13.04.2009/Sayı:232
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Tuğrul Çelik

Barbar Barack

 

Barbar Barack

Palin

Çizgi roman Karakteri olarak
Obama ve Palin

Obama Türkiye’den rüzgar gibi geçti... Mecliste yaptığı konuşmadan sonra iktidarından muhalefetine cümle milletvekili Obama’nın önünde “lütfen bir imza” der gibi sıraya girdiler. Öte yandan basın da Obama’yı, başkanlığa geldiği günü aratmayacak övgülerle karşıladı. Emperyalist Obama’dan bir “barış elçisi” Obama yaratıverdiler.

Bu işin Türkiye boyutu...

ABD’de yaşananlar da emperyalist Amerika ve onun bugünkü adı olan Obama gerçekliğini ortaya koyar nitelikte. Hem de işi popüler kültür şekline sokarak ve biraz da karikatürize ederek.

Devil’s Due isimli bir ABD’li yayınevi yeni bir çizgi roman serisi çıkarmaya hazırlanıyormuş. Serinin ilk romanının adı, “Barbar Barack’ın haklı cezası” olacakmış.

Çizgi romanın baş karakteri Barbar Barack, Obama’nın ta kendisi. Hikayede “Barbar Barack”, karşısındaki despotlara karşı mücadele veren ve ABD’yi kurtaran bir kahraman olarak gösterilecekmiş.

Serinin ikinci çizgi romanı ise “Obama: Ekonomik kurtarma paketinin peşinde” adıyla çıkacakmış. Bu hikayede de Barbar Barack, kurt derisinden kıyafetler giymiş biçimde resmedilen ve seçimlerdeki dişli rakiplerinden olan Sarah Palin olacakmış. Barbar Barack bu kez ülke içinde savaşacak yani.

Çizgi romanda eli baltalı bir barbar savaşçı olarak resmedilen Barbar Barack, daha eskilerde yayınlanan “Barbar Conan” karakterini hatırlatıyor.

Barbar Conan da ABD’li bir yazar olan Robert Erwin Howard tarafından yaratılmış bir fantastik karakterdi. Conan günümüzden 3200 yıl önce, yazarın Hiborya olarak adlandırdığı bir çağda, Atlantis’in batışından 8000 yıl sonra yaşamış Kimmerler kavminden dikkafalı, zalim, maceracı ve barbar bir savaşçıdır.

Barbar Conan hikayeleri de çoğu zaman şöyle başlar:

“Şunu bilin ki Prensim, kabaran okyausların ve onun görkemli kentlerini yutmasından hemen sonra, dünyada o güne kadar görülmemiş bir çağ başlamıştı.

Aryas’ın oğullarının doğduğu bu çağda, dünya üzerindeki bu imparatorluklar ve uygarlıklar, gökteki yıldızların mavi pırıltıları kadar dağınık fakat belirgindi. İşte bu sıralarda Kimmeryali Conan geldi. Çelik bilekli elinden kılıcını hiç bırakmayan bu kara saçlı, şahin gözlü yiğit, tüm imparatorlukları sandallı ayağının altında çiğnemek istiyordu.”

Conan’ın bu giriş cümlelerini biraz değiştirerek, Obama’ya uyarlayabiliriz:

“İşte bu sıralarda “değişim” diyerek geldi Obama”

Hatırlanacağı gibi “değişim” diyerek gelen Obama, Bush’un kaldığı yerden devam ediyor ABD’nin tüm planlarına.

Çizgi romanda Barbar Barack’ın düşmanları olan “despot”ların, üçüncü dünyanın ulus devletleri, onların başkanları ve ulusal kurtuluşçu liderleri olmadığını kim söyleyebilir?

“Ekonomik kurtarma paketinin peşinde” koşan Barbar Barack’ın başında olduğu ABD’nin, tüm ezilen ulusları kendine bağımlı kılmaya ve hatta yok etmeye yönelik sömürgeci politikalarına devam etmeyeceğini kim söyleyebilir?

Barbar Barack, ABD’de bir çizgi roman olarak çıkıyor olsa da, son Türkiye ziyaretinde de Obama’dan bir “barış gönülüsü” yaratılmaya çalışılsa da; “Barbar Barack” bir hayali - fantastik bir çizgi roman karakteri değil, bir gerçekliktir.

Tüm emperyalistler gibi bir barbardır!


Seçimi komünistler kazanınca...

 

Seçimi Komünistler Kazanınca...

Moldova’da ayaklanan AB yanlıları, Moldova
Parlamentosu ve Başkanlık Sarayına saldırdı.

Doğu Avrupa’nın en yoksul ükesi olan Moldova’da geçtiğimiz hafta yapılan genel seçimleri yüzde 50 oy alan Komünist Partisi kazandı. Muhalif üç partinin oyları da ancak yüzde otuz civarında kaldı. Yüzde elli gibi ezici bir oy oranıyla seçimi kazanan Komünist Partisi, aldığı oy oranı kadar etkili bir muhalefetle de karşılaştı. Komünistlerin seçimi kazanmalarından oldukça rahatsız olan AB’ciler, komünist partisi’nin seçimlere hile karıştırdığı iddiasıyla ayaklandı. “Moldova uyandı” ve “Avrupa’ya katılmak istiyoruz” sloganlarıyla Meclis ve Başkanlık binalarını basan AB’ci Liberal Demokrat Partili eylemciler, binanın mobilyalarını ateşe verip, bilgisayarları pencerelerden atarak büyük maddi zarara neden oldular. Sayıları 15 bini aşan faşistler, “kahrolsun komünistler” sloganlarıyla polis barikatlarına rağmen meydanı ateşe verdikten sonra durdurulamayınca, Devlet Başkanı Vladimir Voronin çareyi Batı ülkelerinden yardım istemekte buldu.

İsyanın komşu ülke olan Romanyalı milliyetçiler tarafından kışkırtıldığı iddiaları üzerine, Voronin Bükreş büyükelçisini geri çağırdı. Öte yandan göstericilerin ellerindeki AB bayrakları ve “kahrolsun komünistler”, “Avrupa’ya katılmak istiyoruz” sloganları tertibin arkasındaki gücü çok net ortaya koyuyor.

Solcuların seçimi kazanmış olması AB’ci faşistlerin kabullenemeyeceği bir şey olmuştur. Klasik “hile var” propagandasına sarılmakla yetinmeyip, meclisi basan ve etrafı ateşe veren zihniyet, klasik faşist zihniyettir.

Bu zihniyet bu kez Moldova’da hortlamıştır!


Putin geçim sıkıntısı mı çekiyor?

Dünyanın ABD gibi bir diğer emperyalist gücü olan Rusya’da, devlet başkanı Medvedev’in başlattığı “Temiz eller kampanyası” dolayısıyla üst düzey devlet yöneticilerine yıllık mal varlığı bildirimi uygulaması getirildi. Başta, Medvedev’in mal varlığını açıklamasından sonra Putin de mal varlığını açıkladı.

Putin’in beyanına göre mal varlığı şöyle: KGB’den emeklilik maaşı olarak aldığı yıllık 100 bin 600 ruble, 77 metrekarelik bir daire, bir otomobil park yeri, Moskova yakınlarında 500 metrekare arsayla 1960 ve 1965 model iki Sovyet yapımı otomobil.

Eşi Ludmila’nın hiçbir mal varlığı olmamasından dolayı da Putin’lerin tüm mal varlığı bunlardan ibaretmiş.

Devlet Başkanı Medvedev’in durumu da Putin’den pek farklı değilmiş. Dolayısıyla karşımızda en tepedeki yöneticileri “emekli maaşıyla zar zor geçinen” ve “fakirlik sınırında” olan bir Rusya görüyoruz.

Durum böyleyse, krizin Rusya’daki etkisi gerek Putin’i gerek de Medvedev’i ek iş yapmaya kadar götürür. Rusya’yı yönetmenin yanında Putin belki balıkçılık yapmaya da başlar ve tuttuğu balıkları Kremlin’in önünde açacağı bir tezgahta satar.

Malum, kendisi genellikle yarı çıplak bir şekilde balık tutarken poz vermeyi çok seviyor ya da fotoğrafçılar onu hep o şekilde yakalıyorlar. Bunu bilemeyiz, ama bildiğimiz şey Putin iyi kazanır:

Gel vatandaş, Başbakan’dan taze balık!


Berlusconi’den bir gaf daha...

Berlusconi'den tarihi gafGeçtiğimiz hafta İtalya’nın L’Aquilla kentinde yaşanan deprem, ardında yüzlerce ölü ve birlerce evsiz insan bıraktı. İtayla depremin yaralarını sarmaya çalışırken, depremin olacağının önceden tahmin edildiğinin ortaya çıkması, durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirdi.

Depremi birkaç hafta öncesinden tahmin eden İtalyan sismolog Gioacchino Giuliani, ilk sarsıntıların başladığı ocak ayından bu yana bulgularını internet sitesinde yayınlamış ve sonunda depremden önce bir hafta oyunca yetkilileri haberdar edip uyarmış. Halkı da hoparlör taktığı kamyonetinden evlerini terketmelerini söyleyerek uyarmaya çalışan bilmadamının sonu, Ortaçağ engizisyonunu aratmayacak şekilde oldu.

İtalyan yetkililerce deli muamelesi yapılan bilimadamının uyarıları dikkate alınmadı ve bulgularının internette yayanlanması engellendi.

“Uzmanı sallamama”nın sonucunda, yaşanan deprem geride yüzlerce ölü, onbinlerce de evsiz insan bıraktı.

Hadi bilimadamının kamyonetinden yaptığı “evlerinizi boşaltın” uyarısını bir kenara bırakalım, ama bilimsel çalımalara da kulak tıkanması, İtalyan yetkililerin büyük bir sorumsuzluğu.

Ama şunu da belirtmek gerekiyor ki, bilimi yol gösterici olarak görmek ilerici bir düşünce tarzıdır ve hayat görüşüdür. İtalya’nın bilim adamına yaptığı “deli muamelesi”ne, İtalya’nın daha önceki sayısız faşist uygulamalarının yanına eklenince, Berlusconi’nin İtalya’sından ancak bu beklenir diyor insan.

Peki Berlusconi’nin deprem sonrası söyledikleri ne oldu?

Depremden zarar görenleri ziyaret için gittiği şehirde “merak etmeyin bundan sonra deprem olmayacak” dedikten üç dakika sonra deprem oldu ve Berlusconi yaptığı gaflara bir yenisini daha ekledi.

Depremde evlerini yitirip çadırlarda yaşamaya başlayan felaketzede İtalyanlara da şunları öyledi:

“Hiçbir eksikleri yok. Sıcacık yemeklerini yiyorlar, tedavi oluyorlar. Başlarını soktukları yerler elbette ki geçici; ama bunu hafta sonu çadır tatili saymak lazım.” Berlusconi gibilerinin bu durum karşısındaki tavrına şaşırmamak gerekir. Çünkü bu lafları söyleyen adam daha önce başka yerlerde (kimi zaman dünyanın gözü önünde) şu gafları da yaptı:

“Playboyluk marifetlerim sayesinde buradayız. Zirvenin İtalya’da yapılması için, o dönem AB Başkanı olan Finlandiya cumhurbaşkanı güzel kadın Tarja Halonen’e kur yapmıştım.” (2005’te düzenlenen AB Gıda Zirvesi’nde)

“İtalya’ya yatırım yapın, harika kızlarımız var.” (Wall Street’te)

Berlusconi, yaptığı deprem tahminleri tutmadığı için müneccimlik yapamasa bile; bu son gafı bazı şeyleri iyi yaptığını gösteriyor.


Bir “sömürgeler enternasyonali” projesi: Bandung Konferansı

Bandung Konferansı

Bağlantısızların üç lideri Nasır, Tito ve Nehru
(soldan sağa).

Bundan 54 yıl önce 18-24 Nisan tarihleri arasında 1945’ten 1949’a kadar verdiği kurtuluş mücadelesinden sonra Hollanda egemenliğinden kurtulan Endonezya’nın Bandung şehrinde bir konferans düzenlerdi ve bu konferans gelecekte “bağlantısızlar” adını alacak bir siyasi akımın başlangıcı oldu.

Bandung Konferansı, yeni bağımsızlığını kazanan Asya ve Afrika ülkelerinin ABD ve Sovyetler karşısında varlıklarını ve bağımsızlıklarını korumak için bir birlik yaratma amacıyla toplanmıştı.

DP’li Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu tarafından temsil edilen Türkiye, NATO’nun temsilcisi gibiydi ve Türkiye’yi mazlum milletlerden kopardı. Konferansta en hararetli tartışma da Türkiye’yi temsil eden ve “uluslararası komünizm tehlikesi” karşısında tarafsızlığın zararlı olduğu tezinin öne sürerek NATO’yu öneren Fatin Rüştü Zorlu’nun karşısında, komünist yada anti-komünist tüm güçlere karşı tarafsızlığı savunan ve NATO’yu sömürgeciliğin en büyük koruyucusu olarak niteleyen Hindistanlı Nehru arasında geçmiştir.

Bandung Konferansı, tüm bu tartışmalar bir yana olmak üzere, “Barış içinde birarada yaşama” üzerine tanınan beş ilke üzerinde anlaşmaya vardı.

1- Devletlerin karşılıklı toprak bütünlüğüne ve hakimiyete saygı

2- Karşılıklı saldırmazlık

3- Karşılıklı iç işlerine müdahale etmeme

4- Eşitlik ve karşılıklı fayda

5- Barış içerisinde bir arada yaşama, konferansta alınan beş ilkeydi.

Başta Nasır olmak üzere, Tito, Nkrumah ve Cabral gibi ulusal kurtuluşçuların liderliğini yaptığı Bağlantısızlar Hareketi, tarafsız bir politikayla birlikte, Sovyet etkisinden uzak bir sosyalizm gerçekleştirdiler.

Altı yıl sonra konferans Yugoslavya devlet başkanı Tito’nun ve Nasır’ın öncülüğünde Belgrad Konferansı’yla “Bağlantısızlar Hareketi” adını aldı, amacını da “emperyalizme, sömürgeciliğe, yeni sömürgeciliğe, ırkçılığa, siyonizme ve her türden yabancı saldırısına karşı mücadele” olarak belirtti.

Bağlantısızlar’ın 1964’te ve 1970’te gerçekleşen ikinci ve üçüncü konferanslarında “bütün ülkelerin nükleer silahlardan vazgeçmesi, bütün yabancı üslerin tasfiyesi, devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmamaları, yeni sömürgecilik ve emperyalizme karşı çıkılması” karaları alındı.

Nasır’ın Mısır’ında yapılan ikinci toplantıya Latin Amerika’dan da ilk defa gözlemciler katıldılar. Bağlantısızlar Hareketi daha da genişledi.

Bağlantısızlar bugün 118 ülkeye ulaşmış durumda ve üye ülkeler dünya nüfusunun %55’ini, BM üyelerinin 2/3’ünü oyuşturuyor.

Bandung’dan nasıl “Bağlantısızlar” doğduysa, “Bağlantısızlar”dan da bir gün mutlaka sömürgeler enternasyonali kurulacaktır.


FARC’ın en talihsiz anı

FARC-EPKolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri (FARC-EP) Kolombiya’da yaklaşık kırk yıldır devrimci bir mücadele yürütüyor.

Chavez tarafından “Latin Amerika’nın İsrail’i” olarak nitelenen Kolombiya’nın işbirlikçi devlet başkanı Uribe’nin “önleyici savaş” ve “bölge dışı müdahele” politikalarının sonucunda, gerek Kolombiya’da gerek “bölge dışı müdahele”lerle Kolombiya dışında birçok FARC gerillası Kolombiya-ABD ortak operasyonlarıyla katledildi. Buna rağmen Kolombiya’nın üçte birini kontrol altında tutan FARC-EP’yi en çok vuran olay şüphesiz lideri Raul Reyes’in geştiğimiz yıl Ekvador sınırında bir köyde yine bir ABD destekli hava operasyonla yok edilmesi olmuştu.

FARC ile Uribe yönetimi arasında zaman zaman diğer Latin Amerika liderlerinin de aracı olmaya çalıştığı esir değiş tokuşu planları yapıldı, ama süreç her seferinde Kolombiya’nın yararına işledi.

Öte yandan FARC’ın dayanıklılığı Uribe’de bir takıntı haline gelirken, “FARC yanlısı” lafı, Uribe’nin içte ve dışta tüm muhaliflere karşı kullandığı bir suçlama haline geldi.

Raul Reyes’in katledilmesi de bu sürecin son noktasıydı.

FARC için takas süreci hiçbir zaman doğru bir yöntem olmadı; silahlı direniş ise Uribe faşizmine ve ABD emperyalizmine direnmenin biricik yöntemi. Fidel’in FARC’a “silahınızı asla bırakmayın” çağrısının önemi de bundan kaynaklanıyor.

Geçtiğimiz hafta FARC, Reyes’in katili olarak gördüğü Kolombiya Savunma Bakanı Juan Manuel Santos’tan intkamını almak isterken olmadık bir hataya imza attı.

10 FARC militanı, Santos’u öldürmek için bir suikast planı hazırlayıp uygulamaya koyarken, affedilmez bir hata yaptılar. Polis kıyafetleriyle ve polis araçları kulanarak gerçekleştirecekleri suikastte, araçların üzerindeki “polis” yazısını ters yazdıkları için, planlarını başaramadan yakalandılar.

Gerilla, hareketi içinde affedilmez bir hata yaptı. Silah bırakmamak kadar önemli bir konu da dikkati olmak.

Uribe için FARC’ın yok edilmesi demek, ABD’nin Küba ve Venezüella olmak üzere iki sosyalist ülkeye rahat rahat saldırma koşullarına sahip olması demek. O halde FARC sadece Kolombiya için değil, ilham aldığı Che ve Fidel’in Küba devriminin tüm Latin Amerika’yı kapsayan devrim mücadelesi anlayışı için savaşıyor.



Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: