04.05.2009/Sayı:234
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Emperyalizmin haritasını yırtmak

Emperyalizmin haritasını yırtmak

Bunun emperyalizmin en az 93 yıldır değişmeyen planı olduğunu tespit etmemiz gerekli. Bundan tam 93 yıl önce
9 Mayıs 1916’da yapılan İngiliz, Fransız ve Rus delegelerinin yazışmalarıyla tamamlanan gizli anlaşma bugün yaşananların aslında o günden hayata geçirilmeye çalışıldığının belgesini oluşturuyor.
Anlaşma metinlerinde imzası olanlar; Çarlık Rusyası Dışişleri Bakanı Sazanoff, Fransa’nın Rusya Elçisi Paleolouge ve İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’di.
Anlaşma ise tüm irtibatları sağlayan biri İngiliz, diğeri Fransız iki diplomatın adlarıyla tarihe geçecekti.
Mark Sykes ve George Picot üstlendikleri kritik görevle Sykes-Picot Anlaşması’nın isim babaları oldular.
Yukarıdaki haritada Sykes-Picot anlaşmasına göre
İngiliz (Kırmızı), Fransız (Mavi) ve Rus (Pembe) hakimiyet bölgeleri ile Fransız mandasında kalan yerler ile İngiliz mandasında kalan yerler görülmektedir.

Ermenistan önünde boyun eğmek

Son bir ayın gelişmeleri yıllardır planlanan ve pusuda bekletilen tüm emperyalist tezgahların bir özeti gibi aslında. Bir taraftan Türkiye, Kürt bölücülüğünün son sürat ilerlediği günlerden geçiyor, bir taraftan da Ermenistan önünde boyun eğen AKP iktidarı Türkiye’nin bu en önemli meselesinde de kırmızı çizgileri paspas ediyor. Ermenistan karşısında Türkiye’nin teslimiyetçi iktidar elinde oyuncak olmasının son adı “yol haritası” oldu. ABD Başkanı Obama geldiği andan itibaren zaten yapacaklarını açıkça ifade ediyordu. Türkiye’de tüm siyasiler yaranma çabası içinde kıvranırken onun tavrı ABD’deki seçim kampanyası sırasında neyse Türkiye’ye geldiğinde de aynısı oldu. ABD açıkça Kürtlere özerklik isteğini vurguluyor ve Ermeni iddialarının tanınarak, sınırın açılmasını istiyordu. İşte “yol haritası” da bu emperyalist planın Ermenistan kısmının adı oldu.

Ankara yıllardır işgalciliği ve yayılmacılığı yüzünden tecrit ettiği Ermenistan’la ilişki kurdu ve “yol haritası” üzerinde alelacele anlaşıldı. “Yol haritası”nın tek anlamının Ermenilerin tüm istekleri karşısında boyun eğmek demek olduğu açık. Fakat “yol haritası”nı ve Ermeniciliği aklamaya çabalayanlar da boş durmuyor.

Türkiye’ye dayatılanları yeterli bulmayan Taşnak Partisi’nin, Ermenistan’da hükümetten çekilmesi Ermenici cepheyi sevindirdi. Bunun ardından bizim Ermeniciler propagandaya başladılar. Demek “yol haritası” o kadar doğruymuş ki Ermeni fanatikleri, Taşnaklar buna karşı çıkıyorlarmış. Burada aklımıza Kıbrıs’ta Annan Planı tartışmalarının yapıldığı dönem geliyor. O sıralarda Kıbrıs’tan Türk’ü silmenin yolu olan Annan Planına karşı çıkanlar arasında Rum fanatikler de vardı. Fakat onların karşı çıkma nedeni planın Türklere yeterince zarar vermediğini, yetersiz olduğunu düşünmeleriydi. Bugün Ermenistan’da da benzer bir olay tekrarlanıyor. “Yol haritası” Ermenilerin tüm taleplerinin önünü açıp, Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyor. Taşnakların buna karşı çıkmalarının nedeni de Kıbrıs Rumlarıyla aynı. Onlar da yetersiz buluyorlar. Türkiye’nin daha çok zarar görmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Bir taraftan Türkiye teslim alınırken diğer taraftan da Azerbaycan satılıyor ve Rusya’nın kucağına itiliyor. Bizim işbirlikçilerin sevgili Obaması da Erivan’da Ermenilerin soykırım yerine kullandıkları “büyük felaket” tanımlamasını kullanarak AKP’nin çanına ot tıkıyor. Ermeniler ise o meşhur tanınma, tazminat ve topraktan oluşan “üç T” formüllerinin ilk kez bu kadar hayata geçmeye yakın olduğuna seviniyorlar. Emperyalizmin Ermenistan’ı genişletme planı tıkır tıkır işliyor.

PKK’ya teslim edilen sınırlar

Ermenistan cephesinde durum buyken diğer taraftan Kürtçülük de beklenenin çok üzerinde güçlenmiş ve pervasızlaşmış durumda. 29 Mart seçimlerinde DTP’nin oylarını ciddi oranda artırması ve daha önceleri alamadıkları illerde belediye başkanlıklarını kazanmasının Kürtçülüğün ulaştığı boyut açısından ciddi bir gösterge olduğunu yazmıştık. Türkiye’nin çok önemli bir kısmı artık açıktan PKK’nın egemenliğine girmiş bulunuyordu. Gerçi bu durum DTP’nin, Obama’ya verdiği özerklik mektubu tartışmalarıyla da sabitti ama yine de aslında korkulacak bir şey olmadığının propagandası basında ve siyasette devam etti. Biz “sınırlarımızı PKK’ya teslim ettiler, Türkiye fiilen bölündü” diye uyarırken CHP gibi partiler AKP’ye karşı muhalif oylar arttı diyerek DTP’nin ve PKK’nın yükselişini alkışlamayı tercih etmişti.

Onlar açısından Türkiye’nin güney ve doğusundaki kara sınırının neredeyse tümünün PKK’nın elindeki belediyelere teslim edilişinin bir önemi yoktu. Türkiye’nin bir kısmının tamamen Kürt bölgesi konumuna gelmesinin de anlamı yoktu. Fakat emperyalizmin tarihsel bölme ve kuşatma planının farkında olan bizler uyarmaktan vazgeçmedik. Uyarılarımızda ne kadar haklı olduğumuzu kanıtlayansa ilginç bir isim oldu. DTP Milletvekili Pervin Buldan, yaptığı açıklamalarla herkesi dehşete düşürmüştü!

Buldan açık konuşmuştu: “29 Mart seçimlerinde Kürdistan sınırlarını belirledik. Yani Van’ı aldık, Siirt’i aldık. 86 yıllık geleneği bozarak Iğdır’ı aldık. Hakkari’de yüzde 90’lara varan oy oranına ulaştık. Açıklama yaptılar ‘Iğdır’ı aldılar, Ermenistan sınırına dayandılar. Oyları belediyeyi tehditle aldılar’ dediler. Biz halkımızın gücüyle seçimleri aldık”.

Yani birilerinin iddia ettiği gibi DTP’nin seçim sonuçlarını algılayışı hiç de basit değilmiş. Adamlar açık açık “Kürdistan sınırlarını çiziyoruz” diyorlar ama bunun karşısında Türk milletinin uyanmaması için azami çaba sarf ediliyor. Pervin Buldan bunları son derece bilinçli söylemiştir. Fakat bizce eksik olan bir şey var. Çizilen sadece “Kürdistan haritası” değil…

Karşımızda daha geniş kapsamlı bir plan var.

ABD, Kafkas Seddi haritasını çiziyor

Seçim sonuçlarının ve DTP’nin ilerleyişinin Kürt devletine doğru atılmış önemli bir adım olduğu doğru ama bu tablonun sadece bir parçası. Aslında adım adım çizilen harita Türkiye’yi toptan kuşatan Kafkas Seddi haritasından başkası değil. Bunu çizen de bizzat ABD’nin kendisi.

Olguları alt alta sıralayalım.

Bir tarafta tarihindeki en avantajlı konuma geçmiş olan Ermenistan var. AKP’nin çabalarıyla inisiyatif kazanan Ermenistan, aynı zamanda PKK’yla sınırdaş olmuş, fiziksel temas sağlamış durumda.

Ermenistan’ın hemen yanı başındaki PKK’nın silahlı ve siyasal varlığı artık tüm doğu ve güneydoğumuzu denetler konumda. PKK’nın arkasındaki ABD-AB desteği bu konumunu daha da sağlamlaştırıyor. Fiili olarak bu bölgenin Kürt özerk bölgesi olarak ilan edilmesine sadece birkaç aşama kaldı.

Hemen güneyimizde ise Kuzey Irak’ta kurulmuş bulunan Kürt yönetimi var. Barzani’nin kontrolündeki bu bölgenin de askeri dayanağını ABD oluşturuyor. Irak’ın kendisi ise Talabani’nin Kürt rejiminin elinde Türkiye’nin karşısında duruyor.

Biraz daha aşağılara indiğimiz zamansa ortadan artık tamamen kaldırılmış Filistin’i ve nihai amaçlarının kıyısında duran İsrail’i görüyoruz. İngilizlerin yüz yıllık Kafkas Seddi bugün kurulmak üzere. Bu kez işin başında İngiltere yerine ABD’yi görüyoruz. Fakat Ortadoğu’yu sömürgeleştirmenin tek yolunun Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’yla bağlarını kesecek bu projeden geçtiğini bilen emperyalizm planın özüne dokunmadan yeni uygulamasına geçmiş bulunuyor. Emperyalizmin İsrail-Kürt-Ermeni ekseni bir kez daha devreye sokuluyor.

Sykes-Picot ve Sevr’den BOP’a: 93 yıldır değişmeyen plan

Gerçekten de karşımızdaki plan hiç de öyle yeni düşünülmüş ve ortaya çıkmış değil. Aksine bunun emperyalizmin en az 93 yıldır değişmeyen planı olduğunu tespit etmemiz gerekli. Bundan tam 93 yıl önce 9 Mayıs 1916’da yapılan İngiliz, Fransız ve Rus delegelerinin yazışmalarıyla tamamlanan gizli anlaşma bugün yaşananların aslında o günden hayata geçirilmeye çalışıldığının belgesini oluşturuyor. Anlaşma metinlerinde imzası olanlar; Çarlık Rusyası Dışişleri Bakanı Sazanoff, Fransa’nın Rusya Elçisi Paleolouge ve İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’di. Anlaşma ise tüm irtibatları sağlayan biri İngiliz, diğeri Fransız iki diplomatın adlarıyla tarihe geçecekti. Mark Sykes ve George Picot üstlendikleri kritik görevle Sykes-Picot Anlaşması’nın isim babaları oldular.

İngiltere, Fransa ve Rusya dönemin en önde gelen üç emperyalisti olarak “hasta adam” Osmanlı İmparatorluğu’nu artık daha fazla yaşatmamak gerektiği kanısına varmışlardı. 1914 yılında I. Dünya Savaşı’na ittifakla giren bu devletler savaşın sonunda ne yapacaklarına karar vermişlerdi. Fakat bu durumda da Osmanlı’nın mirasının paylaşılması bir problem olarak karşılarında duruyordu. Gizli anlaşma bir taraftan bu bölüşmenin planlarını ayrıntılarıyla yaparken diğer taraftan da daha önemli bir kararın da verilmesiydi. Bu da Türk milletinin Anadolu içlerine hapsedilmesi ve ardından da ortadan kaldırılmasının kararıydı.

Bir taraftan emperyalizmin iştahını kabartan Ortadoğu paylaşılmış, diğer taraftan da bölgenin en önemli direniş odağı olan Türk milletinin ekarte edilmesine karar verilmişti. Anlaşma ayrıntılı bir haritayı da içeriyordu. Bu haritaya göre Anadolu’nun Batı kıyılarını oluşturan ve Toros dağlarının ötesine kadar geçen kesim kırmızıyla işaretlenmiş ve İngiltere’nin “tam hakimiyetine” bırakılmışken, Suriye kıyıları, limanlarıyla Adana, Maraş, Antep bölgesi Fransızlara verilerek maviyle işaretlenmişti. A ve B bölgeleri olarak adlandırılan ama renksiz bırakılan kesimler ise yine İngiliz ve Fransızların dolaylı manda yönetimine bırakılacaktı. Kudüs ve çevresindeki bir kısım ise kahverengiye boyanmış ve ortak bir uluslararası yönetimin kurulmasına karar verildiği not düşülmüştü.

Anlaşmanın uygulama zemini bulması savaşın sona ermesiyle oldu. Mondros ateşkesinin ardından adı geçen emperyalistler bu bölgeleri işgal ettiler. Yalnız bu sırada 1918’in aralık ayında Musul, Fransa’nın bölgesinden İngiltere’nin bölgesine aktarıldı. Böylece Halep, Hama, Şam gibi bugünkü Suriye’yi oluşturan bölge Fransız mandasına geçerken, Musul, Bağdat ve Basra olarak ayrılmış eski Osmanlı vilayetleri Irak mandası adıyla İngiltere’nin eline geçmiş oldu. Sevr ise bu planın daha da netleşmesi ve meşruluk kazandırılması anlamına gelecekti.

Sevr’e göreyse İzmir, Trakya ve neredeyse Batı Anadolu’nun tümü Yunanlılara, Güney Anadolu’daki kırmızı bölge İtalyanlara ve Fransızlara bırakılıyordu. Doğu Anadolu’da ise bağımsız bir Ermeni devleti ile özerk bir Kürdistan’ın kurulması kararlaştırılıyordu. Sevr’de Türk’ü yok etme ve Kafkas Seddi daha da açık görülebiliyordu. Tabi hepimizin bildiği gibi Atatürk’ün ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızın sayesinde emperyalistler planın bu kısmını asla uygulayamadılar.

Fakat tam başarı sağladıkları yerler de vardı.

Araplar, Filistin ve Sykes-Picot

Sykes-Picot gizli anlaşmasının yapılmasının hemen ardından İngilizlerin ilk işi Mekke Şerifi Hüseyin’in liderliğinde Arap isyanının örgütlenmesi oldu. Araplar, İngilizler tarafından Osmanlı devletine ve Türklere karşı kışkırtılıyor, İngilizlerin kendilerine bağımsızlık vereceğine inandırılıyorlardı. Ayaklanmanın da desteğiyle İngilizler Osmanlı ordusunu Süveyş Kanalından, Filistin’den ve Suriye’den çıkardılar. İleriki yıllarda Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Abdullah’ın Irak ve Ürdün’de İngiliz kuklası krallar olarak taç giydikleri görülecekti. Haşimi ailesi olarak tanınan bu işbirlikçi ailenin Hicaz’da ise işleri o kadar iyi gitmeyecek, buraları başka bir işbirlikçi şeyh ailesi olan Suudilere kaptıracaklardı.

Tabi tüm bunlar olurken Araplar, İngilizlerin planlarının anlamını kavrayamamışlardı. Yıllarca sürecek sömürge idaresinin ardından işbirlikçi rejimlerin dönemi böylece açılmış oluyordu. Fakat Sykes-Picot planının Arapların başına sardığı asıl bela Haşimiler ya da Suudiler değil İsrail’di.

Sykes-Picot haritasında kahverengiye boyanan küçük bölge otuz yıl içinde Yahudilerin göçüne ve terörüne maruz kalacak sonunda da İsrail’e dönüşecekti. İsrail ise Araplar başta olmak üzere tüm Ortadoğu halkları karşısında emperyalizmin ileri karakolu olarak görev yapmaya halen devam ediyor.

Tarihsel ajan cephe: İsrail-Kürt-Ermeni ittifakı

Emperyalizmin Sykes-Picot ile başlayan Sevr’le devam eden planının uygulandığı haliyle bile yarattığı tahribatın büyüklüğü ortada. Bugün emperyalizm yeniden aynı planın peşine düşerken yanına yine aynı ajan unsurları alıyor.

Emperyalistler İsrail’i kurarken bin yıllardan beri Ortadoğu’yla inanç dışında bir ilişkileri kalmamış olan Yahudileri bölgeye yerleştirmekten kaçınmadı. Yahudiler yaşadıkları ülkelerin dillerine yakın diller konuşmalarına, oraların halklarına benzemelerine rağmen İbranice ve İsrail ulusu tarihi mezarından çıkarılarak hortlatıldı. Ermenistan ise yine bin yılı aşkın süredir tarih sahnesinden silinmiş olmasına karşın diriltilerek yaratıldı.

Kürtler açısından ise daha da özel bir uygulama yapıldı. Tarih boyunca bir Kürt devleti bulunmadığı gibi bugün kendisine Kürt diyenler arasında ne bir etnik soy bağı ne de dil birliği vardı. Avrupalıların Kürdoloji enstitülerinin elinde yapay olarak icat edilen “Kürtlük” bilinçli bir şekilde aktif bir ajan halka dönüştürüldü.

Neredeyse yoktan var edilerek yaratılan ajan cephe bugün yine Ortadoğu’nun ve Türk milletinin karşısına yok etmeye kurgulanmış olarak çıkarılıyor. Yaşadığımız dönem yeni Sykes-Picot anlaşmalarının yapıldığı ve yeni Sevrlerin hazırlandığı bir dönem. Emperyalizm aynı planı aynı aktörlerle karşımızda konumlandırıyor. Ve hedefte yine biz varız: Türkler…

Emperyalizmin haritasını yırtmak

Geçmişte Sykes-Picot ve Sevr haritaları olarak karşımıza dikilen emperyalist plan; bugün BOP haritası olarak dikilmektedir. O zamanlar bu tip planları az da olsa gizleme gereği duyan emperyalizm, bugün işini daha açıktan, gizlemeden yapıyor. Karşımızda Büyük Ortadoğu haritası olarak aslında Büyük İsrail, Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan haritaları var. Emperyalizmin haritaları…

1917 Ekim’inde Bolşevikler Çarlığı devirdiklerinde, sarayda gizli evrakların içinde Çarlık Rusyası’nın yaptığı gizli anlaşmaları bulmuşlardı. Sykes-Picot belgesi bunların en önemlisiydi. Lenin, ilk iş olarak 2 Kasım 1917’de gizli anlaşmaların tümünü açıkladı ve hiç birini tanımadıklarını dünyaya duyurdu. Lenin ve Bolşevikler Ortadoğu’ya olabilecek en önemli bilgiyi vermişlerdi: Emperyalizmin paylaşma ve yok etme haritasını.

Fakat bu haritayı yırtmak daha büyük bir devrimin eseri olacaktı. Atatürk’ün 1919’da başlattığı Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı ve devrimi her şeyden çok bunu başardığı için ezilenlerin tarihinde en baştadır. Emperyalizm ve ajanları aynı haritaları yeniden çizerken, aynı hain ittifak yeniden güçlenirken ve bir araya toplanırken Ortadoğu uluslarının önünde tek bir sorun durmaktadır; emperyalizmin haritasını yırtmak. Çünkü emperyalistin çizdiği her harita Ortadoğu’da da, Afrika’da da, Güney Amerika’da da sömürü, katliam ve kölelik anlamına geldi.

Sykes-Picot haritası, Sevr haritası, BOP haritası ya da “yol haritası”…

Çok da fark etmiyor.

Bu haritayı yırtmaya ant içmek herkesten de çok Atatürk’ün çocuklarının, biz Türklerin görevi.

Çünkü varoluşumuz bile buna bağlı.


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: