Arama: 
24.02.2003/Sayı:24
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Erol Manisalı
Sunay Akın
Bedri Baykam
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Bedri Baykam  

Bedri BaykamBedri Baykam, Kıbrıs’ta Yakın Doğu Üniversitesi’nde bir konuşma yaparak Türk solunun Kıbrıs davasına tam destek verdiğini açıkladı.

Türk dönek solu,
Rumlar adına çalışıyor

Türkiye Batıya karşı verdiği siyasi mücadelelerde hep önyargılar cephesiyle mücadele etti. Bu Ermeni soykırımı iddialarında da böyle oldu, Güneydoğu’da da böyle oldu, Kıbrıs ve Ege sorununda da böyle oldu.

Nikos Samson’un Enosis amacıyla 74’te yaptığı darbe girişimi unutturuldu, ve sanki Türkiye Barış Harekatı’na durup dururken bir sabah vakti “hadi Kıbrıs’ı işgal edelim” diye girmiş gibi bir hava estirildi. Ne yazık ki dünya da, bu önyargılar ve yanlış tarihi bilgilendirmelerden hep nasibini aldı.

Dolayısıyla biz ne kadar belleği kıt bir toplumsak, bu bellek kıtlığı işine geleni belli ölçülerde hatırlamak şeklinde Batıda da aynı sendrom olarak ortaya çıkıyor ve ne yazık ki Kıbrıs’a da sirayet ediyor. Kıbrıs’ta da ne yazık ki geçmişten gelen şeyleri unutmak isteyen çeşitli insanlar Türkiye ile ilişkilerde çok yanlış yollara ve saplantılara, yanlış yorum ve değerlendirmelere girebiliyorlar.

16 Ocak 1950’de Beyazıt’tan Taksim’e Kıbrıs için yapılan ilk büyük Kıbrıs mitingini rahmetli babam Dr. Suphi Baykam örgütlemişti. Türk Talebe Birliği Başkanı olarak ve Şubat 1950’de de Kıbrıs konusunda Türklere yönelik saldırılara ve tacizlere karşı Birleşmiş Milletler’e yine babam başkanlığında müracat etmişti MTTB.

Kıbrıs, Türkiye için yalnız siyasi ve askeri stratejik önemi olan bir nokta değil, aynı zamanda manevi ve tarihi büyük değeri ve anlamı olan bir yavru vatan. Ortada bir siyasi sorun var. Ama kimse bunu kurnazca çözmeye heveslenmemeli. Kimse Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bir oldu bittiye, bir “Fait-accompli”ye getirmeye gayret etmemeli.

AB olayı, Avrupa’nın Türkiye’nin önüne sürekli olarak tavşanın önüne havuç sarkıtır gibi, Türkiye’nin önünde tuttuğu bir tuzak, bir rüya, bir illüzyon. Bunu hâlâ yutan var mı acaba? Annan Planı konusunda büyük değişikliklere gidecek vakit yok diyor Avrupa. Bu nasıl bir tavırdır? Yangından mal mı kaçırıyoruz, yoksa Kıbrıs’ı tarihi gerçeklerinden mi koparıyoruz?

Katliamlar ne oldu, şehitler ne oldu, Dr. Fazıl Küçük’ün mirası ne oldu? AB ne dese anında kraldan fazla kralcı olanlar şimdi medyacı oldular. Akıl almaz bir tekel ve sansür mevzubahis medyada.

Barış konusunda da aynı sansürü yapıyorlar. Barış mitingleri neredeyse gazetelerde hiç yer almıyor, tam tersine savaş kışkırtıcılığı yapılıyor. Kıbrıs mitinglerine de aynı sansürü yapıyorlar. Ne kadar barışı sansür ediyorlarsa Kıbrıs’ta da ulusalcıların görüşlerini de aynı şekilde sansür ediyorlar.

İkinci Cumhuriyetçilerin en çok kullandıkları anahtar sözcükleri demokrasi. Halbuki demokrasi ile tek ilişkileri ona düşman olmaları. Onlar totaliter, baskıcı dışlayıcı, faşist, anti Kemalist ve anti Cumhuriyetçi zavallı insanlar.

Dünyada kendi ülkesinin bayrağını sevmeyi faşizm olarak nitelendiren başka bir entellektüeller grubu var mı? Ben Küba’dan Fransa’ya, İngitere’den Rusya’ya, Amerika’dan Tunus’a, hiç görmedim. Türk ikinci cumhuriyetçileri dünyada ne yazık ki bu komedinin de öncüleri durumundalar.

Karşımızda Türkiye’yi yalnızca Kıbrıs’tan ayırmak değil, Türkiye’yi parçalamak isteyen bir Sevr kalıntısı meraklılar grubu var. Hablemitoğlu cinayetiyle de somutlaştığı şekilde çeşitli Batı ülkeleri bölücüleri, dincileri finanse etmek için yıllardır uğraşmıyor mu? İbret verici ve ilginç bir saptamadır ki Yunan solu adayı Yunanlaştırmaya çalışırken Türk dönek solu da aynı şeyi sanki Yunanlılar adına yapıyor.

AKP’nin Kıbrıs’ı verme merakı niye mi? Atatürkçülük ve ordu korkusundan. Biz sizin Kıbrıs ve AB isteklerinizi yerine getirelim siz de bizi orduya karşı korumaya devam edin. Yani onlar için Türk ordusunu nötralize etmek için her yol ve verilecek her ödün mübah.

Ben değerli arkadaşlar şimdi size söylüyorum, bu medya bizi, Türkiye’yi temsil etmiyor. Türkiye’nin büyük gazetelerini okuyarak Türkiye bizi gözden çıkardı, Türkiye artık Kıbrıs’la yavru vatanla ilgilenmiyor, biz Türkiye için bir fazlalığız gibi yanlış düşüncelere kapılmayın. İşte Türkiye, aydınıyla, akademisyeniyle, askeriyle, iş adamıyla yanınızda.

Barış mı? Tabii ki istiyoruz. Atatürk’ün “Yurtta sulh ve cihanda sulh” dediği bir Cumhuriyet’te biz de onun Cumhuriyetçi gençleri olarak barıştan yanayız. Ama mühim olan gerçek barıştan yana olmak. Damardan sızdırılmış uyuşturucu eşliğinde verilmiş diplomatik kandırmacalar olarak adı geçen sahte bir barıştan yana değil. Barış ama nasıl, ne pahasına? “Medyakrosi”nin empoze ettiği satılmışlık ve ödünlerle değil.

Kıbrıs’ı AB’nin BM’in emrettiği şekillerde elden çıkartmak isteyenler ne ilginçtir ki, Mustafa Kemal’in mirasını çökertmek için yıllardır olağanüstü bir çaba harcayanlardır. Yani YAŞ kararlarını yargı denetimine açmak isteyenler, YÖK’ü tüm yetkilerinden arındırıp yok etmek isteyenler, Atatürk’ün her devrimini adım adım yok etmek isteyenlerdir. Hep onlar, her yerde onlar, işbirlikçiler.

Kıbrıs’ta yine kendi emelleri doğrultusunda Batının emrettiği şekilde Kemalizmi ve Cumhuriyeti yıpratmak amacıyla seve seve Kıbrıs’ı da üzerlerinden atamaya çalıştıkları bir yük olarak görüyorlar.

Evet barış istiyoruz ama bu iki toplumun da beraberce tüm unsurlarıyla kabul edilmesiyle olabilir. Annan Planı’nın ABD’nin Irak’a yaptığı dayatmadan tek farkı henüz kimsenin üzerine silah çevrilmemiş olmasıdır. Yoksa aynı dayatmacı üslupla karşı karşıyayız. İşte burada Kıbrıs Türkü yalnız değildir. Türkiye ekonomik ve sosyal planda Kıbrıs’a her şekilde maddi ve manevi destek vererek alternatif yaratmaya ve bu oldu bittiye karşı Kıbrıs’ı korumaya mecburdur.

Şunu unutmayın ki biz yanınızda bu mücadeleye devam edeceğiz. Sayın Denktaş’a ve Kıbrıs halkına bu ülkenin aydınları olarak sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz.