01.06.2009/Sayı:238
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Yavuz Selim

Avrupa’dan ırkçılık manzaraları

Louvre Müzesi
Louvre Müzesi

Irkçılık kavramının Batı toplumlarına özgü bir hastalık olduğunu, Doğu toplumlarının yapısı gereği ırkçı özellikler taşıyamayacağını daha önceleri TÜRKSOLU sayfalarında dile getirmiştik. Batılılar sağ olsun, gazete köşelerinde, ajanslarda ne zaman ırkçılıkla ilgili bir haber görecek olsak, haberin kaynağının mutlaka o çok gelişmiş bir Batı ülkesi kökenli olması hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Gün geçmiyor ki Batı kaynaklı bir ırkçı haber gündeme gelmesin. Zaten bizi şaşırtan, bir Batı ülkesinde ırkçı bir olayın meydana gelmediği günler oluyor.

Bu haftaki ilk olayımız İngiltere’de gerçekleşiyor. Milli İngiltere Partisi (BNP) üyesi oldukları belirtilen yüzleri maskeli yüzlerce kişi Luton kasabasında Müslümanlık karşıtı bir protesto gösterisi düzenliyor. Gösterinin düzenlenme nedeni ise bir süre önce bir grup Müslümanın, Afganistan’da sivil halka yaptıkları katliamın ardından İngiltere’

ye dönen İngiliz askerlerini protesto etmesi. Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu grubu polis de kontrol altına almayı başaramıyor ve o sırada tek suçu olay mahallinden geçmekte olan bir Asyalıyı aralarına alan grup, adı açıklanmayan Asya kökenli kişiyi hastanelik edene kadar dövüyorlar. Hastaneye kaldırılan kişinin ne dini ne milliyeti ne de ismi belli... Tek suçu görünüşünün Batılılara benzememesi. Irkçı saldırganların hastanelik edene kadar dövdükleri kişi belki de Afganistan’da İngiltere adına savaşan Asya kökenli bir İngiliz yurttaşı. Ama söz konusu ırkçılık olunca önemli olan kişinin kendini hangi topluma ait hissettiği değil, görünüşü devreye giriyor.

Fakat balık baştan kokarmış hesabı bu ırkçılık da devletin tepesinden başlıyor. Haziran’da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi İngiltere’de bazı partilerin dağıttığı broşürler bunun en açık göstergesi: “Düşük ücretle çalışan 80 milyon Türk’ü İngiltere’yi işgal edip mahvetmeye çağıran partilere oy vermeyin!” Adamlarda o kadar derin ve kronikleşmiş bir Türk düşmanlığı var ki, seçim propagandalarında kim daha fazla Türk düşmanlığı yapacak konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Hoş, aslında ne Türk halkı AB’ye girmek istiyor ne de AB üyesi ülkelerin insanları Türkleri AB’de görmeyi. Varsa yoksa iki tarafın politikacılarının kendi kendilerine gelin güvey olmaları. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, dediğimiz gibi, seçim propagandalarının hangi konu üzerinden yürütüldüğü.

İkinci ülkemiz ise özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi kavramları kendisinin bulduğunu iddia eden, kendini Avrupa kültürünün ve sanatının doruk noktası olarak kabul Fransa. Bu ülkenin filmlere bile konu olan bir müzesi var: Louvre Müzesi. Her yıl 8 milyon kişinin ziyaret ettiği, 200 milyon avroluk dev bir bütçesi olan dünyanın en tanınmış müzelerinden birisi.

Fransa hükümeti 2009 başında bir karar alarak, 26 yaşından küçüklerin bu müzeyi ücretsiz olarak ziyaret etmesini sağlayan bir genelge yayınlıyor. Fakat bizim Türkler nereden bilsin bu genelgenin yalnızca Avrupa ülkesi yurttaşlarını kapsadığını? Müzeyi ücretsiz olarak ziyaret etme şansını yakaladığını düşünenleri kapıdaki görevliler uyarıyor: “Sen var Avrupa ülkesi genci olmamak. Sen yok girmek Louvre’a!” Ne de olsa 3. Dünya ülkesi insanları insan sayılmıyor ki genç sayılsın! Aynen müzenin kapısından geri gönderiliyorlar.

İşte Avrupa’nın en büyük iki ülkesinden insanlık manzaraları. Yunanistan polisinin Suriyeli göçmenlere ait Kuran-Kerim’i yırtmalarını da uzun uzadıya anlatacak olsaydık, Dünya köşesini yalnızca Avrupa’dan ırkçılık haberleriyle doldurmuş olurduk. O yüzden daha fazla uzatmaya gerek yok. Avrupa’nın en uygar iki ülkesi böyleyse varın daha az uygar olan diğer ülkelerini siz düşünün. İnsanlık bizde olduğu için yine de üzülmeden edemiyoruz ama...


Fransa’dan Ortadoğu’ya kalıcı askeri üs

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy,
açtığı üste BAE yetkilileriyle.

Geçtiğimiz ay NATO’nun askeri kanadına dönen Fransa anlaşılan emperyalist paylaşım savaşında daha fazla rol oynamaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz yıl Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa’nın Ortadoğu’daki ilk kalıcı üssünü Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de açtı. Destek ve eğitim amacıyla kurulduğu söylenen üssün adı ise hayli ilginç: “Barış Kampı!” Anlaşılan ABD’dan fazla etkilenmişler. ABD nasıl her katliam operasyonuna “özgürlük” benzeri adlar veriyorsa Fransa’nınki de o hesap.

Üssün İran’ı bölgede daha fazla sıkıştırmak ve Batının enerji yollarını güvence altına almak için alındığı açık. Çünkü üs İran’ı doğrudan gören ve dünyanın en büyük petrol sevkiyat noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’na konumlandırılmış durumda. Sarkozy’de üssün İran’a karşı kurulduğunu çekinmeden söylüyor. Ama küçük bir kelime oyunuyla üssün Birleşik Arap Emirlikleri’ni İran’ın olası nükleer saldırılarına karşı kurulduğunu iddia ediyor.

Tabii ki Sarkozy hazır Ortadoğu’ya kadar gitmişken ülkesi adına ticaret yapmadan dönecek değil ya! Sarkozy’nin ülkesini babalar gibi satmasına Fransız halkı izin vermeyeceğinden o da Araplara toplam değeri 8 milyar avro olan 60 Rafale savaş uçağı satmış. Sanki Ortadoğu yeterince silahlanmıyor, bir barut fıçısını andırmıyormuş gibi Sarkozy bölgedeki silahlanma yarışını daha da kızıştırıyor. Tam tavşan kaç tazı tut hikayesi! Hani üssün kuruluş amacı Birleşik Arap Emirlikleri’ni korumaktı! Siz koruyacağınıza göre bu küçük ülkeye son model 60 savaş jeti biraz fazla değil mi?

İran ve Kuzey Kore’yi nükleer silah geliştirmekle suçlayarak tehdit eden Fransa, araya bir de nükleer işbirliği anlaşması sıkıştırıvermiş. Hani ilerde Birleşik Arap Emirlikleri nükleer silah geliştirmeye karar verirse, şimdiden bunun teknik altyapısına bir katkıları olsun. Üstelik İran gibi büyük bir ülke de değil, ileride sorun çıkarırsa işgal etmesi daha kolay olur. Sen hem İran ve Kuzey Kore’yi nükleer silah geliştirmekle suçla hem de işin içine para girdiğinde hiç çekinmeden nükleer işbirliği anlaşmaları imzala. Hani Birleşik Arap Emirlikleri’nin enerji sorunu olsa bir diyeceğimiz yok ama adamlar zaten petrol okyanusunda yüzüyorlar.

Fransa’nın bir taşla birkaç kuş vurması çok akıllı olduğunu göstermiyor. Asıl sorun Ortadoğu’da işbirlikçi ve hâlâ daha tarihten ders almayan liderlerin sayısının inanılmaz fazla olması. Üssün açılış törenine katılan BAE Dışişleri Bakanı Enver Kurkaş’ın sözlerine bakılacak olursa Fransa bu üssü açarak BAE’nin stratejik müttefiki ve dostu olduğunu kanıtlıyormuş. Batının bu palavralarına inanan ve onları dost gören liderler var olduğu sürece Ortadoğu’da kalıcı barışın gelmesi çok uzun yıllar alacak gibi görünüyor.


Bolivya bağımsızlığın 200. yılını kutladı

Evo Morales
Evo Morales

Bundan tam 200 yıl önce, 25 Mayıs 1809’da, Pedro Domingo Murillo adlı bir Bolivyalı, bugün Bolivya olarak bildiğimiz Yukarı Peru’da İspanyol sömürgecilere karşı savaş açarak Güney Amerika’nın İspanyol egemenliğinden kurtulduğunu ilan etti. Ne var ki İspanyollar, yıllar boyunca dillere destan zengin gümüş madenlerini sömürdükleri bu ülkenin bağımsızlığını kolay kolay kabul etmeyeceklerdi. İspanyollara karşı bağımsızlık mücadelesi daha çok uzun yıllar boyunca, 1825 yılına kadar sürdü. Bugün bütün Latin Amerika ulusunun “El Libertador” (Kurtarıcı) diyerek onurlandırdığı ve şükranlarını sunduğu büyük devrimci Simon Bolivar, İspanyolları kesin bir yenilgiye uğratarak Bolivya’nın artık bağımsız bir ülke olduğunu onlara da kabul ettirdi. Ve İspanyol sömürgeciliği döneminde Yukarı Peru olarak bilinen bu ülkeye onun anısına Bolivya adı verildi.

Geçtiğimiz hafta Bolivyalılar, ülkenin anayasal başkenti Sucre’de İspanyol sömürgecilerden kurtuluşlarının 200. yıldönümünü büyük bir coşku içinde kutladılar. Başta Bolivya’nın ilk yerli başkanı Evo Morales olmak üzere binlerce çiftçi, hepsi bir ağızdan ırkçılık karşıtı sloganlar atarak başkentin sokaklarında yürüdüler. Yürüyenler ırkçılık karşıtı sloganlar atıyordu çünkü geçen yıl yapılan kutlamalarda bazı yerlilerin dövüldüğü ve çırılçıplak soyulduğu haberleri kutlamalara gölge düşürmüştü. Ülke nüfusunun yüzde 60’tan fazlasını yerlilerin oluşturmasına, Evo Morales’in yerli kökenli olmasına karşın ne yazık ki ülkenin gerçek sahipleri hâlâ 2. sınıf insan muamelesi görüyor. Zaten bağımsızlık kutlamalarında iki farklı yürüyüş yapılması da bu ayrımı gözler önüne sürüyor. Evo Morales ve ülkenin yerlileri farklı bir törenle bağımsızlığı kutlarken, resmi elbiselerini giyerek tören yürüyüşü yapan askerler daha başka bir kutlama yapıyor. Evo Morales ise her zaman olduğu gibi halkının yanında yer alarak, yerlilere uygulanan şiddeti protesto etmek için askerlerin düzenlediği törene katılmamayı tercih etti.

Bolivyalılar bundan 200 yıl önce bağımsızlıklarını kazandılar ama kutlamaların da gösterdiği gibi ülkenin gerçek sahipleri henüz tam anlamıyla özgür ve bağımsız değil. Bolivya’nın Bolivar’ın ardından yıllar boyu beklediği ikinci kurtarıcı Evo Morales, tüm devrimci kararlılığıyla ülkeyi gerçek sahiplerine tekrar iade etmeye çalışıyor. Eğer Morales düşündüklerini yaşama geçirebilirse bundan sonra tüm Bolivyalılar hep birlikte bağımsızlıklarını kutlama şansına erişebilir.


İran’da Ahmedinejad döneminin sonu mu?

Mir Hüseyin Musavi

Ahmedinejad

Mir Hüseyin Musavi ve Ahmedinejad

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine artık sayılı günler kaldı. 12 Haziran’da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine dört aday katılacak olsa da, yapılan kamuoyu yoklamaları yarışın reformcu eski Başbakan Mir Hüseyin Musavi ile şimdiki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad arasında geçeceğini gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmak için yüzlerce kişi başvurmuş, fakat İran Anayasası’na göre dini ve siyasi kişilikler cumhurbaşkanlığına aday olabileceğinden Anayasa’yı Koruma Konseyi diğer adaylara onay vermemişti. Adaylık başvurusunda bulunan 42 kadının da başvuruları reddedilmişti.

İran’ın en büyük 10 kentinde yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre Musavi %38 oy oranıyla Ahmedinejad’ın yaklaşık 4 puan önünde yarışı sürdürüyor. Musavi’ye en büyük destek ise ülkenin gençlerinden ve sanatçılarından geliyor. Musavi’ye en büyük siyasi destek ise cumhurbaşkanlığı yarışından Musavi lehine çekilen Hatemi’den geliyor. Musavi’nin her mitinginde boy gösteren Hatemi, “Bu sefer hep beraber sandığa gidelim ve oy pusulalarına Musavi’nin ismini yazalım” diyerek halkı Musavi’ye oy vermeye çağırıyor.

Seçime katılan bütün adaylar tarafından özellikle ekonomi alanında uyguladığı politikalar yüzünden şiddetle eleştirilen şimdiki cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a en büyük destek ise İran Meclisi’nden geliyor. Meclis Başkanı Ali Laricani’nin, Meclis’in hiçbir biçimde cumhurbaşkanlığı seçimlerine karışmamasını istemesine karşın Meclis’teki 290 milletvekilinden 211’i yayınladıkları bir bildiri ile Ahmedinejad’ı desteklediklerini açıkladılar.

Dış politika alanında son derece başarılı bir politika izleyen, İran’ın ulusal çıkarlarını dış dünyada son derece iyi temsil eden, emperyalizme karşı Venezüella ve Bolivya gibi 3. Dünya ülkeleriyle kurduğu stratejik dostlukla herkesin takdirini kazanan Ahmedinejad gibi bir devlet başkanının iç politikada rakiplerinin gerisinde kalması, İran yönetiminin sorgulaması gereken bazı iç sorunlarının olduğunu gösteriyor. Ahmedinejad, birçok Üçüncü Dünya ülkesi halkının özlemle beklediği niteliklere sahip olsa da, İran halkı artık daha fazla özgürlük istiyor. Şeriat yönetiminin bunalttığı halk, kendisine daha fazla özgürlük sağlayacak, çağın getirdiği hakları kendisine sağlayacak, dinsel kuralları yaşam alanından biraz daha uzaklaştıracak liderleri tercih ediyor. Ahmedinejad’ın son derece başarıyla yürüttüğü dış politikaya rağmen Musavi’ye verilen halk desteğinin giderek artması bu durumu açıkça teyit ediyor.


İsrail’den inanılmaz öneri

Knesset

İsrail Parlamentosu Knesset

İsrail milletvekilleri yaptıkları son öneriyle bir kez daha tüm dünyayı şaşırtmayı başardı. Daha önce Filistinlilere karşı sergiledikleri ırkçı ve insanlık dışı uygulamalar ile tüm dünyayı dehşete düşürmeyi başaran İsrail’de bu sefer gündeme gelen tasarı ise kelimenin tam anlamıyla ahlâksızca. Eğer bu tasarı kabul edilecek olursa Filistinliler ata yurtlarını terk edip topraklarını işgalci İsrail’e bırakmak zorunda kalacaklar.

İsrail Parlamentosu Knesset’in aşırı ırkçı sağ partilerinden Ulusal Birlik Partisi milletvekili Aryeh Eldad’ın sunduğu öneri İsrail’in İsrailliler için, Ürdün’ün de Filistinliler için devlet olması esasını öngörüyor. Yani yıllardır her türlü barış görüşmesinin önünü tıkayan, sorunlarının çözümü olarak Filistinlileri katletmeyi gören İsrail tarafı şimdi de Filistinlileri topraklarından çıkarmayı düşünüyor. Faşist bir devletin egemenliğini sürdürmek için bulduğu çözüm de ancak işgal ettiği topraklardan, oranın gerçek sahiplerini sürmek olabilirdi.

Bu ahlaksız teklifi tek bir milletvekilinin çılgınlığı, bir hezeyanı olarak görmek de mümkün değil. Çünkü Eldad’ın sunduğu bu öneriyi aralarında Ehud Barak, Binyamin Ben Eliezer ve İzak Herzog’un da bulunduğu 53 milletvekili daha destekliyor. Yani İsrail parlamentosu neredeyse topyekün bir şekilde bu ırkçı tasarıya yaşam bulmaya çalışıyor. Öneriye karşı çıkan az sayıdaki milletvekillerinden biri olan Savunma eski Bakanı Amir Peretz, böyle bir teklifin komisyona kadar ulaşmasını skandal olarak nitelendiriyor ve bunun İsrail’in ulusal çıkarlarına büyük zarar vereceğini söylüyor. Teklif çok kısa zamanda Knesset’in Dışişleri ve Savunma Komisyonu’nda da ele alınacak. Kabul edilir mi edilmez mi bilinmez ama bu öneri İsrail’in utanç veren tarihinde yeni bir sayfa olarak yerini alacak. Görünen ise, yaptığı tüm katliamlara karşı Batıdan aldığı sonsuz desteğe güvenen İsrail’in artık hiçbir insanlık değerini kabul etmediği.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: