. Şimdi bu tasarıyla ortadan kaldırılmak isteniyor. ÜAK Başkanı Erem haklı olarak soruyor: “YÖK’ü by-pass edeceksin peki ama nereye vereceksin bu yetkileri, üniversiteleri bağımsız mı bırakacaksın?” Bu tam da meselenin püf noktası. Çünkü amaçlanan YÖK’ü devre dışı bırakmak ve boşalan yeri hükümetle veya başka deyişle şeriatçı statüko ile doldurmak.

AKP gericilikten hiç bir zaman vazgeçmeyecek

Taslakta üniversitelere bu anti demokratik müdahalenin yanı sıra, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e dair ne varsa unutturulmasına yönelik önlemler yer alıyor. Mevcut YÖK yasasının yüksek öğretimin plan ve programlanmasını esas alan ana ilkelerinin yer aldığı 5. madde, YEK tasarısında yeniden düzenlenerek ana ilkeler içerisinde bulunan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ve Türk Dili dersleri kaldırılıyor. Aslında bu derslerin kaldırılması, hükümetin gerçek niyetini de çok güzel ortaya koyuyor. Ama işin ilginç yanı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını bu kadar açıktan yapabilme cesareti gösterebiliyorlar. Tek başına bu bile, her fırsatta değiştiklerini ifade etselerde, AKP zihniyetinin hiç bir zaman değişmeyeceğinin bir göstergesi.

AKP’nin bu çıkışı hükümeti daha da yalnızlaştıracak. Bu memlekette Atatürk’e ve Atatürkçülüğe böyle açık açık saldıranları kimse sevmez. Hem bu halk Atatürk’ü inkılap tarihi dersinde öğrenmedi ki.