Arama: 
24.02.2003/Sayı:24
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Erol Manisalı
Sunay Akın
Bedri Baykam
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Arka Sayfa  Attilâ İlhan

“Orduyu bir
ecnebiye teslim
etmek mi?”

Cihet-i Askeriye’, Amerikan ‘hey’et-i askeriyesi’ ile Irak Harekatı’nı müzakere ederken, birden sesini yükseltiyor, deniliyor ki: ‘emir ve kumanda’ konusunu sağlama bağlamadan, Meclis’in Washington’a ‘ecnebi asker bulundurma izni vermesi, tarihi bir yanlış olur’; bu bir uyarıdır, üstelik tarihi bir uyarı!..

“... Türk askeri Gurkha değildir. İngilizlerin Nepal’den getirdikleri Gurkhalar’la, Türk Silahlı Kuvetleri karıştırılmamalıdır. Böyle bir yaklaşım göstermeye, kimse cürret edemez. Bu şaşkınlık olur. O zaman adama sorarlar, ‘Bu topraklarda işin ne?’, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, ne amaçla görev yapacağı bellidir. Bir işbirliği yapılacaksa, bunun kuralları olur. Bu işbirliği içinde, öyle tarihi önemi olan olaylarda; sadece Türk Silahlı Kuvvetleri değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kişi ve kurumlarının, tarihe, Cumhuriyetimize ve Atatürk’e karşı sorumluluğunun bilincinde hareket edeceğine kuşkumuz yoktur...”

Gazi’den söz edildi değil mi? Onun bu konudaki tutumu, açık ve serttir, ister misiniz, sözü ona bırakalım?

‘...Orduyu, bir ecnebi heyete teslim etmek’ mi?

Falih Rıfkı Bey (Atay), ondan dinlediklerini, şöyle kaleme almış.

“...Başkumandan Vekili (Enver Paşa), her hareketinde bir ordu mahvederdi: Sarıkamış’ta olduğu gibi! O ve arkadaşları, zaten daha evvel Türk Milleti’ni ve ordusunu, ‘gayri tabii’ bir vaziyete sokmuşlardı. Bu ‘gayri tabii vaziyet’ dolayısıyla ordunun, ‘ecnebi’ bir ‘hey’et-i askeriyesi’ni tenkit etmek istemem; asıl tenkide layık olanlar, bittabi bizim devlet reisi- miz ve bilhassa devlet adamlarımızdır...”

“... Türk ordusunun aciz ve kabiliyetsiz olduğu kanaatiyle, o ‘hey’etin’ ayaklarına kadar giderek ve rica ederek, memleketimize davet eden onlardı. Bu ‘hey’ete Türk Milleti’nin kabiliyetsizliğinden ve beceriksizliğinden sarih surette bahsedilmiş, kendilerine adeta, gelip bizi adam etmeleri teklif olunmuştur. Böyle bir müracaat üzerine gelen bu ‘hey’ et’, dahil olduğu muhiti ve o muhite hakim olanları aciz, hatta haysiyetsiz telakki ederse, mazur görülebilir...”

“...Ben ordunun, ‘bila-kayd-ü- şart bütün esrariyle ‘Alman hey’et-i askeriyesine’ tevdi ve teslim edilmesinden, çok müteessirdim. Daha karar verilmezden evvel, tesadüfen bu ‘vak’aya muttali olduğum vakit sesimin erişebileceği makamata itirazatta bulunmayı vazife addetmiştim. İtirazlarıma hiç kimse cevap vermedi; cevap vermeye, lüzum dahi görmedi...”

Devlet anlayışı -ve de karakteri- ‘Hürriyet ve İstiklâl’ olan bir kumandanın, başka türlü düşünmesi mümkün müdür? Devletin, -dolayısıyla ‘Millet’in- ordusunu, o devletin ve milletin, ‘hey’et-i askeriyesi’ yönetir, ‘ecnebi’ bir hey’et-i askeriye değil! Falih Rıfkı Bey’in bu kitabını, NATO’ya ilk ‘teslimiyet yıllarında’ okumuş, donakalmıştım. Cihet-i As- keriye’nin -’bütün esrarıyla’- bir ‘ecnebi heyet-i askeriye’ye teslimi, vahim bir yanlış, daha da vahim, bir hata, iyi de, bu konuda kendi kumanda hey’etine güven duymayan, kim bilir belki de onu küçümseyen ‘siyaset esnafı’na ne demeli?

Bu mertebe bir ‘rü’vet bozukluğu’nun devleti batırması.

‘...Ebedi başkumandan emrediyorsa...’

Mustafa Kemal Paşa, Alman ‘hey’et-i askeriyesi’ ile, savaş boyunca hemen her cephede çatışmış durmuştur: Alman kumandanlarının aldıkları kararları, ‘taraflı’ buluyordu, Çanakkale’deki olayı kim bilmez?

Hatırlarsanız İtilaf Çıkartması, Mustafa Kemal’in kumandasındaki yörede başlamıştı; o andan itibaren, onun davranışlarındaki hareket noktası, olanca gücüyle düşmana yüklenerek, İngiliz ve Fransızların sahilde cephe oluşturmasına meydan bırakmamak, hepsini denize süpürmekti!

Çok geçmez, Alman Cephe Kumandanı Lieman Von Sanders’la takışırlar; sebebi, ‘ecnebinin’ işi ‘ağırdan alması’dır, bunu neden yapıyor, şundan: Eğer itilaf Kuvvetleri’nin ve Donanması’nın Çıkartma Harekatı kıyıda tutunur, Türklere karşı bir de cephe oluşturursa savaş uza- yacak; bu yeni cepheye, yeni itilaf birlikleri sevk etmek gerekecektir; bu da elbet, o sıra Garp Cephesi’nde (Batı’da), Fransız ve İngiliz Kuvvetleri karşısında, gittikçe daha zor duruma düşen Alman Orduları’nın işine yarar, yükünü hafifletir. Yanlış hatırlamıyorsam, Mustafa Kemal Paşa’nın, kumandası altındaki birliklere, ‘size ölmeyi emrediyorum’ emrini verdiği günlerdi, o dramatik günler...

Yüksek kumanda -müttefik de olsa- ecnebi bir kumandanın ve kurmayının emrinde olursa; o sizin askerinizi, sömürgesinin askeri (Gurkhalar) gibi, kendi ulusal çıkarları için kullanabilir. Harcayabilir de! Nitekim Suriye Cephesi’ndeki, buna benzer aksilikler üzerine, Gazi inanılmazı yapacak; ordusunun yönetimini bir kolordu kumandanına emanet edip, çekip gidecektir: Bakınız nasıl anlatıyor:

“Grup Kumandam General Falkenhein’ın askerlik ve siyaset-i dahiliyemiz nokta-i nazarından takip ettiği usul ve hareket, aramızda mühim bir münakaşaya sebeb oldu; bu münakaşa nihayet daha büyük makamata aksetti; ben çok ehemmiyet verdiğim mütalaatıma iltifat edilmediğini görünce, sükut edemezdim...”

“...Her türlü akıbeti evvelden kabul ederek, usul ve teamül harici -denebilir ki biraz da isyankâr bir şekilde - kendi kendimi ordu kumandanlığından af ve hatta vekilimi de bizzat tayin ederek, vazifeme hitam verdim ve bu emr-i vakii büyük makamata bildirdim...”

Hiç unutulmasın, ecnebiye bu ‘tavrı koyan’ kumandanın adı, Mustafa Kemal Paşa’dır; ve o, Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin ‘ebedi’ Başkumandanı olur.