Yekta Güngör Özden |
İnatçı iktidarın anayasa değişiklikleri için kimilerini yanına çekmek üzere ödünlerle sonuç almak istediği sezilmektedir. Deniz Baykal’ın yerel seçimler nedeniyle giriştiği açılımlar(!)dan sonra güneydoğu şirinlikleri ilerde nelere malolacağını, ne getirip götüreceğini, nelerle karşılaşılacağını gösterecektir. Milletvekillerinin Anayasa’nın 14. maddesi gereği dokunulmazlıkları dışında kalan suçlardan yargılanmalarını önlemek için “bile-i şeriye” türü yeğlenen yöntem, geleceğe ilişkin iyi belirtiler vermemektedir. PKK’nın saldırılarını, DTP’lilerle medyadaki sözcü ve yandaşlarının istekleri, yurtdışından tehditleri ve önerileri gözetilirse Cumhurbaşkanının “tarihî fırsat” ve “zaman geçirilmemeli” sözleri ürkütmektedir. Başbakanın alışılan zikzakları, afra-tafrası, esip gürlemesi ve kendilerinin yaptıklarını unutturup başkalarını suçlaması boyut değiştirmekte, Cumhuriyetin kuruluşuna, hattâ öncesine uzanmaktadır. Sorumluların, kendilerinin kimlerin ardılı olduğunu unutarak, eksik ve yanlış tarih bilgisiyle, kimi konularda tam bilgisizlikle eleştirilere kalkışması yeni sorunlar yaratmaktadır. Azınlıklara karşı anlayış musevilerin İspanya’dan kovulup Türkiye’ye gelmeleriyle, Fatih’in 36 kiliseden altısını açık tutmasıyla, padişahların annelerinin yabancı olmasıyla, Osmanlı döneminde bile önemli makamlarda, orduda önemli rütbelerde görev almalarıyla anlayışlı biçimde yürütülmüştür. Balkan olayları, Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı kıyımları, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndaki düşmanlıkları, Atatürk’ün Büyük Söylevi’nde belgeleriyle anlattığı olaylar (nitekim günümüzdeki istek ve dayatmalarla dış destekleri aynı tehlikeleri çağrıştırmaktadır), kuruluş dönemindeki sakıncalı tutumlarıyla alınan önlemler, dışarıdaki Türklere karşı düşmanca uygulamalar kimi zorunlu işlemleri gündeme getirmiştir. Avrupalıların yaptıklarını bırakıp cumhuriyeti cumhuriyet olmaktan çıkaran 1950 sonrası iktidarının neden olduğu üzücü olaylarla tüm sistemi faşistlikle suçlamak günümüz faşistliğini örtmek çabası olarak değerlendirilebilir. Kimlerin alkış tuttuğu, kimlerin sevindiği, kimlerin savunduğu, medyanın bilinen kalemleriyle cumhuriyet ve Atatürk karşıtlarının haince yorumları gözetilirse amaç daha iyi saptanır. Bugün iktidar karşıtlarına yönelik uygulamalar, suçlamalar, işlemler, yaklaşımlar azınlıklara yapıldığı söylenenlerin kat kat fazlası, ağırıdır. Medeni Yasa’nın (önceki 743 no.lu cumhuriyet yasası) önsözünde Mahmut Esat Bozkurt imzalı gerekçenin sonunda azınlıkların Adalet Bakanlığı’na başvurarak Lozan’daki haklarından vazgeçtiklerini bildirmeleri, Lozan Barış Antlaşması, milletvekili seçilmeler ve daha nice oluşumlar başbakanın sözünün zamansız, gereksiz, tartışılan olayla ilgisiz ve anlamsız yanlarını ortaya koymaktadır. Başbakan dikkatsiz, özensiz konuşmakta, sözünün nereye gideceğini, nasıl kullanılacağını kestirememektedir. 27 Mayıs Devrimi’nin 49. Yıldönümünü 27 Mayıs Millî Devrim Derneği Başkanı Hüseyin Avni Güler’in özverili çabalarıyla düzenlediği etkinlikler ve birkaç yazı dışında değerine uygun biçimde kutlanmamış, anılmamıştır. Sonuçlarıyla tam bir devrim olan harekâtı darbe göstermek çabası zamanın iktidarının ardıllarıyla günümüz iktidarının kesişen anlayışının sesi olmuştur. Harekâta neden olanlar, gerektiren olaylar unutulmuş, kazınılanlar inkâr edilmiş, suçlular suçsuz, suçsuzlar suçlu gösterilerek tarih karartılmak istenmiştir. Günümüz sorunlarını unutturmak için 50 yıl önceye dönme oyunu bir siyaset becerisi olarak sunulmakta, kendini kullandıran kimi ne idüğü bilinen medya ilgililerinden yararlanılmaktadır. Kim ne derse desin 27 Mayıs Atatürkçülüğe, özü dönüşün, demokrasi savaşımının olayıdır. Kazandırdığı anayasa bir anıt anayasa idi. O günleri yaşamayanların, olayların içinde bulunmayanların, siyasal yanlılıkla gerçekten kaçanların, yalancıların söylediklerine aldırmamak gerekir. Tarih en büyük, en yanılmaz yargıçtır. Sınırlarımıza ve topraklarımıza ilişkin gerçekçi, yararlı, yurtsever yaklaşımın, gerekli özenin açıklanması olan mayın düzenlemesine muhalefetin olumlu sonuçlanması beklenmektedir. Ama bir kişinin dudaklarına hapsedilen demokrasi, Başbakanın elinde toplanan iktidar gücü buna olanak verecek midir, kuşkusu da yaygındır. Çelişkiler Türkân Saylan’a yönelik terbiye, ahlâk, akıl dışı eleştiriler ve yalanlar adam olan herkesi üzecekken hâlâ insanlıkdışı yayınlar görülmekte, duyulmaktadır. En son Beşiktaş-Galatasaray karşılaşmasında asılmak istenen pankarta engel olunması ilgililerin yüzkarası sayılacak bir tutumdur. Dicle Üniversitesi’nde önceleri AKP’nin milletvekili adaylığına soyunan Rektörün yönetiminde, Diyarbakır Müftüsünün de konuştuğu öğrenilen “Nebiler, Sahabiler, Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır” konulu bir sempozyum gerçekleştirilmiştir. Gelenekselleştirileceği söylenen sempozyumun konularının dinsel ağırlığı, üniversite ortamlarının kötüye kullanılmasının bir örneği olarak karşılanmıştır. Düzenleyicisinin Diyarbakır Valiliği olduğu anlatılan sempozyumun üniversite çatısı altında ele alınan konuları açılımların(!) yönünü ve amacını açıklamaktadır. Bursa’nın Yıldırım İlçesi’ndeki Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’nde çıkan yangın bu tür olaylara ilişkin özensizliği yeniden gündeme taşımıştır. Sorumluların geçiştirici açıklamaları yaşanan acıları gidermemekte, artırmaktadır. Hekimler için öngörülen tamgüne ilişkin yasa tasarısının da tepkilere neden olacağı açıktır. Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu’nun 25 Mayıs günü Türk-Japon Vakfı salonunda düzenlediği ödül töreni Atatürkçülük konusunda düşüncelerin açıklanıp yinelenmesine, iktidar ve yandaşlarının karşıtlıklarının eleştirilmesine, Atatürkçü Türkiye aydınlanmasına katkı verenlerin dayanışmasına vesile olmuştur. Federasyon Başkanı Dursun Atılgan’ın, ödül alanlarla verenlerin anlamlı konuşmalarının beğeniyle karşılandığı tören dayanışma ve güçbirliğinin renkli bir ortamı sayılmıştır. Özlem Hukuksal yönden kimi sorunlara, kimi sorulara, kimi eleştirilere neden olan Ergenekon soruşturmasında tutuklananların bilinen kişilikleri, tanık olunan eylemleri, açıklanan düşünceleri, konumları ve tutumlarıyla suçlamalarla bağlantılarına olasılık verilmemektedir. Bu nedenle bir an önce özgürlüklerine kavuşup tutuksuz olarak yargılanmalarının yapılmasında çok yönlü yarar görülmektedir. Aydınlığa, görevlerine, sevenlerine kavuşmaları dileğimizi yineliyoruz. Kitap Yeni yayınlarıyla aydınlanmaya katkısını sürdüren Bilgi Yayınevi, Emin Çölaşan’ın “Sakıncalı Gazeteci” adlı 19. kitabını okuyuculara sunmuştur. Çölaşan’ın yaşadığı son olayları yanları ve ilgilileriyle anlatan kitabı medyayı daha iyi tanımak için okunması gerekli anlatımları içermektedir. Önceki vali ve milletvekillerinden Mahmut Yılbaş’ın Ödev adlı yeni kitabı da yaşanan siyasal olaylar ve Atatürkçü duruş yönünden okuyanları yararlandıracak bir çalışmadır. Şaban Ali Yaşar’ın “Deneyimlerinden Süzülenler” adlı kitabını da okuyucularımıza öneriyoruz.
|