Ekin Akkol |
Obamacılar’ın “büyük felaket”i
Obama’nın Ermeni açılımı: “Büyük Felaket” Geçen haftanın gündemini Obama’nın 24 Nisan’da Ermeni meselesi hakkında yaptığı açıklama oluşturdu. Ancak Obama’nın 1915’te yaşananları “büyük felaket” olarak adlandırması konunun bir haftada kapanmayacak türden olduğunu gösterdi. Zaten bu mesele Türkiye’nin ve Dünya’nın gündemini uzun bir süredir işgal etmektedir. Aşağı yukarı ABD’de yapılan son başkanlık seçim sürecinden bu yana Obama’nın 1915’te yaşanan olaylar hakkında söylediği sözler dünya basınında yer buldu. 2008’in Kasım ayında gerçekleşen ABD seçimlerinin Türkiye’yi ilgilendiren kısmı başkan adaylarının Ermeni meselesi ve Kürt meselesi hakkında yapacağı açıklamalar olmuştu. Seçim dönemi Obama’da Türkiye-ABD ilişkilerini ilgilendiren bu iki konu hakkında görüşlerini ortaya koymuştu. O dönem hem Amerikan hem de uluslararası basının özellikle Ermeni meselesindeki sorularını yanıtlayan Obama bugünlere ışık tutuyordu. Tabii bunu görebilen ve anlayabilenlereydi sözleri. Hatırlayacak olursak seçim öncesi yaptığı bir açıklama çok netti; “Ermeni Soykırımı bir iddia, kişisel bir görüş ya da bakış açısı değil, tarihsel kanıtlarla desteklenen bir gerçektir. Amerika Ermeni Soykırımı hakkında cesurca konuşabilen ve tüm soykırımlara güçlü tepki gösterebilen bir lideri hak ediyor. Ben işte o başkan olmak istiyorum.” Katliamcı bir ülkenin 44. Başkanı seçilen Obama, şimdi her konuda cesurca konuşabilmektedir. Önce Türkiye’ye yaptığı ilk ziyarette TBMM’de Ermeni meselesinde “cesurca” konuştu, şimdi de kendi karargâhından konuşmaya devam ediyor. Ve diyor ki: “Bundan 94 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı. Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni’nin katli veya ölüme yürümesini anıyoruz. ‘Medz Yeghern’ (Büyük Felaket) Ermeni halkının kalplerinde yaşadığı gibi, bizim de anılarımızda yaşamaya devam etmeli. Tarih çözümlenmedikçe, çok ağır bir yük olabilir.” ABD’de her yıl 24 Nisan’da yapılan sözde Ermeni Soykırımı anma törenlerine bu sene Obama başkanlık etti. Acaba “soykırım” kelimesini kullanacak mı kullanmayacak mı tartışmaları arasında 1915’te yaşananlara “büyük felaket” diyen Obama, konuşması sonrası gelecek tepkileri beklemeye başladı. Dünya basınının da geniş yer verdiği açıklamaya aynı anda Türkiye’de de tüm gazeteler ve televizyonlar ilk gündem maddesi olarak yer verdiler. Genelde basında şaşkınlık havası hâkimken TÜRKSOLU olarak Obama’nın böyle bir açıklama yapmasını olağan karşıladık. Ancak nedense olağan karşılamayanlar da vardı. Bunların başını AKP, MHP ve CHP çekti. Hem iktidarın hem muhalefetin aynı anda tepki göstermesi şaşırtıcıydı doğrusu. Tabii şaşırmamızın asıl sebebi çok kısa süre önce Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın Meclis’te yaptığı konuşmayı dinleyenlerin bugün “büyük felaket” söylemine tepki gösterenlerle aynı kişiler olmasıydı. Obama sadece Ermeni Lobisinin sözünü dinler! Obama’nın gerçekleştirdiği Ortadoğu gezisindeki duraklarından biri de Türkiye’ydi. Türkiye’ye yaptığı ilk ziyarette TBMM’de yirmi beş dakikalık bir konuşma yaptı. Tüm taleplerini Meclis kürsüsünden dile getirdi. Ermeni meselesine de değinen Obama tavrının değişmediğini göstermişti. Obama Meclis’te yapacağı konuşmaya önceden hazırlanmıştı. Tabii hazırlık yapan sadece Obama değildi. Bugün Obama “büyük felaket” dedi diye tepki gösteren Tayyip, Baykal ve Bahçeli üçlüsü ve diğer milletvekilleri o gün Meclis sıralarında hazır kıta Obama’yı bekliyorlardı. Meclis kapısı aralandı ve Meclis Başkanı Köksal Toptan ile birlikte içeri giren Obama’yı istisnasız bütün milletvekilleri sandalyelerinden kalkarak ayakta alkışladılar. Hatta bazıları Obama’nın elini sıkabilmek için yarıştılar bile. Daha sonra kulaklıklarını takan vekiller Obama’nın yaptığı konuşmayı dinlemeye başladılar. Birçok konuda konuşan Obama’yı tepkisiz bir biçimde dinleyen vekiller, Ermeni meselesi hakkında söylediklerini de o gün sessiz sedasız dinlediler. Ne iktidar kanadından ne de muhalefet sıralarından tepki almadan sözlerini sürdüren Obama şöyle devam etti; “Her ülke geçmişi üzerinde kafa yormalı. Ve geçmişle hesaplaşmak daha iyi bir gelecek kurmamıza yardımcı olur. Meclis’te 1915’te trajik olaylar konusunda güçlü görüşlere sahip olunduğunu biliyorum. Bu konudaki görüşlerim üzerine çok yorum yapılmış olmasına rağmen, bu aslında Türkler ve Ermenilerin geçmişlerine nasıl baktıklarıyla ilgili. Türkler ve Ermenilerin ilerlemelerinin en iyi yolu da geçmişe dürüst, açık ve yapıcı şekilde baktıkları bir süreçten geçer.” Bugün “büyük felaket” diyen Obama o gün Meclis’te “trajedi” kelimesini kullanıyordu. Ermeni meselesinde herhangi bir trajedi yaşandığını kabul etmeyen biz Türkler gerçek bir trajediyi Türkiye Büyük Millet Meclis’i sahnesinden izledik. Meclis sıraları suskun Obama’nın konuşmasının bitmesini bekledi. Onlar konuşmanın bitmesini beklerken biz de bir Tayvan Meclis’i görüntüleri yaşanabilmesini istedik. Ya da en azından Irak’lı gazeteci El-Zeydi kadar tepki göstermelerini beklerdik. Çünkü bu sözler bir Türk’ün kabullenebileceği türden değildir. Ancak iktidarın ve muhalefetin hesapları farklıydı. Obama ile on dakika görüşmenin planlarını yapanlar için katil ordusunun komutanının emirlerine itaat edilmeliydi. Emirlerin bitmesini bekleyenler çıkışta sırayla Obama’yla beraber oldular. Obama’cılar için güzel bir gün daha sona ermişti. Bay başkanı iyi ağırladıklarından emin yola devam ediyorlardı. Ta ki 24 Nisan’daki Obama’nın konuşmasına kadar. 24 Nisan ertesi her şey değişmişti sanki. Bir gecede Obama’cılar metamorfoza uğramışlardı. Tepki mesajları arka arkaya verilmeye başlandı. Baykal; “Hayal kırıklığı. Bu, 1915’te yaşanan olayların yol açtığı karşılıklı insani trajedinin bütün tarafları kapsayacak şekilde değerlendirilmediğini bize göstermektedir. Bu durum üzüntü vericidir.” yorumunu yaptı. Tabii Baykal için hayal kırıklığı yaratan o kadar kitap hediye etmesine rağmen Obama Ermeni meselesinde ikna olmamıştır. Ama hatalı Obama değil Baykal’dır. Baykal’a tavsiyemiz bir daha ki görüşmede Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün İleri Yayınlarından çıkan Ermeni meselesinde Türk tezlerini savunan kitaplarından birini hediye etmesidir. Ama hediye etmeden önce kendisi okumalıdır. Çünkü Baykal, Obama’nın “trajedisini” kabul etmiş görünüyor. Baykal, Obama belki beni de bir gün görür, iktidar yapar diye uzlaşmacı açıklamalar yaparken muhalefetin diğer partisi MHP’den daha sert(!) bir açıklama geldi. Bahçeli; “Soykırımla eş kelime” diyerek Baykal’dan daha ileri bir duruş sergiledi. Özellikle MHP’ye yakın Yeniçağ gazetesi 24 Nisan’dan sonraki günlerde bu meseleyi manşetlerinden indirmedi. Hatta daha da ileri giderek Yeniçağ’dan on üç kişilik yazar kadrosu Obama’nın açıklamalarından önce Türkiye-Ermenistan sınırında bir yer olan Doğukapı’ya giderek durumu protesto etmişlerdi. MHP için bu kaçırılmayacak bir fırsattı, hazır milliyetçilik(!) söylemini kullanabilecekleri bir zemin oluşmuştu. Bahçeli’nin sözde milli davayı sahipleniyor tavrı, soykırımdır demesi, bize 22 Temmuz seçimlerinden önce meydanlardan urgan atma hareketini çağrıştırdı. O günde sert urgan atan Bahçeli daha sonra Ahmet Türk’ün karşısında önünü ilikleyip elini sıkmıştı. 29 Mart yerel seçimlerinde elini sıktığı PKK’lılara Ermenistan’la sınır ilimiz olan Iğdır’ı veren Bahçeli şimdi soykırım diye öksüre, aksıra bağırıyor. Aynı Bahçeli daha sonra Meclis’te “kurtluğundan” arınıp kuzu kuzu Obama’nın trajedi açıklamalarını da dinlemişti. Sonra on dakikalık aman efendim canım efendim görüşmesiyle Obama’ya ve tüm Amerika halkına sadakatini göstermişti. Tabii MHP için Obama’cılık Amerikancılığın dönemsel adıdır. Obama’dan önce Bush’çu oldular ondan öncede Clinton’cu. Tek bir değişmezleri vardı o da Amerika’ya itaat etmek. Şimdi bakmayın Ermeni meselesinde milli tavır alıyormuş gibi gözüktüklerine, aslında bunların selefleri de tarih boyunca hem Amerikancıydı hem de Türklüğü siyasete alet etmişlerdi. Obama’cılar açısından “büyük felaket” söylemi üzüntü vericiydi. Ancak bazılarının hala Obama ile ilişkilerini bozmak gibi bir niyeti yoktu. Obama’cıların çoğu uzlaşmacı bir tavır aldılar. Basında da bu aynı şekilde devam etti. İlk dikkati çeken medya diktatörü Aydın Doğan’ın Hürriyet’i oldu. Hürriyet 25 Nisan’da ki manşeti “Meds Yegerhn artçı şokları” olarak attı. Baykal gibi aynı üzüntüyü duyan Hürriyet, şok oldukları bu açıklamayı bir de Ermenice vererek ne kadar eleştirsek de Obama ne diyorsa kabulümüzdür çizgisini izlediler. Hatta Aydın Doğan’ın sağ kolu biricik Ertuğrul Özkök bile her konuda yaptığı “engin” yorumları Amerika söz konusu olunca yapamaz oldu. 24 Nisan’ı izleyen günlerdeki yazıları “büyük felaket’ten” bir hayli uzaktı. Doğan Medya’nın bu tavrı, Ciner’in çoktan seçmeli gazetesi Fatih Altaylı yönetimindeki Habertürk’te daha da kötü bir şekilde devam ettirildi. 25 Nisan’da Habertürk manşetini “Meds Yeghern’e sadece teessüf” olarak atmıştı. Altaylı’nın “Atatürkçü Obama”sı üzücü bir açıklama yapmıştı. Onlar da doğal olarak teessüflerini belirtmişlerdi. Ama olsun sonuçta Altaylı’ya göre Atatürkçü olmak için Ata’nın huzuruna çıkmak yeterliydi. Daha sonra ister “büyük felaket” de istersen soykırım fark etmiyor. O yüzden Altaylı, Obama’yı Atatürkçü yapabilme hesaplarının Amerikan Senato’sundan dönebileceğini düşünerek ancak teessüf edebiliyordu. Obama’cılar, bir yandan üzüntü duyup, hayal kırıklığına uğrarken diğer yandan Obama’nın değişmesini bekliyorlar. İstedikleri Obama ise Ermeni meselesinde de Türk tarafında yanında olandır. Ancak unuttukları bir Ermeni Lobisi gerçeği vardır. Hani Obama’yı başkan seçtiren Ermeni Lobisi ve onun talepleri. Ondan dolayı Obama’cılar daha çok üzüleceklerdir. Çünkü Obama’nın fikrinin değişmeyeceği gibi yardımcısının da, Dışişleri Bakanının da ve hatta Temsilciler Meclisi Başkanının da düşünceleri sabittir. Hepimiz Ermeniyizciler ‘Büyük Felaket’ten memnun Obama’nın “büyük felaket” açıklaması Türk medyasında iki tarafı da memnun etmedi şeklinde verildi. Memnun olmayanlardan biri Türklerdi, diğeri ise Ermeni Diasporası. Diaspora Obama’yı “soykırım” demediği için döneklikle suçladı. Diaspora bu tavrı alırken Obama’dan memnun olanlar da vardı. Onlar ise Diaspora’nın Türkiye temsilcileri, “Hepimiz Ermeniyiz” çetesiydi. Çetenin başını çekenlerden Baskın Oran ve Cengiz Çandar yazdıkları ve söyledikleri ile havalara uçtuklarını gösterdiler. Oran; “Biz özür metninde Ermenilerin 1915 olayı için Ermenice terimi kullanarak doğru yaptık. İki tarafın milliyetçileri de rahatsız oldu. Oysa bu terim her şeyi izah ediyor ve hiçbir şeye zarar vermiyor.” dedi. Geçtiğimiz aylarda birçok kendini Ermeni hissedenlerin imza atıp Türkler adına özür diledikleri kampanyadan sonra bu açıklama Baskın Oran’ı çok tatmin etmiş anlaşılan. Diğer bir haz duyan kişi ise Cengiz Çandar oldu. Obama Türkiye’ye geldiğinde methiyeler düzen Çandar, Obama’nın 24 Nisan açıklamasına bir Ermeni’nin gözüyle nasıl bakması gerektiğini yazmış: “(…) Kaldı ki, ‘Büyük Felaket’, yüz binlerce Ermeninin başına gelen durumun ‘nesnel’ bir açıklaması olmaktan gayrı, bir hayli de ‘nötr’ bir kavram sayılır. Anadolu’nun üzerine düşen bir ‘Büyük Felaket’ de söz konusu çünkü. Artık, ‘nesnel’ ve ‘nötr’ kavramlara da itiraz edeceksek vay halimize. Öyle bir tepki, asıl zihinsel olarak bir ‘büyük felaket’e uğradığımızı gösterir.” Anlaşılan zihinsel olarak büyük bir felakete uğrayan İkinci Cumhuriyetçi, liberallerin pusulası Amerikan menşeli olunca doğuda Ermenistan’ı gösterse de güneyde Irak’ı gösterse de değişen bir şey olmuyor. Tayyip nota veremez ama yanaktan okşatabilir Muhalefetin ve İkinci Cumhuriyetçilerin üzüntüleri, sevinçleri böyleyken iktidar kanadından gelen tepkiler de farklıydı. Tayyip ilk açıklamasını daha uzlaşıcı bir söylemle dile getirdi; “Normalleşme sürecini gölgede bırakacak açıklamalardan kaçınmak lazım” yorumunu yaptı. AKP iktidarı ile birlikte 2002’den bugüne “normalleşme” diyerek, tüm kırmızıçizgilerimizin pas pas edildiğini gördük. Önce Kıbrıs’ta milli dava kaybedildi. Yakın zamanda Irak’ta ayrı bir yönetim olduğu kabul edildi. Şimdi Ermenistan’ın tanınması kaldı geriye. Tayyip ve kadrosu bu konuda diplomatik temaslarını bir süredir sürdürmektedirler. Önce Abdullah Gül Türkiye-Ermenistan maçı için Ermenistan’a gitti ve orada katil Sarkisyan ile görüşerek “yakınlaşma” sağlamış oldu. Bu yakınlaşmanın bedeli ağır olacaktı tabii. Sınır kapısını açmak, soykırımı tanımak, toprak tazminatını ödemek Ermenistan’ın temel talepleriydi. Bu taleplere karşılıklı olumlu adımlar atılması gerektiğini Ermenistan toprakları üzerinde söyleyen Gül, ABD’ye ve Dünya basınına ilk sinyalleri vermişti. Bundan önce de Hrant Dink’in cenazesine tüm Ermeni cemaati gelsin diye vizeleri kaldırtan yine Abdullah Gül’dü. Bugün aynı Gül, Obama’ya tepkilidir; “Özellikle 1915’te hayatını kaybeden yüzbinlerce Türk ve Müslüman var. Hayatını kaybeden herkesin acısının paylaşılması gerekir.” diyerek bugüne kadar ABD’ye karşı sözde sert yapmış oldu. Gören de AKP, ABD ile tüm ilişkilerini kopartacak zannedecektir. Gül’den sonra Tayyip ilerleyen günlerde yaptığı açıklamalarla yine gündemden düşmedi. “Türkiye okşanacak, aldatılacak bir ülke değil” diyen Tayyip en “milli” tavrı almış oldu kendince. Ardından Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’e Ermeni meselesini “milli dava” olarak görüyoruz dedi. Tabii bu milli(!) söylemin arkasında belirli kaygılar vardır. Mesela Tayyip için Azerilerin yapacağı doğal gaz zammı epey endişe vericidir. Ondan sebep biz “milli davaya” sahip çıkıyoruz diye sesini duyurmaya çalışıyor. Tabii bu milli dava söylemi Tayyip için uzak söylemler değildir. Yakın geçmişte Kıbrıs içinde aynı kelimeleri kullanmıştı. Şimdi sormak lazım bizim ‘millici’ Tayyip’e, acaba Kıbrıs’ta savunulacak bir dava bıraktın mı? Aynı Tayyip tek dil, tek millet, tek bayrak diye her yere afişler astırtmıştı. Sonra TRT-6’nın açılışını Kürtçe konuşarak yapmıştı. Kısacası bunların milliyetçilikleri Pentagon’un dış kapısına kadardır. Obama’nın açıklamaları patlak verdikten sonra diğer bir tartışma konusu acaba Türkiye, ABD’ye resmi nota verecek miydi? Tabii nota deyince aklımıza Davos’ta yaşananlar geldi. O dönemde bir nota tartışması almış başını gidiyordu. Ancak Tayyip sadece one minute deyip Davos’u terk etmekle yetinmişti! Şimdi yine nota havarileri Tayyip’in ABD’ye resmi nota vermesini bekliyor. Tabii Tayyip beyden her şeyi beklemek kendisini de bu koşturmaları arasında yıpratacaktır. Ondan dolayı biz resmi nota gibi ağır işlerle uğraşmasını beklemiyoruz. Ama en azından bir yanağından hafifçe Obama’ya okşatabilmelidir, bu da Türk milleti olarak en tabii hakkımız olsa gerek…
|