Morales kamulaştırmaya devam ediyor
Seçimlerde enerji şirketlerini tamamen millileştireceğini vaadeden Evo Morales, 2006’de iktidara geldiğinden beri yoksul halka verdiği sözü tutmayı sürdürüyor.
Ülkenin petrol ve doğal gaz şirketlerini kamulaştırmaya başlayan Morales, bununla ilgili bir kanun çıkartmış, yabancı şirketlerin de çıkardıkları petrol ve doğal gazın işlenmesi ve satılmasını devlete ait olan Fiscales Boliviano şirketi elinde toplamıştı.
Yasaya karşı gelen yabancı şirketlere de, iktidara geldiği yıl 1 Mayıs kutlamalarında halkın karşısında, “ya bize katılın ya da ülkeyi terk edin” diyerek 1 Mayıs’ın tüm ezilen dünyada olduğu gibi Bolivya’daki anlamını ortaya koymuştu: Emperyalizme karşı olmak, emeğini ve vatanını ona karşı savunmak.
Geçtiğimiz günlerde de benzer bir gelişme yaşandı. Morales askeri birliklere emir vererek BP’nin yan kuruluşu olan İngiliz-İspanyol ortak sermayeli BP Air petrol şirketine el koyarak kamulaştırdığını açıkladı.
Morales, Chavez’in “hidrokarbon yasası”yla yapmaya çalıştığını ülkesi Bolivya’da da gerçekleştiriyor. Bolivya için hayati önemi olan enerji kaynaklarına ait tüm hakların Bolivya halkına ait olması gerektiğini belirteren Morales, tüm enerji halkalarının hükümetin elinde oluncaya kadar, başta ABD ve onların Bolivya’daki işbirlikçilerini oldukça rahatsız eden bu kamulaştırmalara devam edeceğini bildiriyor.
|
Berlusconi masummuş;
her şeyi solcular tertiplemiş

Burlusconi'nin Haremi

Naomi Letizia
|
Yaptığı birbirinden rezalet gaflarla ve ilişkileriyle gündeme gelen Silvio Berlusconi bu kez baltayı taşa vurmuşa benziyor. Çünkü geçtiğimiz hafta eşi tarafından açılan boşanma davasıyla karşı karşıya kaldı.
Berlusconi’nin sürekli olarak kadınlara yönelik iltifatlarından vazgeçmeye niyetinin olmadığını gören eşi Veronica Lario en sonunda avukatlarına boşanma işlemlerine başlamaları için talimat vermiş.
Veronica’nın bu kararı almasında, Berlusconi’nin geçen ayki Avrupa Parlamertosu adaylarını İtalya’nın şov dünyasında boy gösteren kadınlardan seçmesinin etkisi olduğu tahmin ediliyormuş. Medya’da “Berlusconi’nin Haremi” haberiyle çıkan olayda Berlusconi’nin adayları dizi oyuncuları olan Eleonora Gaggioli, Camilla Ferranti, spor programı sunucusu Barbara Matera ve BBG yıldızı Angela Sozio’dan oluşuyor.
Sadece bu değil tabiki. En son olarak Berlusconi’nin Napoli’de 18 yaşındaki Noemi Letizia’nın doğumgününe katılmasının basına yansımasının da eşi Veronica için bardağı taşıran son damla olduğu söylenebilir. Berlusconi kendisini Noemi’nin ailesini tanıdığını ve bir dostları olarak doğumgünü partisine katıldığını söyleyerek savunmuştu ama bunun pek de inandırıcı gelmediği anlaşılıyor.
Bundan birşey elde edemeyince soluğu bir televizyon programında alan Berlusconi’nin söyledikleri ise eşinin solcular tarafından kandırılmış olduğuydu.
Avrupa Parlamentosu adaylığı için seçtiği kızlar hakkındaki haberlere de hepsinin eğitimli, üç yabancı dil bilen, meslek sahibi olduklarını belirtmiş. En sonunda da “bir de güzelseler suç mu?” demiş.
Berlusconi, hızını alamayıp faşist yüzünü de göstermeyi ihmal etmemiş. İtalya’da her dört kişinin üçünden oy almasının solcular tarafından hazmedilemediği için böyle bir tertibe kurban gittiğini belirtmiş.
Muhalefetin yanıtı ise Berlusconi’nin pisliklerinin altından kalkabilmek için yine sola saldırdığını belirterek şöyle bir cevap yayınlamış:
“Berlusconi muhalefeti suçlamaya devam ediyor. Kişisel yaşamını talk-show’a dönüştürdü. Maço bir zihniyet, kadınlar, para... Bizler ciddi insanlarız. Başbakan sol ve sol basını hedef alan komplo teorilerine son vermeli.”
Her şeyin altında “sol”u arayan faşist zihniyetin en aşağılık olanlarından birini ortaya koymuş oldu Berlusconi.
Berlusconi basında çıkan fotoğraflara bir kez daha bakarsa kızların Berlusconi amcalarının dizinin dibinde değil, dizlerinin üzerinde olduklarını farkedecektir.
Olay, onu çekemeyen solun tertibiymiş. Çüşş derler adama!
|
Batı dualarındaki “Barbar Türk”ler

Martin Luther |
Hani Batı’daki Türk düşmanlığını anlatan ve bir olay vardır ya, Hıristiyan kadınlar çocukları yaramazlık yaptığı zaman onları korkutmak ya da uyutmak için “Attila geliyor!” derlermiş.
En son yapılan bir araştırma esnasında Almanya kaynaklı arşivlerde, 16. yüzyıl Almanya’sındaki Türk korkusu ve Türk düşmanlığını açıkça ortaya koyan belgelere ulaşılmış.
İncelenen yüz dua içinde dönemin reformist din bilimci ve filoloğu Martin Luther’in duaları, Türk düşmanlığını çok net ortaya koyuyor. Martin Luther’in adını Avrupa’da yaşanan Rönesans ve Reform dönemlerinde görebiliyoruz. Ortaçağ Avrupasında İncil’in çevirisini yapan ve çoğaltan Luther, Katolik kilisesinin baskısına karşı yeni bir mezhebin de kurucusu olmuştur: Protestanlık.
Luther, kilisenin engizisyonuna ve keyfi afarozlarına karşı bir aydınlanma savaşçısı gibi gösterilmeye çalışılsa da, Papa’dan sonraki en büyük düşmanı Türkler’di.
Batının İsam tehlikesinden korunması için Türklere karşı savaşmanın her Hıristiyanın görevi olduğunu yazmıştı. Öte yandan Avrupa’da yaşanan aydınlama, doğunun sömürüsüyle de birlikte yürüdü.
İşte dinde reforma giden Luther’in dualarından iki örnek:
“Tanrım yardımcı ol bize sözlerinle. Papa’nın ve Türkler’in cinayetini engelle. Senin oğlun olan İsa’yı isterler, senin tahtından indirmeyi.”
“Her şeye kader Tanrı baba, biz şeytana, Papa ve Türklere karşı hiç günah işlemedik. bu nedenle onların bizi cezalandırmaları için ne hakları ne de güçleri vardır. Ama sen onları öfkenin değneği olarak bizlere karşı eğer istersen kullanabilirsin...”
|
“50 yıldan beri kulakları tıkalı,
dilleri 12 metre”
Bu söz Ahmedinejad’a ait. Geçen haftalarda Cenevre’de düzenlenen BM Irkçılık Konferansının en çok konuşulan ismi olan Ahmedinejad, Suriye ziyaretinden sonra da konuştuklarından dolayı da epey tartışılacağa benziyor.
Suriye’yle birlikte Latin Amerika’yı da ziyaret etme planı olan Ahmedinejad, şimdilik Latin Amerika gezisini iptal etmiş. Ancak eminim ki, Suriye’de Esad’la görüşmesindeki sarfettiği sözlerin aynısını Chavez’in, Morales’in ya da Fidel’in yanında da söyleyebilir.
Görüşmeye damgasını vuran temel mesele, konferansta olduğu gibi İsrail’in Filistin’deki katliamları ve Siyonizm.
Ahmedinejad, Siyonizmi hedef alan konuşmasının protesto edilmesine aldırmadan görüşlerini dile getirmişti ve şimdi Suriye’de de Esad’la birlikte buna devam etti.
Esad tarafından bölge istikrarının yararına olarak belirtilen görüşmede ikili ilk olarak İran-Suriye stratejik ilişkilerini, ikinci ve daha da önemlisi Ortadoğu üzerine hayata geçirilmeye çalışılan emperyalist projeye karşı bölgenin bağımsız bir şekilde kendi kararını alabileceği bir noktaya gelebilmesi üzerine konuşmuşlar. Ahmedinejad daha önceleri iki ülkenin aynı cephede olduğunu belirtmişti.
Son günlerde yaşanan ortak gelişmeler de var. Örneğin hem İran hem de Suriye’de kısa zaman önce PKK’ya yönelik operasyonlar yapıldı. İran PJAK’a yönelik bir askeri operasyon düzenledi; Suriye’de de bazı kentlerde PKK ile ilişkisi olan yaklaşık 200 kişi tespit edilip yakalandı.
Esad, İran’ın nükleer faaliyetleri hakkında Suriye’nin tavrının net olduğunu, İran’ı bu konuda sıkıştıranların İsrail’in “nefrete dayalı nükleer programı” hakkında tavır almadığını belirtti.
Ahmedinejad da yaptığı konuşmada Suriye ve İran’a yıllarca baskı uygulandığını, öte yandan iki ülkenin bölgenin ve bölge halklarının çıkarlarını koruduklarını şöyle belirtmiş:
“Siyonistler Gazze’ye saldırdı. Kadın çocuk demeden öldürdüler. Acımasız medyaları Filistin halkına, işgale direndikleri için ‘terörist’ diyor. Onların demokrasi anlayışı bu. Onlar yıllarca hürriyet diye bağırdılar. Onlar bizim kutsal değerlerimize saldırdılar. Bizim peygamberimize saldırdılar. Onlara sorduğumuzda ise ‘hürriyet, düşünce özgürlüğü’ dediler. Ancak Cenevre’deki konuşmama tahammül edemediler...
50 yıldan beri kulakları tıkalı, dilleri 12 metre. Dilinizi tutun ve kulaklarınızı iyi açın... Nil’den Fırat’a kadar bir ülkeden bahsediyorlardı. Şimdi ise çevrelerine duvarlar örmeye başladılar.”
Bu sözler Gaze’deki katliamlar için pişman olmadığını ve de özür dilemeyeceklerini belirten ve Hitler’den sonra en katliamcı kişilik olarak Ahmedinejad’ı gösteren Peres de iyi bir cevap olmuş oldu.
|
Gürcistan’da sular durulmuyor:
Savaş, tatbikat ve darbe
Gürcistan’da sular durulmuyor. İlk olarak geçen yıl Ağuos ayında Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yaptığı saldırıdan sonra bölgede gerilen ortam, bugünlerde de yine aynı gerginliği yaşıyor.
Gürcistan’da iktidarı aldıktan sonra ABD tarafında yer alan Saakaşvili, ülkeyi ABD-Rusya çatşmasının merkezi haline getirmiş, en son örneği de yine Güney Osetya’ya saldırısı olmuştu,
Bugünlerde düzenlenen ve yirmi üç ülkenin katıldığı NATO tatbikatına ev sahipliği yapan Gürcistan, aynı güne denk gelen bir ayaklanmayla karıştı.
Tatbikatın yapılacağı yer oldukça anlamlı. ABD’nin etki alanındaki Gürcistan, ayrıca ABD’nin tarihsel Kafkas Seddi projesi için de bölgesel olarak stratejik bir basamak. Rusya’nın sınırlarına tatbikat süresince on bin asker yığması da tatbikatın özel bir amaçla yapıldığını başından itibaren belli ediyor.
Tatbikat bir gün önce yapılacak bir darbenin kamera kayıtlarının bulunması üzerine başlayan operasyon için Gürcistan yönetiminin düğmeye basmasıyla birlikte başkent yakınlarındaki Mukrovani Askeri Üssü’nde de ayaklanma çıktı.
Operasyona dayanak olan görüntülerde Saakaşvili muhalifi emekli bir asker, darbe planını anlatıyorken görülüyormuş. Plana göre ayrıca Rusya’nın da 5000 askerle destek vereceği, başarılı olunursa da Saakaşvili’nin devrilerek Gürcistan’ın Rusya’ya bağlanacağı da ele geçirildiği iddia edilen kayıtlarda geçiyormuş.
Operasyon’dan sonra çıkan ayaklanma üssün komutanının tutuklanmasıyla sona erereken, darbeyle bağlantılı olduğu öne sürülen Saakaşvili muhalifi emekli askerlerden ve sivillerden oluşan yaklaşık elli kişinin de gözaltına alındığı ve 23 kişinin tutuklandığı duyuruldu.
NATO tatbikatını engellemek için ve Gürcistan’da iktidarın devrilmesi için yapılacağı planlanan darbenin altında kimin olduğu sorusuna Gürcistan cephesi doğal olarak Rusya’yı işaret etti.
Rusya tarafı yaptığı açıklamalarda Gürcitan’daki olaylarla kesinlikle ilgisi olmadığını öne sürdü. 9 ay önceki Osetya savaşından sonra böyle bir tatbikatı provokasyon olarak niteleyen Rusya, tatbikattan duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti.
Peki darbe planının altında gerçekten kim var?
Amerikancı Gürcistan Rusya’yı işaret ediyor, ama olay Saakaşvili muhaliflerine yönelik tatbikat ortamında ve ele geçirildiği öne sürülen darbe planlarının görüntüleriyle Amerikancı bir tertibe de benzemiyor değil.
|
Sadr Türkiye’de
Irak’ta Şii direniçilerin lideri Mukteda El-Sadr, yaklaşık iki yıldan sonra ilk defa kamuoyu önüne çıkmış oldu.
Türkiye’ye İran’den gelen Sadr, bir ülkenin devlet başkanı ya da başbakanı misali Gül ve Tayyip’le görüştü. Görüşme, Türkiye’nin Irak’taki tüm dinamiklerle görüştüğü öne sürülerek meşrulaştırılmaya çalışıldı. Tayyip ve Gül’le yaptığı görüşmelerde Sadr, ABD’ye ve dış güçlere karşı kültürel, siyasal ve ekonomik direnişin devam edeceğini ancak silahlı direnişi bıraktıklarını açıkladı.
Daha önce Türkiye’de, Hamas lideri Halid Meşal’i de devlet başkanı gibi ağırlayan Tayyip, onu merulaştırmış ve ona adeta danışmanlık yapmıştı. Bugün de silahlı direnişi bıraktığını söyleyen Sadr’a Irak parlamentosunda yer almaları gerektiğini iletmiş. Neden mi? Irak’ın toprak bütünlüğü için. Saddam sonrası bölünmüş Irak’ın durumunun ABD planları dahilinde mevcut şekliyle kalmasının diplomasisi yapılıyor bu sıralar.
Sadr, Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri operasyonlarına karşı olduğunu belirtmişti. Babası Saddam yönetimine karşı isyan ettiği için idam edilmiş birisi. Şimdi Sadr, Irak nüfusunun yarısından fazlasının desteğini almış görünse de Şeriatçlık hiçbir zaman emperyalizme karşı tutarlı bir mücadele seçeneği olamayacağı için başarısızlığa ve dolayısıyla Irak’ı ve Iraklıları emperyalizmin insafına terk etmeye mahkum. Bir de Sadr’ın tüm dünyada ABD tarafından aranıyor olmasına rağmen nasıl oluyor da Türkiye’de bu kadar rahat Gül ve Tayyip’le görüşebildiği merak konusu oldu.
Amerika’nın da görüşmelerden haberi olduğuna göre, bu görüşme Tayyip’in yeni bir ödevi olsa gerek. Nasıl ki Azerbaycan’la aramızı bozdu ve Ermenistan’la daha katlettiği Türklerin kanları kurumadan kırk yıllık dost oluverdiysek.
Hazır kabine de değişti, artık dış politika bol görüşmeli ve bol açılımlı geçecek gibi görünüyor. Ama ABD kiminle isterse.
|
|