Arama: 
24.02.2003/Sayı:24
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kitap
Yekta Güngör Özden
Erol Manisalı
Sunay Akın
Bedri Baykam
Arka Sayfa
Karikatür
Şiir

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Sunay Akın  

Sunay AkınMat olacaksak bile
kendi gerçeklerimizi savunarak mat olalım!

TÜRKSOLU: Dünya çapında ABD’nin Irak’a saldırısını durdurmak için çeşitli gösteriler düzenleniyor. Türkiye’deki gösterilere ne diyorsunuz?

SUNAY AKIN: Kadıköy’de aydın ve sanatçıların ön ayak olduğu savaş karşıtı basın açıklamasında katılım son derece yetersiz ve azdı.

Ülkenin bağımsızlığını, özgürlüğünü, barışı destekleyen en büyük dayanaklar olan sendikalar ve meslek odalarının olmaması, Kadıköy’deki barış toplantısının az katılımlı olmasına ve provoke edilmesine neden oldu.

Toplumda zaten var olan diğer etkenleri de buna eklersek, istenmeyen görüntülerin ortaya çıkması kaçınılmazlaştı. Yine yanlış taş oynayarak mat olmak durumuyla karşı karşıya kaldık.

TÜRKSOLU: Demek ki bir eylemin nasıl yapıldığı, sloganları, içeriği ve bileşenleri belirleyici olabiliyor. Amerikan karşıtı olması gereken bir eylem Amerikancıların işine yarıyabiliyor.

Gençler çıkıp emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığı savunduğunda, televizyon yapımcısı gençleri gerçeklerden kopuk olmakla suçluyor. Gerçeği asıl o gençler söylüyor. Birisinin senin ocağına atacağı iki odunla yakacağı ateş gerçek ateş değil. Gerçek ateş, doğada   olan ateş. Savaş çığırtkanlarının özgürlük korkusu

SUNAY AKIN: Tabii. İnsanlar artık savaş karşıtı eylemleri hep provakasyonla beraber anıyor. Dünyada belki de savaşa en karşı halk bizimki ama en düşük katılımlı eylemler de bizde oluyor. Oturup dürüst bir şekilde bunu düşünmeliyiz.

Savaştan yana ilginç bir söylem geliştiriyor bazıları. Geçenlerde tanınmış bir televizyon programı yapımcısı, bir televizyon programında gençlerle tartışıyordu. Bir sözü çok dikkatimi çekti. Bir yanda hümanizma bir yanda ise uluslararası politikanın gerçekleri vardır dedi. Yani siz pek çok konuda doğru düşünebilirsiniz ve doğru ideallere sahip olabilirsiniz ancak uluslararası gerçekler bize zıddını yapmamızı gerektirebilir dedi.

Acaba bu bakış ne kadar bilimseldir? Bence hiç değildir. Hem de bu sözleri söyleyen kişinin yaşadığı ülke Türkiye Cumhuriyeti. Bu Cumhuriyetin kuruluşuna bakalım herşeyden önce. Bu Cumhuriyet zaten bu düşüncenin ve bu tür düşünceleri taşıyan insanların ne kadar yanlış olduğunu göstermiştir. Bulunduğu ağacın dallarından birinden bunu söyleyen bir insan kadar komik birşey olamaz. Üstüne oturduğun o ağaç ne öyleyse demek lazım böylelerine. Bu tür insanların dallarda çoğalmasıyla dalların kırılması ve ağacın çürümesi isteniliyor. Bu büyük bir tehlike.

Özgürlük korkusunu üstünden atamayan insanlar bunlar. Zaten bir ülkeyi çökertmek için tüm insanlarını ve aydınlarını satın almanıza gerek yoktur. En önemli noktalardaki bir kaç kişi satın alınır, onların yaratmış olduğu etki diğerlerini de zehirlemek için yeterli olur. Osmanlı’da önemli yazarlar ve aydınlar mevcuttu. Ama bunların neredeyse hepsi Kuvayı Milliye’ye karşı çıkmışlardı. Kimi İngilizci kimi Fransızcı kimi Amerikancı’ydı. Onlar nesnel olarak vatanın ve halkın karşısında konumlandı.

Gerçeği söyleyen gençleri susturmaya çalışıyorlar

Televizyon programındaki tartışmada genç arkadaşlar çıkıp emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığı savunduğunda, bu televizyon yapımcısı gençleri gerçeklerden kopuk olmakla suçluyor ve küçümsüyor. Ama gerçeği asıl o gençler söylüyor. Birisinin senin ocağına atacağı iki odunla yakacağı ateş gerçek ateş değil. Dışarıda var gerçek ateş. Gerçek ışık, doğada olan ışık.

Ulusal bağımsızlık derken gençler en can alıcı gerçekleri dile getirirken, uluslararası politikalarda böyle kavramların olmadığı şeklinde saçma sapan gerekçelerle insanlar susturulmaya çalışılıyor.

Bugün globalleşme var, bugün ulusallık artık mümkün değil! Hayır bu doğru değil. Eğer ululasalararası politikada ABD’nin bir gücü varsa ve herşeyi kendi sömürgeci ulusal çıkarları için kullanıyorsa o zaman hani sizin ulusalararası politikanız. Sizin bahsettiğiniz politakada herşeyi kim belirliyor? Tabii ki sömüren uluslar ve devletler. Peki buna karşı duruş nasıl olacak? Bu da bizim için tek gerçekçi çözüm: Kendi bağımsızlığımız ve özgürlüğümüze saldıran herşeye karşı çıkmak. Elbette ki bu çok ağır bedeller ödenerek gerçekleşecek. Bu ağır bedelleri, bu büyük kırılmayı yaşamak zorundayız ve yaşayacağız.

Bunu anlayamayacak kadar aymazlar bizi yönetiyor. İşte gelecekte o insanlar olamaz. Gelecekte Amerika olacak, ona karşı çıkanlar da olacak ama bu aymazların gelecekte yeri yok. Bağımsızlık Savaşı’na karşı çıkan Osmanlı aydınlarının her biri kendi alanlarında çok ileri ve tanınmıştı ancak bugün Kurtuluş Savaşı’nı veren isimsiz Anadolu halkı anımızda yaşıyor. Belki okuma yazmaları bile yoktu ama gerçek aydın onlardı.

Emperyalist kutupları sömürge halkları çökertecek

TÜRKSOLU: Bir de savaşa karşı çıkmak adına Türkiye’yi başka güçlere yamamak isteyenler var.

SUNAY AKIN: Amerika çok yayıldı. Çok büyüdü. Artık altından çıkamayacağı sorunlarla karşı karşıya ve çöküşü yakındır deniyor. Peki bunu kim belirleyecek? Bunu sömürge ülkelerin halklarının ayağa kalkışı belirleyecek. Peki stratejisyen ve aydınlarımızın tahlillerinde bunların adı niye geçmiyor? Çünkü onlar başka bir efendi belki de Avrupa Birliği’ni arıyorlar kendilerine. Belki AB’ye yeni bir dayanak noktası olarak yaslanabiliriz diyorlar. Bir kafesten çıkıp alternatif olarak başka bir kafese sokulmak isteniyoruz. Ve bu yine uluslararası gerçekler adına öğütleniyor. Dünya haritasındaki paralel ve meridyen çizgileri adeta tüm dünyayı bir kafesin parmaklıkları gibi sarıyor. Türkiye’ye de kendine bir kafes beğen deniliyor.

Medeniyetleri yaratanlar emekçilerdir

Anadolu’da Salihli’den İzmir’e doğru giderken, Sart harebelerinden geçilir. Bu harebelerin oralarda Bin Tepeler adlı bir ören vardır. Burada Lidya kral ailelerinin mezarları bulunur. Bu krallardan en önemlilerinden Gyges adlı bir kralın mezarı aranmaktadır.

Timülüslerin yani Anadolu’da eski kralların aileleriyle birlikte gömüldükleri mezarların birinin iç duvarlarında “Gugu” diye bir ada rastlanır. Arkeologlar aradıkları kralın mezarını buldular diye çok sevinir. Bu Gyges mezarı olabilir derler. Fakat bir başka mezarda da yine aynı ada rastlarlar. Gugu. Bir adam iki yerde birden gömülemeyeceğine göre bu isim nedir? Sonradan anlaşılıyor ki pek çok mezarın duvarında rastlanılan bu Gugu adı mezarların yapımında çalışan bir taş ustasının, bir emekçinin adıdır.

Brecht der ki:”Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?/ Kitaplar yalnızca kralların adını yazıyor/ Yoksa taşları sırtında taşıyan krallar mıydı?” Şimdi ben de soruyorum. Olası bir savaş hakkında hep uluslararası ilişkiler çerçevesinde konuşuluyor. Peki bütün bu ilişkileri kurmak için önce ulusları kuranlar, bu medeniyetleri yapanlar kimler? Önce tüm medeniyetleri yaratan halkların gerçekleri ve çıkarları konuşulmalı.

Satranç oyununda mat olacaksak da, karşı tarafa geçerek kendimize karşı oynayarak değil, kendi gerçeklerimizi savunarak mat olalım ve ölelim.